Konusunu Oylayın.: Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere
  1. 26.Eylül.2010, 21:29
    1
    Misafir

    Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere






    Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere Mumsema Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere gelir” gelir anlamındaki hadisi nasıl anlamalıyız. Peygamberler masum olduklarına göre nefislerinden gelmesi ne demektir?


  2. 26.Eylül.2010, 21:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere gelir” gelir anlamındaki hadisi nasıl anlamalıyız. Peygamberler masum olduklarına göre nefislerinden gelmesi ne demektir?


    Benzer Konular

    - Peygamber(S)’in: "Ölü, kendi ailesinin bir nevi' ağlamasından dolayı azâb olunur" Sö

    - İnaan için ancak sâ'yinden başkası yoktur mealindeki sure-i Necm'in 39. ayeti Mevkuufat'm "Hac

    - İmam Rabbani’nin Mektubat’ında geçen, "Dur Muhammed Allah namaz kılıyor" ifade

    - Allah’ın "kün" yani "ol" emrini nasıl anlamalıyız?

    - Peygamberlere İman "Nebî" ve "Resul"

  3. 26.Eylül.2010, 22:39
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve ve




    İlgili ayet şöyledir: “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendir”(Nisa, 4/79).

    İlgili hadis de şöyledir: “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir). Eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.” (Râmûzu’l-Ehâdîs, s. 71, 983. hadis. Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, İbn-i Hıbban, Müstedrekten. bk. İbn-i Mâce II, 1321, 1331, 1335)

    Bu ayette hitap görünürde Hz. Peygambere olmakla beraber gerçekte bütün insanlaradır(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri). Bu sebepledir ki, bazı meallerde bu cümle “Ey İnsan! “diye başlamıştır.

    Her musibette iki yön vardır. Biri, insanın işlediği suçlardan dolayı gördüğü ceza manasına gelir. Diğeri, Allah’ın merhametinin tecellisine bakar.

    İnsana bakan yönüyle her musibet ilahî adaletin bir yansımasıdır. Bir ihkak-ı haktır, bir cezadır, ve dolayısıyla da bir kefarettir.

    Allah’ın rahmetine bakan yönüyle her musibet, bir ilahî lütuftur, bir iltifattır, bir korumadır, bir inayet cilvesidir. Çünkü, büyük suçların büyük merkezlerde, ağır ceza mahkemelerinde görülmesi, küçük suçların küçük yerlerde, ilçelerde, nahiyelerde olması bir hukukî kural gibidir. Bu kaideye binaen, musibetler müminler için küçük bir yer olan dünyada olması, ahiretteki ağır ceza yeri olan büyük mahkemeye bırakılmaması, Allah’ın bu kulları için bir lütfüdür, hafif bir ceza ile onları kurtarma operasyonudur.

    “Ebrar” denilen Salih kimseler için iyilik sayılan bazı şeyler “Mukarrebîn” denilen daha üst seviyedeki kimseler için günah sayılabilir. Peygamberimizin “kalbime bazı tortular konar da günde yüz defa istiğfar ederim” manasına gelen hadis-i şerifi bu manada anlamak gerekir. Bu açıdan bakıldığında peygamberler ve veliler için söz konusu olan musibetler -bizim bildiğimiz günahlar sebebiyle değil- onların kendi çaplarında Allah karşısında hissettikleri kusurları sebebiyledir ve kefaretten ziyade onların derecesini yükseltir.

    Bu konuda Bediüzzaman hazretlerinin şu mütalaaları konuya ışık tutacak mahiyettedir. Özetle der ki; “Ben her ne zaman insanları irşat etmeyi, onlara iman ve Kur’an hakikatlerini ders vermeyi bırakmayı ve yalnız kendi şahsımı kurtarmak için şahsî ibadetlerime yoğunlaşmayı düşündüğümde Allah tarafından bir şefkat tokadını yedim..”

    Bu ifadelerinden anlaşılıyor ki, şahsî kemalatı kazanmak, şahsî ibadetlerini arttırmak, kendi kusurlarını düşünüp kendiyle meşgul olmak gibi herkes için son derece güzel ve sevaplı olan bu durum asrın müceddidi olan Bediüzzaman için bir suç gibi görülmüş ve tokat yemiştir. Fakat bu tokat, bu musibet onun için çok büyük sevaplara medar olduğu için Allah’ın bir lütfü olmuştur. O da bunu böyle telakki etmiştir.

    Diğer taraftan bela kelimesinin sözlük anlamı imtihandır. Musibet ise, isabet eden, başa gelen demektir. Terim olarak BELA, insanların test edilmek üzere tabi tutulduğu imtihanın adıdır. MUSİBET ise, bu imtihanın içerisinde yer alan sıkıntıdır. (bk. el-Müfredât, s. 61)

    Bu açıdan, büyük zatlar en büyük belalarla imtihan edilmiş, bu imtihanlarda başarılı olmuşlardır. İmtihanın büyüklüğü nisbetinde, elde edilecek derecenin büyüyeceği de açıktır. Çünkü en büyük belalara maruz olanlar önce peygamberler, sonra da fazilette onları takib edenlerdir.

    Bu ve benzeri hadisler peygamberlerin ve onlarla beraber o belaları göğüsleyen arkadaşları sahabelerin ne büyük imtihandan geçtiklerini göstermektedir. Rasulüllah (a.s.m.) son peygamber ve Kainatın Seyyidi olduğuna göre imtihanı en büyük olan peygamberdir. Sahabeleri de onunla birlikte çilelere ve bu büyük imtihanda derecelerine göre hisselere sahiptirler.

    Bir Müslümanın başına gelen her sıkıntı da, onun hakkında mutlaka hayırdır: Ya geçmiş günahlarını siler, ya gelecek bela ve musibetlere engel olur, ya ilahi bir ikaz ve uyarıdır, ya da manevi makamının daha da artması için bir denemedir.

    Sorularla İslamiyet.



  4. 26.Eylül.2010, 22:39
    2
    Silent and lonely rains



    İlgili ayet şöyledir: “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendir”(Nisa, 4/79).

    İlgili hadis de şöyledir: “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir). Eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.” (Râmûzu’l-Ehâdîs, s. 71, 983. hadis. Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, İbn-i Hıbban, Müstedrekten. bk. İbn-i Mâce II, 1321, 1331, 1335)

    Bu ayette hitap görünürde Hz. Peygambere olmakla beraber gerçekte bütün insanlaradır(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri). Bu sebepledir ki, bazı meallerde bu cümle “Ey İnsan! “diye başlamıştır.

    Her musibette iki yön vardır. Biri, insanın işlediği suçlardan dolayı gördüğü ceza manasına gelir. Diğeri, Allah’ın merhametinin tecellisine bakar.

    İnsana bakan yönüyle her musibet ilahî adaletin bir yansımasıdır. Bir ihkak-ı haktır, bir cezadır, ve dolayısıyla da bir kefarettir.

    Allah’ın rahmetine bakan yönüyle her musibet, bir ilahî lütuftur, bir iltifattır, bir korumadır, bir inayet cilvesidir. Çünkü, büyük suçların büyük merkezlerde, ağır ceza mahkemelerinde görülmesi, küçük suçların küçük yerlerde, ilçelerde, nahiyelerde olması bir hukukî kural gibidir. Bu kaideye binaen, musibetler müminler için küçük bir yer olan dünyada olması, ahiretteki ağır ceza yeri olan büyük mahkemeye bırakılmaması, Allah’ın bu kulları için bir lütfüdür, hafif bir ceza ile onları kurtarma operasyonudur.

    “Ebrar” denilen Salih kimseler için iyilik sayılan bazı şeyler “Mukarrebîn” denilen daha üst seviyedeki kimseler için günah sayılabilir. Peygamberimizin “kalbime bazı tortular konar da günde yüz defa istiğfar ederim” manasına gelen hadis-i şerifi bu manada anlamak gerekir. Bu açıdan bakıldığında peygamberler ve veliler için söz konusu olan musibetler -bizim bildiğimiz günahlar sebebiyle değil- onların kendi çaplarında Allah karşısında hissettikleri kusurları sebebiyledir ve kefaretten ziyade onların derecesini yükseltir.

    Bu konuda Bediüzzaman hazretlerinin şu mütalaaları konuya ışık tutacak mahiyettedir. Özetle der ki; “Ben her ne zaman insanları irşat etmeyi, onlara iman ve Kur’an hakikatlerini ders vermeyi bırakmayı ve yalnız kendi şahsımı kurtarmak için şahsî ibadetlerime yoğunlaşmayı düşündüğümde Allah tarafından bir şefkat tokadını yedim..”

    Bu ifadelerinden anlaşılıyor ki, şahsî kemalatı kazanmak, şahsî ibadetlerini arttırmak, kendi kusurlarını düşünüp kendiyle meşgul olmak gibi herkes için son derece güzel ve sevaplı olan bu durum asrın müceddidi olan Bediüzzaman için bir suç gibi görülmüş ve tokat yemiştir. Fakat bu tokat, bu musibet onun için çok büyük sevaplara medar olduğu için Allah’ın bir lütfü olmuştur. O da bunu böyle telakki etmiştir.

    Diğer taraftan bela kelimesinin sözlük anlamı imtihandır. Musibet ise, isabet eden, başa gelen demektir. Terim olarak BELA, insanların test edilmek üzere tabi tutulduğu imtihanın adıdır. MUSİBET ise, bu imtihanın içerisinde yer alan sıkıntıdır. (bk. el-Müfredât, s. 61)

    Bu açıdan, büyük zatlar en büyük belalarla imtihan edilmiş, bu imtihanlarda başarılı olmuşlardır. İmtihanın büyüklüğü nisbetinde, elde edilecek derecenin büyüyeceği de açıktır. Çünkü en büyük belalara maruz olanlar önce peygamberler, sonra da fazilette onları takib edenlerdir.

    Bu ve benzeri hadisler peygamberlerin ve onlarla beraber o belaları göğüsleyen arkadaşları sahabelerin ne büyük imtihandan geçtiklerini göstermektedir. Rasulüllah (a.s.m.) son peygamber ve Kainatın Seyyidi olduğuna göre imtihanı en büyük olan peygamberdir. Sahabeleri de onunla birlikte çilelere ve bu büyük imtihanda derecelerine göre hisselere sahiptirler.

    Bir Müslümanın başına gelen her sıkıntı da, onun hakkında mutlaka hayırdır: Ya geçmiş günahlarını siler, ya gelecek bela ve musibetlere engel olur, ya ilahi bir ikaz ve uyarıdır, ya da manevi makamının daha da artması için bir denemedir.

    Sorularla İslamiyet.






+ Yorum Gönder