Konusunu Oylayın.: Peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?
  1. 15.Eylül.2010, 22:53
    1
    Misafir

    Peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?






    Peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi? Mumsema şavaş alanında peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerimizden birine verip anam babam kurban olsun at okları dediği sahabemizin ismi nedir lütfen acil


  2. 15.Eylül.2010, 22:53
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Eylül.2010, 23:21
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    --->: peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?




    lay uhud da oldu

    Ensardan Ebu Talha da, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde kalkanlı olarak durup onu siperlemekte idi. Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne ok çantasını serip kâh ok atmakta, kâh haykırmakta idi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam da:
    "Ebu Talha'nın sesi orduda kırk kişiden hayırlı ve yararlıdır" buyurmakta idi.
    Ebu Talha'nın Peygamberimizin önüne serdiği ok çantasında elli ok vardı.
    Ebu Talha:
    "Ya Rasûlallah! Vücudum senin vücudunun önünde sana fedadır!" diyordu.
    Elli oku birer birer atarak tüketti.
    Peygamberimiz Aleyhisselam onun arkasından ve onun başıyla omuzları arasından başını yük*seltip okların düştükleri yerlere bakıyordu.
    Ebu Talha son oku attığı zaman:
    "Bizi işlet! Ok atmaktan durdurma! Allah beni sana feda etsin!" dedi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam, yerden bir ağaç dalı alıp:
    "Ey Ebu Talha! Bunu da iyi bir ok olarak at!" buyurdu.[354]
    Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir okçu idi. Uhud günü iki-üç yay kırmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselam, yanından ok dolu çanta ile kimin geçtiğini görse, ona:
    "Ok çantanı Ebu Talha'ya boşalt!" buyurmakta idi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam onun arkasından müşriklere bakmak için yükselip başını kaldırdıkça, Ebu Talha:
    "Ya Rasûlallah! Babam anam sana feda olsun! Yükselme! Belki sana müşriklerin oklarından birisi değer. Benim göğsüm senin göğsüne siper olsun. Sana değecek, bana değsin!" derdi.[355]
    Sa'd b. Ebi Vakkas derki:
    "Resûlullah Aleyhisselam, beni önüne oturttu. Ok atmaya başladım. Her atışta: 'Allah'ım! Atacağım ok, senin okundur. Onu düşmanına eriştir!1 diyordum. Resûlullah Aleyhisselam da: 'Allah'ım! Dua ettiği zaman, Sad'ın duasını kabul et! Allah'ım! Sad'ın atışını, okunu doğrult!
    Ey Sa'd! Babam anam sana feda olsun! Durma at!' buyuruyordu. Hiçbir ok atmadım ki, Resûlullah Aleyhisselam: 'Allah'ım! Onun atışını doğrult! Duasını kabul et! Ey Sa'd! Durma, at!1 buyurmamış olsun.
    Ok çantam boşalınca, Resûlullah Aleyhisselam kendi çantasındaki okları da birer bireryayıma yer*leştirip attırdı.
    Okları yaya yerleştirmekte, o herkesten daha çabuk ve g ay netliydi.[356] O bana okları veriyor ve: 'At! Babam anam sana feda olsun!' diyordu. Nihayet, bana kanatsız bir oku verdi ve: 'At bunu da!' buyurdu."[357]
    Sehl b. Huneyf, müşriklere yağdırdığı oklarla Peygamberimiz Aleyhisselamı korumaya çalışmakta, Peygamberimiz Aleyhisselam da:
    "Süheyl'e ok yetiştiriniz! Çünkü, ok ona kolaylaştırılmıştır" buyurmakta idi.[358]
    Ebu Dücâne, atılan oklara karşı Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine eğilip kendisini ona kalkan yapmakta, Ebu Dücâne'nin sırtına düşen oklar sırtında toplanmakta, Peygamberimiz Aleyhisselama değmemekte idi.[359]
    Ka'b b. Malik, Uhud'da Ebu Dücâne hakkındaki bir müşahedesini şöyle anlatır
    "...Müşriklerin, Müslüman cesetlerinin uzuvlarını kesip biçtiklerini görünce, yakınlarına doğru vardım.
    Müşriklerden zırh gömlekli bir adam Müslümanların önünü kesiyor, onlara:
    'Boğazlanacak davarların toplandıkları gibi biraraya toplanın bakayım!' diyordu.
    Müslümanlardan, üzerinde zırh gömlek bulunan bir adam da onu gözetliyordu.
    Müslümanın arkasından ilerleyip, Müslümanı, kâfiri gözlerimle görebilecek derecede yanlarına yak*laşmıştım.
    Onların gerek şekil gerek silah bakımından üstün olanı, kâfir olanıydı.
    Birbirlerine gelip kavuşuncaya kadar, gözümü onlardan ayırmadım.
    Birbirlerine kavuşur kavuşmaz,


  4. 15.Eylül.2010, 23:21
    2
    âb ü kil



    lay uhud da oldu

    Ensardan Ebu Talha da, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde kalkanlı olarak durup onu siperlemekte idi. Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne ok çantasını serip kâh ok atmakta, kâh haykırmakta idi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam da:
    "Ebu Talha'nın sesi orduda kırk kişiden hayırlı ve yararlıdır" buyurmakta idi.
    Ebu Talha'nın Peygamberimizin önüne serdiği ok çantasında elli ok vardı.
    Ebu Talha:
    "Ya Rasûlallah! Vücudum senin vücudunun önünde sana fedadır!" diyordu.
    Elli oku birer birer atarak tüketti.
    Peygamberimiz Aleyhisselam onun arkasından ve onun başıyla omuzları arasından başını yük*seltip okların düştükleri yerlere bakıyordu.
    Ebu Talha son oku attığı zaman:
    "Bizi işlet! Ok atmaktan durdurma! Allah beni sana feda etsin!" dedi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam, yerden bir ağaç dalı alıp:
    "Ey Ebu Talha! Bunu da iyi bir ok olarak at!" buyurdu.[354]
    Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir okçu idi. Uhud günü iki-üç yay kırmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselam, yanından ok dolu çanta ile kimin geçtiğini görse, ona:
    "Ok çantanı Ebu Talha'ya boşalt!" buyurmakta idi.
    Peygamberimiz Aleyhisselam onun arkasından müşriklere bakmak için yükselip başını kaldırdıkça, Ebu Talha:
    "Ya Rasûlallah! Babam anam sana feda olsun! Yükselme! Belki sana müşriklerin oklarından birisi değer. Benim göğsüm senin göğsüne siper olsun. Sana değecek, bana değsin!" derdi.[355]
    Sa'd b. Ebi Vakkas derki:
    "Resûlullah Aleyhisselam, beni önüne oturttu. Ok atmaya başladım. Her atışta: 'Allah'ım! Atacağım ok, senin okundur. Onu düşmanına eriştir!1 diyordum. Resûlullah Aleyhisselam da: 'Allah'ım! Dua ettiği zaman, Sad'ın duasını kabul et! Allah'ım! Sad'ın atışını, okunu doğrult!
    Ey Sa'd! Babam anam sana feda olsun! Durma at!' buyuruyordu. Hiçbir ok atmadım ki, Resûlullah Aleyhisselam: 'Allah'ım! Onun atışını doğrult! Duasını kabul et! Ey Sa'd! Durma, at!1 buyurmamış olsun.
    Ok çantam boşalınca, Resûlullah Aleyhisselam kendi çantasındaki okları da birer bireryayıma yer*leştirip attırdı.
    Okları yaya yerleştirmekte, o herkesten daha çabuk ve g ay netliydi.[356] O bana okları veriyor ve: 'At! Babam anam sana feda olsun!' diyordu. Nihayet, bana kanatsız bir oku verdi ve: 'At bunu da!' buyurdu."[357]
    Sehl b. Huneyf, müşriklere yağdırdığı oklarla Peygamberimiz Aleyhisselamı korumaya çalışmakta, Peygamberimiz Aleyhisselam da:
    "Süheyl'e ok yetiştiriniz! Çünkü, ok ona kolaylaştırılmıştır" buyurmakta idi.[358]
    Ebu Dücâne, atılan oklara karşı Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine eğilip kendisini ona kalkan yapmakta, Ebu Dücâne'nin sırtına düşen oklar sırtında toplanmakta, Peygamberimiz Aleyhisselama değmemekte idi.[359]
    Ka'b b. Malik, Uhud'da Ebu Dücâne hakkındaki bir müşahedesini şöyle anlatır
    "...Müşriklerin, Müslüman cesetlerinin uzuvlarını kesip biçtiklerini görünce, yakınlarına doğru vardım.
    Müşriklerden zırh gömlekli bir adam Müslümanların önünü kesiyor, onlara:
    'Boğazlanacak davarların toplandıkları gibi biraraya toplanın bakayım!' diyordu.
    Müslümanlardan, üzerinde zırh gömlek bulunan bir adam da onu gözetliyordu.
    Müslümanın arkasından ilerleyip, Müslümanı, kâfiri gözlerimle görebilecek derecede yanlarına yak*laşmıştım.
    Onların gerek şekil gerek silah bakımından üstün olanı, kâfir olanıydı.
    Birbirlerine gelip kavuşuncaya kadar, gözümü onlardan ayırmadım.
    Birbirlerine kavuşur kavuşmaz,


  5. 15.Eylül.2010, 23:25
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?


    Uhud savaşı
    Uhud’da; Eshâbı kirâm, Peygamberimizin etrâfında toplanmışlar, canlarını siper edip O’nu muhâfazaya çalışıyorlardı. Hz. Talhâ bin Ubeydullah da bunlar arasında olup, Resûlulahın yanından ayrılmamıştı.
    Uhudda Müslümanlar birara şaşkınlık içinde bulunup dağıldıkları zaman, sevgili Peygamberimiz; – Ey Allahın kulları bana doğru geliniz! Ey Allah’ın kulları bana doğru geliniz! buyurarak seslenince ancak otuz sahâbî gelebilmişti ve Peygamber efendimiz müşrikler tarafından tamâmen kuşatılmıştı. Müşriklerin iyice yaklaştıkları bir sırada, Peygamberimiz;
    - Şunları kim karşılar, kim durdurur? buyurdu.
    Herkesten önce

    Talhâ bin Ubeydullah hazretleri;
    – Ben Yâ Resûlallah! deyip ileri atılmak istedi.
    Peygamber efendimiz;
    - Senin gibi daha kim var? buyurdular. Medîneli sahâbîlerden biri;
    - Yâ Resûlallah! Ben! diyerek izin istedi. Sevgili Peygamberimiz;
    - Haydi, sen karşıla! buyurunca Medîneli Sahâbî ileri fırladı ve müşriklerin üzerine atıldı. Eşine rastlanmadık kahramanlıklar gösterdi. Bir kaç îmânsız öldürdükten sonra şehâdet şerbetini içti. Resûl-i ekrem efendimiz, yine;
    - Şunları kim karşılar, kim durdurur? buyurdular.
    Herkesten önce yine Talhâ hazretleri:
    - Ben Yâ Resûlallah! diyerek ileri çıktı.
    Peygamber efendimiz;
    - Senin gibi daha kim var? diye sorunca, Ensardan bir mübârek;
    - Ben karşılarım yâ Resûlallah! dedi. – Haydi onları sen karşıla!O da müşriklerle çarpışa çarpışa şehid oldu.
    Bu şekilde Peygamber efendimizin o anda yanında bulunan bütün sahâbîler vuruşa vuruşa şehâdete erdiler. Kâinâtın sultânı efendimizin o anda yanında Talhâ bin Ubeydullah hazretlerinden başka kimse kalmamıştı.
    Hz. Talhâ, Resûlullaha bir zarar erişir diye endişe ediyor, dört bir tarafa koşuyor, kâfirlerle kıyasıya çarpışıyordu. Onun bu kadar seri kılıç sallaması, bir anda Resûlulahın her tarafındaki düşmana karşılık vermesi, ok, kılıç darbelerine vücûdunu kalkan yapması, eşine rastlanmayacak bir hâdiseydi.
    Hz. Talhâ, pervâne gibi dönüyor, kendisine değen kılıç darbelerine hiç aldırmıyordu. Dileği, Kâinâtın sultânını korumak, bu uğurda diğer kardeşleri gibi şehîd olmaktı. Vücûdunda yara almayan yer kalmamıştı, elbisesinde kandan başka bir şey görünmez olmuştu. Fakat o, buna rağmen dört bir tarafa yetişiyordu.
    Sevginin işâreti
    Müşriklerden çok keskin nişancı, attığını vuran Mâlik bin Zübeyr adlı bir okçu vardı. Bu müşrik Peygamber efendimize nişan alıp bir ok attı. Resûlullaha doğru gelen bu oka, başka başka hiç bir şekilde karşı koyamıyacağını anlayan Hz. Talhâ, elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Hz. Talhâ’nın atılan oka karşı elini tutması, candan çok ötelere yükselmiş aşkın, kemâle gelmiş bir îmânın, muhabbet ile dolu bir kalbin, anlatılamıyan bir sevginin fiili olarak ortaya çıkmasıdır.
    Uhud savaşında müşriklerin saldırdığı ve Resûlullah efendimiz ve Talha bin Ubeydullah’ın yanında kimse kalmadığı anda, Hz. Ebû Bekir ve Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Resûl-i ekrem efendimizin yanına yetiştiler.
    Yiğitlerin efendisi Hz. Talhâ da bu arada kan kaybından sıcak toprağa düşüp bayıldı. Her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle delik deşikti. Altmış altı büyük yarası sayılamayacak kadar da küçük yarası vardı.
    Yüzüne su serptiler
    Sevgili Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir’e, hemen Hz. Talhâ’ya yardıma koşmasını emrettiler. Ebû Bekr-i Sıddîk, Hz. Talhâ’nın ayılması için mübârek yüzüne su serpti. Talhâ bin Ubeydullah hazretleri ayılır ayılmaz;
    - Yâ Ebâ Bekir! Resûlullah nasıl?
    - Resululah iyidir. Beni O gönderdi
    - Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun. O sağ olduktan sona her musîbet hiçtir.
    O sırada bir kaç sahâbi daha yetişti. Âlemlerin efendisi, Hz. Talhâ’nın yanına teşrîf ettiler. Yaralı mücâhid, sevincinden ağladı. Peygamber efendimiz, onun vücûdunu mesh ettikten sonra, ellerin açıp;
    - Allahım! Ona şifâ ver, kuvvet ihsân eyle! diye duâ buyurdular.
    Resûl-i ekrem efendimizin bir mu’cizesi olarak, Hz. Talhâ sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harbetmeye başladı. Sevgili Peygamberimiz onun için buyurdu ki;
    – Uhud günü, yer yüzünde sağımda Cebrâil’den, solumda Talhâ bin Ubeydullah’dan başka bana yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talhâ bin Ubeydullah’a baksın!Yine Uhud’da İbni Kâmia kâfiri Peygamberimizi öldürmeye yemin etmiş idi. Heryerde Resûlullahı arıyordu. Peygamberimizin üzerinde iki zırh vardı. Başında da miğfer bulunuyordu. İbni Kâmia Resulullaha kılıcı ile saldırdı.
    Kılıç darbesi ile Resûlullahın mübârek omuzları yaralandı. Diğer bir saldırı neticesinde Resûlullah efendimiz, Ebû Âmir tarafından kazılan çukura düştü. Miğferinin iki halkası mübârek yüzüne battı. İlk yetişen Ali bin Ebî Tâlib oldu. Talha bin Ubeydullah ile birlikte çukurdan çıkardılar. Peygamber efendimiz bundan sonra Uhud dağındaki kayalığa çıkıp dinlenmek istediler. Fakat çok yorgun idiler. Hz. Talha:
    - Yâ Resûlallah! Ben sizi çıkartayım, diyerek, hemen yere çöktü. Peygamber efendimizi sırtına alıp kayalığa kadar çıkardı. O zaman Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
    - Talha Resûlullaha yardım ettiği zaman Cennet ona vâcib oldu.
    Talhâ bin Ubeydullah, Uhud Harbi’nden Mekkenin fethine kadar geçen süre içinde yapılan bütün savaşlara katıldı. Ayrıca Hudeybiye’de Bî’ât-ı Rıdvân’da ve Huneyn savaşlarında bulundu.
    Feyyâz lakabını aldı


  6. 15.Eylül.2010, 23:25
    3
    Silent and lonely rains

    Uhud savaşı
    Uhud’da; Eshâbı kirâm, Peygamberimizin etrâfında toplanmışlar, canlarını siper edip O’nu muhâfazaya çalışıyorlardı. Hz. Talhâ bin Ubeydullah da bunlar arasında olup, Resûlulahın yanından ayrılmamıştı.
    Uhudda Müslümanlar birara şaşkınlık içinde bulunup dağıldıkları zaman, sevgili Peygamberimiz; – Ey Allahın kulları bana doğru geliniz! Ey Allah’ın kulları bana doğru geliniz! buyurarak seslenince ancak otuz sahâbî gelebilmişti ve Peygamber efendimiz müşrikler tarafından tamâmen kuşatılmıştı. Müşriklerin iyice yaklaştıkları bir sırada, Peygamberimiz;
    - Şunları kim karşılar, kim durdurur? buyurdu.
    Herkesten önce

    Talhâ bin Ubeydullah hazretleri;
    – Ben Yâ Resûlallah! deyip ileri atılmak istedi.
    Peygamber efendimiz;
    - Senin gibi daha kim var? buyurdular. Medîneli sahâbîlerden biri;
    - Yâ Resûlallah! Ben! diyerek izin istedi. Sevgili Peygamberimiz;
    - Haydi, sen karşıla! buyurunca Medîneli Sahâbî ileri fırladı ve müşriklerin üzerine atıldı. Eşine rastlanmadık kahramanlıklar gösterdi. Bir kaç îmânsız öldürdükten sonra şehâdet şerbetini içti. Resûl-i ekrem efendimiz, yine;
    - Şunları kim karşılar, kim durdurur? buyurdular.
    Herkesten önce yine Talhâ hazretleri:
    - Ben Yâ Resûlallah! diyerek ileri çıktı.
    Peygamber efendimiz;
    - Senin gibi daha kim var? diye sorunca, Ensardan bir mübârek;
    - Ben karşılarım yâ Resûlallah! dedi. – Haydi onları sen karşıla!O da müşriklerle çarpışa çarpışa şehid oldu.
    Bu şekilde Peygamber efendimizin o anda yanında bulunan bütün sahâbîler vuruşa vuruşa şehâdete erdiler. Kâinâtın sultânı efendimizin o anda yanında Talhâ bin Ubeydullah hazretlerinden başka kimse kalmamıştı.
    Hz. Talhâ, Resûlullaha bir zarar erişir diye endişe ediyor, dört bir tarafa koşuyor, kâfirlerle kıyasıya çarpışıyordu. Onun bu kadar seri kılıç sallaması, bir anda Resûlulahın her tarafındaki düşmana karşılık vermesi, ok, kılıç darbelerine vücûdunu kalkan yapması, eşine rastlanmayacak bir hâdiseydi.
    Hz. Talhâ, pervâne gibi dönüyor, kendisine değen kılıç darbelerine hiç aldırmıyordu. Dileği, Kâinâtın sultânını korumak, bu uğurda diğer kardeşleri gibi şehîd olmaktı. Vücûdunda yara almayan yer kalmamıştı, elbisesinde kandan başka bir şey görünmez olmuştu. Fakat o, buna rağmen dört bir tarafa yetişiyordu.
    Sevginin işâreti
    Müşriklerden çok keskin nişancı, attığını vuran Mâlik bin Zübeyr adlı bir okçu vardı. Bu müşrik Peygamber efendimize nişan alıp bir ok attı. Resûlullaha doğru gelen bu oka, başka başka hiç bir şekilde karşı koyamıyacağını anlayan Hz. Talhâ, elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Hz. Talhâ’nın atılan oka karşı elini tutması, candan çok ötelere yükselmiş aşkın, kemâle gelmiş bir îmânın, muhabbet ile dolu bir kalbin, anlatılamıyan bir sevginin fiili olarak ortaya çıkmasıdır.
    Uhud savaşında müşriklerin saldırdığı ve Resûlullah efendimiz ve Talha bin Ubeydullah’ın yanında kimse kalmadığı anda, Hz. Ebû Bekir ve Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Resûl-i ekrem efendimizin yanına yetiştiler.
    Yiğitlerin efendisi Hz. Talhâ da bu arada kan kaybından sıcak toprağa düşüp bayıldı. Her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle delik deşikti. Altmış altı büyük yarası sayılamayacak kadar da küçük yarası vardı.
    Yüzüne su serptiler
    Sevgili Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir’e, hemen Hz. Talhâ’ya yardıma koşmasını emrettiler. Ebû Bekr-i Sıddîk, Hz. Talhâ’nın ayılması için mübârek yüzüne su serpti. Talhâ bin Ubeydullah hazretleri ayılır ayılmaz;
    - Yâ Ebâ Bekir! Resûlullah nasıl?
    - Resululah iyidir. Beni O gönderdi
    - Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun. O sağ olduktan sona her musîbet hiçtir.
    O sırada bir kaç sahâbi daha yetişti. Âlemlerin efendisi, Hz. Talhâ’nın yanına teşrîf ettiler. Yaralı mücâhid, sevincinden ağladı. Peygamber efendimiz, onun vücûdunu mesh ettikten sonra, ellerin açıp;
    - Allahım! Ona şifâ ver, kuvvet ihsân eyle! diye duâ buyurdular.
    Resûl-i ekrem efendimizin bir mu’cizesi olarak, Hz. Talhâ sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harbetmeye başladı. Sevgili Peygamberimiz onun için buyurdu ki;
    – Uhud günü, yer yüzünde sağımda Cebrâil’den, solumda Talhâ bin Ubeydullah’dan başka bana yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talhâ bin Ubeydullah’a baksın!Yine Uhud’da İbni Kâmia kâfiri Peygamberimizi öldürmeye yemin etmiş idi. Heryerde Resûlullahı arıyordu. Peygamberimizin üzerinde iki zırh vardı. Başında da miğfer bulunuyordu. İbni Kâmia Resulullaha kılıcı ile saldırdı.
    Kılıç darbesi ile Resûlullahın mübârek omuzları yaralandı. Diğer bir saldırı neticesinde Resûlullah efendimiz, Ebû Âmir tarafından kazılan çukura düştü. Miğferinin iki halkası mübârek yüzüne battı. İlk yetişen Ali bin Ebî Tâlib oldu. Talha bin Ubeydullah ile birlikte çukurdan çıkardılar. Peygamber efendimiz bundan sonra Uhud dağındaki kayalığa çıkıp dinlenmek istediler. Fakat çok yorgun idiler. Hz. Talha:
    - Yâ Resûlallah! Ben sizi çıkartayım, diyerek, hemen yere çöktü. Peygamber efendimizi sırtına alıp kayalığa kadar çıkardı. O zaman Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
    - Talha Resûlullaha yardım ettiği zaman Cennet ona vâcib oldu.
    Talhâ bin Ubeydullah, Uhud Harbi’nden Mekkenin fethine kadar geçen süre içinde yapılan bütün savaşlara katıldı. Ayrıca Hudeybiye’de Bî’ât-ı Rıdvân’da ve Huneyn savaşlarında bulundu.
    Feyyâz lakabını aldı


  7. 15.Eylül.2010, 23:34
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: peygamber efendimiz atılan okları toplayıp sahabelerden hangisine verdi?

    Hz. Ebû Talha
    Dr Saim Arı

    Uhud Savaşı’nın en tehlikeli anında Allah Resulü (s.a.s.)’in önünden ayrılmayan Ebû Talha (r.a.) gür sesi ile,

    Canım, canın için feda;
    Yüzüm, yüzün için kalkandır.

    anlamına gelen sözleriyle seslenirken, attığı oklar ile üzerlerine gelen düşmanı geri püskürtüyordu. O’nun hayatı, Efendimiz (s.a.s.)’e sevginin, bağlılığın ve onun yolunda mal ve canını feda edişin örnekleri ile doludur.

    Peygamberimiz (s.a.s.)’e derinden bağlılığı ile tanınan Ebû Talha’nın İslâm’a girmesine vesile olan ve her durumda kendisine yardımdan geri durmayan eşi Ümmü Süleym’in de hatırlanması zarureti vardır. Zira, Ebû Talha’nın iman, ihlâs ve fedakârlık konularında sergilediği örnek hareketlerde Ümmü Süleym her zaman kendisine eşlik etmiştir. Bu mübarek sahabe hanım biricik oğlu Enes’in elinden tutarak Efendimizin hizmetine vermişti. On yaşında bir çocuk iken Efendimiz (s.a.s.)’e hizmet şerefine nail olan Hz. Enes, O’nun (s.a.s.) irtihallerine kadar yanından ayrılmamıştır. Hz. Enes’in babalığı olan Ebû Talha (r.a.) bu yönü ile de Efendimiz (s.a.s.)’e yakın bir sahabedir. Hz. Enes’in asıl babası Malik’e gelince o, imana gözünü kapatarak dünya ve âhiretini karanlıklar içinde bırakan bir talihsizdir. Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslam’a girdiğini öğrenen Malik, ona baskı yaparak tekrar küfre döndürmeye çalışır. Küfrün karanlıklarından imanın aydınlığına dönüş yapmış olan Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslâm’da kararlı olduğunu gören Malik, evden ayrılarak Suriye’ye gitmeye karar verir. Ancak yolda aslanlara yem olmaktan kurtulamayan babanın hayatı büyük ve ebedî bir kayıpla noktalanmış olur.


  8. 15.Eylül.2010, 23:34
    4
    Silent and lonely rains
    Hz. Ebû Talha
    Dr Saim Arı

    Uhud Savaşı’nın en tehlikeli anında Allah Resulü (s.a.s.)’in önünden ayrılmayan Ebû Talha (r.a.) gür sesi ile,

    Canım, canın için feda;
    Yüzüm, yüzün için kalkandır.

    anlamına gelen sözleriyle seslenirken, attığı oklar ile üzerlerine gelen düşmanı geri püskürtüyordu. O’nun hayatı, Efendimiz (s.a.s.)’e sevginin, bağlılığın ve onun yolunda mal ve canını feda edişin örnekleri ile doludur.

    Peygamberimiz (s.a.s.)’e derinden bağlılığı ile tanınan Ebû Talha’nın İslâm’a girmesine vesile olan ve her durumda kendisine yardımdan geri durmayan eşi Ümmü Süleym’in de hatırlanması zarureti vardır. Zira, Ebû Talha’nın iman, ihlâs ve fedakârlık konularında sergilediği örnek hareketlerde Ümmü Süleym her zaman kendisine eşlik etmiştir. Bu mübarek sahabe hanım biricik oğlu Enes’in elinden tutarak Efendimizin hizmetine vermişti. On yaşında bir çocuk iken Efendimiz (s.a.s.)’e hizmet şerefine nail olan Hz. Enes, O’nun (s.a.s.) irtihallerine kadar yanından ayrılmamıştır. Hz. Enes’in babalığı olan Ebû Talha (r.a.) bu yönü ile de Efendimiz (s.a.s.)’e yakın bir sahabedir. Hz. Enes’in asıl babası Malik’e gelince o, imana gözünü kapatarak dünya ve âhiretini karanlıklar içinde bırakan bir talihsizdir. Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslam’a girdiğini öğrenen Malik, ona baskı yaparak tekrar küfre döndürmeye çalışır. Küfrün karanlıklarından imanın aydınlığına dönüş yapmış olan Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslâm’da kararlı olduğunu gören Malik, evden ayrılarak Suriye’ye gitmeye karar verir. Ancak yolda aslanlara yem olmaktan kurtulamayan babanın hayatı büyük ve ebedî bir kayıpla noktalanmış olur.





+ Yorum Gönder