Konusunu Oylayın.: Camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi
  1. 05.Ekim.2010, 22:06
    1
    Misafir

    Camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi






    Camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi Mumsema bu konu ile ilgili konfarans tipi yazı


  2. 05.Ekim.2010, 22:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ekim.2010, 08:51
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi




    camilerin bireysel ve toplumsal hayata katkıları nelerdir

    Kültürümüzde Cami (Camii)

    Cami kelimesi 'toplayan bir araya gelen' anlamındadır. İçinde Cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan mabetler cami minberi bulunmayan yani Cuma namazı kılınmayan küçük mabetler ise sadece mescit olarak anılır. Ancak Mescid-i Haram Mescid-i Nebevi Mescid-i Aksa mabetlerine de mescit denilmektedir.
    Mescit kelimesi 'secde edilen yer' anlamına gelir. Terim olarak Müslümanların topluca namaz ibadetini ifa etmelerine tahsis olunmuş mekânı ifade eder. 'İçlerinde Allah'ın adının anıldığı mescitlere girmeyi yasaklayan ve onları tahribe çalışandan daha zalim kim olabilir?'(el-Bakara 2/114).
    Yer yüzünde ilk mescidin Mescid-i Haram ikincisi Mescid-i Aksâ ve aralarının zaman olarak kırk yıl olduğunu Ebu Zerr'in sorduğu sorular üzerine Hz.Peygamber (s.a.s.) açıklamıştır. (Muslim 'Mesâcit') Hicretten sonra Kuba ve Mescid-i Nebevi dışında Medine'de dokuz Mescit vardı. Mescitler Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ruhunu pekiştiren mekânlardır.
    İslâm ülkelerinde günümüze kadar uzanan en güçlü sanat dalı mimaridir. Mimarinin en güzel örnekleri de cami okul türbe hamam tekke han kervan saray köşk köprü saray kale ve sur gibi günlük hayat ile ilgili hizmetleri karşılayan yapılar görülmektedir. Birinci derecede önemli devlet yapısı C A M İ'dir. Özelikle Emevilerde Ümeyye camii (706-714) ile başlayan sanat sürekli geliş-meler göstermiştir. Dünyanın sayılı mimari eserler arasında kabul edilen Şam'daki bu cami halen ayaktadır. Kurtuba Ezher Delhi Orhan Bey Yeşil Süleymaniye Selimiye ve ulu cami gibi eserleri görmeğe değer görkemli sanat eserleridir.
    Ecdat Batı Trakya'mızda da zaman zaman çok değerli ve görkemli tarihi eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerle her yerine Türk-İslâm mühürü vurulmuştur: Çelebi Sultan Mehmet Camii (Dimetoka) Gazi Evre-nos imareti Yeni ve Eski camileri (Gümülcine) Musahip Mustafa Paşa Kasaba Hemetli Okçular ve Çınar Camileri (İskeçe) gibi eserler meydana getirmişlerdir. Önceden gösterilen hassasiyet gibi günümüzün duyarlı halkı Bratankova ve Ilıca orta mahalle gibi köylerde yeni camiler inşa etmiş Mehrikoz Camisini de restore etmiştir. Ancak onarım ve restorasyona muhtaç olan Musahip Mustafa Paşa ve Kasaba camii (Yenice) Hemetli ve Okçular gi-bi tarihi camilerin yakın zamanda restore edilmesine acil ihtiyaç vardır. Bu camilerin ayakta kalabilmesi için hepimizin duyarlı ve aktif rol alması gerekir. Batı Trakya'mızdaki mimari eserlerin durumu içler acısıdır ta-mire ve korunmaya muhtaçtır.
    Caminin Fonksiyonu:
    Caminin birçok toplumsal fonksiyonu vardır. Başlangıçta idare eğitim ve öğretim merkezi gibi değişik amaçlar için kullanılmışsa da onun asıl fonksiyonu Müslümanların toplu ibadet yapmalarını sağlamaktadır. Camilerde yapılan eğitim ve öğretim sadece erkekler için değildi. Kadınların dini konulardaki geniş kültürleri bunu göstermektedir. Hz.Ömer'in mehirlere sınırlama getiren kararından bir hanım efendinin itirazı üzerine vazgeçmesi bu eğitimin en belirgin kanıtlarındandır. Mezhep imamları camide yetişmişler ve buralarda ders okutmuşlardır. Camiler sadece dini eğitimin ve öğretimin yapıldığı yerler değil şiir dil ve edebiyat derslerinin de okutulduğu yerlerdir.
    Osmanlı camilerindeki eğitim sosyal adli askeri idari ve kültür faaliyetlerini tamamlayan önemli bir unsur da Kütüphane tesisi geleneğiydi. Namaz vakitleri arasında boş vakti olan cemaat için bu kütüphaneler çok faydalı olmuştur.
    İstiklâl Harbinde camiler milli birliğin sağlandığı ve düşmana karşı ilk toplu hareketin başladığı yerler olmuştur. Balkan savaşının bütün şiddetiyle devam ettiği 1912 yılında askerin koleradan kırıldığı bir sırada bunların bakımı için elverişli yer bulunmaması üzerine İstanbul'da bazı camiler hasta ve yaralılara tahsis edilmiş hastane ve misafirhane olarak da kullanılmıştır. Ayrıca bir çok merasimin icrası için camiler seçilmektedir.
    Son olarak camilerimiz de din dil töre gibi milli değerlerin vazgeçilmez bir parçasıdır ve milli kimliğin oluşmasında önemli yeri vardır.



  4. 06.Ekim.2010, 08:51
    2
    Feseyekfikehumullah



    camilerin bireysel ve toplumsal hayata katkıları nelerdir

    Kültürümüzde Cami (Camii)

    Cami kelimesi 'toplayan bir araya gelen' anlamındadır. İçinde Cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan mabetler cami minberi bulunmayan yani Cuma namazı kılınmayan küçük mabetler ise sadece mescit olarak anılır. Ancak Mescid-i Haram Mescid-i Nebevi Mescid-i Aksa mabetlerine de mescit denilmektedir.
    Mescit kelimesi 'secde edilen yer' anlamına gelir. Terim olarak Müslümanların topluca namaz ibadetini ifa etmelerine tahsis olunmuş mekânı ifade eder. 'İçlerinde Allah'ın adının anıldığı mescitlere girmeyi yasaklayan ve onları tahribe çalışandan daha zalim kim olabilir?'(el-Bakara 2/114).
    Yer yüzünde ilk mescidin Mescid-i Haram ikincisi Mescid-i Aksâ ve aralarının zaman olarak kırk yıl olduğunu Ebu Zerr'in sorduğu sorular üzerine Hz.Peygamber (s.a.s.) açıklamıştır. (Muslim 'Mesâcit') Hicretten sonra Kuba ve Mescid-i Nebevi dışında Medine'de dokuz Mescit vardı. Mescitler Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ruhunu pekiştiren mekânlardır.
    İslâm ülkelerinde günümüze kadar uzanan en güçlü sanat dalı mimaridir. Mimarinin en güzel örnekleri de cami okul türbe hamam tekke han kervan saray köşk köprü saray kale ve sur gibi günlük hayat ile ilgili hizmetleri karşılayan yapılar görülmektedir. Birinci derecede önemli devlet yapısı C A M İ'dir. Özelikle Emevilerde Ümeyye camii (706-714) ile başlayan sanat sürekli geliş-meler göstermiştir. Dünyanın sayılı mimari eserler arasında kabul edilen Şam'daki bu cami halen ayaktadır. Kurtuba Ezher Delhi Orhan Bey Yeşil Süleymaniye Selimiye ve ulu cami gibi eserleri görmeğe değer görkemli sanat eserleridir.
    Ecdat Batı Trakya'mızda da zaman zaman çok değerli ve görkemli tarihi eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerle her yerine Türk-İslâm mühürü vurulmuştur: Çelebi Sultan Mehmet Camii (Dimetoka) Gazi Evre-nos imareti Yeni ve Eski camileri (Gümülcine) Musahip Mustafa Paşa Kasaba Hemetli Okçular ve Çınar Camileri (İskeçe) gibi eserler meydana getirmişlerdir. Önceden gösterilen hassasiyet gibi günümüzün duyarlı halkı Bratankova ve Ilıca orta mahalle gibi köylerde yeni camiler inşa etmiş Mehrikoz Camisini de restore etmiştir. Ancak onarım ve restorasyona muhtaç olan Musahip Mustafa Paşa ve Kasaba camii (Yenice) Hemetli ve Okçular gi-bi tarihi camilerin yakın zamanda restore edilmesine acil ihtiyaç vardır. Bu camilerin ayakta kalabilmesi için hepimizin duyarlı ve aktif rol alması gerekir. Batı Trakya'mızdaki mimari eserlerin durumu içler acısıdır ta-mire ve korunmaya muhtaçtır.
    Caminin Fonksiyonu:
    Caminin birçok toplumsal fonksiyonu vardır. Başlangıçta idare eğitim ve öğretim merkezi gibi değişik amaçlar için kullanılmışsa da onun asıl fonksiyonu Müslümanların toplu ibadet yapmalarını sağlamaktadır. Camilerde yapılan eğitim ve öğretim sadece erkekler için değildi. Kadınların dini konulardaki geniş kültürleri bunu göstermektedir. Hz.Ömer'in mehirlere sınırlama getiren kararından bir hanım efendinin itirazı üzerine vazgeçmesi bu eğitimin en belirgin kanıtlarındandır. Mezhep imamları camide yetişmişler ve buralarda ders okutmuşlardır. Camiler sadece dini eğitimin ve öğretimin yapıldığı yerler değil şiir dil ve edebiyat derslerinin de okutulduğu yerlerdir.
    Osmanlı camilerindeki eğitim sosyal adli askeri idari ve kültür faaliyetlerini tamamlayan önemli bir unsur da Kütüphane tesisi geleneğiydi. Namaz vakitleri arasında boş vakti olan cemaat için bu kütüphaneler çok faydalı olmuştur.
    İstiklâl Harbinde camiler milli birliğin sağlandığı ve düşmana karşı ilk toplu hareketin başladığı yerler olmuştur. Balkan savaşının bütün şiddetiyle devam ettiği 1912 yılında askerin koleradan kırıldığı bir sırada bunların bakımı için elverişli yer bulunmaması üzerine İstanbul'da bazı camiler hasta ve yaralılara tahsis edilmiş hastane ve misafirhane olarak da kullanılmıştır. Ayrıca bir çok merasimin icrası için camiler seçilmektedir.
    Son olarak camilerimiz de din dil töre gibi milli değerlerin vazgeçilmez bir parçasıdır ve milli kimliğin oluşmasında önemli yeri vardır.



  5. 06.Ekim.2010, 08:53
    3
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi

    Değerli Mü’minler!

    Camiler, Müslümanların ibadet mekanları ve İslam Dini’nin temel şiarları arasında yer alan kutlu mekanlardır. Dini kaynaklarda cami ve mescitlerle ilgili yer alan konulara genel olarak baktığımızda camilerin ve onlara tahsis edilen arazilerin yeryüzünde Müslümanlar tarafından Allah’a (C.C.) tahsis edilmiş, bu yönüyle de kudsiyet kazanmış yerler olduğunu görmekteyiz. Camilerin dini hayatımızda ne kadar önemli bir yerinin olduğunu, Sevgili Peygamberimizin kutlu hicretini henüz bitirmeden, Medine yakınlarındaki Kuba Köyünde İslam Tarihi’nin ilk mescidini inşa etmesinden ve Medine’ye vardıktan sonra da, daha kendisine ve aile fertlerine bir ev yapmadan Mescid-i Nebevi’yi inşa etmesinden de anlayabiliriz. Sevgili Peygamberimiz bu davranışıyla caminin İslam Dininde ve toplumunda ne kadar önemli bir yerinin olduğunu göstermiştir. Şanlı tarihimize baktığımızda da Allah Rasülü’nün bu uygulamasının şanlı ecdadımız tarafından da harfiyen tatbik edildiğini görmekteyiz. Zira bu kutlu milletin ecdadı, “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.“[1] hükmünün önemini kavrayarak ve buralar, ‘’Müslümanların topluca ibadet ve dua ettikleri, yeryüzünün en hayırlı ve Allah'a en sevimli mekanlarıdır.’’[2] Şuuruna ererek fethettiği her yeri camilerle bezemiştir. Bu hareketleriyle de İslam’la tanıştırdıkları topraklara hem İslam’ın mührünü vurmuş, hem de bu toprakları muhteşem camilerle İslam Dinine tapulamışlardır.

    Muhterem Müslümanlar!

    Camiler her şeyden önce ibadet mekanlarıdır. Dinimizin ana direği durumunda olan beş vakit namaz, Cuma, bayram ve teravih namazları, mukabeleler, cenaze namazları… gibi, bizi Rabbimize yaklaştıran birçok ibadeti camilerde eda etmekteyiz. Bu yönüyle: Camiler, Kulu, Allah (C.C.) ile buluşturan kutsal mekanlardır…

    Camiler, aynı zamanda birer eğitim kurumudur. Başta vaaz ve irşat faaliyetleriyle toplumun din konusunda aydınlanmasına ve bilinçlenmesine mekan olan kurumlardır. Toplumun ihtiyaç duyduğu her konuda toplum fertlerinin bilgilendirilmesi camilerde yapılır., çevre bilincinin oluşması, milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına ve korunmasına yönelik faaliyetler, devletimizin ve milletimizin bekasına yönelik faaliyetler, aile kurumu konusunda halkın bilinçlendirilmesi, özellikle çocuk ve gençlerin adab-ı muaşeret kurallarını öğrenmesi … gibi daha birçok konu camiler vasıtasıyla topluma iletilmektedir.

    Sevgili Kardeşlerim!

    Cami ile adeta özdeşleşen din görevlisinin de toplum hayatındaki fonksiyonuna bir göz atarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkar. Bir çocuğun dünyaya gelmesi, din görevlisinin bizatihi onunla ilgili görevinin de başlaması anlamına gelir. Çocuğun kulağına ezan okuyup, ona isim vermekle başlayan bu görev, zamanı gelince sünnet olması, yaz kursları başta olmak üzere, O’na dini bilgilerinin öğretilmesi, askere uğurlanması, evlenmesi durumunda nikahının yapılması, diğer din hizmetlerinin verilmesi, hastalandığında ziyaret edilmesi, çocuklarının doğumunda ve diğer işlerinde gerekli görevlerinin icra edilmesi, kendi vefatında cenaze işlerinin yapılması ve öldükten sonrada ruhunu şad edecek faaliyetlere rehberlik ve önderlik etmesi, toplumda sağlam bir dini anlayışın ve yaşayışın temini, birlik ve beraberliğin, ayakta tutulması, bu cümlede akla gelen ilk konulardır.

    Görülüyor ki, mü’minlerin hayatına kök salmış rahmani bir yapı olan cami ve din görevlisinin toplum hayatındaki yeri ve fonksiyonu oldukça önemlidir.

    [1] Et-Tevbe 9/18
    [2] Müslim, Mesacid

    Cemalettin TORUN Dörtyol Cami İ-H. Kütahya


  6. 06.Ekim.2010, 08:53
    3
    Feseyekfikehumullah
    Değerli Mü’minler!

    Camiler, Müslümanların ibadet mekanları ve İslam Dini’nin temel şiarları arasında yer alan kutlu mekanlardır. Dini kaynaklarda cami ve mescitlerle ilgili yer alan konulara genel olarak baktığımızda camilerin ve onlara tahsis edilen arazilerin yeryüzünde Müslümanlar tarafından Allah’a (C.C.) tahsis edilmiş, bu yönüyle de kudsiyet kazanmış yerler olduğunu görmekteyiz. Camilerin dini hayatımızda ne kadar önemli bir yerinin olduğunu, Sevgili Peygamberimizin kutlu hicretini henüz bitirmeden, Medine yakınlarındaki Kuba Köyünde İslam Tarihi’nin ilk mescidini inşa etmesinden ve Medine’ye vardıktan sonra da, daha kendisine ve aile fertlerine bir ev yapmadan Mescid-i Nebevi’yi inşa etmesinden de anlayabiliriz. Sevgili Peygamberimiz bu davranışıyla caminin İslam Dininde ve toplumunda ne kadar önemli bir yerinin olduğunu göstermiştir. Şanlı tarihimize baktığımızda da Allah Rasülü’nün bu uygulamasının şanlı ecdadımız tarafından da harfiyen tatbik edildiğini görmekteyiz. Zira bu kutlu milletin ecdadı, “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.“[1] hükmünün önemini kavrayarak ve buralar, ‘’Müslümanların topluca ibadet ve dua ettikleri, yeryüzünün en hayırlı ve Allah'a en sevimli mekanlarıdır.’’[2] Şuuruna ererek fethettiği her yeri camilerle bezemiştir. Bu hareketleriyle de İslam’la tanıştırdıkları topraklara hem İslam’ın mührünü vurmuş, hem de bu toprakları muhteşem camilerle İslam Dinine tapulamışlardır.

    Muhterem Müslümanlar!

    Camiler her şeyden önce ibadet mekanlarıdır. Dinimizin ana direği durumunda olan beş vakit namaz, Cuma, bayram ve teravih namazları, mukabeleler, cenaze namazları… gibi, bizi Rabbimize yaklaştıran birçok ibadeti camilerde eda etmekteyiz. Bu yönüyle: Camiler, Kulu, Allah (C.C.) ile buluşturan kutsal mekanlardır…

    Camiler, aynı zamanda birer eğitim kurumudur. Başta vaaz ve irşat faaliyetleriyle toplumun din konusunda aydınlanmasına ve bilinçlenmesine mekan olan kurumlardır. Toplumun ihtiyaç duyduğu her konuda toplum fertlerinin bilgilendirilmesi camilerde yapılır., çevre bilincinin oluşması, milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına ve korunmasına yönelik faaliyetler, devletimizin ve milletimizin bekasına yönelik faaliyetler, aile kurumu konusunda halkın bilinçlendirilmesi, özellikle çocuk ve gençlerin adab-ı muaşeret kurallarını öğrenmesi … gibi daha birçok konu camiler vasıtasıyla topluma iletilmektedir.

    Sevgili Kardeşlerim!

    Cami ile adeta özdeşleşen din görevlisinin de toplum hayatındaki fonksiyonuna bir göz atarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkar. Bir çocuğun dünyaya gelmesi, din görevlisinin bizatihi onunla ilgili görevinin de başlaması anlamına gelir. Çocuğun kulağına ezan okuyup, ona isim vermekle başlayan bu görev, zamanı gelince sünnet olması, yaz kursları başta olmak üzere, O’na dini bilgilerinin öğretilmesi, askere uğurlanması, evlenmesi durumunda nikahının yapılması, diğer din hizmetlerinin verilmesi, hastalandığında ziyaret edilmesi, çocuklarının doğumunda ve diğer işlerinde gerekli görevlerinin icra edilmesi, kendi vefatında cenaze işlerinin yapılması ve öldükten sonrada ruhunu şad edecek faaliyetlere rehberlik ve önderlik etmesi, toplumda sağlam bir dini anlayışın ve yaşayışın temini, birlik ve beraberliğin, ayakta tutulması, bu cümlede akla gelen ilk konulardır.

    Görülüyor ki, mü’minlerin hayatına kök salmış rahmani bir yapı olan cami ve din görevlisinin toplum hayatındaki yeri ve fonksiyonu oldukça önemlidir.

    [1] Et-Tevbe 9/18
    [2] Müslim, Mesacid

    Cemalettin TORUN Dörtyol Cami İ-H. Kütahya


  7. 06.Ekim.2010, 08:53
    4
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: camiler ve din görevlilerin islamdaki yeri ve önemi

    Cami ve Mescitler

    Kuruluşundan itibaren Müslümanların bireysel ya da topluca ibâdet ettikleri mekânlar olan cami ve mescitler, dinî bir merkez olarak İslâm kültür ve medeniyetinin oluşmasında ve gelişmesinde rol oynamış önemli kurumlardır. Hz. Peygamber, hicretten sonra ilk iş olarak bir mescit inşâ etmiş ve bu mescidin bir bölümünü de 'suffe' adı verilen eğitim-öğretim yerine ayırmıştır. Hz. Peygamber zamanında pek çok siyasî, idarî ve sosyal amaçlara hizmet eden mescitler ve daha sonra inşa edilen camiler, başta ibâdet olmak üzere din öğretiminin de yapıldığı; içerisinde îman, ibâdet ve ahlâkla ilgili konuların işlendiği önemli dinî ve sosyal eğitim kurumları olarak hizmet vermiştir.
    İslâm'ın ilk asırlarından itibaren gittikçe gelişerek bir medrese gibi görev yapan cami ve mescitlerde Müslümanlarca bilinen o devrin bütün ilimleri okutulmuştur. Kur'an, Hadis, Fıkıh, Kelâm gibi dinî ilimlerin yanında Felsefe, Tıp ve Astronomi gibi sosyal ve tabiî ilimler de buralarda öğretilmiştir. Zaman içerisinde her yaştan insanların bu ilim halkalarına ilgisi artmış, hatta bir çok mescitte birden fazla ders halkası oluşmuştur.
    Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde camiler yerleşim bölgelerinin idâre ve kültür merkezi konumundaydı. Bu haliyle mahallenin odak noktasını teşkil eden camiler, bulundukları yerleşim biriminin âdeta bel kemiğini oluşturmuştur. Bugün de İslâm inancının ve İslâm kültürünün manevî merkezleri olarak büyük önem arzeden cami ve mescitler, sadece din duygusunun gelişmesine ve dinî şuurun yerleşmesine değil; aynı zamanda, insanlar arasında sevgi, saygı ve hoşgörü duygularının kuvvetlenmesine, birlik, beraberlik ve sosyal barışın sağlanmasına da önemli katkılar sağlamaktadır. Çünkü camilerde verilen hutbe ve vaazlarda insanlar yardımlaşmaya, iyiliğe, doğruluğa, sevgi ve hoşgörüye davet edilmekte; kötülüklerden sakınmaya, millî ve manevî bütünlüğe zarar veren davranış ve girişimlerden uzak durmaya çağrılmaktadır.
    Cami ve mescitlere devam etmek, Hz. Peygamber ve İslâm büyükleri tarafından devamlı teşvik edilmiş, böylece, toplu halde ibâdet eden her yaş ve konumdaki insanlar arasında bir yakınlaşma ve kaynaşmanın oluşması ve inanan insanların birbirlerinden davranış öğrenmeleri hedeflenmiştir. Özellikle cumâ ve bayram günlerinde milyonlarca insana hitap eden hutbeler, vaazlar ve diğer dinî bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, camilerin topluma hizmet eden yaygın din eğitimi kurumlarının başında geldiğini söylemek mümkündür.
    Diyânet İşleri Başkanlığı'na bağlı olarak din hizmetinin verildiği cami ve mescitlerde müftü, vâiz, Kur'an kursu öğreticisi, imam-hatip ve müezzinler birer eğitimci olarak görev yapmaktadırlar. Türkiye'deki yerleşim bölgelerinde cami ve mescitlerin yaygın bir biçimde varlığı, bunların çoğunda bir din görevlisinin bulunması ve bir konununaynı günde bütün ülkeye duyurulabilme imkânı, İslâm'ın barış mesajlarının toplum bireylerine iletilmesi açısından önemli bir avantajdır. Nitekim bu avantaj, Kuvây-ı Milliye hareketinin en büyük destekleyicisi olarak da değerlendirilmiştir. Anadolu'daki din görevlileri, halkı bu ölüm-kalım savaşına katılmaya teşvik edebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Hocaların bir araya gelmesiyle oluşan bir aydınlatma heyeti tarafından camilerde millî mücâdelenin önemiyle ilgili vaazlar verilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün kararları camiler kanalı ile halka duyurulmuştur. Yurdun bir bölümü işgal altında iken son derece kısıtlı imkânlarla yürütülen bu eğitim çalışmaları, halkın dinî ve millî duygularını canlı tutarak, bağımsızlık mücâdelesinde onların en büyük desteği ve moral kaynağı olmuştur.
    1975-1980 yılları arasında ülkemizde yaşanan anarşik olaylar sırasında da cami ve mescitler toplum fertleri arasında birlik ve barış ortamının korunmasında uzlaştırıcı ve birleştirici bir rol üstlenmiş; din görevlileri, olayların büyümesini önlemek için bütün güçleriyle gayret göstermişlerdir. O dönemde yaşanan Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas olaylarının önlenmesinde din görevlilerinin önemli katkıları olmuştur.
    Din görevlilerinin halk üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. Bu görevlilerin cumâ ve bayram günlerinde yaptıkları vaaz ve hutbeleri sükûnetle ve tam bir ibâdet havası içerisinde dinleyen büyük kitle, belli bir sınıf, mevki ve makam gözetilmeden, her yaş ve kültür düzeyindeki insanların oluşturduğu bir topluluktur. Camilerde sunulan hutbe ve vaazlar Müslüman toplumu dinî yönden bilgilendirmekle birlikte, manevî ve ahlâkî değerlerin nesilden nesile aktarılmasında da önemli bir etken olagelmiştir. Bugün de aynı etkinlik artarak devam etmektedir. Modern hayatın ve medeniyetin beraberinde getirdiği bazı psikolojik problemlerden bunalan insanlar, huzuru ya mitolojik unsurlarda, ya da camilerin her türlü hırslardan, dünyevî çekişmelerden, endişelerden, çıkar kavgalarından ve gürültülerden uzak manevî ortamında aramaktadırlar.
    İbâdetlerini yerine getirme ve inandıkları din konusunda bilgi sahibi olma amacında olan insanlar, cami ve mescitlere hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın, tamamen kendi özgür iradeleriyle gelmektedirler. Toplumda sevgi, hoşgörü ve barış ortamının oluşturulması bakımından böyle bir kuruma ve böyle bir imkâna şu an Müslümanların dışında hiçbir millet sahip değildir. Yıllarca bu mâbetlere devam edenler, büyük kalabalıklar halinde toplanarak hutbe ve vaaz yoluyla kendilerine verilen öğütleri sükûnetledinlemekte, herhangi bir güvenlik gücünün denetimine ihtiyaç duymadan, kavga, kargaşa ve çatışmaya da meydan vermeden dağılmaktadırlar. Sadece bu görüntünün bile toplumsal barış açısından ifade ettiği anlam gerçekten önemlidir.
    Cami ve mescitlerin barışa katkı bağlamındaki fonksiyonlarını yerine getirebilmelerinde en önemli sorumluluk din görevlilerine düşmektedir. Cami ve mescitlerde görev yapan bir din görevlisi, eğiticiliğin yanında insanlara rehber olma konumundadır. Bu yüzden görevlilerin itici, kırıcı bir üslup yerine; sevdirici, çekici, birleştirici ve bütünleştirici bir üslubu benimsemeleri gerekir. Cami görevlileri, varsa cemaatinin yaptığı kötü davranışlardan üzüntü duymalı, öğüt ve nasihatlerini kişinin kötülüklerden kurtulması ve mutlu bir insan olması için yaptığını, bunda da samimi olduğunu onlara hissettirmelidir.
    Din görevlilerinin sorumluluğu sadece cami cemaatiyle sınırlı değildir. Onlar camiye gelmeyen insanlar tarafından da dikkatle izlenmekte, bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşılıklı etkileşim gerçekleşmektedir. Karşılaşılan bu insanlar hep cami cemaati gibi ne söylense dinleyen türden değil de; bazen inatçı, azgın, kaba ve hırçın olabilirler. Din görevlisi, bu durumda bile barışçı üslubunu bozmamalı ve onları yumuşaklıkla ikna etmeye çalışmalıdır. Siyâsî düşünce ve dinle ilgili ayrıntılar konusundaki görüş farklılıkları nedeniyle kimseye kin beslememesi gereken din görevlilerinin İslâm' ın temel esaslarına aykırı olmayan değişik yorumları da hoşgörüyle karşılamaları önemlidir. Onların çabaları, nezâket ve yumuşaklıkla insanların kalplerini kazanmaya ve herkesi kucaklamaya yönelik olmalıdır. Çünkü davranışlarda sevgi, saygı ve içtenlik, iyi bir iletişim süreci başlatmak ve bunu devam ettirmek için gereklidir. Zira Allah, Kur'an'da Hz. Peygamber'e hitaben şöyle buyurmaktadır:
    "İnsanları Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel bir üslupla tartış..." "Allah'dan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi."
    Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi, sert ve kırıcı konuşmalar şiddet ve nefret doğurur, dine olan muhalefetin düşmanlığa varacak düzeyde artmasına neden olur. Din görevlisine düşen, söz ve davranışlarında müsamahalı olmak, taassubun her çeşidinden sakınmak, insanlarla iyi bir diyalog kurabilmek ve bu hususta hitap ettiği kitleye de örnek olmaktır.
    Bulunduğu toplumda herkesle iyi geçinen, uyumlu bir kişilik sergileyen ve çevresiyle iyi diyalog kurabilen, dertleri olanlarla ilgilenen, düşkün ve yoksulları ziyaret ederek onlara sevgi ve şefkât gösteren, kavgalı ve dargın olanların aralarını bulmayaçalışan bir din görevlisi, toplumda âdeta barışın simgesi durumundadır. Bazı din görevlileri tarafından camiye gelen cemaatı âdeta kovarcasına yapılan konuşmalar, sergilenen tavırlar ve cemaati azarlayıcı sözler, İslâm'ın eğitim anlayışına tamamen terstir. Cami ve mescitlerin kuruluş amacına uygun olmayan bu tür olumsuz davranışların aza indirgenmesi ve hatta tamamen yok edilebilmesi, ancak Kur'an'ın barış mesajlarına vâkıf, toplumu tanıyan ve eğitim yöntemlerini başarıyla kullanabilme becerisine sahip bulunan din görevlilerinin yetiştirilmesiyle mümkündür.
    Din görevlilerinin hutbe ve vaaz yoluyla kitlelere mesaj ulaştırmaya yönelik sahip oldukları müstesna imkân, ülkemizdeki sosyal barış açısından önemli bir fırsattır. Ancak bu fırsatın yerinde ve faydalı bir biçimde değerlendirilmesi, cami görevlilerinin çok yönlü bir bilgi düzeyine ve meslekî formasyonlarının yeterli olup-olmamasına bağlıdır. Cemaate maddî ve manevî alanlarda yol gösterme, onlar arasında sosyal dayanışma ve millî bütünlüğü sağlama konumunda olan görevlilerin meslekleriyle ilgili gerekli bilgi ve kabiliyete sahip bulunmaları gerekir. Onların aldıkları eğitim, iletişimde son derece önemli olan insan psikolojisini tanıma, sosyal problemlere yapıcı yaklaşımda bulunma gibi kendilerinden beklenen fonksiyonlar açısından yeterli düzeyde olmalıdır. Cami ve mescitlerde görev yapan din görevlilerinin bilgi ve mesleki düzeylerini geliştirmek üzere açılan İlahiyat Önlisans Programları ve İlahiyat Meslek Yüksek Okulları bu açıdan önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
    Camilere gelen halkı aydınlatmada önemli bir imkân olan vâizlik de sosyal barışın sağlanmasına katkıda bulunma açısından önemli bir imkândır. Günümüzde vâiz sayısı yetersiz olduğu için halk vaaz ihtiyacını tarîkat, cemaat veya benzeri isimlerle anılan legal veya illegal bir takım kuruluşların elemanlarıyla karşılama yoluna gitmektedir. Bu durum, sosyal barış açısından önemli sıkıntılar doğurmaktadır.
    Vâizliğin şu anki konumunun gözden geçirilmesinde, bu mesleğin problemlerinin çözümüne yönelik somut projeler geliştirilerek bu kurumun câzip hale getirilmesinde fayda vardır. Vâiz yetiştirmede tek kaynak durumunda olan ilâhiyat fakültelerinin ders programları, alanla ilgili yapılacak araştırmaların sonuçlarına göre yeniden değerlendirilip, gerektiğinde bu fakültelerde vâizlik bölümleri açılabilir. Bu durumda vâizlerin sayısında önemli bir artış sağlanmış olacaktır. Belli yerlerde görev yapan vâizlerin dışında, köy, kasaba ve şehirleri dolaşan gezici vâizlerin de görevlendirilmesi, dinî ve millî konularda halkın aydınlatılması açısından önemli bir hizmet olarak düşünülmelir.
    Ülkemizde kadın vâize sayısının yok denecek kadar az olması, din hizmetlerinde bir eksikliktir. Bayram, cuma ve vakit namazlarında camiye devam eden erkek cemaat,orada sunulan yaygın din eğitimi hizmetlerinden faydalanırken, kadınlar böyle bir imkândan yoksundurlar. Bu eksikliğin giderilerek yaygın din eğitiminin kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı yapılmaksızın, toplumun tamamını kapsayacak şekilde verilmesi gerekir. Yaygın din eğitimi çerçevesinde ve vâizlerin etkinliğinde camilerin birer halk okulu haline getirilmesi ve böylece toplumda geniş çaplı bir dinî bilgilenme seferberliğinin başlatılması, İslâm dininin birlik (tevhîd), barış, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma mesajlarının topluma yayılmasında en etkili faaliyetlerden biri olacaktır.


  8. 06.Ekim.2010, 08:53
    4
    Feseyekfikehumullah
    Cami ve Mescitler

    Kuruluşundan itibaren Müslümanların bireysel ya da topluca ibâdet ettikleri mekânlar olan cami ve mescitler, dinî bir merkez olarak İslâm kültür ve medeniyetinin oluşmasında ve gelişmesinde rol oynamış önemli kurumlardır. Hz. Peygamber, hicretten sonra ilk iş olarak bir mescit inşâ etmiş ve bu mescidin bir bölümünü de 'suffe' adı verilen eğitim-öğretim yerine ayırmıştır. Hz. Peygamber zamanında pek çok siyasî, idarî ve sosyal amaçlara hizmet eden mescitler ve daha sonra inşa edilen camiler, başta ibâdet olmak üzere din öğretiminin de yapıldığı; içerisinde îman, ibâdet ve ahlâkla ilgili konuların işlendiği önemli dinî ve sosyal eğitim kurumları olarak hizmet vermiştir.
    İslâm'ın ilk asırlarından itibaren gittikçe gelişerek bir medrese gibi görev yapan cami ve mescitlerde Müslümanlarca bilinen o devrin bütün ilimleri okutulmuştur. Kur'an, Hadis, Fıkıh, Kelâm gibi dinî ilimlerin yanında Felsefe, Tıp ve Astronomi gibi sosyal ve tabiî ilimler de buralarda öğretilmiştir. Zaman içerisinde her yaştan insanların bu ilim halkalarına ilgisi artmış, hatta bir çok mescitte birden fazla ders halkası oluşmuştur.
    Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde camiler yerleşim bölgelerinin idâre ve kültür merkezi konumundaydı. Bu haliyle mahallenin odak noktasını teşkil eden camiler, bulundukları yerleşim biriminin âdeta bel kemiğini oluşturmuştur. Bugün de İslâm inancının ve İslâm kültürünün manevî merkezleri olarak büyük önem arzeden cami ve mescitler, sadece din duygusunun gelişmesine ve dinî şuurun yerleşmesine değil; aynı zamanda, insanlar arasında sevgi, saygı ve hoşgörü duygularının kuvvetlenmesine, birlik, beraberlik ve sosyal barışın sağlanmasına da önemli katkılar sağlamaktadır. Çünkü camilerde verilen hutbe ve vaazlarda insanlar yardımlaşmaya, iyiliğe, doğruluğa, sevgi ve hoşgörüye davet edilmekte; kötülüklerden sakınmaya, millî ve manevî bütünlüğe zarar veren davranış ve girişimlerden uzak durmaya çağrılmaktadır.
    Cami ve mescitlere devam etmek, Hz. Peygamber ve İslâm büyükleri tarafından devamlı teşvik edilmiş, böylece, toplu halde ibâdet eden her yaş ve konumdaki insanlar arasında bir yakınlaşma ve kaynaşmanın oluşması ve inanan insanların birbirlerinden davranış öğrenmeleri hedeflenmiştir. Özellikle cumâ ve bayram günlerinde milyonlarca insana hitap eden hutbeler, vaazlar ve diğer dinî bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, camilerin topluma hizmet eden yaygın din eğitimi kurumlarının başında geldiğini söylemek mümkündür.
    Diyânet İşleri Başkanlığı'na bağlı olarak din hizmetinin verildiği cami ve mescitlerde müftü, vâiz, Kur'an kursu öğreticisi, imam-hatip ve müezzinler birer eğitimci olarak görev yapmaktadırlar. Türkiye'deki yerleşim bölgelerinde cami ve mescitlerin yaygın bir biçimde varlığı, bunların çoğunda bir din görevlisinin bulunması ve bir konununaynı günde bütün ülkeye duyurulabilme imkânı, İslâm'ın barış mesajlarının toplum bireylerine iletilmesi açısından önemli bir avantajdır. Nitekim bu avantaj, Kuvây-ı Milliye hareketinin en büyük destekleyicisi olarak da değerlendirilmiştir. Anadolu'daki din görevlileri, halkı bu ölüm-kalım savaşına katılmaya teşvik edebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Hocaların bir araya gelmesiyle oluşan bir aydınlatma heyeti tarafından camilerde millî mücâdelenin önemiyle ilgili vaazlar verilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün kararları camiler kanalı ile halka duyurulmuştur. Yurdun bir bölümü işgal altında iken son derece kısıtlı imkânlarla yürütülen bu eğitim çalışmaları, halkın dinî ve millî duygularını canlı tutarak, bağımsızlık mücâdelesinde onların en büyük desteği ve moral kaynağı olmuştur.
    1975-1980 yılları arasında ülkemizde yaşanan anarşik olaylar sırasında da cami ve mescitler toplum fertleri arasında birlik ve barış ortamının korunmasında uzlaştırıcı ve birleştirici bir rol üstlenmiş; din görevlileri, olayların büyümesini önlemek için bütün güçleriyle gayret göstermişlerdir. O dönemde yaşanan Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas olaylarının önlenmesinde din görevlilerinin önemli katkıları olmuştur.
    Din görevlilerinin halk üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. Bu görevlilerin cumâ ve bayram günlerinde yaptıkları vaaz ve hutbeleri sükûnetle ve tam bir ibâdet havası içerisinde dinleyen büyük kitle, belli bir sınıf, mevki ve makam gözetilmeden, her yaş ve kültür düzeyindeki insanların oluşturduğu bir topluluktur. Camilerde sunulan hutbe ve vaazlar Müslüman toplumu dinî yönden bilgilendirmekle birlikte, manevî ve ahlâkî değerlerin nesilden nesile aktarılmasında da önemli bir etken olagelmiştir. Bugün de aynı etkinlik artarak devam etmektedir. Modern hayatın ve medeniyetin beraberinde getirdiği bazı psikolojik problemlerden bunalan insanlar, huzuru ya mitolojik unsurlarda, ya da camilerin her türlü hırslardan, dünyevî çekişmelerden, endişelerden, çıkar kavgalarından ve gürültülerden uzak manevî ortamında aramaktadırlar.
    İbâdetlerini yerine getirme ve inandıkları din konusunda bilgi sahibi olma amacında olan insanlar, cami ve mescitlere hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın, tamamen kendi özgür iradeleriyle gelmektedirler. Toplumda sevgi, hoşgörü ve barış ortamının oluşturulması bakımından böyle bir kuruma ve böyle bir imkâna şu an Müslümanların dışında hiçbir millet sahip değildir. Yıllarca bu mâbetlere devam edenler, büyük kalabalıklar halinde toplanarak hutbe ve vaaz yoluyla kendilerine verilen öğütleri sükûnetledinlemekte, herhangi bir güvenlik gücünün denetimine ihtiyaç duymadan, kavga, kargaşa ve çatışmaya da meydan vermeden dağılmaktadırlar. Sadece bu görüntünün bile toplumsal barış açısından ifade ettiği anlam gerçekten önemlidir.
    Cami ve mescitlerin barışa katkı bağlamındaki fonksiyonlarını yerine getirebilmelerinde en önemli sorumluluk din görevlilerine düşmektedir. Cami ve mescitlerde görev yapan bir din görevlisi, eğiticiliğin yanında insanlara rehber olma konumundadır. Bu yüzden görevlilerin itici, kırıcı bir üslup yerine; sevdirici, çekici, birleştirici ve bütünleştirici bir üslubu benimsemeleri gerekir. Cami görevlileri, varsa cemaatinin yaptığı kötü davranışlardan üzüntü duymalı, öğüt ve nasihatlerini kişinin kötülüklerden kurtulması ve mutlu bir insan olması için yaptığını, bunda da samimi olduğunu onlara hissettirmelidir.
    Din görevlilerinin sorumluluğu sadece cami cemaatiyle sınırlı değildir. Onlar camiye gelmeyen insanlar tarafından da dikkatle izlenmekte, bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşılıklı etkileşim gerçekleşmektedir. Karşılaşılan bu insanlar hep cami cemaati gibi ne söylense dinleyen türden değil de; bazen inatçı, azgın, kaba ve hırçın olabilirler. Din görevlisi, bu durumda bile barışçı üslubunu bozmamalı ve onları yumuşaklıkla ikna etmeye çalışmalıdır. Siyâsî düşünce ve dinle ilgili ayrıntılar konusundaki görüş farklılıkları nedeniyle kimseye kin beslememesi gereken din görevlilerinin İslâm' ın temel esaslarına aykırı olmayan değişik yorumları da hoşgörüyle karşılamaları önemlidir. Onların çabaları, nezâket ve yumuşaklıkla insanların kalplerini kazanmaya ve herkesi kucaklamaya yönelik olmalıdır. Çünkü davranışlarda sevgi, saygı ve içtenlik, iyi bir iletişim süreci başlatmak ve bunu devam ettirmek için gereklidir. Zira Allah, Kur'an'da Hz. Peygamber'e hitaben şöyle buyurmaktadır:
    "İnsanları Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel bir üslupla tartış..." "Allah'dan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi."
    Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi, sert ve kırıcı konuşmalar şiddet ve nefret doğurur, dine olan muhalefetin düşmanlığa varacak düzeyde artmasına neden olur. Din görevlisine düşen, söz ve davranışlarında müsamahalı olmak, taassubun her çeşidinden sakınmak, insanlarla iyi bir diyalog kurabilmek ve bu hususta hitap ettiği kitleye de örnek olmaktır.
    Bulunduğu toplumda herkesle iyi geçinen, uyumlu bir kişilik sergileyen ve çevresiyle iyi diyalog kurabilen, dertleri olanlarla ilgilenen, düşkün ve yoksulları ziyaret ederek onlara sevgi ve şefkât gösteren, kavgalı ve dargın olanların aralarını bulmayaçalışan bir din görevlisi, toplumda âdeta barışın simgesi durumundadır. Bazı din görevlileri tarafından camiye gelen cemaatı âdeta kovarcasına yapılan konuşmalar, sergilenen tavırlar ve cemaati azarlayıcı sözler, İslâm'ın eğitim anlayışına tamamen terstir. Cami ve mescitlerin kuruluş amacına uygun olmayan bu tür olumsuz davranışların aza indirgenmesi ve hatta tamamen yok edilebilmesi, ancak Kur'an'ın barış mesajlarına vâkıf, toplumu tanıyan ve eğitim yöntemlerini başarıyla kullanabilme becerisine sahip bulunan din görevlilerinin yetiştirilmesiyle mümkündür.
    Din görevlilerinin hutbe ve vaaz yoluyla kitlelere mesaj ulaştırmaya yönelik sahip oldukları müstesna imkân, ülkemizdeki sosyal barış açısından önemli bir fırsattır. Ancak bu fırsatın yerinde ve faydalı bir biçimde değerlendirilmesi, cami görevlilerinin çok yönlü bir bilgi düzeyine ve meslekî formasyonlarının yeterli olup-olmamasına bağlıdır. Cemaate maddî ve manevî alanlarda yol gösterme, onlar arasında sosyal dayanışma ve millî bütünlüğü sağlama konumunda olan görevlilerin meslekleriyle ilgili gerekli bilgi ve kabiliyete sahip bulunmaları gerekir. Onların aldıkları eğitim, iletişimde son derece önemli olan insan psikolojisini tanıma, sosyal problemlere yapıcı yaklaşımda bulunma gibi kendilerinden beklenen fonksiyonlar açısından yeterli düzeyde olmalıdır. Cami ve mescitlerde görev yapan din görevlilerinin bilgi ve mesleki düzeylerini geliştirmek üzere açılan İlahiyat Önlisans Programları ve İlahiyat Meslek Yüksek Okulları bu açıdan önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
    Camilere gelen halkı aydınlatmada önemli bir imkân olan vâizlik de sosyal barışın sağlanmasına katkıda bulunma açısından önemli bir imkândır. Günümüzde vâiz sayısı yetersiz olduğu için halk vaaz ihtiyacını tarîkat, cemaat veya benzeri isimlerle anılan legal veya illegal bir takım kuruluşların elemanlarıyla karşılama yoluna gitmektedir. Bu durum, sosyal barış açısından önemli sıkıntılar doğurmaktadır.
    Vâizliğin şu anki konumunun gözden geçirilmesinde, bu mesleğin problemlerinin çözümüne yönelik somut projeler geliştirilerek bu kurumun câzip hale getirilmesinde fayda vardır. Vâiz yetiştirmede tek kaynak durumunda olan ilâhiyat fakültelerinin ders programları, alanla ilgili yapılacak araştırmaların sonuçlarına göre yeniden değerlendirilip, gerektiğinde bu fakültelerde vâizlik bölümleri açılabilir. Bu durumda vâizlerin sayısında önemli bir artış sağlanmış olacaktır. Belli yerlerde görev yapan vâizlerin dışında, köy, kasaba ve şehirleri dolaşan gezici vâizlerin de görevlendirilmesi, dinî ve millî konularda halkın aydınlatılması açısından önemli bir hizmet olarak düşünülmelir.
    Ülkemizde kadın vâize sayısının yok denecek kadar az olması, din hizmetlerinde bir eksikliktir. Bayram, cuma ve vakit namazlarında camiye devam eden erkek cemaat,orada sunulan yaygın din eğitimi hizmetlerinden faydalanırken, kadınlar böyle bir imkândan yoksundurlar. Bu eksikliğin giderilerek yaygın din eğitiminin kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı yapılmaksızın, toplumun tamamını kapsayacak şekilde verilmesi gerekir. Yaygın din eğitimi çerçevesinde ve vâizlerin etkinliğinde camilerin birer halk okulu haline getirilmesi ve böylece toplumda geniş çaplı bir dinî bilgilenme seferberliğinin başlatılması, İslâm dininin birlik (tevhîd), barış, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma mesajlarının topluma yayılmasında en etkili faaliyetlerden biri olacaktır.





+ Yorum Gönder