Konusunu Oylayın.: İslam dininin hak dört mezhebi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam dininin hak dört mezhebi
  1. 31.Ağustos.2010, 15:01
    1
    Misafir

    İslam dininin hak dört mezhebi






    İslam dininin hak dört mezhebi Mumsema islam dininin hak dört mezhebininne zaman ortaya çıkmıştır tarih olarak bilgi
    verirmisiniz


  2. 31.Ağustos.2010, 15:01
    1
    misafir01 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    misafir01
    Misafir
  3. 31.Ağustos.2010, 16:36
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: islam dininin hak dört mezhebi




    Ashab-ı kiram devrinden sonra, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkarma kudretine sahip müçtehidler azalmıştı. Bunun üzerine müslümanlar, içtihad kudretinde bulunan fakihlere tabi olma yolunu tuttular. Onların derslerinde bahs ettikleri mevzular, sorulara verdikleri cevaplar ve fetvalar halkın takip ettiği bir yol ve fıkhi bir mezhep olarak doğmuş oldu. Mezheb sahibi olan bu büyük alim ve imamlar hiç bir zaman, biz bir mezheb kuruyoruz, bize uyunuz, diye halkı görüşlerine uymaya çalışmazlardı.
    Peygamberimiz, müçtehidlerin içtihadında isabet edrse, iki sevab, iyi niyetle Allah rızası için yaptığı içtihadında hata ederse, bir sevab alacağını söylemiştir.
    Mezheplerin doğuşu:

    Peygamber (a.s.m.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (a.s.m.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O'nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Cenab-ı Allah tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (a.s.m.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş (Mektubat, 108) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (a.s.m.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

    İslam mezhepleri -bir iki cüz'i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış (Mektubat, 449) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit'in (İmam-ı Azam) reyidir. çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.

    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazan hata, bazan da isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 - 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.

    İnkıraz bulan hak mezhepler dahil yaşamakta olan dört mezhebe ve imamlarına ayni sevgi ve saygıyı beslemek Müslümanlığımızın gereğidir.




    Hz Peygamber (sas) Muaz İbn Cebel’i (v.19/640) Yemen’e vâli olarak gönderirken ona sordu.
    “Ne ile hükmedeceksin? ”
    Hz. Muaz
    “Allah’ın kitabıyla”
    “O’nda bulamazsan.”
    Hz. Muaz:
    “Resullullah’ın sünnetiyle hükmederim”
    “Bunların ikisinde de bulamazsan ne yaparsın.” diye sorunca,
    Hz. Muaz:
    “O zaman reyimle içtihat ederim.” dedi.
    Resûlullah da bu cevaptan memnun kalarak;
    “Resûlünün elçisini, resûlün râzı olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamd olsun.” dedi.(Ebû Dâvût, Ahmet b. Hanbel, Müsnet) Böylece içtihada izin verilmiş oldu. Ancak yapılan hiçbir içtihat kitap ve sünnete aykırı olamaz, kuralı getirildi.

    İtikadi konularda ihtilaf zararlıdır. Usul-i dinde (akaidde) ihtilaf bid’at ve sapıklığa götürür. Sapıklıkta zamanla insanı küfre düşürür. İtikadi konularda ihtilaf câiz değildir, haramdır.

    Ameli (fıkhi) konularda ise ihtilaf câizdir. Hatta âlimler arası rahmettir. Bir müçtehit içtihadında isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap alacağı bildirilmiştir. (Buhari ve Müslim)



  4. 31.Ağustos.2010, 16:36
    2
    Silent and lonely rains



    Ashab-ı kiram devrinden sonra, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkarma kudretine sahip müçtehidler azalmıştı. Bunun üzerine müslümanlar, içtihad kudretinde bulunan fakihlere tabi olma yolunu tuttular. Onların derslerinde bahs ettikleri mevzular, sorulara verdikleri cevaplar ve fetvalar halkın takip ettiği bir yol ve fıkhi bir mezhep olarak doğmuş oldu. Mezheb sahibi olan bu büyük alim ve imamlar hiç bir zaman, biz bir mezheb kuruyoruz, bize uyunuz, diye halkı görüşlerine uymaya çalışmazlardı.
    Peygamberimiz, müçtehidlerin içtihadında isabet edrse, iki sevab, iyi niyetle Allah rızası için yaptığı içtihadında hata ederse, bir sevab alacağını söylemiştir.
    Mezheplerin doğuşu:

    Peygamber (a.s.m.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (a.s.m.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O'nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Cenab-ı Allah tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (a.s.m.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş (Mektubat, 108) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (a.s.m.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

    İslam mezhepleri -bir iki cüz'i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış (Mektubat, 449) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit'in (İmam-ı Azam) reyidir. çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.

    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazan hata, bazan da isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 - 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.

    İnkıraz bulan hak mezhepler dahil yaşamakta olan dört mezhebe ve imamlarına ayni sevgi ve saygıyı beslemek Müslümanlığımızın gereğidir.




    Hz Peygamber (sas) Muaz İbn Cebel’i (v.19/640) Yemen’e vâli olarak gönderirken ona sordu.
    “Ne ile hükmedeceksin? ”
    Hz. Muaz
    “Allah’ın kitabıyla”
    “O’nda bulamazsan.”
    Hz. Muaz:
    “Resullullah’ın sünnetiyle hükmederim”
    “Bunların ikisinde de bulamazsan ne yaparsın.” diye sorunca,
    Hz. Muaz:
    “O zaman reyimle içtihat ederim.” dedi.
    Resûlullah da bu cevaptan memnun kalarak;
    “Resûlünün elçisini, resûlün râzı olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamd olsun.” dedi.(Ebû Dâvût, Ahmet b. Hanbel, Müsnet) Böylece içtihada izin verilmiş oldu. Ancak yapılan hiçbir içtihat kitap ve sünnete aykırı olamaz, kuralı getirildi.

    İtikadi konularda ihtilaf zararlıdır. Usul-i dinde (akaidde) ihtilaf bid’at ve sapıklığa götürür. Sapıklıkta zamanla insanı küfre düşürür. İtikadi konularda ihtilaf câiz değildir, haramdır.

    Ameli (fıkhi) konularda ise ihtilaf câizdir. Hatta âlimler arası rahmettir. Bir müçtehit içtihadında isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap alacağı bildirilmiştir. (Buhari ve Müslim)






+ Yorum Gönder