Konusunu Oylayın.: Ev alacağın paranın zekatı olurmu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ev alacağın paranın zekatı olurmu
  1. 27.Ağustos.2010, 13:09
    1
    Misafir

    Ev alacağın paranın zekatı olurmu






    Ev alacağın paranın zekatı olurmu Mumsema şu an bulunduğum evde emaneten oturuyorum eşim vefat etti dört tane çocuk okutuyorum param ev almaya ancak yetiyor üzerinden bir yıl geçmesine dört beş gün var bu paranın zekatı gerekirmi


  2. 27.Ağustos.2010, 13:09
    1
    atıfe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    atıfe
    Misafir



    şu an bulunduğum evde emaneten oturuyorum eşim vefat etti dört tane çocuk okutuyorum param ev almaya ancak yetiyor üzerinden bir yıl geçmesine dört beş gün var bu paranın zekatı gerekirmi


    Benzer Konular

    - Zekatı verilmiş paranın zekatı yine verilir mi?

    - Alacağın zekatı verilir mi? soru ve cevabı

    - Paranın zekatı

    - Alacağın zekatı olur mu?

    - Alacağın Zekatı Verilir mi

  3. 27.Ağustos.2010, 18:28
    2
    Ehfiya
    عُضْو

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ocak.2007
    Üye No: 8
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 28

    --->: ev alacağın paranın zekatı olurmu




    Bu Para elde bulunduğu müddetçe üzerinden 1 sene geçtikten sonra zekat verilir.İsterse Ev Alınacak Para Olsun.Ancak Bilmemiz gerekirki Oturduğun evin zekatı olmaz.Şu anda eve sahip olmadığınızdan vermeniz gerekir...Selametle...

    Alıntı
    Evi olan bir kişiye evin zekatı gerekmediği halde, ev almak için para biriktiren kişi neden zekat vermesi gerekmektedir? İslamiyetin akli ve ilmi yönüne ters değil midir?
    Alıntı

    Yazar: Sorularla İslamiyet,

    İslam dininin bazı konularının -hikmetinin insanlar tarafından bilinmediği- sadece teabbüdî olduklarını unutmamak gerekir. Bu dediğiniz zekât konusunun da bu “hikmeti bilinmezler” arasında saymanın ne mahzuru olabilir?

    Allah’ın varlığına ve birliğine iman ettiğimiz gibi, O’nun âdil olduğuna da iman etmek durumundayız. O halde, bize göre adalet ölçüsüne uygunluk göstermeyen bazı hususları gördüğümüzde, iman midemizi, dimağımız bulandırmadan işin, bizim akıl ve bilgimizin dışında, ötesinde olduğunu düşünmemiz, İslam’ın emrettiği teslmiyetin bir gereğidir.

    Bu gibi detaylar ayet veya hadislerde söz konusu olmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, bir kıyas ve içtihada dayalı olarak ortaya çıkan bazı detayların -özellikle bu zamanda- yeni bir içtihada ihtiyaç duymakta olduğunu kabul etmekte bir sakınca olmadığını düşünüyoruz. Bu içtihat ferdî değil, din ve ekonomik alanlarda uzman olan bir heyet tarafından tespit edilmelidir. Soruda geçen konu da bu kritere tabidir.

    İslam’da prensip olarak zekâtın farz olduğu malların “artmaya kabiliyetli”(mal-ı nâmî) olması gerekir. Çünkü, artmayan mallardan zekât verildiği takdirde, birkaç yıl içinde mal sahibinin serveti tükenir ve fakir, muhtaç bir duruma düşer. Bu prensibe göre, ne kadar çok olursa olsun, artması söz konusu olmayan, bir “akar gelir” olmayan mallardan zekât verilmez. Aksi takdirde birkaç yıl içerisinde bu mal tamamen erimeye mahkum olur.

    Buna mukabil, nisap miktarına malik, artmaya müsait olan bir maldan ne kadar zekât verilirse verilsin, bu mal varlığını sürdürmeye devam eder. Bu sebepledir ki, artma özelliği olan nisap miktarı bir paradan zekat verildiği halde, bu nisabın kat kat fazlası olan, ancak artma kabiliyeti olmayan, demirbaş eşya olarak görülen (ticaret malı olmayan) ev, arsa, arabalardan zekât verilmez. Bu prensip çok hakkaniyetli ve âdil bir prensiptir. Fakat detaylarda bazı çelişki gibi görünen şeyler olabilir.

    Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, her konuda mutlak adaletin / adalet-i mahzanın uygulanmasına imkân yoktur. Bu gibi durumlarda adalet-i izafiye dahi bir güzellik ölçüsü olarak görülmelidir. Çünkü, “el-hükmü li’l- ğalib” kaidesi gereğince, hükümler ekseriyetin konumuna göre değerlendirilir. Yüzde doksan nispetinde bir prensip mutlak adaleti gösteriyorsa, yüzde on nispetindeki durumuna da izafî adalet olarak görülmelidir. Aksi takdirde, yüzde on civarındaki bir adaleti sağlarken yüzde doksan civarında bir adaleti kaybetmiş olacağız. “Şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez”(az bir zarar için pek çok fazla olan kârdan feragat edilmez). Yoksa iş tamamen zarara döner, adalet tamamen adaletsizliğe dönüşür.



  4. 27.Ağustos.2010, 18:28
    2
    عُضْو



    Bu Para elde bulunduğu müddetçe üzerinden 1 sene geçtikten sonra zekat verilir.İsterse Ev Alınacak Para Olsun.Ancak Bilmemiz gerekirki Oturduğun evin zekatı olmaz.Şu anda eve sahip olmadığınızdan vermeniz gerekir...Selametle...

    Alıntı
    Evi olan bir kişiye evin zekatı gerekmediği halde, ev almak için para biriktiren kişi neden zekat vermesi gerekmektedir? İslamiyetin akli ve ilmi yönüne ters değil midir?
    Alıntı

    Yazar: Sorularla İslamiyet,

    İslam dininin bazı konularının -hikmetinin insanlar tarafından bilinmediği- sadece teabbüdî olduklarını unutmamak gerekir. Bu dediğiniz zekât konusunun da bu “hikmeti bilinmezler” arasında saymanın ne mahzuru olabilir?

    Allah’ın varlığına ve birliğine iman ettiğimiz gibi, O’nun âdil olduğuna da iman etmek durumundayız. O halde, bize göre adalet ölçüsüne uygunluk göstermeyen bazı hususları gördüğümüzde, iman midemizi, dimağımız bulandırmadan işin, bizim akıl ve bilgimizin dışında, ötesinde olduğunu düşünmemiz, İslam’ın emrettiği teslmiyetin bir gereğidir.

    Bu gibi detaylar ayet veya hadislerde söz konusu olmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, bir kıyas ve içtihada dayalı olarak ortaya çıkan bazı detayların -özellikle bu zamanda- yeni bir içtihada ihtiyaç duymakta olduğunu kabul etmekte bir sakınca olmadığını düşünüyoruz. Bu içtihat ferdî değil, din ve ekonomik alanlarda uzman olan bir heyet tarafından tespit edilmelidir. Soruda geçen konu da bu kritere tabidir.

    İslam’da prensip olarak zekâtın farz olduğu malların “artmaya kabiliyetli”(mal-ı nâmî) olması gerekir. Çünkü, artmayan mallardan zekât verildiği takdirde, birkaç yıl içinde mal sahibinin serveti tükenir ve fakir, muhtaç bir duruma düşer. Bu prensibe göre, ne kadar çok olursa olsun, artması söz konusu olmayan, bir “akar gelir” olmayan mallardan zekât verilmez. Aksi takdirde birkaç yıl içerisinde bu mal tamamen erimeye mahkum olur.

    Buna mukabil, nisap miktarına malik, artmaya müsait olan bir maldan ne kadar zekât verilirse verilsin, bu mal varlığını sürdürmeye devam eder. Bu sebepledir ki, artma özelliği olan nisap miktarı bir paradan zekat verildiği halde, bu nisabın kat kat fazlası olan, ancak artma kabiliyeti olmayan, demirbaş eşya olarak görülen (ticaret malı olmayan) ev, arsa, arabalardan zekât verilmez. Bu prensip çok hakkaniyetli ve âdil bir prensiptir. Fakat detaylarda bazı çelişki gibi görünen şeyler olabilir.

    Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, her konuda mutlak adaletin / adalet-i mahzanın uygulanmasına imkân yoktur. Bu gibi durumlarda adalet-i izafiye dahi bir güzellik ölçüsü olarak görülmelidir. Çünkü, “el-hükmü li’l- ğalib” kaidesi gereğince, hükümler ekseriyetin konumuna göre değerlendirilir. Yüzde doksan nispetinde bir prensip mutlak adaleti gösteriyorsa, yüzde on nispetindeki durumuna da izafî adalet olarak görülmelidir. Aksi takdirde, yüzde on civarındaki bir adaleti sağlarken yüzde doksan civarında bir adaleti kaybetmiş olacağız. “Şerr-i kalil için hayr-ı kesir terk edilmez”(az bir zarar için pek çok fazla olan kârdan feragat edilmez). Yoksa iş tamamen zarara döner, adalet tamamen adaletsizliğe dönüşür.






+ Yorum Gönder