Konusunu Oylayın.: Kaysı zekatı nasıl çıkarılır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kaysı zekatı nasıl çıkarılır?
  1. 25.Ağustos.2010, 03:20
    1
    Misafir

    Kaysı zekatı nasıl çıkarılır?






    Kaysı zekatı nasıl çıkarılır? Mumsema Kayısı zekatı nasıl çıkarılır?


  2. 25.Ağustos.2010, 03:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Haziran.2013, 18:05
    2
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: Kaysı zekatı nasıl çıkarılır?




    ÖŞÜR:Toprak Mahsûllerinin Zekâtı

    Kaysı zekatı

    1. Ebû Hanîfe -rahmetullâhi aleyh-’e göre tarım ürünlerinin zekâtında nisâb söz konusu değildir. Yâni belli bir miktara ulaşma ve üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, tarım ürünlerinin nisâbı 5 vesk, yâni 653 kg.’dır. Ancak bu miktarı aştıktan sonra öşre tâbî olur.

    2. Yılda birden fazla ürün alınan yerlerde, öşür de ürüne bağlı olarak tekrar verilir.

    3. Ölmüş bir kimsenin terekesi olan zirâî ürünlerden, çocuk veya akıl hastasına âit arâzilerin ürününden de öşür verilir.

    4. Öşür verilecek tarım ürünlerinin bir yıl kadar dayanabilecek vasıfta olması gerekir. Bu yüzden yaş meyve ve sebze türleri için öşür gerekmez. Armut, elma, şeftali, kayısı, domates, biber, pırasa ve kereviz gibi. Çünkü bu ürünler dayanıksızdır.

    Meyve ve sebzelerin bugün için derin dondurucu, buzhane ve benzeri tekniklerle bir yıl korunabilmesi mümkün hâle gelmiştir. Bu durumda olan sebze ve meyvelerin Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre de öşre tâbî olup olmaması konusu, günümüz ilim ehli tarafından iki şekilde değerlendirilmektedir.

    a) Sebze ve meyvelerin özel bir yolla bir yıl kadar korunabilmesi, onların normal yolla bir yıl bozulmadan kalabilen ürünlere kıyasını gerektirmez. Bu itibarla öşürleri verilmesi de gerekmez.

    b) Meyve ve sebzelerin bir yıl korunabilir olması ve hatta böyle yapılmakla mevsim değerlerinin de üstünde bir değer kazanması söz konusudur. Bu bakımdan bu ürünlerden öşür verilmelidir. Ancak öşrün verilmesini gerektirecek nisap miktarı hesaplanırken, bu ürünlerin üretimi ve korunması için yapılan masraflar düşülmelidir.

    Bu görüşler karşısında denilebilir ki, İmâm-ı Âzâm’ın konuyla ilgili genel görüşü de nazar-ı itibara alınarak, hem ihtilaftan korunmak, hem ihtiyata riâyet etmek, hem de fakirlerin lehine bir tasarruf olması bakımından özellikle muhafaza edilen sebze ve meyvelerin öşrünü vermek daha muvâfık olacaktır.

    Burada hatırlatılması gereken bir diğer konu da şudur: Öşrü verilen ürünler, aynı yıl içerisinde paraya çevrilirse bu paranın üzerinden bir tam yıl geçmeden zekatı verilmez.

    5. Bir öşür arâzisi yağmur, çay veya ırmak sularıyla sulanırsa onda bir (% 10); su motoru, satın alınacak su ile bütün yıl veya yılın yarısından çok sulanırsa yirmide bir (% 5) nispetinde “öşür” adı ile zekâta tâbî olur. Ayrıca tohum, işçilik, sulama, ilaçlama vb. masraflar düşülmez.

    6. Zeytin, susam, ayçiçeği tanelerinden öşür alındığı takdirde, daha sonra yağlarından yeniden öşür verilmez. Ancak bunları üreticiden ticâret amacı ile satın alan kimse yeniden “ticâret malı” zekâtına tâbî olur.

    7. Öşür arâzisi ürünlerinden verilecek belirli hisseler, ürünler tamamen yetişip elde edildiği zaman hesaplanıp ödenir, bundan önce verilmez. Hattâ daha bitmemiş olan ürünlerin ve belirmemiş olan meyvelerin öşürlerini vermek câiz değildir. Fakat bunlar bittiği ve belirdiği zaman sâhipleri dilerse öşürlerini verebilir.

    8. Daha öşrü verilmemiş olan hububâttan veya ağaç üzerindeki meyvelerden yenilirse, öşrünü ödemek niyetiyle yemeli ve bunu tazmîn etmelidir. Meselâ; Ebû Hanîfe -rahmetullâhi aleyh-’e göre, 10 kg. üzüm toplanmışsa 1 kg.’ı zekât (öşür) olarak tazmîn etmek gerekir.

    9. Müslümanlar tarafından fethedilip de kimseye mülk olarak taksîm edilmeksizin İslâm toplumu için alıkonulmuş olan topraklara mîrî arâzi denir. Bunların mülkiyeti devlete âit olup yararlanma hakkı köylülere tapu ile verilegelmiştir. Bunları tasarruf edenler kiracı statüsündedir. Devlete verecekleri belirli hisseler veya vergiler de “kira bedeli” niteliğindedir.

    Bu nevi arâzilerin ürününden öşür veya başka adla zekât lâzım gelmez. Osmanlı devletinde topraklar genellikle bu statüde idi.

    Anadolu ve Rumeli’de önceleri geniş yer tutan mîrî arâzilerin bir bölümü daha sonra bedel karşılığında satılıp tapu ile devredilmiş ve sâhipsiz toprakların ihyâsı sonucu da geniş alanlar şahısların mülkü hâline gelmiştir. Böylece mülkî arâzi türü ortaya çıkmıştır. Bu nevi arâziler “sırf mülk arâzi” nevine girer ve öşür arâzisinde olduğu gibi çıkacak ürünün öşre tâbî olması gerekir. Bugün Türkiye toprakları tamamen mülkî arâzidir. Zîrâ satılıp devredilebilmektedir. Şâyet öşür, devlet eliyle bugün alınmıyorsa, hayvanâttan verilen zekâtta olduğu gibi sâhiplerinin bunu uygun yerlere kendilerinin vermesi zarûrîdir.


  4. 30.Haziran.2013, 18:05
    2
    Devamlı Üye



    ÖŞÜR:Toprak Mahsûllerinin Zekâtı

    Kaysı zekatı

    1. Ebû Hanîfe -rahmetullâhi aleyh-’e göre tarım ürünlerinin zekâtında nisâb söz konusu değildir. Yâni belli bir miktara ulaşma ve üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, tarım ürünlerinin nisâbı 5 vesk, yâni 653 kg.’dır. Ancak bu miktarı aştıktan sonra öşre tâbî olur.

    2. Yılda birden fazla ürün alınan yerlerde, öşür de ürüne bağlı olarak tekrar verilir.

    3. Ölmüş bir kimsenin terekesi olan zirâî ürünlerden, çocuk veya akıl hastasına âit arâzilerin ürününden de öşür verilir.

    4. Öşür verilecek tarım ürünlerinin bir yıl kadar dayanabilecek vasıfta olması gerekir. Bu yüzden yaş meyve ve sebze türleri için öşür gerekmez. Armut, elma, şeftali, kayısı, domates, biber, pırasa ve kereviz gibi. Çünkü bu ürünler dayanıksızdır.

    Meyve ve sebzelerin bugün için derin dondurucu, buzhane ve benzeri tekniklerle bir yıl korunabilmesi mümkün hâle gelmiştir. Bu durumda olan sebze ve meyvelerin Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre de öşre tâbî olup olmaması konusu, günümüz ilim ehli tarafından iki şekilde değerlendirilmektedir.

    a) Sebze ve meyvelerin özel bir yolla bir yıl kadar korunabilmesi, onların normal yolla bir yıl bozulmadan kalabilen ürünlere kıyasını gerektirmez. Bu itibarla öşürleri verilmesi de gerekmez.

    b) Meyve ve sebzelerin bir yıl korunabilir olması ve hatta böyle yapılmakla mevsim değerlerinin de üstünde bir değer kazanması söz konusudur. Bu bakımdan bu ürünlerden öşür verilmelidir. Ancak öşrün verilmesini gerektirecek nisap miktarı hesaplanırken, bu ürünlerin üretimi ve korunması için yapılan masraflar düşülmelidir.

    Bu görüşler karşısında denilebilir ki, İmâm-ı Âzâm’ın konuyla ilgili genel görüşü de nazar-ı itibara alınarak, hem ihtilaftan korunmak, hem ihtiyata riâyet etmek, hem de fakirlerin lehine bir tasarruf olması bakımından özellikle muhafaza edilen sebze ve meyvelerin öşrünü vermek daha muvâfık olacaktır.

    Burada hatırlatılması gereken bir diğer konu da şudur: Öşrü verilen ürünler, aynı yıl içerisinde paraya çevrilirse bu paranın üzerinden bir tam yıl geçmeden zekatı verilmez.

    5. Bir öşür arâzisi yağmur, çay veya ırmak sularıyla sulanırsa onda bir (% 10); su motoru, satın alınacak su ile bütün yıl veya yılın yarısından çok sulanırsa yirmide bir (% 5) nispetinde “öşür” adı ile zekâta tâbî olur. Ayrıca tohum, işçilik, sulama, ilaçlama vb. masraflar düşülmez.

    6. Zeytin, susam, ayçiçeği tanelerinden öşür alındığı takdirde, daha sonra yağlarından yeniden öşür verilmez. Ancak bunları üreticiden ticâret amacı ile satın alan kimse yeniden “ticâret malı” zekâtına tâbî olur.

    7. Öşür arâzisi ürünlerinden verilecek belirli hisseler, ürünler tamamen yetişip elde edildiği zaman hesaplanıp ödenir, bundan önce verilmez. Hattâ daha bitmemiş olan ürünlerin ve belirmemiş olan meyvelerin öşürlerini vermek câiz değildir. Fakat bunlar bittiği ve belirdiği zaman sâhipleri dilerse öşürlerini verebilir.

    8. Daha öşrü verilmemiş olan hububâttan veya ağaç üzerindeki meyvelerden yenilirse, öşrünü ödemek niyetiyle yemeli ve bunu tazmîn etmelidir. Meselâ; Ebû Hanîfe -rahmetullâhi aleyh-’e göre, 10 kg. üzüm toplanmışsa 1 kg.’ı zekât (öşür) olarak tazmîn etmek gerekir.

    9. Müslümanlar tarafından fethedilip de kimseye mülk olarak taksîm edilmeksizin İslâm toplumu için alıkonulmuş olan topraklara mîrî arâzi denir. Bunların mülkiyeti devlete âit olup yararlanma hakkı köylülere tapu ile verilegelmiştir. Bunları tasarruf edenler kiracı statüsündedir. Devlete verecekleri belirli hisseler veya vergiler de “kira bedeli” niteliğindedir.

    Bu nevi arâzilerin ürününden öşür veya başka adla zekât lâzım gelmez. Osmanlı devletinde topraklar genellikle bu statüde idi.

    Anadolu ve Rumeli’de önceleri geniş yer tutan mîrî arâzilerin bir bölümü daha sonra bedel karşılığında satılıp tapu ile devredilmiş ve sâhipsiz toprakların ihyâsı sonucu da geniş alanlar şahısların mülkü hâline gelmiştir. Böylece mülkî arâzi türü ortaya çıkmıştır. Bu nevi arâziler “sırf mülk arâzi” nevine girer ve öşür arâzisinde olduğu gibi çıkacak ürünün öşre tâbî olması gerekir. Bugün Türkiye toprakları tamamen mülkî arâzidir. Zîrâ satılıp devredilebilmektedir. Şâyet öşür, devlet eliyle bugün alınmıyorsa, hayvanâttan verilen zekâtta olduğu gibi sâhiplerinin bunu uygun yerlere kendilerinin vermesi zarûrîdir.





+ Yorum Gönder