Konusunu Oylayın.: Hak ve sorumlulukların tanımı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 11 kişi
Hak ve sorumlulukların tanımı
  1. 03.Ekim.2010, 12:02
    1
    Misafir

    Hak ve sorumlulukların tanımı






    Hak ve sorumlulukların tanımı Mumsema Toplum içindeki hak ve sorumluluklarımızın tanımı


  2. 03.Ekim.2010, 12:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 14.Ekim.2010, 15:06
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hak ve sorumlulukların tanımı




    _Hak nedir ve Hakkın tanımı...

    İnsan için söz konusu olan haklar "Kanunla korunan yetkiler" şeklinde tanımlanmıştır. Bu genel tanımlamaya İslâmî açıdan bir kayıt ekleyerek tarifi şöyle yapabiliriz: "Allah'ın koyduğu kanunlarla korunan yetkiler". Uygulama ve gerçekleri göz önüne alarak hakları iki gruba ayırmak gerekir: a) İnsan olduğu için insana verilen haklar, b) İrade ve çabasıyla belli vasıflar kazandığı için insana verilen haklar. Bunlardan birincisine "statü hakları", ikincisine ise "görev ve liyâkat hakları" diyebiliriz. Metinlerde açıkça geçsin geçmesin, uygulamada bu ayrım kaçınılmazdır. Meselâ hayat hakkı din, vatandaşlık, kültür farkına bakılmaksızın her insana -insan olduğu için- verilirken, seçme, seçilme, belli kamu görevlerine alınma hakları için insan olmak yetmemekte, insanın belli vasıflar elde etmiş bulunması aranmaktadır.

    2. Hak belirleme hakkı kime aittir?

    Ferde ve topluma verilen haklar insanların fert ve toplum olarak menfaat ve ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Ancak menfaat ve ihtiyaçların çeliştiği, çatıştığı da bir gerçektir. Toplum veya bir gurup için menfaat (mesâlih) olan bir şey, fert veya başka bir gurup için zarar (mefâsid) olabilir. Eğer haklar ve menfaatler, fertlerin ve gurupların istek ve arzularına göre verilirse çatışma, dengesizlik ve haksızlık kaçınılmaz olur. "Eğer hak, onların arzularına tâbi olsaydı gökler yer ve buralarda bulunanların düzenleri bozulur, altüst olurdu." (Mü'minûn: 23/71). "Beşerî arzularını (hevâsını) tanrı edinmiş ve (böylece) Allah'ın kendisini saptırmış bulunduğu kimseyi doğrunun bilgisine sahip mi görüyorsun!" (Câsiye: 45/23). Bu sebeple Allah Teâlâ hakları, insanların beşerî arzularına, şahsî menfaatlerine göre değil, adâlet ve denge prensiplerine göre -bizzat kendisi- tevzî etmiştir; bunu yaparken insanlara hakkın az, yetersiz, buna karşı yükümlülüğün ağır ve sıkıcı gelmesine değil, fert ve toplum hayatının denge ve düzen içinde yürümesine bakmıştır (Şâtıbî, el-Muvâfekât, 39, 40, 179).
    Ferdiyetçi düşünce ve sistemler ferdin hak ve hürriyetlerine öncelik vermişler, bu konudaki aşırılık; "bencillik, sömürü ve anarşi" doğurmuştur. Toplumcu ve devletçi düşünceler, sistemler ise sömürü ve anarşiyi önleyelim derken ferdin hürriyet ve kişiliğini yok etmiş, insanı madde boyutuna hapsetmişledir. Bu aşırı ve karşıt düşünceler, uygulamalar birbirine tesir etmiş, tez, antitez, sentez sürecinde ortaya, önce siyâsî ve hukukî, sonra iktisâdî ve sosyal yönleriyle "insan hakları" kavramı, ve düzenlemeleri çıkmıştır.
    İslâm'ı, aşırı ferdiyetçi veya toplumcu sistemlerden birinin içine koymak mümkün değildir. İslâm ferd-devlet (ve toplum) ilişkilerinde dengeyi öngören, şahsiyetçi bir sistem oluşturmuştur.

    "İslâm'da yaratma, emir ve hüküm Allah'a ait bulunduğu için "emir ve hüküm" çerçevesine giren "hak ve vazife" belirleme işi de Allah'a aittir. Hak ve vazifeyi belirleme işini bir fert veya zümre, yahut da toplum yerine Allah'ın üzerine almış bulunması, bir tarafa öncelik ve ağırlık verilerek diğer tarafın ezilmesini, haksızlığa uğramasını önlemektedir. Adâlet ve hakkaniyet, herkese hakkını vermek, dengeyi sağlamaktır. Allah Teâlâ haksızlığı kendine de kullarına da haram kılmış ve pek çok âyette adâleti ve hakkaniyete riayet etmeyi emretmiştir

    _Sorumluluğun tanımı

    Sorumluluk kisaca ""Bireyin uyum saglamasi üzerine düsen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayin baskalari üzerindeki etkilerinin sonuçlarini üstlenmesi baskalarinin haklarina saygi göstermesi ve kendi davranisinin sonuçlarina sahip çikabilmesi"" olarak tanimlanmaktadir. Sorumluluk sahibi çocuklar;
    Kendi kararlarini verebilen karar alirken ellerindeki kaynaklari kullanabilen deger yargilarini gözeten bagimsiz davranabilen kendine güvenli baskalarinin haklarini çignemeden kendi ihtiyaçlarinin karsilayabilen çocuklardir. Yaptigi isi sonuna kadar götüren ve yapmakta oldugu bir davranisin olasi sonuçlarina katlanmayi göze alan çocuga sorumlu çocuk olarak bakabiliriz.

    SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELISIMI

    Sorumlulugu ögrenmek de tipki diger becerileri ögrenmek gibidir. Çocuk ne kadar çok denerse bu konuda o kadar çok basarili olur. Çocugun kendi kendini yöneten yüksek benlik saygisina sahip doyumlu bir birey olarak gelismesi büyük ölçüde ona saglanan firsatlara ve ebeveyn yaklasimina baglidir.

    Koruyucu ebeveyn yaklasimi çocugun bagimsizlik ve sorumluluk hissetmesini engeller. Ebeveynler iyi niyetle yaklastiklarini düsünerek çocuklari için her seyi yapmalari gerektigine inanirlar ve onlarin bütün yaptiklarindan kendilerini sorumlu hissederler. Yemeginden giyimine ev ödevlerinden hobi ve arkadas seçimlerine kadar çocuk adina her seye karar verirler. Çünkü onlara göre çocuklarin davranislari kendi anne babaliklarinin yeterliligini yansitir. Fakat çocuklarini bütün sonuçlardan koruduklari için onlarin öz güvenlerini ve bagimsizliklarini yok edebilirler. Bir baska aile tutumu olan destekleyici yaklasim çocugun sinirlar içinde karar vermesine ve bu kararlarin sorumlulugunu tasimasina olanak tanir. Bu yöntem sorumluluk almayi içeren bir yaklasimdir. Ayni zamanda öz disiplini yani kendi kendini yönlendirme yetenegini gelistirir. Bu tutumu benimseyen aileler evdeki isler konusunda çocuktan yardim beklediklerini açikça belirtirler. Böylece baslangiçta çocugun acemice yapacagi bu isler daha sonra deneyime ve sorumluluga dönüsecektir. Bu nedenle iki buçuk yasindan baslayarak döke saça da olsa çocugun çorbasini kendi basina içmesine firsat vermek kendi odasinda kendi yataginda yatmasina ortam hazirlamak sofra hazirlama alisveris araba temizligi gibi konularda onun yardimini beklemek ""sorumluluk"" konusunda çocugu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam saglar. Bu ortam çocugun kendi kendine yetmesine ve kendini yönetmesine firsat vereceginden onun kendine olan güvenini de artiracaktir.Çocugunuzun öncelikle evde bazi sorumluluklar üstlenerek sorumluluk bilincinin gelismesi onun okul ile ilgili sorumluluklarini da daha kolay üstlenmesine ve karsilasabilecegi sorunlarla bas edebilmesine yardimci olacaktir. Çocugun yasi ne olursa olsun sorumluluk almayi ögrenmenin anlami su üç alanda kabul edilebilir davranislar gösterebilmektir:

    Kurallara uymak
    Sagduyu kullanmak
    Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanmak

    Ancak sorumluluk baskalarinin söyledigi her seyi yerine getirme olarak düsünülmemelidir. Ebeveyninin ögretmeninin ya da çevrenizdeki herhangi birinin söylediklerini yerine getiren çocuga sorumlu çocuk gözüyle bakamayiz. Bu sekilde davranan çocuk gerektiginde öncelik vermesi gereken konularin ayrimini yapamaz. Örn: Ertesi gün dersi varken arkadasi çagirdi diye gezmeye giden çocuk sorumlu degildir.



  4. 14.Ekim.2010, 15:06
    2
    Silent and lonely rains



    _Hak nedir ve Hakkın tanımı...

    İnsan için söz konusu olan haklar "Kanunla korunan yetkiler" şeklinde tanımlanmıştır. Bu genel tanımlamaya İslâmî açıdan bir kayıt ekleyerek tarifi şöyle yapabiliriz: "Allah'ın koyduğu kanunlarla korunan yetkiler". Uygulama ve gerçekleri göz önüne alarak hakları iki gruba ayırmak gerekir: a) İnsan olduğu için insana verilen haklar, b) İrade ve çabasıyla belli vasıflar kazandığı için insana verilen haklar. Bunlardan birincisine "statü hakları", ikincisine ise "görev ve liyâkat hakları" diyebiliriz. Metinlerde açıkça geçsin geçmesin, uygulamada bu ayrım kaçınılmazdır. Meselâ hayat hakkı din, vatandaşlık, kültür farkına bakılmaksızın her insana -insan olduğu için- verilirken, seçme, seçilme, belli kamu görevlerine alınma hakları için insan olmak yetmemekte, insanın belli vasıflar elde etmiş bulunması aranmaktadır.

    2. Hak belirleme hakkı kime aittir?

    Ferde ve topluma verilen haklar insanların fert ve toplum olarak menfaat ve ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Ancak menfaat ve ihtiyaçların çeliştiği, çatıştığı da bir gerçektir. Toplum veya bir gurup için menfaat (mesâlih) olan bir şey, fert veya başka bir gurup için zarar (mefâsid) olabilir. Eğer haklar ve menfaatler, fertlerin ve gurupların istek ve arzularına göre verilirse çatışma, dengesizlik ve haksızlık kaçınılmaz olur. "Eğer hak, onların arzularına tâbi olsaydı gökler yer ve buralarda bulunanların düzenleri bozulur, altüst olurdu." (Mü'minûn: 23/71). "Beşerî arzularını (hevâsını) tanrı edinmiş ve (böylece) Allah'ın kendisini saptırmış bulunduğu kimseyi doğrunun bilgisine sahip mi görüyorsun!" (Câsiye: 45/23). Bu sebeple Allah Teâlâ hakları, insanların beşerî arzularına, şahsî menfaatlerine göre değil, adâlet ve denge prensiplerine göre -bizzat kendisi- tevzî etmiştir; bunu yaparken insanlara hakkın az, yetersiz, buna karşı yükümlülüğün ağır ve sıkıcı gelmesine değil, fert ve toplum hayatının denge ve düzen içinde yürümesine bakmıştır (Şâtıbî, el-Muvâfekât, 39, 40, 179).
    Ferdiyetçi düşünce ve sistemler ferdin hak ve hürriyetlerine öncelik vermişler, bu konudaki aşırılık; "bencillik, sömürü ve anarşi" doğurmuştur. Toplumcu ve devletçi düşünceler, sistemler ise sömürü ve anarşiyi önleyelim derken ferdin hürriyet ve kişiliğini yok etmiş, insanı madde boyutuna hapsetmişledir. Bu aşırı ve karşıt düşünceler, uygulamalar birbirine tesir etmiş, tez, antitez, sentez sürecinde ortaya, önce siyâsî ve hukukî, sonra iktisâdî ve sosyal yönleriyle "insan hakları" kavramı, ve düzenlemeleri çıkmıştır.
    İslâm'ı, aşırı ferdiyetçi veya toplumcu sistemlerden birinin içine koymak mümkün değildir. İslâm ferd-devlet (ve toplum) ilişkilerinde dengeyi öngören, şahsiyetçi bir sistem oluşturmuştur.

    "İslâm'da yaratma, emir ve hüküm Allah'a ait bulunduğu için "emir ve hüküm" çerçevesine giren "hak ve vazife" belirleme işi de Allah'a aittir. Hak ve vazifeyi belirleme işini bir fert veya zümre, yahut da toplum yerine Allah'ın üzerine almış bulunması, bir tarafa öncelik ve ağırlık verilerek diğer tarafın ezilmesini, haksızlığa uğramasını önlemektedir. Adâlet ve hakkaniyet, herkese hakkını vermek, dengeyi sağlamaktır. Allah Teâlâ haksızlığı kendine de kullarına da haram kılmış ve pek çok âyette adâleti ve hakkaniyete riayet etmeyi emretmiştir

    _Sorumluluğun tanımı

    Sorumluluk kisaca ""Bireyin uyum saglamasi üzerine düsen görevleri yerine getirmesi ve kendine ait bir olayin baskalari üzerindeki etkilerinin sonuçlarini üstlenmesi baskalarinin haklarina saygi göstermesi ve kendi davranisinin sonuçlarina sahip çikabilmesi"" olarak tanimlanmaktadir. Sorumluluk sahibi çocuklar;
    Kendi kararlarini verebilen karar alirken ellerindeki kaynaklari kullanabilen deger yargilarini gözeten bagimsiz davranabilen kendine güvenli baskalarinin haklarini çignemeden kendi ihtiyaçlarinin karsilayabilen çocuklardir. Yaptigi isi sonuna kadar götüren ve yapmakta oldugu bir davranisin olasi sonuçlarina katlanmayi göze alan çocuga sorumlu çocuk olarak bakabiliriz.

    SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELISIMI

    Sorumlulugu ögrenmek de tipki diger becerileri ögrenmek gibidir. Çocuk ne kadar çok denerse bu konuda o kadar çok basarili olur. Çocugun kendi kendini yöneten yüksek benlik saygisina sahip doyumlu bir birey olarak gelismesi büyük ölçüde ona saglanan firsatlara ve ebeveyn yaklasimina baglidir.

    Koruyucu ebeveyn yaklasimi çocugun bagimsizlik ve sorumluluk hissetmesini engeller. Ebeveynler iyi niyetle yaklastiklarini düsünerek çocuklari için her seyi yapmalari gerektigine inanirlar ve onlarin bütün yaptiklarindan kendilerini sorumlu hissederler. Yemeginden giyimine ev ödevlerinden hobi ve arkadas seçimlerine kadar çocuk adina her seye karar verirler. Çünkü onlara göre çocuklarin davranislari kendi anne babaliklarinin yeterliligini yansitir. Fakat çocuklarini bütün sonuçlardan koruduklari için onlarin öz güvenlerini ve bagimsizliklarini yok edebilirler. Bir baska aile tutumu olan destekleyici yaklasim çocugun sinirlar içinde karar vermesine ve bu kararlarin sorumlulugunu tasimasina olanak tanir. Bu yöntem sorumluluk almayi içeren bir yaklasimdir. Ayni zamanda öz disiplini yani kendi kendini yönlendirme yetenegini gelistirir. Bu tutumu benimseyen aileler evdeki isler konusunda çocuktan yardim beklediklerini açikça belirtirler. Böylece baslangiçta çocugun acemice yapacagi bu isler daha sonra deneyime ve sorumluluga dönüsecektir. Bu nedenle iki buçuk yasindan baslayarak döke saça da olsa çocugun çorbasini kendi basina içmesine firsat vermek kendi odasinda kendi yataginda yatmasina ortam hazirlamak sofra hazirlama alisveris araba temizligi gibi konularda onun yardimini beklemek ""sorumluluk"" konusunda çocugu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam saglar. Bu ortam çocugun kendi kendine yetmesine ve kendini yönetmesine firsat vereceginden onun kendine olan güvenini de artiracaktir.Çocugunuzun öncelikle evde bazi sorumluluklar üstlenerek sorumluluk bilincinin gelismesi onun okul ile ilgili sorumluluklarini da daha kolay üstlenmesine ve karsilasabilecegi sorunlarla bas edebilmesine yardimci olacaktir. Çocugun yasi ne olursa olsun sorumluluk almayi ögrenmenin anlami su üç alanda kabul edilebilir davranislar gösterebilmektir:

    Kurallara uymak
    Sagduyu kullanmak
    Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanmak

    Ancak sorumluluk baskalarinin söyledigi her seyi yerine getirme olarak düsünülmemelidir. Ebeveyninin ögretmeninin ya da çevrenizdeki herhangi birinin söylediklerini yerine getiren çocuga sorumlu çocuk gözüyle bakamayiz. Bu sekilde davranan çocuk gerektiginde öncelik vermesi gereken konularin ayrimini yapamaz. Örn: Ertesi gün dersi varken arkadasi çagirdi diye gezmeye giden çocuk sorumlu degildir.






+ Yorum Gönder