Konusunu Oylayın.: Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı
  1. 14.Eylül.2010, 10:51
    1
    Misafir

    Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı






    Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı Mumsema Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı


  2. 14.Eylül.2010, 10:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Temmuz.2013, 17:40
    2
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: Yer Ve Gök Dini Olarak Hangi Ayda Yaratıldı




    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Prof. Dr. Hüsnü Hamdan ed-DÛSUKÎ


    Bu araştırmamızda, Kuran metninin evrenin tarihine ilişkin açıklamalarının yüceliğini, modern teorilere ve bugün evreninin hakikatleri diye adlandırdığımız tezlere üstünlüğünü beyan etme amacını gütmekteyiz. Aynı zamanda, sözkonusu Kuran metinleriyle uyumlu hale gelmesi için, bilimin konu hakkındaki verilerini gözden geçirip belirli tashihlerde bulunarak ilme de büyük bir hizmet sunma gayreti içinde olacağız.;;
    Bu çalışmanın diğer bir amacı da, günümüzün kozmoloji ve astronomi alimlerinin, ilmin ufuklarını keşfetmek ve aydınlatmak için istifade etmeleri gereken Kuran müfessirlerinin ilmî görüşlerini vuzûha kavuşturmaktır. Diğer yandan, evren ilimlerinde derinleşip zirveye ulaşabilmek için Kuranî kavramların kullanılması gerektiği hususunda bende kesin bir kanâat oluşmuştur. Kozmoloji (evrenin tarihi) ilmi ile ilgili sunacağımız 10 ana hakikat, Kuran-ı Kerim’in ilmî hakikatlerinin, bu bilimin üzerine oturduğu “temel” olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir. Şüphesiz ki, evrenin doğumu/yaratılışı, zaman içerisinde gelişimi ve akibeti ile ilgili mutlak gerçeklerin bilinmesi, ancak Yüce Yaratıcı’nın bildirmesiyle mümkün olabilir. Zira, yaratılış hakikatini, yani evrenin tarihine ait hakikatleri beyan etme konusunda son sözü söylecek olan kaynak, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i sahiha’dır. Kuran-ı Kerim’in modern bilimi hayret ve şaşkınlığa iten bu meyandaki incilerinden bazıları şunlardır: yer ve göklerin bitişikken ayrılması, göğün dumanı (gaz), göğün kurulup dizayn edilmesi, göğün yol ve yörüngeleri, yer ve göklerin melekûtu, alemlerin çokluğu, göklerin, yerin ve hayatın sonu ilgili beyanları vs… Kuran’ın, bazen işaret yoluyla, bazen de açık bir şekilde değindiği bu bilimsel konular, müfessirlerin evren ve astronomi ilimlerinin henüz bugün ki şekliyle bilinmediği bir dönemde ortaya koydukları sözkonusu mevzular hakkındaki “orjinal anlayış”ın günümüzün kozmologları tarafından da üzerinde durulup tartışılması gerçekten çok enteresandır ve dikkat çekicidir.
    Elinizdeki bu çalışmamız, kozmolojinin hakikatlerini beyan eden bir mukaddime ile başlayacak, sonra da konu ile ilgili bazı önerilerde bulunacağız. Cenab-ı Hakk’tan tevfik ve inayet; yanılgıya düştüğümüz ve eksik bıraktığımız hususlarda da af ve mağfiret dileniyorum; elimde Allah (c.c) ve Rasul’ünün sevgisi, Kuran ve Sünnet’e hizmet aşkı ve gayesi dışında bir zâd ve azığım yoktur .

    MUKADDİME:

    Kuran-ı Kerim’deki bilimsel i’caz harikalarından bir tanesi de, evrenin doğumundan ölümüne kadar olan tarihinin 8 muhkem ayette yazılı olmasıdır. Yerin ve göklerin yaratılışına dair Kuran’da varit olan yüce hakikatler, evreninin tarihini doğru bir şekilde anlayabilmeleri için bilim adamlarına yol göstermeye ve önlerini aydınlatmaya devam edecektir. Yer ve göklerin (evren) doğumundan bahseden ayet de, bu 8 ayet içerisinde yer almaktadır:
    Hakkı inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet ise, göğün sağlam yapısına ve onun genişlediğine işaret etmektedir:
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyât: 47).
    Şu dört ayet de yer ve göklerin “âlemlerin” üç aşamalı gelişim sürecini detaylı bir şekilde izah etmektedir:
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 12-19).
    Son olarak, yerkürenin akibetinin “kabz” ve göklerin nihayetinin “dürülmek” olduğunu belirten iki ayet de şunlardır:
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Bu sekiz ayet, astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendileri ile süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir ve bu hususta kozmoloji âlimlerinin yaptığı şey de – araştırmada görüleceği gibi – söz konusu ayetlerin işaret ettiği hakikatleri keşfetmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı, yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimelerin, evren ve tarihi hakkındaki bütün konuşma ve yazılara serlevha yapılması gerekmektedir.
    Kozmoloji âlimleri, bu ayetlerde varit olan hakikatleri derinlemesine anlayabilselerdi muhakkak onları araştırmalarında yollarını aydınlatan rehber edinirlerdi .
    Konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır.
    Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde duracağımız gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de, Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın bina edilmesi, tasarımı ve geri dönüşü gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır .
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini, sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramların bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla aynı olduğunun ayan beyan ortaya çıkaması…

    KURAN-I KERİM VE MODERN BİLİMDE YER ALAN KOZMOLOJİ İLMİNİN BAZI GERÇEKLERİ:

    Evrenin tarihi veya kozmoloji ilmi, aşağıdaki üç sorunun cevabına ulaşmaya çalışır :
    1- Evren nereden gelmiştir ?
    2 - Nereye gitmektedir ve sonu nasıl olacaktır ?
    3 - Evrenin başlangıç ve sondaki durumu nedir ?
    İlmî ortamlarda bu sorulara cevaplar bulmak zor bir iş olmakla beraber, bu çalışmamızda görüleceği gibi söz konusu soruların gerçek ve yeterli cevabı ancak Kuran’da bulunabilir .
    Kuran işaretlerinin ve modern bilimin aydınlığında kozmolojinin prensipleri şunlardır:
    Birinci Hakikat: “Fatq-Ratq” yani tek bir kütle halinde olan bir bütünün bölünmesiyle yer ve göklerin doğumu.
    İkinci Hakikat: Semanın genişlemesi evrenin ayrılmaz bir niteliği .
    Üçüncü Hakikat: Yer ve göklerin yaratılış aşamaları üçtür .
    Dördüncü Hakikat: Göklerin nitelendirilmesi .
    Beşinci Hakikat: Semanın/göğün kurulup dizayn edilmesi .
    Altıncı Hakikat: Dünyalar ve evrenler .
    Yedinci Hakikat: İlahî teshîr/fonksiyon yükleme .
    Sekizinci Hakikat: Yeryüzü dışında hayat oluşu .
    Dokuzuncu Hakikat: Yok olmak ve değişmek yer ve göklerin kaderidir .


  4. 07.Temmuz.2013, 17:40
    2
    Devamlı Üye



    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Prof. Dr. Hüsnü Hamdan ed-DÛSUKÎ


    Bu araştırmamızda, Kuran metninin evrenin tarihine ilişkin açıklamalarının yüceliğini, modern teorilere ve bugün evreninin hakikatleri diye adlandırdığımız tezlere üstünlüğünü beyan etme amacını gütmekteyiz. Aynı zamanda, sözkonusu Kuran metinleriyle uyumlu hale gelmesi için, bilimin konu hakkındaki verilerini gözden geçirip belirli tashihlerde bulunarak ilme de büyük bir hizmet sunma gayreti içinde olacağız.;;
    Bu çalışmanın diğer bir amacı da, günümüzün kozmoloji ve astronomi alimlerinin, ilmin ufuklarını keşfetmek ve aydınlatmak için istifade etmeleri gereken Kuran müfessirlerinin ilmî görüşlerini vuzûha kavuşturmaktır. Diğer yandan, evren ilimlerinde derinleşip zirveye ulaşabilmek için Kuranî kavramların kullanılması gerektiği hususunda bende kesin bir kanâat oluşmuştur. Kozmoloji (evrenin tarihi) ilmi ile ilgili sunacağımız 10 ana hakikat, Kuran-ı Kerim’in ilmî hakikatlerinin, bu bilimin üzerine oturduğu “temel” olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir. Şüphesiz ki, evrenin doğumu/yaratılışı, zaman içerisinde gelişimi ve akibeti ile ilgili mutlak gerçeklerin bilinmesi, ancak Yüce Yaratıcı’nın bildirmesiyle mümkün olabilir. Zira, yaratılış hakikatini, yani evrenin tarihine ait hakikatleri beyan etme konusunda son sözü söylecek olan kaynak, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i sahiha’dır. Kuran-ı Kerim’in modern bilimi hayret ve şaşkınlığa iten bu meyandaki incilerinden bazıları şunlardır: yer ve göklerin bitişikken ayrılması, göğün dumanı (gaz), göğün kurulup dizayn edilmesi, göğün yol ve yörüngeleri, yer ve göklerin melekûtu, alemlerin çokluğu, göklerin, yerin ve hayatın sonu ilgili beyanları vs… Kuran’ın, bazen işaret yoluyla, bazen de açık bir şekilde değindiği bu bilimsel konular, müfessirlerin evren ve astronomi ilimlerinin henüz bugün ki şekliyle bilinmediği bir dönemde ortaya koydukları sözkonusu mevzular hakkındaki “orjinal anlayış”ın günümüzün kozmologları tarafından da üzerinde durulup tartışılması gerçekten çok enteresandır ve dikkat çekicidir.
    Elinizdeki bu çalışmamız, kozmolojinin hakikatlerini beyan eden bir mukaddime ile başlayacak, sonra da konu ile ilgili bazı önerilerde bulunacağız. Cenab-ı Hakk’tan tevfik ve inayet; yanılgıya düştüğümüz ve eksik bıraktığımız hususlarda da af ve mağfiret dileniyorum; elimde Allah (c.c) ve Rasul’ünün sevgisi, Kuran ve Sünnet’e hizmet aşkı ve gayesi dışında bir zâd ve azığım yoktur .

    MUKADDİME:

    Kuran-ı Kerim’deki bilimsel i’caz harikalarından bir tanesi de, evrenin doğumundan ölümüne kadar olan tarihinin 8 muhkem ayette yazılı olmasıdır. Yerin ve göklerin yaratılışına dair Kuran’da varit olan yüce hakikatler, evreninin tarihini doğru bir şekilde anlayabilmeleri için bilim adamlarına yol göstermeye ve önlerini aydınlatmaya devam edecektir. Yer ve göklerin (evren) doğumundan bahseden ayet de, bu 8 ayet içerisinde yer almaktadır:
    Hakkı inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet ise, göğün sağlam yapısına ve onun genişlediğine işaret etmektedir:
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyât: 47).
    Şu dört ayet de yer ve göklerin “âlemlerin” üç aşamalı gelişim sürecini detaylı bir şekilde izah etmektedir:
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 12-19).
    Son olarak, yerkürenin akibetinin “kabz” ve göklerin nihayetinin “dürülmek” olduğunu belirten iki ayet de şunlardır:
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Bu sekiz ayet, astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendileri ile süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir ve bu hususta kozmoloji âlimlerinin yaptığı şey de – araştırmada görüleceği gibi – söz konusu ayetlerin işaret ettiği hakikatleri keşfetmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı, yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimelerin, evren ve tarihi hakkındaki bütün konuşma ve yazılara serlevha yapılması gerekmektedir.
    Kozmoloji âlimleri, bu ayetlerde varit olan hakikatleri derinlemesine anlayabilselerdi muhakkak onları araştırmalarında yollarını aydınlatan rehber edinirlerdi .
    Konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır.
    Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde duracağımız gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de, Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın bina edilmesi, tasarımı ve geri dönüşü gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır .
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini, sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramların bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla aynı olduğunun ayan beyan ortaya çıkaması…

    KURAN-I KERİM VE MODERN BİLİMDE YER ALAN KOZMOLOJİ İLMİNİN BAZI GERÇEKLERİ:

    Evrenin tarihi veya kozmoloji ilmi, aşağıdaki üç sorunun cevabına ulaşmaya çalışır :
    1- Evren nereden gelmiştir ?
    2 - Nereye gitmektedir ve sonu nasıl olacaktır ?
    3 - Evrenin başlangıç ve sondaki durumu nedir ?
    İlmî ortamlarda bu sorulara cevaplar bulmak zor bir iş olmakla beraber, bu çalışmamızda görüleceği gibi söz konusu soruların gerçek ve yeterli cevabı ancak Kuran’da bulunabilir .
    Kuran işaretlerinin ve modern bilimin aydınlığında kozmolojinin prensipleri şunlardır:
    Birinci Hakikat: “Fatq-Ratq” yani tek bir kütle halinde olan bir bütünün bölünmesiyle yer ve göklerin doğumu.
    İkinci Hakikat: Semanın genişlemesi evrenin ayrılmaz bir niteliği .
    Üçüncü Hakikat: Yer ve göklerin yaratılış aşamaları üçtür .
    Dördüncü Hakikat: Göklerin nitelendirilmesi .
    Beşinci Hakikat: Semanın/göğün kurulup dizayn edilmesi .
    Altıncı Hakikat: Dünyalar ve evrenler .
    Yedinci Hakikat: İlahî teshîr/fonksiyon yükleme .
    Sekizinci Hakikat: Yeryüzü dışında hayat oluşu .
    Dokuzuncu Hakikat: Yok olmak ve değişmek yer ve göklerin kaderidir .





+ Yorum Gönder