Konusunu Oylayın.: Hanefi mezhebi usul kitapları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hanefi mezhebi usul kitapları
  1. 23.Ekim.2010, 20:15
    1
    Misafir

    Hanefi mezhebi usul kitapları






    Hanefi mezhebi usul kitapları Mumsema hanefi mezhebi usul kitaplarının önemli olanları tarih sırasına göre müelliflerinin adları ve vefat tarihleri nelerdir?bu usul kitaplarından birinin özellikleri nedir?


  2. 23.Ekim.2010, 20:15
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    hanefi mezhebi usul kitaplarının önemli olanları tarih sırasına göre müelliflerinin adları ve vefat tarihleri nelerdir?bu usul kitaplarından birinin özellikleri nedir?


    Benzer Konular

    - Hanefi Mezhebi Fıkhı kitapları hangileridir?

    - Hanefi Mezhebi Usul Kitap isimler nelerdir?

    - Hanefi mezhebinin usul kitapları lazım

    - İslam hukuku: hanefi mezhebi usul kitapları

    - Hanefi mezhebi usul kitaplarının önemli olanlarının tarih sıralaması?

  3. 16.Temmuz.2013, 03:10
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hanefi mezhebi usul kitapları




    Hanefî Mezhebinin Meşhur Metin Kitapları -I


    Fıkhî mezheplerin tedvininin başladığı hicri II. asrın sonları ve III. asrın başlarında fıkıh kitaplarının delilli ve genellikle soru cevap şeklinde yazılmış geniş anlatımlı eserlerden oluştuğunu görmekteyiz. Hanefi mezhebinde İmam Muhammed’in telif ettiği Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve kendisinin görüşlerini içeren “Asl”, İmam Malik’in mezhebini aktaran “Müdevvene” ve İmam Şafiî’nin fıkhının yer aldığı“Ümm” bu tür kitaplardandır.

    Fıkhî mezheplerin teşekkülünden sonraki dönemde, her mezhebde, imamların/mezheb ulemasının fıkhın temel konularındaki görüşlerini bir araya getirebilmek ve bunların kolayca hıfzını sağlayabilmek için delillerden arındırılmış veciz ifadeli metin kitaplar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu metinler; ya bizzat mezhep imamlarının görüşlerinin yer aldığı kitapların ihtisar edilmesiyle vücut bulmuş ya da hem mezhep imamlarının hem de daha sonra gelen mezhep ulemasının görüşlerini içerecek şekilde yeniden tertip edilerek telif edilmişlerdir. Bu metinler içerisinden mezhebin görüşlerini en doğru ve sistematik bir şekilde aktaran kitaplar o mezhebde şöhret bulmuş ve bunlar üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır.

    Hanefî mezhebinin VIII. Asırdan sonra gelen âlimleri metin kitaplardan dört tanesine çokça itibar etmişler ve bunları “Mutûn-i Erbaa” diye isimlendirmişlerdir. Bu metinler, Muhtar, Kenz, Vikaye veMecmau’l-Bahreyn isimli eserlerdir. Müteahhir âlimlerden şu üç kitaba (“mutûn-i selâse”) itimat edenler de olmuştur. Vikaye, Kenz ve Kudûrî’nin “Muhtasar“ı.[1]

    Bu iki gruptaki aynı kitapları istisna ettiğimizde müteahhir âlimlerin beş metin kitaba çokça itibar ettiklerini görüyoruz. Bu kitaplar müelliflerinin vefat tarihlerine göre şöyledir.

    1. Muhtasaru’l-Kudûrî:[2] Ahmed b. Muhammed, Ebu’l-Hüseyn, el-Kudûrî’nin (428/ 1037) eseri olup bu beş metin içerisinde ilk önce telif edilendir. Yaklaşık 12 bin meseleyi ihtiva ettiği söylenen[3] eser, diğer klasik metin kitaplarda olduğu gibi kitap ve baplardan oluşur. Birinci kitap taharet, son kitap ferâizdir. Delillere çok az yer verilen, diğer mezheplerin görüşlerine ise hiç yer verilmeyen kitapta öncelikle mezhebin ilk imamı İmam Ebu Hanife’nin bulunduğu taraftaki görüşlere, daha sonra İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşlerine yer verilir.[4]

    Tertibi, üslubu ve zengin muhtevası sebebiyle Hanefi mezhebinde bir ders kitabı ve başvuru kaynağı olarak şöhret bulmuştur.[5] Kudurî’nin muhtasarı kendisinden sonra telif edilen birçok kitaba da kaynaklık etmiştir.

    Örneğin “Tuhfetü’l-Fukah┠sahibi Alauddin es-Semarkandî (539/1144-5) kendi zamanında kitabın çok meşhur olduğunu ve bazı kişilerin kendisinden bu kitapta zikredilmeyen meselelere yer vermek, oradaki müşkülatı açıklamak, taksim ve tafsilde bulunarak kitabın faydasını arttırmak maksadıyla yeni bir kitap yazmasını istediklerini belirtmekte ve onların istekleri doğrultusunda Tuhfetü’l-Fukahâ’yı telif ettiğini söylemektedir.[6]

    Burhaneddin el-Merğînânî (593/1197) mezhepte hayli meşhur olan kitabı “Hidaye”nin metnini (:Bidayetü’l-Mübtedî) İmam Muhammed’in “el-Camiu’s-Sağir”i ile Kuduri’nin “Muhtasar”ını kaynak alarak hazırlamıştır.

    Aşağıda bahsedeceğimiz gibi Mahmud b. Ahmed’in telif ettiği (673/1274) “Vikaye” de Hidaye’nin metninin bir muhtasarı olması sebebiyle Kudurî’nin dolaylı olarak kaynaklık ettiği eserler arasındadır.

    Yine aşağıda adı gelecek olan “Mecmau’l-Bahreyn” isimli eserin aslını kitabın başında müellifi İbnü’s-Sââtî’nin (693/1294) ifade ettiği gibi Kudurî’nin muhtasarı ile Ebu Hafs Ömer b. Muhammed en-Nesefî’nin (537/1142), mezhep imamları, İmam Malik ve İmam Şâfiî’nin ihtilaflarına dair kaleme aldığı“el-Manzumetü’n-Nesefiyye” oluşturmaktadır.[7]

    Görüldüğü gibi Kudûrî kendisinden sonra gelen kitapların hemen hepsinde tesir sahibidir. Bu sebeple sonra gelen metin kitapların ana kaynağını Muhtasar’ın oluşturduğunu söyleyebiliriz.

    Muhtasar’ın birçok baskısı yapılmıştır. Üzerine yapılmış birçok şerh de vardır. Bu şerhlerden ilki ve en önemlisi kendi talebesi Akta’ (474/1081) tarafından yapılmış olanıdır. Bu kitap mahtut halde olup henüz basılmış değildir. Fakat yurt içinde ve dışında üzerine yüksek lisans ve doktora çalışmalarının yapıldığını bilmekteyiz. İnşallah bu çalışmalar en kısa sürede sona erer ve kitap basılır. Bugün kitabın matbu şerhlerinden en yaygın olanı Abdulğani el-Ğüneymî (1298/1881) tarafından hazırlanan “el-Lübab fi Şerhi’l-Kitap” isimli eserdir.[8]

    2. Vikâye: Mahmud b. Ahmed’in telif ettiği (673/1274) bu kitap, baş tarafında Müellif’in ifade ettiği üzere Hidaye’nin meselelerinin bir muhtasarı olup torunun ezberlemesi için hazırlanmıştır. Torunu, usul-i fıkıhta meşhur Tenkîh ve onun şerhi Tavdîh kitaplarının sahibi Sadru’ş-Şeria Ubeydullah b. Mesud’dur. (747/1346) Kendisi daha sonraları dedesinin telif ettiği bu kitabı hem şerh hem de ihtisar etmiştir. Bu ihtisar “Nukâye” ismiyle meşhur olmuştur.[9]

    Sadru’ş-Şeria, kitaba yazdığı şerhin başında kitapla ilgili olarak şöyle demektedir:

    “Dedem kitabı (:Hidaye’nin meselelerini) ihtisar ediyor, ben de bir taraftan ezberliyordum. Kitabın ihtisarı bittiğinde benim de ezberlemem bitmişti. Kitabın nüshaları etrafa yayıldıktan bir süre sonra dedem kitapta bazı değişiklikler yaptı. Ben de bu şerhte metnin son halini esas aldım ki, kitabın diğer nüshaları buna göre düzeltilebilsin.”

    Sadru’ş-Şeria kitabı şerh etme sebebini anlatırken, kitabı ihtisar ettiğini, oğlu Mahmud’un bu ihtisarı ezberlediğini ve kendisinden ısrarla bu muhtasardaki kapalı yerleri de açıklayacak şekilde Vikaye üzerine bir şerh yazmasını istediğini, fakat şerh tamamlanmadan oğlunun vefat ettiğini belirtmektedir.[10]

    Bu sebeple Sadru’ş-Şeria’nın Vikaye üzerine yaptığı bu şerh aynı zamanda kendisinin Vikaye üzerine yaptığı ihtisarı “Nukaye”nin de bir şerhi sayılır. Sadru’ş-Şeria’nın bu şerhi tahkikli olarak basılmıştır.[11]

    Vikaye mezhebin meşhur kitabı “Hidaye”nin bir muhtasarı olması sebebiyle de mezhepte çok büyük itibar görmüştür. Kitabın 30’a yakın şerhi ve 60’a yakın haşiyesi vardır.[12]

    3. el-Muhtâr li’l-Fetvâ: Abdullah b. Mahmud b. Mesud el-Mevsılî (683/1284) tarafından telif edilmiştir. Müellif, gençlik yıllarında, sadece Ebu Hanife’nin görüşlerini içeren bir fetva kitabı hazırlaması talebine karşılık kitabı hazırladığını ifade etmektedir. Eğer meselede mezhebin diğer imamları Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ile Şâfiî mezhebinin kurucusu İmam Şafii’nin ihtilafları varsa meselenin sonuna ihtilaf eden kişinin rumuzunu koyarak buna işarette bulunmuştur. Daha sonra yine istek üzerine kitabını şerh ederek adını “el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtâr” koymuştur.[13] Kitap şerhiyle birlikte matbu haldedir.[14]

    4. Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn: İbnü’s-Sââtî, Ahmed b. Ali’nin (694/1295) eseri. Müellif bu eseri hazırlarken yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Kudûrî’nin “Muhtasar”ı ile Ebu Hafs en-Nesefî’nin “Manzume”sini esas almıştır. Müellif eserin başında ifade ettiği üzere, kitabında mezhep içindeki farklı görüşleri ve diğer mezheplerin görüşlerini verirken her biri için ayrı cümle yapısı ve fiil kipi kullanarak farklı bir metot denemiştir. Kitaba bizzat müellif ve diğer âlimler tarafından şerhler yazılmıştır. Kitap, en çok tutulan şerhi İbni Melek’ten yapılan alıntıların yer aldığı dipnotlarla birlikte 2005 yılında basılmıştır. [15]

    5. Kenzu’d-Dakâik: Abdullah b. Ahmed, Ebu’l-Berakât, en-Nesefî’nin (710/1310) telif ettiği eserdir. Müellif bu kitabı yine kendisine ait “Vâfî” isimli eserden ihtisar etmiştir.[16] Vâfi ise İmam Muhammed’in kitapları “el-Camiu’s-Sağir”, “el-Camiu’l-Kebir”, “Ziyadat”ın mesaili ve Kudûrî’ye ait Muhtasar[17] ile Ebu Hafs en-Nesefi’nin yukarıda adı geçen ihtilaflı meselelere dair telif ettiği manzumesinde yer alan meselelerden oluşmaktadır.[18] Ayrıca Vâfî’de ihtilaflara işaret eden rumuzlar vardır. Müellif kitabın başında ifade ettiği üzere Vâfî’deki bu rumuzları Kenz’e de koymuştur.[19]

    Kitap Osmanlı medreselerinde yıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. Üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır. Bunlardan en meşhurları Osman b. Ali ez-Zeylaî’nin (743/1343) “Tebyinu’l-Hakaik”i ile İbn-i Nüceym’in (970/1563) “el-Bahru’r-Raik” isimli şerhlerdir. Her iki şerh de basılıdır.[20]

    Bu beş kitap yukarıda da ifade ettiğimiz gibi müteahhir âlimlerin çokça itimat ettiği metin kitaplardır. Hatta âlimler bu metin kitaplarda geçen fetvaların şerhlerde geçenlere, şerhlerde geçenlerin ise fetva kitaplarında geçenlere tercih edildiğini söylemişlerdir. Fakat bu kesin bir kaide olmadığı için şerhlerde ve fetva kitaplarında yer alan görüşlerle fetva verildiğini gösteren açık bir ifade bulunması durumunda şerhlerde ve fetva kitaplarında tercih edilen görüşler metinlerde geçen görüşlere takdim edilir.[21]

    Bu sebeple metin kitaplarda geçen ve özellikle de mezhep imamlarına ait olmayan görüşlerin, tercih edilen görüş olup olmadığını bilmeden onunla fetva vermek doğru olmaz.

    Buna bir örnek kabilinden bu metin kitaplardan “Kenz”de ve “Gurerü’l-Hükkam”da geçen bir fetvayı verebiliriz.

    Bilindiği üzere Kuzey’e veya Güney’e doğru gidildiğinde 48 ile 66. enlem arasında yılın belirli günlerinde yatsı namazının başlangıç vaktinin alameti olan batı ufkunda şafağın kaybolmasından önce doğu ufkundan fecir doğmakta ve böylece yatsı vakti girmeden sabah namazının vakti gelmiş olmaktadır. İşte bu iki kitapta konuyla ilgili olarak “Yatsının ve vitrin vaktini bulamayanlara yatsı ve vitir namazı ile mesul değildirler“[22] denilmektedir.

    Bugün bu bölgelerde yaşayan bazı Müslüman kardeşlerimiz bu fetvaya dayanarak yatsı ve vitir namazlarını kılmamaktadırlar. Oysa bu konuda tercih edilen görüş, vakti gerçekleşmese dahi bu namazların kılınması yönündedir. Nitekim bu problemin yaşandığı bölgelerden biri olan Kazan’ın ünlü âlimi Şihabuddin el-Mercanî (1306/1889) bu konuda yazdığı“Nâzûratu’l-Hak fi Farziyyeti’l-İşâî ve in Lem Yeğibi’ş-Şafak”[23] isimli eseriyle Hanefî mezhebinde bu fetvanın mezhep imamlarına dayanmayan zayıf bir görüş olduğunu ispatlamıştır. Günümüz fetva komisyonları da bu namazların, vakitlerin birbirinden ayrıştığı en yakın bölgedeki namaz vakitlerine göre kılınması gerektiği yönünde fetva vermiştir.[24]

    Bu örnekte olduğu gibi bazı istisnalarla birlikte müteahhir âlimler bu metinlerde geçen fetvalara itibar etmişlerdir.

    Bu metinlerin ortak özellikleri ya -Kenz ve Muhtar sahiplerinin yaptıkları gibi- sadece Ebu Hanife’nin görüşünü zikretmek ya da diğer metin sahiplerinin yaptığı gibi çok az yer hariç hiç tercih yapmadan önce Ebu Hanife’nin görüşünü verip sonra varsa Ebu Yusuf ve Muhammed’in ihtilaflarına da yer vermektir.[25] Ayrıca bu kitaplarda sonraki dönem mezhep âlimlerinin mezhep imamlarının fetvalarına kıyasla vermiş olduğu bazı fetvalar da (:tahriç) bulunmaktadır. Fakat bu fetvalarla mezhep imamlarının fetvaları birbirinden ayrılmadan verilmektedir. Bu sebeple kitapta geçen fetvaların hangilerinin imamlara hangilerinin de diğer mezhep âlimlerine ait olduğunu anlamak zorlaşmaktadır.

    Bu beş kitap içersinde en çok Kudûrî, Kenz ve Vikaye‘ye itibar edildiğini ve ayrıca Kudûrî’nin kendisinden sonra yazılan metinler üzerinde mutlak tesir sahibi olduğunu görmekteyiz.

    Evet! Hicri VIII. asırdan sonra gelen âlimler nezdinde muteber olan metinler bunlardır. Bu kitaplar telif edilmeden önceki dönemlerde tercih edilen metinler ise Tahâvî (321/933), Hâkim Şehîd (334/945)Kerhî (340/951) ve bunların tabakasındaki âlimlerin kitaplarıdır.[26]

    Bu âlimler, mezhep imamlarına çok yakın bir dönemde yaşamış olmaları ve eserlerini yukarıda zikrettiğimiz metin sahiplerinden çok önceleri telif etmiş bulunmaları sebebiyle mezhebin sonraki nesillere ulaştırılmasında çok önemli bir rol üstlenmişlerdir. Yukarıda bahsettiğimiz metin kitapların telif edildiği dönemlere kadar bu âlimlerin kitapları mezhebde önemli bir mevkie sahip olmuştur. Fakat onların hazırladığı metinler içersinden bugün matbu olan sadece İmam Tahâvî’nin Muhtasar’ıdır. O da Hanefî mezhebine büyük hizmetleri geçen Merhum Ebu’l-Vefa el-Afğânî’nin büyük gayretleriyle sadece iki nüsha karşılaştırılarak basılmıştır.[27]

    Önemine binaen inşallah, bir başka yazıda bu âlimlerden üçünün; Tahâvî, Hâkim Şehid ve Kerhî‘nin muhtasarlarından bahsedeceğiz.

    Orhan Ençakar


    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Bkz. Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye fi Terâcimi’l-Hanefiyye, s. 106-07.

    [2] Muhtasaru’l-Kudûrî’nin tashih, kelime kelime çeviri ve açıklama notlarıyla birlikte tercemesini Abdulkadir Yılmaz hocayla birlikte tamamlamış bulunuyoruz. Bu çalışma Yasin Yayınevi tarafından “Kudurî Metin ve İzahlı Terceme” adıyla 2 cilt halinde basılmıştır.

    [3] Bkz. Katip Çelebi, Keşfü’z-Zunun, II, 1631

    [4] Bkz. DİA, XXXI, 65.

    [5] Kudûrî, metni hazırlarken hangi kaynaklardan istifade ettiğini belirtmemiştir. Fakat yapılan karşılaştırmalardan Ebu Cafer et-Tahavî’nin (321/933) “Muhtasar”ından çokça istifade ettiğinin anlaşıldığı söylenmektedir. (Bkz. DİA, XXXI, 65). Kudurî’nin Tahavî’nin muhtasarı dışında kendi bölgesi olan Bağdat’ta yaşamış ve döneminde Hanefîlerin reisi konumunda bulunan Ebu’l-Hasen el-Kerhî’nin (340/951) “Muhtasar”ından yararlanmış olma ihtimali de yüksektir. Zira Kudurî bu kitabı şerh etmiş ve şerhin başında Kerhî’nin talebesi Ebu Ali eş-Şâşî’den (344/955) “Bu kitabı ezberleyen, ashabımızın (mezhebi) en iyi zapt edeni ve yine bu kitabı anlayan, ashabımızın (mezhebi) en iyi anlayanı olacağı” sözünü nakletmiştir. (Bkz. Şerhu Muhtasarı’l-Kerhi, Köprülü Ahmed Paşa, No: 93) Kudurî’nin hakkında yukarıdaki sözleri naklettiği ve şerh ettiği bir kitaptan istifade etmemiş olması düşünülemez.

    [6] Alauddin es-Semarkandî, Tuhfetu’l-Fukaha, I, 5-6.

    [7] Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn, nşr., İlyas Kaplan (Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye/Beyrut/2005), s. 57.

    [8] Kuduri üzerine yapılan diğer şerhler için bkz. DİA, XXXI, 65. Ayrıca Mehmet Fatih Kaya Hoca’mızın Türkiye kütüphanelerinde bulunan Kudurî ve şerhleri hakkında hazırladığı henüz yayımlanmamış bir çalışması bulunmaktadır.

    [9] Bu eser, Daru’l-Hikme İlim, Araştırma ve Kültür Derneği’nde vermekte olduğum fıkıh seminerlerinde metin kitap olarak takip edilmektedir.

    [10] Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, (Müessesetü’l-Verrak/ 2006) s. 4-5.

    [11] Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, (Müessesetü’l-Verrak/ 2006).

    [12] Bu şerh ve haşiyeler için bkz. Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, Dirase kısmı s. 71-84.

    [13] Bkz. el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtar, nşr., Züheyr Osman (Daru’l-Erkam/Beyrut) I, 9-10

    [14] Geniş bilgi için bkz. DİA, XXIX, 487.

    [15] Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn, nşr., İlyas Kaplan (Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye/Beyrut/2005), s. 57-68. Ayrıca bkz. DİA. XXI, 190-91.

    [16] Bkz. Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009), s. 27.

    [17] Diyanet İslam Ansiklopedi’sinde Kenz’in kaynakları arasında Tahavi’nin Muhtasarı gösterilmiş, Kudurî’nin muhtasarından bahsedilmemiştir. (Bkz. XXV, 261) Doğru olan bu muhtasarın Tahâvî’nin değil de Kuduri’nin muhtasarı olmasıdır. Zira Kenz şarihlerinden Aynî, müellifin Kudurî’nin muhtasarından istifade ettiğini açıkça belirtmekte Tahâvî’nin muhtasarından bahsetmemektedir. (Remzu’l-Hakâik, I, 4) Kenz ile Kudîrî’nin ifadelerinin çok benzeşmesinden de bunu anlamaktayız. Zaten o dönemlerde telif edilen metinlerde –örneğin Mecmau’l-Bahreyn de olduğu gibi- Kudûrî’nin muhtasarında ve Ebu Hafs en-Nesefi’nin manzumesinde geçen meselelere yer verildiği görülmektedir.

    [18] Bkz. Katip Çelebi, Keşfü’z-Zunun, II, 1997.

    [19] Kitabın bu rumuzlarla birlikte yapılmış bir baskısı için bkz. Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009)

    [20] Kitap hakkında geniş malumat için bkz. XXV, 261-62.

    [21] Bkz. Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye, s. 106-07 (Dipnot).

    [22] Bkz. Ebu’l-Berakât en-Nesefî, Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009), s. 37; Molla Hüsrev, Dureru’l-Hukkâm fi Şerhi Ğureri’l-Ahkâm, s.52

    [23] Daru’l-Hikme’nin bu kitabı neşredeceğini daha evvel dergimizde duyurmuştuk. Abdulkadir Yılmaz Hoca’yla birlikte üzerine çalıştığımız bu kitabın şuan son okumaları yapılmaktadır. İnşallah çok yakın zamanda baskı aşamasına gelecektir.

    [24] Bazı fıkıh komisyonlarının konuyla ilgili verdiği fetva için bkz. Muhammed b. Hüseyin, Fıkhu’n-Nevâzil, (Daru İbni’l-Cevzî/2005) II, 152-61

    [25] Bkz. Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 4 (Kitabın mukaddimesi)

    [26] Bkz. Mercânî, Nâzûratu’l-Hak, Bağdatlı Vehbi Efendi, No: 451, s. 50; Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye, s. 106-07 (Dipnot).

    [27] Bkz. Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 9 (Kitabın mukaddimesi)
    DARULHİKME den


  4. 16.Temmuz.2013, 03:10
    2
    Moderatör



    Hanefî Mezhebinin Meşhur Metin Kitapları -I


    Fıkhî mezheplerin tedvininin başladığı hicri II. asrın sonları ve III. asrın başlarında fıkıh kitaplarının delilli ve genellikle soru cevap şeklinde yazılmış geniş anlatımlı eserlerden oluştuğunu görmekteyiz. Hanefi mezhebinde İmam Muhammed’in telif ettiği Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve kendisinin görüşlerini içeren “Asl”, İmam Malik’in mezhebini aktaran “Müdevvene” ve İmam Şafiî’nin fıkhının yer aldığı“Ümm” bu tür kitaplardandır.

    Fıkhî mezheplerin teşekkülünden sonraki dönemde, her mezhebde, imamların/mezheb ulemasının fıkhın temel konularındaki görüşlerini bir araya getirebilmek ve bunların kolayca hıfzını sağlayabilmek için delillerden arındırılmış veciz ifadeli metin kitaplar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu metinler; ya bizzat mezhep imamlarının görüşlerinin yer aldığı kitapların ihtisar edilmesiyle vücut bulmuş ya da hem mezhep imamlarının hem de daha sonra gelen mezhep ulemasının görüşlerini içerecek şekilde yeniden tertip edilerek telif edilmişlerdir. Bu metinler içerisinden mezhebin görüşlerini en doğru ve sistematik bir şekilde aktaran kitaplar o mezhebde şöhret bulmuş ve bunlar üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır.

    Hanefî mezhebinin VIII. Asırdan sonra gelen âlimleri metin kitaplardan dört tanesine çokça itibar etmişler ve bunları “Mutûn-i Erbaa” diye isimlendirmişlerdir. Bu metinler, Muhtar, Kenz, Vikaye veMecmau’l-Bahreyn isimli eserlerdir. Müteahhir âlimlerden şu üç kitaba (“mutûn-i selâse”) itimat edenler de olmuştur. Vikaye, Kenz ve Kudûrî’nin “Muhtasar“ı.[1]

    Bu iki gruptaki aynı kitapları istisna ettiğimizde müteahhir âlimlerin beş metin kitaba çokça itibar ettiklerini görüyoruz. Bu kitaplar müelliflerinin vefat tarihlerine göre şöyledir.

    1. Muhtasaru’l-Kudûrî:[2] Ahmed b. Muhammed, Ebu’l-Hüseyn, el-Kudûrî’nin (428/ 1037) eseri olup bu beş metin içerisinde ilk önce telif edilendir. Yaklaşık 12 bin meseleyi ihtiva ettiği söylenen[3] eser, diğer klasik metin kitaplarda olduğu gibi kitap ve baplardan oluşur. Birinci kitap taharet, son kitap ferâizdir. Delillere çok az yer verilen, diğer mezheplerin görüşlerine ise hiç yer verilmeyen kitapta öncelikle mezhebin ilk imamı İmam Ebu Hanife’nin bulunduğu taraftaki görüşlere, daha sonra İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşlerine yer verilir.[4]

    Tertibi, üslubu ve zengin muhtevası sebebiyle Hanefi mezhebinde bir ders kitabı ve başvuru kaynağı olarak şöhret bulmuştur.[5] Kudurî’nin muhtasarı kendisinden sonra telif edilen birçok kitaba da kaynaklık etmiştir.

    Örneğin “Tuhfetü’l-Fukah┠sahibi Alauddin es-Semarkandî (539/1144-5) kendi zamanında kitabın çok meşhur olduğunu ve bazı kişilerin kendisinden bu kitapta zikredilmeyen meselelere yer vermek, oradaki müşkülatı açıklamak, taksim ve tafsilde bulunarak kitabın faydasını arttırmak maksadıyla yeni bir kitap yazmasını istediklerini belirtmekte ve onların istekleri doğrultusunda Tuhfetü’l-Fukahâ’yı telif ettiğini söylemektedir.[6]

    Burhaneddin el-Merğînânî (593/1197) mezhepte hayli meşhur olan kitabı “Hidaye”nin metnini (:Bidayetü’l-Mübtedî) İmam Muhammed’in “el-Camiu’s-Sağir”i ile Kuduri’nin “Muhtasar”ını kaynak alarak hazırlamıştır.

    Aşağıda bahsedeceğimiz gibi Mahmud b. Ahmed’in telif ettiği (673/1274) “Vikaye” de Hidaye’nin metninin bir muhtasarı olması sebebiyle Kudurî’nin dolaylı olarak kaynaklık ettiği eserler arasındadır.

    Yine aşağıda adı gelecek olan “Mecmau’l-Bahreyn” isimli eserin aslını kitabın başında müellifi İbnü’s-Sââtî’nin (693/1294) ifade ettiği gibi Kudurî’nin muhtasarı ile Ebu Hafs Ömer b. Muhammed en-Nesefî’nin (537/1142), mezhep imamları, İmam Malik ve İmam Şâfiî’nin ihtilaflarına dair kaleme aldığı“el-Manzumetü’n-Nesefiyye” oluşturmaktadır.[7]

    Görüldüğü gibi Kudûrî kendisinden sonra gelen kitapların hemen hepsinde tesir sahibidir. Bu sebeple sonra gelen metin kitapların ana kaynağını Muhtasar’ın oluşturduğunu söyleyebiliriz.

    Muhtasar’ın birçok baskısı yapılmıştır. Üzerine yapılmış birçok şerh de vardır. Bu şerhlerden ilki ve en önemlisi kendi talebesi Akta’ (474/1081) tarafından yapılmış olanıdır. Bu kitap mahtut halde olup henüz basılmış değildir. Fakat yurt içinde ve dışında üzerine yüksek lisans ve doktora çalışmalarının yapıldığını bilmekteyiz. İnşallah bu çalışmalar en kısa sürede sona erer ve kitap basılır. Bugün kitabın matbu şerhlerinden en yaygın olanı Abdulğani el-Ğüneymî (1298/1881) tarafından hazırlanan “el-Lübab fi Şerhi’l-Kitap” isimli eserdir.[8]

    2. Vikâye: Mahmud b. Ahmed’in telif ettiği (673/1274) bu kitap, baş tarafında Müellif’in ifade ettiği üzere Hidaye’nin meselelerinin bir muhtasarı olup torunun ezberlemesi için hazırlanmıştır. Torunu, usul-i fıkıhta meşhur Tenkîh ve onun şerhi Tavdîh kitaplarının sahibi Sadru’ş-Şeria Ubeydullah b. Mesud’dur. (747/1346) Kendisi daha sonraları dedesinin telif ettiği bu kitabı hem şerh hem de ihtisar etmiştir. Bu ihtisar “Nukâye” ismiyle meşhur olmuştur.[9]

    Sadru’ş-Şeria, kitaba yazdığı şerhin başında kitapla ilgili olarak şöyle demektedir:

    “Dedem kitabı (:Hidaye’nin meselelerini) ihtisar ediyor, ben de bir taraftan ezberliyordum. Kitabın ihtisarı bittiğinde benim de ezberlemem bitmişti. Kitabın nüshaları etrafa yayıldıktan bir süre sonra dedem kitapta bazı değişiklikler yaptı. Ben de bu şerhte metnin son halini esas aldım ki, kitabın diğer nüshaları buna göre düzeltilebilsin.”

    Sadru’ş-Şeria kitabı şerh etme sebebini anlatırken, kitabı ihtisar ettiğini, oğlu Mahmud’un bu ihtisarı ezberlediğini ve kendisinden ısrarla bu muhtasardaki kapalı yerleri de açıklayacak şekilde Vikaye üzerine bir şerh yazmasını istediğini, fakat şerh tamamlanmadan oğlunun vefat ettiğini belirtmektedir.[10]

    Bu sebeple Sadru’ş-Şeria’nın Vikaye üzerine yaptığı bu şerh aynı zamanda kendisinin Vikaye üzerine yaptığı ihtisarı “Nukaye”nin de bir şerhi sayılır. Sadru’ş-Şeria’nın bu şerhi tahkikli olarak basılmıştır.[11]

    Vikaye mezhebin meşhur kitabı “Hidaye”nin bir muhtasarı olması sebebiyle de mezhepte çok büyük itibar görmüştür. Kitabın 30’a yakın şerhi ve 60’a yakın haşiyesi vardır.[12]

    3. el-Muhtâr li’l-Fetvâ: Abdullah b. Mahmud b. Mesud el-Mevsılî (683/1284) tarafından telif edilmiştir. Müellif, gençlik yıllarında, sadece Ebu Hanife’nin görüşlerini içeren bir fetva kitabı hazırlaması talebine karşılık kitabı hazırladığını ifade etmektedir. Eğer meselede mezhebin diğer imamları Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ile Şâfiî mezhebinin kurucusu İmam Şafii’nin ihtilafları varsa meselenin sonuna ihtilaf eden kişinin rumuzunu koyarak buna işarette bulunmuştur. Daha sonra yine istek üzerine kitabını şerh ederek adını “el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtâr” koymuştur.[13] Kitap şerhiyle birlikte matbu haldedir.[14]

    4. Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn: İbnü’s-Sââtî, Ahmed b. Ali’nin (694/1295) eseri. Müellif bu eseri hazırlarken yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Kudûrî’nin “Muhtasar”ı ile Ebu Hafs en-Nesefî’nin “Manzume”sini esas almıştır. Müellif eserin başında ifade ettiği üzere, kitabında mezhep içindeki farklı görüşleri ve diğer mezheplerin görüşlerini verirken her biri için ayrı cümle yapısı ve fiil kipi kullanarak farklı bir metot denemiştir. Kitaba bizzat müellif ve diğer âlimler tarafından şerhler yazılmıştır. Kitap, en çok tutulan şerhi İbni Melek’ten yapılan alıntıların yer aldığı dipnotlarla birlikte 2005 yılında basılmıştır. [15]

    5. Kenzu’d-Dakâik: Abdullah b. Ahmed, Ebu’l-Berakât, en-Nesefî’nin (710/1310) telif ettiği eserdir. Müellif bu kitabı yine kendisine ait “Vâfî” isimli eserden ihtisar etmiştir.[16] Vâfi ise İmam Muhammed’in kitapları “el-Camiu’s-Sağir”, “el-Camiu’l-Kebir”, “Ziyadat”ın mesaili ve Kudûrî’ye ait Muhtasar[17] ile Ebu Hafs en-Nesefi’nin yukarıda adı geçen ihtilaflı meselelere dair telif ettiği manzumesinde yer alan meselelerden oluşmaktadır.[18] Ayrıca Vâfî’de ihtilaflara işaret eden rumuzlar vardır. Müellif kitabın başında ifade ettiği üzere Vâfî’deki bu rumuzları Kenz’e de koymuştur.[19]

    Kitap Osmanlı medreselerinde yıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. Üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır. Bunlardan en meşhurları Osman b. Ali ez-Zeylaî’nin (743/1343) “Tebyinu’l-Hakaik”i ile İbn-i Nüceym’in (970/1563) “el-Bahru’r-Raik” isimli şerhlerdir. Her iki şerh de basılıdır.[20]

    Bu beş kitap yukarıda da ifade ettiğimiz gibi müteahhir âlimlerin çokça itimat ettiği metin kitaplardır. Hatta âlimler bu metin kitaplarda geçen fetvaların şerhlerde geçenlere, şerhlerde geçenlerin ise fetva kitaplarında geçenlere tercih edildiğini söylemişlerdir. Fakat bu kesin bir kaide olmadığı için şerhlerde ve fetva kitaplarında yer alan görüşlerle fetva verildiğini gösteren açık bir ifade bulunması durumunda şerhlerde ve fetva kitaplarında tercih edilen görüşler metinlerde geçen görüşlere takdim edilir.[21]

    Bu sebeple metin kitaplarda geçen ve özellikle de mezhep imamlarına ait olmayan görüşlerin, tercih edilen görüş olup olmadığını bilmeden onunla fetva vermek doğru olmaz.

    Buna bir örnek kabilinden bu metin kitaplardan “Kenz”de ve “Gurerü’l-Hükkam”da geçen bir fetvayı verebiliriz.

    Bilindiği üzere Kuzey’e veya Güney’e doğru gidildiğinde 48 ile 66. enlem arasında yılın belirli günlerinde yatsı namazının başlangıç vaktinin alameti olan batı ufkunda şafağın kaybolmasından önce doğu ufkundan fecir doğmakta ve böylece yatsı vakti girmeden sabah namazının vakti gelmiş olmaktadır. İşte bu iki kitapta konuyla ilgili olarak “Yatsının ve vitrin vaktini bulamayanlara yatsı ve vitir namazı ile mesul değildirler“[22] denilmektedir.

    Bugün bu bölgelerde yaşayan bazı Müslüman kardeşlerimiz bu fetvaya dayanarak yatsı ve vitir namazlarını kılmamaktadırlar. Oysa bu konuda tercih edilen görüş, vakti gerçekleşmese dahi bu namazların kılınması yönündedir. Nitekim bu problemin yaşandığı bölgelerden biri olan Kazan’ın ünlü âlimi Şihabuddin el-Mercanî (1306/1889) bu konuda yazdığı“Nâzûratu’l-Hak fi Farziyyeti’l-İşâî ve in Lem Yeğibi’ş-Şafak”[23] isimli eseriyle Hanefî mezhebinde bu fetvanın mezhep imamlarına dayanmayan zayıf bir görüş olduğunu ispatlamıştır. Günümüz fetva komisyonları da bu namazların, vakitlerin birbirinden ayrıştığı en yakın bölgedeki namaz vakitlerine göre kılınması gerektiği yönünde fetva vermiştir.[24]

    Bu örnekte olduğu gibi bazı istisnalarla birlikte müteahhir âlimler bu metinlerde geçen fetvalara itibar etmişlerdir.

    Bu metinlerin ortak özellikleri ya -Kenz ve Muhtar sahiplerinin yaptıkları gibi- sadece Ebu Hanife’nin görüşünü zikretmek ya da diğer metin sahiplerinin yaptığı gibi çok az yer hariç hiç tercih yapmadan önce Ebu Hanife’nin görüşünü verip sonra varsa Ebu Yusuf ve Muhammed’in ihtilaflarına da yer vermektir.[25] Ayrıca bu kitaplarda sonraki dönem mezhep âlimlerinin mezhep imamlarının fetvalarına kıyasla vermiş olduğu bazı fetvalar da (:tahriç) bulunmaktadır. Fakat bu fetvalarla mezhep imamlarının fetvaları birbirinden ayrılmadan verilmektedir. Bu sebeple kitapta geçen fetvaların hangilerinin imamlara hangilerinin de diğer mezhep âlimlerine ait olduğunu anlamak zorlaşmaktadır.

    Bu beş kitap içersinde en çok Kudûrî, Kenz ve Vikaye‘ye itibar edildiğini ve ayrıca Kudûrî’nin kendisinden sonra yazılan metinler üzerinde mutlak tesir sahibi olduğunu görmekteyiz.

    Evet! Hicri VIII. asırdan sonra gelen âlimler nezdinde muteber olan metinler bunlardır. Bu kitaplar telif edilmeden önceki dönemlerde tercih edilen metinler ise Tahâvî (321/933), Hâkim Şehîd (334/945)Kerhî (340/951) ve bunların tabakasındaki âlimlerin kitaplarıdır.[26]

    Bu âlimler, mezhep imamlarına çok yakın bir dönemde yaşamış olmaları ve eserlerini yukarıda zikrettiğimiz metin sahiplerinden çok önceleri telif etmiş bulunmaları sebebiyle mezhebin sonraki nesillere ulaştırılmasında çok önemli bir rol üstlenmişlerdir. Yukarıda bahsettiğimiz metin kitapların telif edildiği dönemlere kadar bu âlimlerin kitapları mezhebde önemli bir mevkie sahip olmuştur. Fakat onların hazırladığı metinler içersinden bugün matbu olan sadece İmam Tahâvî’nin Muhtasar’ıdır. O da Hanefî mezhebine büyük hizmetleri geçen Merhum Ebu’l-Vefa el-Afğânî’nin büyük gayretleriyle sadece iki nüsha karşılaştırılarak basılmıştır.[27]

    Önemine binaen inşallah, bir başka yazıda bu âlimlerden üçünün; Tahâvî, Hâkim Şehid ve Kerhî‘nin muhtasarlarından bahsedeceğiz.

    Orhan Ençakar


    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Bkz. Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye fi Terâcimi’l-Hanefiyye, s. 106-07.

    [2] Muhtasaru’l-Kudûrî’nin tashih, kelime kelime çeviri ve açıklama notlarıyla birlikte tercemesini Abdulkadir Yılmaz hocayla birlikte tamamlamış bulunuyoruz. Bu çalışma Yasin Yayınevi tarafından “Kudurî Metin ve İzahlı Terceme” adıyla 2 cilt halinde basılmıştır.

    [3] Bkz. Katip Çelebi, Keşfü’z-Zunun, II, 1631

    [4] Bkz. DİA, XXXI, 65.

    [5] Kudûrî, metni hazırlarken hangi kaynaklardan istifade ettiğini belirtmemiştir. Fakat yapılan karşılaştırmalardan Ebu Cafer et-Tahavî’nin (321/933) “Muhtasar”ından çokça istifade ettiğinin anlaşıldığı söylenmektedir. (Bkz. DİA, XXXI, 65). Kudurî’nin Tahavî’nin muhtasarı dışında kendi bölgesi olan Bağdat’ta yaşamış ve döneminde Hanefîlerin reisi konumunda bulunan Ebu’l-Hasen el-Kerhî’nin (340/951) “Muhtasar”ından yararlanmış olma ihtimali de yüksektir. Zira Kudurî bu kitabı şerh etmiş ve şerhin başında Kerhî’nin talebesi Ebu Ali eş-Şâşî’den (344/955) “Bu kitabı ezberleyen, ashabımızın (mezhebi) en iyi zapt edeni ve yine bu kitabı anlayan, ashabımızın (mezhebi) en iyi anlayanı olacağı” sözünü nakletmiştir. (Bkz. Şerhu Muhtasarı’l-Kerhi, Köprülü Ahmed Paşa, No: 93) Kudurî’nin hakkında yukarıdaki sözleri naklettiği ve şerh ettiği bir kitaptan istifade etmemiş olması düşünülemez.

    [6] Alauddin es-Semarkandî, Tuhfetu’l-Fukaha, I, 5-6.

    [7] Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn, nşr., İlyas Kaplan (Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye/Beyrut/2005), s. 57.

    [8] Kuduri üzerine yapılan diğer şerhler için bkz. DİA, XXXI, 65. Ayrıca Mehmet Fatih Kaya Hoca’mızın Türkiye kütüphanelerinde bulunan Kudurî ve şerhleri hakkında hazırladığı henüz yayımlanmamış bir çalışması bulunmaktadır.

    [9] Bu eser, Daru’l-Hikme İlim, Araştırma ve Kültür Derneği’nde vermekte olduğum fıkıh seminerlerinde metin kitap olarak takip edilmektedir.

    [10] Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, (Müessesetü’l-Verrak/ 2006) s. 4-5.

    [11] Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, (Müessesetü’l-Verrak/ 2006).

    [12] Bu şerh ve haşiyeler için bkz. Şerhu’l-Vikaye, nşr. Dr. Salah Muhammed Ebu’l-Hac, Dirase kısmı s. 71-84.

    [13] Bkz. el-İhtiyar li Ta’lîli’l-Muhtar, nşr., Züheyr Osman (Daru’l-Erkam/Beyrut) I, 9-10

    [14] Geniş bilgi için bkz. DİA, XXIX, 487.

    [15] Mecmau’l-Bahreyn ve Mülteka’n-Neyyireyn, nşr., İlyas Kaplan (Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye/Beyrut/2005), s. 57-68. Ayrıca bkz. DİA. XXI, 190-91.

    [16] Bkz. Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009), s. 27.

    [17] Diyanet İslam Ansiklopedi’sinde Kenz’in kaynakları arasında Tahavi’nin Muhtasarı gösterilmiş, Kudurî’nin muhtasarından bahsedilmemiştir. (Bkz. XXV, 261) Doğru olan bu muhtasarın Tahâvî’nin değil de Kuduri’nin muhtasarı olmasıdır. Zira Kenz şarihlerinden Aynî, müellifin Kudurî’nin muhtasarından istifade ettiğini açıkça belirtmekte Tahâvî’nin muhtasarından bahsetmemektedir. (Remzu’l-Hakâik, I, 4) Kenz ile Kudîrî’nin ifadelerinin çok benzeşmesinden de bunu anlamaktayız. Zaten o dönemlerde telif edilen metinlerde –örneğin Mecmau’l-Bahreyn de olduğu gibi- Kudûrî’nin muhtasarında ve Ebu Hafs en-Nesefi’nin manzumesinde geçen meselelere yer verildiği görülmektedir.

    [18] Bkz. Katip Çelebi, Keşfü’z-Zunun, II, 1997.

    [19] Kitabın bu rumuzlarla birlikte yapılmış bir baskısı için bkz. Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009)

    [20] Kitap hakkında geniş malumat için bkz. XXV, 261-62.

    [21] Bkz. Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye, s. 106-07 (Dipnot).

    [22] Bkz. Ebu’l-Berakât en-Nesefî, Kenzu’d-Dakâik, nşr., Salahuddin el-Humsî (Daru’l-Beyrutî/Dimeşk/2009), s. 37; Molla Hüsrev, Dureru’l-Hukkâm fi Şerhi Ğureri’l-Ahkâm, s.52

    [23] Daru’l-Hikme’nin bu kitabı neşredeceğini daha evvel dergimizde duyurmuştuk. Abdulkadir Yılmaz Hoca’yla birlikte üzerine çalıştığımız bu kitabın şuan son okumaları yapılmaktadır. İnşallah çok yakın zamanda baskı aşamasına gelecektir.

    [24] Bazı fıkıh komisyonlarının konuyla ilgili verdiği fetva için bkz. Muhammed b. Hüseyin, Fıkhu’n-Nevâzil, (Daru İbni’l-Cevzî/2005) II, 152-61

    [25] Bkz. Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 4 (Kitabın mukaddimesi)

    [26] Bkz. Mercânî, Nâzûratu’l-Hak, Bağdatlı Vehbi Efendi, No: 451, s. 50; Abdulhayy el-Leknevî, el-Fevâidu’l-Behiyye, s. 106-07 (Dipnot).

    [27] Bkz. Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 9 (Kitabın mukaddimesi)
    DARULHİKME den


  5. 16.Temmuz.2013, 03:10
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hanefi mezhebi usul kitapları

    Hanefî Mezhebinin Meşhur Metin Kitapları II


    Bir önceki yazıda hicri VIII. Asır itibariyle Hanefî mezhebi meşhur metin kitaplarının beş tanesinden söz etmiş ve bu metinler yazılmadan önceki dönemlerde mezhepte muteber olan metinlerin üç tanesinden bir sonraki yazıda bahsedeceğimizi belirtmiştik.

    Şimdi, aynı asırda üç farklı bölgeden; Mısır, Bağdat ve Merv’den çıkıp yaşadıkları zamanda kendi bölgelerinde Hanefîlerin önderi olan üç büyük âlim; Tahâvî, (321/933) Hakim Şehid (334/945) ve Kerhî’nin (340/951) muhtasarlarından bahsedeceğiz.

    1. Muhtasaru’t-Tahâvî: Ahmed b. Muhammed, Ebu Cafer, et-Tahâvî (321/933) tarafından Hanefî mezhebinin görüşlerini bir metinde toplamak üzere kaleme alınan bu kitap günümüze ulaşan en eski Hanefî fıkhı muhtasarı olma özelliğine sahiptir. Fıkıh kitaplarında Tahâvî’nin muhtasarından önce telif edilen bazı muhtasar kitaplardan nakiller bulunsa da bunlar günümüze kadar ulaşabilmiş değildir.[1]

    İmam Tahâvî Mısır doğumlu olup önceleri Şafiî mezhebine müntesip idi. Dayısı ve aynı zamanda İmam Şafiî’nin öğrencisi olan Müzenî’den (264/878) ders okudu. Daha sonra Hanefi mezhebine intikal ederek Mısır ve Şam’da Hanefi mezhebi ulemasından dersler aldı.

    Kendisi her yönden ilme hizmet etmiş bir müçtehittir. Fıkıhta Muhtasar‘ı, fıkhın hadislerle delillendirilmesi yönünde kalame aldığı Şerhu Meâni’l-Âsâr‘ı, Kuran ayetlerini fıkıh baplarına göre şerh ettiği Ahkâmu’l-Kur’ân‘ı,[2] mezheplerin ihtilaflarını topladığı fakat günümüze sadece Cessas tarafından yapılan muhtasarı ulaşan İhtilafu’l-Fukahâ‘sı, hadislerdeki müşkül meselelerin çözümüne dair yazdığı Şerhu Müşkili’l-Âsâr‘ı ve meşhur Akîde risalesi onun çok değerleri eserlerinden sadece bir kaçıdır.

    İmam Tahâvî’nin Muhtasar’ını neşreden merhum Ebu’l-Vefa el-Afğânî onun hakkında şunları söylemektedir:

    “İmam Tahâvî büyük bir âlimdir. Kitapları özel bir çalışmayı hak etmektedir. Eğer böyle bir âlim batıda olsaydı, onlar bu çalışma için araştırmacılar tahsis ederlerdi. Fil hakika bazı doğu ricali hakkında bu şekilde çalışmalar yaptıklarını da görmekteyiz. Ama bizim ashabımız âlimlerinin kıymetini takdir etmekten çok uzaklar…”[3]

    Ebu’l-Vefa el-Afğânî muhtasar hakkında da özetle şunları söyler:

    “Bu kitap, mezhebimizdeki muhtasarların[4] ilki olup eşsiz bir eserdir. Mezhebi özetleme yönünden en güzel, ashabımızdan yapılan rivayetler yönünden en sahih, dirayet yönünden en güçlü ve fetva yönünden tercihe en layık olan muhtasardır.

    Tahâvî meseleleri maruf olduğu şekliyle (:hatasız) ve mezhep imamlarına nispet ederek rivayet eder. Meselede birkaç görüş varsa mutlaka aralarında tercih yapar. Ki bunu çok azı hariç hiçbir muhtasar sahibi yapmaz. Onlar genellikle –örneğin Kenz sahibinin yaptığı gibi- ya sadece İmam Ebu Hanife’nin görüşüne yer verirler ya da talebelerinin görüşlerini de zikrederler ama çoğu zaman tercihte bulunmazlar. Oysa İmam Tahâvî yerine göre Ebu Hanife’nin, Ebu Yusuf’un veya Muhammed’in görüşünü almakta, bazen onların görüşüne muhalefet edip Züfer’in veya Hasen b. Ziyad’ın görüşünü tercih etmektedir. Zaman zaman da olsa hepsine muhalefet edip kendi görüşünü ortaya koyabilmektedir.

    Tahâvî kitabında, imamlardan rivayet edilmemiş fakat onların fetvalarından çıkardığı mesaile de yer verir ve böyle yerleri mutlaka belirtir. Bu kitapta, hacminin küçük olmasına rağmen diğer metin ve hatta birçok şerhte bulunmayan meseleler de vardır. Kitabın tertibi Tahâvî’nin dayısı İmam Müzenî’ye ait muhtasarın tertibi gibidir.”[5]

    Tahâvî’nin bu değerli muhtasarının birçok şerhi bulunmaktadır. En önemli şerhi “kitaplarının sıkı bir takipçisi” olarak niteleyebileceğimiz Ebu Bekir el-Cessas’a (370/980) ait olanıdır.

    Bu senenin başında basılan Cessas’ın bu şerhi şuan itibariyle Hanefî mezhebinin matbu olan en eski muhtasar şerhi olma özelliğine sahiptir. Bundan önce matbu olan en eski muhtasar şerhi, Serahsî’nin Hakim Şehid’in Kâfi isimli muhtasarı üzerine yaptığı Mebsut ismiyle meşhur 30. ciltlik eseriydi.

    Tahâvî’nin, kendi ifadesiyle “bilmekten geri durulamayacak ve bilmeyenin mazur sayılamayacağı fıkhi mesaili Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed’in görüşlerine göre bir araya getirdiği” bu muhtasarı önemli bir kitap olmasına rağmen maalesef sonraki dönemlerde gereken ilgiyi görememiştir.

    2. el-Kâfî: Muhammed b. Muhammed, el-Hâkim eş-Şehid el-Mervezî’nin (334/945) muhtasarı.

    Buhara’da kadılık ve Sasanîler devrinde vezirlik yapmış olan Hâkim Şehid kendi döneminde Merv’in en büyük Hanefî fakihlerinden biridir. Hadis ilmine de vakıf olan Hâkim Şehid, meşhur hadis âlimi Hâkim Nisâbûrî’nin kendisinden hadis yazdığı hocalarındandır. Nîsâbûrî onun hakkında: “Kendisinden hadis yazdığım Hanefî ashabı arasında ondan daha çok hadis bilen ve hadisi ondan daha iyi anlayan birini görmedim” demiştir.[6]

    Hâkim Şehid’in Kâfî’si -yaygın nüshasına göre- İmam Muhammed’in telif ettiği, Asl ve Mebsutolarak bilinen Hanefî imamlarının fıkhî görüşlerinin yer aldığı hacimli eserin ihtisar edilmiş halidir.[7]

    Hâkim Şehid’in bu kitabı, Asl’ın muhtasarı olması sebebiyle çok itibar görmüş ve mezhebi aktarma konusunda bu muhtasara itimat edilmiştir. O kadar ki, daha sonra gelen bazı âlimler Asl’da böyle geçiyor diyerek bu kitaptan nakilde bulunmuşlardır.

    Kitap, yazma nüshaları bulunmasına karşılık maalesef matbu değildir. Mezhep imamlarımızdan İmam Muhammed tarafından telif edilen Asl’ın ve onun muhtasarı olan Kâfi’nin bugüne kadar basılmamış olması başta Hanefî mezhebi müntesipleri olmak üzere tüm ehl-i ilim için büyük bir talihsizlik olsa gerek. Tarih boyunca kendileriyle iftihar ettiğimiz bu müçtehit imamların bir ömür vererek bizlere aktardıkları fıkıh mirasının ortaya çıkarılıp tüm varislerinin istifadesine sunulması öncelikle Hanefî mezhebi müntesiplerinin sonra da tüm ümmetin boynunun borcudur.

    Ama Allah’a hamd olsun ki, hem Asl hem de Kâfî üzerine Türkiye’den farklı araştırmacılar çalışmaktadır. İnşallah en kısa zamanda her iki kitabın da neşrine muvaffak olurlar. Böylece biz de selefimize ve onların ilmî mirasına vefasızlıktan bir nebze kurtulmuş oluruz. Tabi, iş kitapların neşriyle bitmiyor. Asıl önemli olan bu kitapların okunup anlaşılması, o müçtehit imamların Kuran ve Sünnet’ten, sahabe ve tabiinin görüşlerinden beslenen fıkıh anlayışlarının kavranıp meleke haline getirilmesi ve günlük hayatta karşılaşılan problemlerin çözümünde bu melekenin kullanılmasıdır.

    Hakim Şehid’in Kafî’si üzerine yapılmış birçok şerh çalışması vardır. Bunlardan bugün basılı olan sadece bir tanesidir ki, o da Hanefî fıkhıyla iştigal eden herkesin bildiği ve yukarıda adını zikrettiğimiz Serahsî’ye ait Mebsut isimli şerhtir. Serahsî bu şerhin sonuna İmam Muhammed’in Kâfî’de yer almayan iki kitabını; Kitabu’l-Kesb ve Kitabu’r-Radâ’yı da eklemiştir.[8]

    3. Muhtasaru’l-Kerhî: Ubeydullah b. el-Hüseyn el-Kerhi (340/951)’nin muhtasarı.

    Kerhî, yaşadığı dönemde Bağdat Hanefî’lerinin önderidir. Mezhebin elimize ulaşan en eski usul-i fıkıh kitabının müellifi olan Cessas’ın da hocasıdır.

    Hanefi mezhebinin ilk metin kitaplarından biri olan Kerhî’nin muhtasarı için, kitabı şerh edenlerden İmam Kudûrî, yine Kerhî’nin talebesi Ebu Ali eş-Şâşî’den (344/955) nakille şunları söylemektedir.

    “Bu kitabı ezberleyen, ashabımızın (mezhebi) en iyi zapt edeni, anlayan da ashabımızın (mezhebi) en iyi anlayanı olur.”[9]

    Kudûrî şerhin başında kitapla ilgili olarak ayrıca şunları söylemektedir:

    “Bu kitabın tertibi farklıdır. Zira Kerhî bunu önce küçük bir metin olsun diye telif etmişti. Fakat ibadet bahsi bittikten sonra kitaba yeni bölümler ekledi. Rehin bahsinden sonra da kitabı iyice genişletti…”[10]

    Kudûrî’nin bu ifadelerinden anlaşıldığı üzere kitap tam bir muhtasar değil aksine, baştan sona doğru mesaili genişleyen bir telif görüntüsündedir. İmam Kudûrî kitabın başıyla sonu birbirine uyacak şekilde kitabı şerh etmeye çalıştığını ve buna göre gerekli yerlere furu’ meseleleri ziyade ettiğini belirtmektedir.

    Muhtasarın metni müstakil olarak mevcut değil. Şerhler içindeki metin ise şerhle karışık halde olduğu için metnin şerhten tam olarak tespit edilmesi pek mümkün görünmüyor. [11]

    Kitabın şerhlerinden Kudûrî’ye ait olanın “Siyer Bölümü” yüksek lisans tezi olarak tahkik edilmiştir.[12] Gelişen teknoloji ile eski eserlere ulaşımın ve basımın kolaylaştığı günümüzde, birçok eski eser gibi bu şerhin de, kütüphanelerin tozlu raflarındaki mahkûmiyetinin yakın bir tarihte biteceğini ümit ediyorum.

    İşte ilk dönem Hanefî fukahası arasında meşhur olan metinler bunlardır. Bu sebeple Mercânî “Nâzûratu’l-Hak” isimli eserinde Hanefî mezhebi kitaplarından bahsederken, muteber metin kitaplar sıfatını Tahâvî (321/933), Hâkim Şehîd (334/945), Kerhî (340/951) ve Kudûrî (v.h. 428) tabakasındaki âlimlere ait olan muhtasarların hak ettiğini vurgular ve sonraki dönemlerde telif edilen diğer metin kitapların ise –her ne kadar sahipleri âlim ve salih kişiler olsalar da- bu kitaplar derecesinde olmadığını ifade eder.[13]

    Hanefî mezhebi metin kitapları hakkında genel bilgi verdiğimiz bu iki yazının sonunda mezhebin metin kitaplarını iki döneme ayırıp şu şekilde sıralayabiliriz:

    A) İlk Dönem Metin Kitapları: (Hicri V. Asrın başlarına kadar)

    1. Muhtasaru’t-Tahâvî: Ahmed b. Muhammed, Ebu Cafer, et-Tahâvî (321/933)

    2. el-Kâfî: Muhammed b. Muhammed, el-Hâkim, eş-Şehid, el-Mervezî (334/945)

    3. Muhtasaru’l-Kerhî: Ubeydullah b. el-Hüseyn el-Kerhi (340/951)

    4. Muhtasaru’l-Kudûrî Ahmed b. Muhammed, Ebu’l-Hüseyn, el-Kudûrî (428/ 1037)

    B) Sonraki Dönem Metin Kitapları: (Hicri V. Asrın başlarından sonra)

    1. el-Vikaye Mahmud b. Ahmed (673/1274)

    2. el-Muhtar li’l-Fetvâ: Abdullah b. Mahmud b. Mesud el-Mevsılî (683/1284)

    3. Mecmau’l-Bahreyn: Ahmed b. Ali, İbnü’s-Sââtî (694/1295)

    4. Kenzu’d-Dakâik: Abdullah b. Ahmed, Ebu’l-Berakât, en-Nesefî (710/1310)




    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Bu muhtasarlardan birisi İsam b. Yusuf (210) ait olanıdır. Bkz. Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî, (Darul Kütübil İlmiye, 1406/1986) I, 294.

    [2] Kitap eksik olup iki cildi Amasya Vezirköprü kütüphanesinde bulunan bir nüshadan Dr. Sadettin Ünal tarafından neşre hazırlanmış ve İsam (Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Araştırmaları Merkezi) tarafından yayımlanmıştır.

    [3] Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 14 (Kitabın mukaddimesi)

    [4] Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Hanefî mezhebinde Tahavi’den önce muhtasar yazanlar olmuşsa da günümüze ulaşan en eski muhtasar Tahavî’ye ait olandır.

    [5] Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 4 (Kitabın mukaddimesi)

    [6] Kuraşî, Cevahiru’l-Mudiyye, neşr., Muhammed el-Hulv (Daru Hicr) III, 313-14.

    [7] Kâfî’nin, İmam Muhammed’e ait ve Zâhiru’r-Rivaye diye bilinen 6 kitabın muhtasarı olduğu yönünde görüşler de vardır. Abdulkadir Yılmaz Hoca’yla birlikte tahkik ettiğimiz Mercânî’ninNâzuratu’l-Hak isimli Arapça eserinin ilgili bölümüne düştüğümüz dipnotta bu mesele hakkında vardığımız neticeyi zikrettik. Konudan uzaklaşmış olmamak için bu kadarını söylemekle yetiniyorum.

    [8] Serahsî’nin Mebsut’u, Gaye Vakfı tarafından Prof Dr. Cevat Akşit editörlüğündeki ilmî bir kurula tercüme ettirilerek Türkçeye kazandırılmış ve 2008 yılında basılmıştır.

    [9] Şerhu Muhtasarı’l-Kerhi, Köprülü Ahmed Paşa, No: 93 (Kitabın Mukaddimesi)

    [10] a.y.

    [11] Fakat Fatih Kaya Hoca’mızın verdiği bilgiye göre Türkiye’deki araştırmacılardan biri kitabın metnini bulmuş.

    [12] Necmeddin Güney, Kudûrî’nin “Şerhu Muhtasari’l-Kerhî” isimli eserinin ‘Siyer’ Bölümünün Edisyon Kritiği, (Yüksek Lisans Tezi) Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2006.

    [13] Bkz. Mercani, Nazuratu’l-Hak, Süleymaniye Kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi Efendi Bölümü No: 451, s. 52.
    Orhan Ençakar


  6. 16.Temmuz.2013, 03:10
    3
    Moderatör
    Hanefî Mezhebinin Meşhur Metin Kitapları II


    Bir önceki yazıda hicri VIII. Asır itibariyle Hanefî mezhebi meşhur metin kitaplarının beş tanesinden söz etmiş ve bu metinler yazılmadan önceki dönemlerde mezhepte muteber olan metinlerin üç tanesinden bir sonraki yazıda bahsedeceğimizi belirtmiştik.

    Şimdi, aynı asırda üç farklı bölgeden; Mısır, Bağdat ve Merv’den çıkıp yaşadıkları zamanda kendi bölgelerinde Hanefîlerin önderi olan üç büyük âlim; Tahâvî, (321/933) Hakim Şehid (334/945) ve Kerhî’nin (340/951) muhtasarlarından bahsedeceğiz.

    1. Muhtasaru’t-Tahâvî: Ahmed b. Muhammed, Ebu Cafer, et-Tahâvî (321/933) tarafından Hanefî mezhebinin görüşlerini bir metinde toplamak üzere kaleme alınan bu kitap günümüze ulaşan en eski Hanefî fıkhı muhtasarı olma özelliğine sahiptir. Fıkıh kitaplarında Tahâvî’nin muhtasarından önce telif edilen bazı muhtasar kitaplardan nakiller bulunsa da bunlar günümüze kadar ulaşabilmiş değildir.[1]

    İmam Tahâvî Mısır doğumlu olup önceleri Şafiî mezhebine müntesip idi. Dayısı ve aynı zamanda İmam Şafiî’nin öğrencisi olan Müzenî’den (264/878) ders okudu. Daha sonra Hanefi mezhebine intikal ederek Mısır ve Şam’da Hanefi mezhebi ulemasından dersler aldı.

    Kendisi her yönden ilme hizmet etmiş bir müçtehittir. Fıkıhta Muhtasar‘ı, fıkhın hadislerle delillendirilmesi yönünde kalame aldığı Şerhu Meâni’l-Âsâr‘ı, Kuran ayetlerini fıkıh baplarına göre şerh ettiği Ahkâmu’l-Kur’ân‘ı,[2] mezheplerin ihtilaflarını topladığı fakat günümüze sadece Cessas tarafından yapılan muhtasarı ulaşan İhtilafu’l-Fukahâ‘sı, hadislerdeki müşkül meselelerin çözümüne dair yazdığı Şerhu Müşkili’l-Âsâr‘ı ve meşhur Akîde risalesi onun çok değerleri eserlerinden sadece bir kaçıdır.

    İmam Tahâvî’nin Muhtasar’ını neşreden merhum Ebu’l-Vefa el-Afğânî onun hakkında şunları söylemektedir:

    “İmam Tahâvî büyük bir âlimdir. Kitapları özel bir çalışmayı hak etmektedir. Eğer böyle bir âlim batıda olsaydı, onlar bu çalışma için araştırmacılar tahsis ederlerdi. Fil hakika bazı doğu ricali hakkında bu şekilde çalışmalar yaptıklarını da görmekteyiz. Ama bizim ashabımız âlimlerinin kıymetini takdir etmekten çok uzaklar…”[3]

    Ebu’l-Vefa el-Afğânî muhtasar hakkında da özetle şunları söyler:

    “Bu kitap, mezhebimizdeki muhtasarların[4] ilki olup eşsiz bir eserdir. Mezhebi özetleme yönünden en güzel, ashabımızdan yapılan rivayetler yönünden en sahih, dirayet yönünden en güçlü ve fetva yönünden tercihe en layık olan muhtasardır.

    Tahâvî meseleleri maruf olduğu şekliyle (:hatasız) ve mezhep imamlarına nispet ederek rivayet eder. Meselede birkaç görüş varsa mutlaka aralarında tercih yapar. Ki bunu çok azı hariç hiçbir muhtasar sahibi yapmaz. Onlar genellikle –örneğin Kenz sahibinin yaptığı gibi- ya sadece İmam Ebu Hanife’nin görüşüne yer verirler ya da talebelerinin görüşlerini de zikrederler ama çoğu zaman tercihte bulunmazlar. Oysa İmam Tahâvî yerine göre Ebu Hanife’nin, Ebu Yusuf’un veya Muhammed’in görüşünü almakta, bazen onların görüşüne muhalefet edip Züfer’in veya Hasen b. Ziyad’ın görüşünü tercih etmektedir. Zaman zaman da olsa hepsine muhalefet edip kendi görüşünü ortaya koyabilmektedir.

    Tahâvî kitabında, imamlardan rivayet edilmemiş fakat onların fetvalarından çıkardığı mesaile de yer verir ve böyle yerleri mutlaka belirtir. Bu kitapta, hacminin küçük olmasına rağmen diğer metin ve hatta birçok şerhte bulunmayan meseleler de vardır. Kitabın tertibi Tahâvî’nin dayısı İmam Müzenî’ye ait muhtasarın tertibi gibidir.”[5]

    Tahâvî’nin bu değerli muhtasarının birçok şerhi bulunmaktadır. En önemli şerhi “kitaplarının sıkı bir takipçisi” olarak niteleyebileceğimiz Ebu Bekir el-Cessas’a (370/980) ait olanıdır.

    Bu senenin başında basılan Cessas’ın bu şerhi şuan itibariyle Hanefî mezhebinin matbu olan en eski muhtasar şerhi olma özelliğine sahiptir. Bundan önce matbu olan en eski muhtasar şerhi, Serahsî’nin Hakim Şehid’in Kâfi isimli muhtasarı üzerine yaptığı Mebsut ismiyle meşhur 30. ciltlik eseriydi.

    Tahâvî’nin, kendi ifadesiyle “bilmekten geri durulamayacak ve bilmeyenin mazur sayılamayacağı fıkhi mesaili Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed’in görüşlerine göre bir araya getirdiği” bu muhtasarı önemli bir kitap olmasına rağmen maalesef sonraki dönemlerde gereken ilgiyi görememiştir.

    2. el-Kâfî: Muhammed b. Muhammed, el-Hâkim eş-Şehid el-Mervezî’nin (334/945) muhtasarı.

    Buhara’da kadılık ve Sasanîler devrinde vezirlik yapmış olan Hâkim Şehid kendi döneminde Merv’in en büyük Hanefî fakihlerinden biridir. Hadis ilmine de vakıf olan Hâkim Şehid, meşhur hadis âlimi Hâkim Nisâbûrî’nin kendisinden hadis yazdığı hocalarındandır. Nîsâbûrî onun hakkında: “Kendisinden hadis yazdığım Hanefî ashabı arasında ondan daha çok hadis bilen ve hadisi ondan daha iyi anlayan birini görmedim” demiştir.[6]

    Hâkim Şehid’in Kâfî’si -yaygın nüshasına göre- İmam Muhammed’in telif ettiği, Asl ve Mebsutolarak bilinen Hanefî imamlarının fıkhî görüşlerinin yer aldığı hacimli eserin ihtisar edilmiş halidir.[7]

    Hâkim Şehid’in bu kitabı, Asl’ın muhtasarı olması sebebiyle çok itibar görmüş ve mezhebi aktarma konusunda bu muhtasara itimat edilmiştir. O kadar ki, daha sonra gelen bazı âlimler Asl’da böyle geçiyor diyerek bu kitaptan nakilde bulunmuşlardır.

    Kitap, yazma nüshaları bulunmasına karşılık maalesef matbu değildir. Mezhep imamlarımızdan İmam Muhammed tarafından telif edilen Asl’ın ve onun muhtasarı olan Kâfi’nin bugüne kadar basılmamış olması başta Hanefî mezhebi müntesipleri olmak üzere tüm ehl-i ilim için büyük bir talihsizlik olsa gerek. Tarih boyunca kendileriyle iftihar ettiğimiz bu müçtehit imamların bir ömür vererek bizlere aktardıkları fıkıh mirasının ortaya çıkarılıp tüm varislerinin istifadesine sunulması öncelikle Hanefî mezhebi müntesiplerinin sonra da tüm ümmetin boynunun borcudur.

    Ama Allah’a hamd olsun ki, hem Asl hem de Kâfî üzerine Türkiye’den farklı araştırmacılar çalışmaktadır. İnşallah en kısa zamanda her iki kitabın da neşrine muvaffak olurlar. Böylece biz de selefimize ve onların ilmî mirasına vefasızlıktan bir nebze kurtulmuş oluruz. Tabi, iş kitapların neşriyle bitmiyor. Asıl önemli olan bu kitapların okunup anlaşılması, o müçtehit imamların Kuran ve Sünnet’ten, sahabe ve tabiinin görüşlerinden beslenen fıkıh anlayışlarının kavranıp meleke haline getirilmesi ve günlük hayatta karşılaşılan problemlerin çözümünde bu melekenin kullanılmasıdır.

    Hakim Şehid’in Kafî’si üzerine yapılmış birçok şerh çalışması vardır. Bunlardan bugün basılı olan sadece bir tanesidir ki, o da Hanefî fıkhıyla iştigal eden herkesin bildiği ve yukarıda adını zikrettiğimiz Serahsî’ye ait Mebsut isimli şerhtir. Serahsî bu şerhin sonuna İmam Muhammed’in Kâfî’de yer almayan iki kitabını; Kitabu’l-Kesb ve Kitabu’r-Radâ’yı da eklemiştir.[8]

    3. Muhtasaru’l-Kerhî: Ubeydullah b. el-Hüseyn el-Kerhi (340/951)’nin muhtasarı.

    Kerhî, yaşadığı dönemde Bağdat Hanefî’lerinin önderidir. Mezhebin elimize ulaşan en eski usul-i fıkıh kitabının müellifi olan Cessas’ın da hocasıdır.

    Hanefi mezhebinin ilk metin kitaplarından biri olan Kerhî’nin muhtasarı için, kitabı şerh edenlerden İmam Kudûrî, yine Kerhî’nin talebesi Ebu Ali eş-Şâşî’den (344/955) nakille şunları söylemektedir.

    “Bu kitabı ezberleyen, ashabımızın (mezhebi) en iyi zapt edeni, anlayan da ashabımızın (mezhebi) en iyi anlayanı olur.”[9]

    Kudûrî şerhin başında kitapla ilgili olarak ayrıca şunları söylemektedir:

    “Bu kitabın tertibi farklıdır. Zira Kerhî bunu önce küçük bir metin olsun diye telif etmişti. Fakat ibadet bahsi bittikten sonra kitaba yeni bölümler ekledi. Rehin bahsinden sonra da kitabı iyice genişletti…”[10]

    Kudûrî’nin bu ifadelerinden anlaşıldığı üzere kitap tam bir muhtasar değil aksine, baştan sona doğru mesaili genişleyen bir telif görüntüsündedir. İmam Kudûrî kitabın başıyla sonu birbirine uyacak şekilde kitabı şerh etmeye çalıştığını ve buna göre gerekli yerlere furu’ meseleleri ziyade ettiğini belirtmektedir.

    Muhtasarın metni müstakil olarak mevcut değil. Şerhler içindeki metin ise şerhle karışık halde olduğu için metnin şerhten tam olarak tespit edilmesi pek mümkün görünmüyor. [11]

    Kitabın şerhlerinden Kudûrî’ye ait olanın “Siyer Bölümü” yüksek lisans tezi olarak tahkik edilmiştir.[12] Gelişen teknoloji ile eski eserlere ulaşımın ve basımın kolaylaştığı günümüzde, birçok eski eser gibi bu şerhin de, kütüphanelerin tozlu raflarındaki mahkûmiyetinin yakın bir tarihte biteceğini ümit ediyorum.

    İşte ilk dönem Hanefî fukahası arasında meşhur olan metinler bunlardır. Bu sebeple Mercânî “Nâzûratu’l-Hak” isimli eserinde Hanefî mezhebi kitaplarından bahsederken, muteber metin kitaplar sıfatını Tahâvî (321/933), Hâkim Şehîd (334/945), Kerhî (340/951) ve Kudûrî (v.h. 428) tabakasındaki âlimlere ait olan muhtasarların hak ettiğini vurgular ve sonraki dönemlerde telif edilen diğer metin kitapların ise –her ne kadar sahipleri âlim ve salih kişiler olsalar da- bu kitaplar derecesinde olmadığını ifade eder.[13]

    Hanefî mezhebi metin kitapları hakkında genel bilgi verdiğimiz bu iki yazının sonunda mezhebin metin kitaplarını iki döneme ayırıp şu şekilde sıralayabiliriz:

    A) İlk Dönem Metin Kitapları: (Hicri V. Asrın başlarına kadar)

    1. Muhtasaru’t-Tahâvî: Ahmed b. Muhammed, Ebu Cafer, et-Tahâvî (321/933)

    2. el-Kâfî: Muhammed b. Muhammed, el-Hâkim, eş-Şehid, el-Mervezî (334/945)

    3. Muhtasaru’l-Kerhî: Ubeydullah b. el-Hüseyn el-Kerhi (340/951)

    4. Muhtasaru’l-Kudûrî Ahmed b. Muhammed, Ebu’l-Hüseyn, el-Kudûrî (428/ 1037)

    B) Sonraki Dönem Metin Kitapları: (Hicri V. Asrın başlarından sonra)

    1. el-Vikaye Mahmud b. Ahmed (673/1274)

    2. el-Muhtar li’l-Fetvâ: Abdullah b. Mahmud b. Mesud el-Mevsılî (683/1284)

    3. Mecmau’l-Bahreyn: Ahmed b. Ali, İbnü’s-Sââtî (694/1295)

    4. Kenzu’d-Dakâik: Abdullah b. Ahmed, Ebu’l-Berakât, en-Nesefî (710/1310)




    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Bu muhtasarlardan birisi İsam b. Yusuf (210) ait olanıdır. Bkz. Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî, (Darul Kütübil İlmiye, 1406/1986) I, 294.

    [2] Kitap eksik olup iki cildi Amasya Vezirköprü kütüphanesinde bulunan bir nüshadan Dr. Sadettin Ünal tarafından neşre hazırlanmış ve İsam (Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Araştırmaları Merkezi) tarafından yayımlanmıştır.

    [3] Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 14 (Kitabın mukaddimesi)

    [4] Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Hanefî mezhebinde Tahavi’den önce muhtasar yazanlar olmuşsa da günümüze ulaşan en eski muhtasar Tahavî’ye ait olandır.

    [5] Muhtasaru’t-Tahavi, nşr., Ebu’l-Vefa el-Afğânî, s. 4 (Kitabın mukaddimesi)

    [6] Kuraşî, Cevahiru’l-Mudiyye, neşr., Muhammed el-Hulv (Daru Hicr) III, 313-14.

    [7] Kâfî’nin, İmam Muhammed’e ait ve Zâhiru’r-Rivaye diye bilinen 6 kitabın muhtasarı olduğu yönünde görüşler de vardır. Abdulkadir Yılmaz Hoca’yla birlikte tahkik ettiğimiz Mercânî’ninNâzuratu’l-Hak isimli Arapça eserinin ilgili bölümüne düştüğümüz dipnotta bu mesele hakkında vardığımız neticeyi zikrettik. Konudan uzaklaşmış olmamak için bu kadarını söylemekle yetiniyorum.

    [8] Serahsî’nin Mebsut’u, Gaye Vakfı tarafından Prof Dr. Cevat Akşit editörlüğündeki ilmî bir kurula tercüme ettirilerek Türkçeye kazandırılmış ve 2008 yılında basılmıştır.

    [9] Şerhu Muhtasarı’l-Kerhi, Köprülü Ahmed Paşa, No: 93 (Kitabın Mukaddimesi)

    [10] a.y.

    [11] Fakat Fatih Kaya Hoca’mızın verdiği bilgiye göre Türkiye’deki araştırmacılardan biri kitabın metnini bulmuş.

    [12] Necmeddin Güney, Kudûrî’nin “Şerhu Muhtasari’l-Kerhî” isimli eserinin ‘Siyer’ Bölümünün Edisyon Kritiği, (Yüksek Lisans Tezi) Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2006.

    [13] Bkz. Mercani, Nazuratu’l-Hak, Süleymaniye Kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi Efendi Bölümü No: 451, s. 52.
    Orhan Ençakar





+ Yorum Gönder