Konusunu Oylayın.: İlmin fazileti hakkında kıssa öğrenmek istiyorum?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İlmin fazileti hakkında kıssa öğrenmek istiyorum?
  1. 27.Ekim.2010, 15:36
    1
    Misafir

    İlmin fazileti hakkında kıssa öğrenmek istiyorum?






    İlmin fazileti hakkında kıssa öğrenmek istiyorum? Mumsema ilmin fazileti hakkında kıssalar varmı onlardan yayınlasanız


  2. 27.Ekim.2010, 15:36
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Ekim.2010, 22:29
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: ilmin fazileti hakında kıssa öğrenmek istiyorum?




    İLMİN FAZİLETİ

    Resülüllah Efendimiz ( s.a.v.) buyurdular: İlim örgenin.Zira ilim Allah için ögrenmek ( Allah’tan ) korkmaktır. İlim talebi ( ögrenmeyi istemek ) ibadet, ( ilim ) müzakeresi tesbih, tahsili ( elde edilmesi ) ise cihaddır.

    Bilmeyenlere ilim ögretmek sadaka,onu ehline vermek de ( Allah’a ) yakınlıktır. Çünkü ilim, helal ve hramı gösteren işaretler ve cennetehlinin yollarının kandilleridir. İlim yalnızlıkta dost,gurbette arkadaş, yalnızlıkta konuşan ( yoldaş ), bollukta ve darlıkta yol gösterici, düşmanlara karşı silah, dostlar yanında zinettir.

    Allah, ilimle milletleri yükseltir ve onları eserleri anlatılan, yaptıklarına uyulan ve görüşlerine başvurulan iyilikte rehber kılar. Sohbetlerine melekler katılmak isterler,kanatları ile onları okşarlar. Yaş ve kuru ( her şey ), denizde yaşayan balıklar ve diger canlılar, karadaki yırtıcı ve diger hayvanlar,onlar için istigfar ederler. Çünkü ilim, kalplerin cehaletten hayat bulması, gözlerin karanlıktan aydınlanmasıdır.

    Kul, ilimle ( Dünyada ve ahrette ) hayırlı mevkilere ve yüksek derecelere ulaşır. İlim üzerinde düşünmek, oruç sevabına eşittir. İlim ögretmek geceyi ( namazla ) ihya etmeye denktir.

    Sıla-i rahim ( akrabalarla alaka ) ilimle devam ettirilir. İlimle helal haram(dan ayrılarak) bilinir. İlim amelin rehberidir. Amel, ilme tabi olur, uyar. İlim, bahtiyarlara ilham olunur ( verilir ), bedbahtlar ise ondan mahrum kalır.

    Hz. Hızır Ve Hz. Musa'nın Kıssasından Çıkarılacak Sonuçlar
    Kurtubî şöyle demiştir:
    Hz. Musa ile Hızır'ın kıssasından çıkarılacak önemli sonuçlar vardır. Şöyİe ki:
    Allah kendi mülkünde dilediğini yapar, mahlûkâtı hakkında onlara yarar ve arar verecek şekilde dilediği gibi hükmeder. O'nun fiillerini anlama ve hükümle-ine itiraz etme konusunda aklın bir fonksiyonu yoktur. Mahlûkâtın (insanların) ıiıun hükmüne rıza göstermesi ve teslim olması gerekir. Akıllar, rubûbiyetin ırlarmı keşfedecek güçte değildir. Onun verdiği hüküm hakkında "niçin" ve "na­il" soruları sorulamaz.
    Bu kıssa ile ilgili olarak iki çarpıtmaya da işaret edelim:
    1. Bazı cahiller bu kıssaya dayanarak Hızır'ın Hz. Musa'dan daha üstün ol-luğunu söylemişlerdir. Bu sözü ancak bu kıssayı anlayacak kadar düşüncesi gelişmemiş ve Allah'ın Hz. Musa'ya verdiği; risalet, onunla doğrudan konuşma, ;inde her şeyin hükmü bulunan Tevrat'ı indirme, Hz. İsa da dahil olmak üzere srailoğullarına gönderilen bütün peygamberlerin onun şeriatı ve nübüvvetinin lükmü ile yükümlü olmaları konularını anlayamayanlar söyler. Kur'an, Hz. Mu-a'nın bu üstünlüklerinin pek çok delilini sunmaktadır. Bu konuda şu âyet yeter­dir: "Ey Musa! Ben risaletimle (sana elçilik vermemle) ve seninle konuşmakla eni insanlar arasından seçerek üstün kıldım.[127]
    Peygamberler bölümünde Hz. Musa'nın fazileti ile ilgili yeterli açıklama ge­rçektir.[128]
    Hızır, nebi olsa bile, resul olmadığında görüş birliği vardır. Resul, nebiden laha üstündür. Hızır'ın resul olduğunu kabul etsek bile, Hz. Musa'nın risaleti daha büyük, ümmeti de daha çok olduğundan o daha üstündür. Hızır, olsa olsa İsraİloğuIlarmın peygamberlerinden biri ile aynı konumda olabilir ki Hz. Musa onların en üstünüdür.
    Hızır'ın nebi değil velî olduğunu kabul edersek, nebi veliden daha üstündür. Bu, aklen de naklen de kesin olan hususlardandır. Bunun aksini kabul eden kişi küfre girer, çünkü bu husus dinde zaruri olarak bilinen (herkesin bilip inanması gereken) hususlardandır.
    Hızır ile Musa kıssası yalnızca Musa'nın ibret alması için bir imtihan idi. .
    2. Zındıklardan bazıları, İslam şeriatının hükümlerini yıkacak bir yöntem be­nimseyerek şöyle demişlerdir: "Musa ile Hızır kıssasından anlaşıldığına göre di­nin genel hükümleri, zeka seviyesi düşük gene! halk kitleleri hakkında geçerlidir. Evliya ve seçkinlerin ise bu nasslara (âyet ve hadislerdeki hükümlere) İhtiyaçları yoktur. Onlardan istenen yalnızca kalplerine gelene uymalarıdır. Onlar hak­kında, kalplerine doğan şeye göre hüküm verilir. Çünkü onların kalpleri kirler­den temizlenmiş ve şer'î hükümleri anlatan kelimelerden boşalmıştır. Nitekim Hızır hakkında da böyle olmuş, o kalbine doğan ilimler sayesinde Musa'nın sa­hip olduğu şeriattan müstağni olmuştur. "İnsanlar sana fetva verse de sen fetvayı kalbinden al" şeklindeki meşhur hadis de bunu desteklemektedir".
    Bu söz zındıklığa ve küfre götürür. Çünkü bu, dinden olduğu kesin olarak bilinen bir şeyi inkar etmektir. Zira Allah'ın kanunu ve yürürlüğe koyduğu sö­züne göre; Allah'ın hükümleri ancak O'nunia halk arasında elçilik yapan pey­gamberler aracılığı ile bilinebilir. Bu peygamberler Allah'ın dinini ve hükümlerini İnsanlara açıklar. Nitekim Yüce Allah "Allah, meleklerden ve insanlardan elçiler seçer [129] "Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir [130] buyurmuştur. İnsanlara, peygamberlerin getirdiği bütün hükümlere itaat etmelerini emretmiş, onlara İtaat etmeye ve emrettikleri hükümlere yapışmaya teşvik etmiştir. Çünkü doğru yol ondadır. Bu konuda kesin bilgi ve İlk dönem âlimlerinin görüş birliği vardır. Peygamberlerin Allah'ın hükümlerini getirdiği yollar dışında, hükümleri bilmenin başka bir yolu bulunduğunu ve bu yolun peygamberlerin yoluna ihti­yaç bırakmadığını iddia eden kişi kâfirdir, öldürülür, kendisinden tevbe etmesi istenmez (yani tevbe etmesine müsaade edilmez).
    Hızır'ın yaptığı şeyin din ile çelişen hiçbir tarafı yoktur. Zalim bir kimsenin gemiyi gasp etmesini önlemek için geminin tahtalarından birinin sökülmesi, zalim kimsenin gasp tehlikesi geçince tahtanın yerine çakılması hem din hem akıl bakımından caizdir. Ancak Musa ilk anda görünen durumu dikkate alarak bunu yadırgamakta acele etmiştir. Müslim'in Ebû İshak'tan rivayetindeki şu ifade bunu açık olarak göstermektedir: "Gemiyi çalıştıran kişi tahtasının kmk olduğunu görünce onu tamir etti".
    Farklı şekillerde anlaşılmaya müsait olan durumlar yadırgamakta acele et­memek gerekir.
    Hızır'ın çocuğu öldürmesine gelince bunun, onun dininde caiz olması muh-temeîdir.
    Duvarı onarma ise kötülüğe iyilikle karşılık verme cinsinden bir fiildir.


  4. 27.Ekim.2010, 22:29
    2
    Silent and lonely rains



    İLMİN FAZİLETİ

    Resülüllah Efendimiz ( s.a.v.) buyurdular: İlim örgenin.Zira ilim Allah için ögrenmek ( Allah’tan ) korkmaktır. İlim talebi ( ögrenmeyi istemek ) ibadet, ( ilim ) müzakeresi tesbih, tahsili ( elde edilmesi ) ise cihaddır.

    Bilmeyenlere ilim ögretmek sadaka,onu ehline vermek de ( Allah’a ) yakınlıktır. Çünkü ilim, helal ve hramı gösteren işaretler ve cennetehlinin yollarının kandilleridir. İlim yalnızlıkta dost,gurbette arkadaş, yalnızlıkta konuşan ( yoldaş ), bollukta ve darlıkta yol gösterici, düşmanlara karşı silah, dostlar yanında zinettir.

    Allah, ilimle milletleri yükseltir ve onları eserleri anlatılan, yaptıklarına uyulan ve görüşlerine başvurulan iyilikte rehber kılar. Sohbetlerine melekler katılmak isterler,kanatları ile onları okşarlar. Yaş ve kuru ( her şey ), denizde yaşayan balıklar ve diger canlılar, karadaki yırtıcı ve diger hayvanlar,onlar için istigfar ederler. Çünkü ilim, kalplerin cehaletten hayat bulması, gözlerin karanlıktan aydınlanmasıdır.

    Kul, ilimle ( Dünyada ve ahrette ) hayırlı mevkilere ve yüksek derecelere ulaşır. İlim üzerinde düşünmek, oruç sevabına eşittir. İlim ögretmek geceyi ( namazla ) ihya etmeye denktir.

    Sıla-i rahim ( akrabalarla alaka ) ilimle devam ettirilir. İlimle helal haram(dan ayrılarak) bilinir. İlim amelin rehberidir. Amel, ilme tabi olur, uyar. İlim, bahtiyarlara ilham olunur ( verilir ), bedbahtlar ise ondan mahrum kalır.

    Hz. Hızır Ve Hz. Musa'nın Kıssasından Çıkarılacak Sonuçlar
    Kurtubî şöyle demiştir:
    Hz. Musa ile Hızır'ın kıssasından çıkarılacak önemli sonuçlar vardır. Şöyİe ki:
    Allah kendi mülkünde dilediğini yapar, mahlûkâtı hakkında onlara yarar ve arar verecek şekilde dilediği gibi hükmeder. O'nun fiillerini anlama ve hükümle-ine itiraz etme konusunda aklın bir fonksiyonu yoktur. Mahlûkâtın (insanların) ıiıun hükmüne rıza göstermesi ve teslim olması gerekir. Akıllar, rubûbiyetin ırlarmı keşfedecek güçte değildir. Onun verdiği hüküm hakkında "niçin" ve "na­il" soruları sorulamaz.
    Bu kıssa ile ilgili olarak iki çarpıtmaya da işaret edelim:
    1. Bazı cahiller bu kıssaya dayanarak Hızır'ın Hz. Musa'dan daha üstün ol-luğunu söylemişlerdir. Bu sözü ancak bu kıssayı anlayacak kadar düşüncesi gelişmemiş ve Allah'ın Hz. Musa'ya verdiği; risalet, onunla doğrudan konuşma, ;inde her şeyin hükmü bulunan Tevrat'ı indirme, Hz. İsa da dahil olmak üzere srailoğullarına gönderilen bütün peygamberlerin onun şeriatı ve nübüvvetinin lükmü ile yükümlü olmaları konularını anlayamayanlar söyler. Kur'an, Hz. Mu-a'nın bu üstünlüklerinin pek çok delilini sunmaktadır. Bu konuda şu âyet yeter­dir: "Ey Musa! Ben risaletimle (sana elçilik vermemle) ve seninle konuşmakla eni insanlar arasından seçerek üstün kıldım.[127]
    Peygamberler bölümünde Hz. Musa'nın fazileti ile ilgili yeterli açıklama ge­rçektir.[128]
    Hızır, nebi olsa bile, resul olmadığında görüş birliği vardır. Resul, nebiden laha üstündür. Hızır'ın resul olduğunu kabul etsek bile, Hz. Musa'nın risaleti daha büyük, ümmeti de daha çok olduğundan o daha üstündür. Hızır, olsa olsa İsraİloğuIlarmın peygamberlerinden biri ile aynı konumda olabilir ki Hz. Musa onların en üstünüdür.
    Hızır'ın nebi değil velî olduğunu kabul edersek, nebi veliden daha üstündür. Bu, aklen de naklen de kesin olan hususlardandır. Bunun aksini kabul eden kişi küfre girer, çünkü bu husus dinde zaruri olarak bilinen (herkesin bilip inanması gereken) hususlardandır.
    Hızır ile Musa kıssası yalnızca Musa'nın ibret alması için bir imtihan idi. .
    2. Zındıklardan bazıları, İslam şeriatının hükümlerini yıkacak bir yöntem be­nimseyerek şöyle demişlerdir: "Musa ile Hızır kıssasından anlaşıldığına göre di­nin genel hükümleri, zeka seviyesi düşük gene! halk kitleleri hakkında geçerlidir. Evliya ve seçkinlerin ise bu nasslara (âyet ve hadislerdeki hükümlere) İhtiyaçları yoktur. Onlardan istenen yalnızca kalplerine gelene uymalarıdır. Onlar hak­kında, kalplerine doğan şeye göre hüküm verilir. Çünkü onların kalpleri kirler­den temizlenmiş ve şer'î hükümleri anlatan kelimelerden boşalmıştır. Nitekim Hızır hakkında da böyle olmuş, o kalbine doğan ilimler sayesinde Musa'nın sa­hip olduğu şeriattan müstağni olmuştur. "İnsanlar sana fetva verse de sen fetvayı kalbinden al" şeklindeki meşhur hadis de bunu desteklemektedir".
    Bu söz zındıklığa ve küfre götürür. Çünkü bu, dinden olduğu kesin olarak bilinen bir şeyi inkar etmektir. Zira Allah'ın kanunu ve yürürlüğe koyduğu sö­züne göre; Allah'ın hükümleri ancak O'nunia halk arasında elçilik yapan pey­gamberler aracılığı ile bilinebilir. Bu peygamberler Allah'ın dinini ve hükümlerini İnsanlara açıklar. Nitekim Yüce Allah "Allah, meleklerden ve insanlardan elçiler seçer [129] "Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir [130] buyurmuştur. İnsanlara, peygamberlerin getirdiği bütün hükümlere itaat etmelerini emretmiş, onlara İtaat etmeye ve emrettikleri hükümlere yapışmaya teşvik etmiştir. Çünkü doğru yol ondadır. Bu konuda kesin bilgi ve İlk dönem âlimlerinin görüş birliği vardır. Peygamberlerin Allah'ın hükümlerini getirdiği yollar dışında, hükümleri bilmenin başka bir yolu bulunduğunu ve bu yolun peygamberlerin yoluna ihti­yaç bırakmadığını iddia eden kişi kâfirdir, öldürülür, kendisinden tevbe etmesi istenmez (yani tevbe etmesine müsaade edilmez).
    Hızır'ın yaptığı şeyin din ile çelişen hiçbir tarafı yoktur. Zalim bir kimsenin gemiyi gasp etmesini önlemek için geminin tahtalarından birinin sökülmesi, zalim kimsenin gasp tehlikesi geçince tahtanın yerine çakılması hem din hem akıl bakımından caizdir. Ancak Musa ilk anda görünen durumu dikkate alarak bunu yadırgamakta acele etmiştir. Müslim'in Ebû İshak'tan rivayetindeki şu ifade bunu açık olarak göstermektedir: "Gemiyi çalıştıran kişi tahtasının kmk olduğunu görünce onu tamir etti".
    Farklı şekillerde anlaşılmaya müsait olan durumlar yadırgamakta acele et­memek gerekir.
    Hızır'ın çocuğu öldürmesine gelince bunun, onun dininde caiz olması muh-temeîdir.
    Duvarı onarma ise kötülüğe iyilikle karşılık verme cinsinden bir fiildir.





+ Yorum Gönder