Konusunu Oylayın.: Mezhep nasıl değiştirillir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mezhep nasıl değiştirillir
  1. 20.Ağustos.2010, 23:00
    1
    Misafir

    Mezhep nasıl değiştirillir






    Mezhep nasıl değiştirillir Mumsema şafilerde namaz nasıl kılınır. sadece farz kılınıyor diyorlar. Ve mezhep nasıl değiştirillir.


  2. 20.Ağustos.2010, 23:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Ağustos.2010, 23:45
    2
    YaZaROW
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Temmuz.2010
    Üye No: 77650
    Mesaj Sayısı: 1,125
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Mezhep nasıl değiştirillir




    Mezhebin öyle din değiştirmek gibi olduğunu sanmıyorum. Yörelere göre iklim şartları zaten mezheplerin içeriklerini etkiliyor. Yani Balıkesir'deysen ve Hanefi isen Hakkari'de Hanefi mezhebine uygun yaşaman kolay olmaz. Kısasları farklı olduğu için çok sıkıntı çekersin.


  4. 20.Ağustos.2010, 23:45
    2
    YaZaROW - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Mezhebin öyle din değiştirmek gibi olduğunu sanmıyorum. Yörelere göre iklim şartları zaten mezheplerin içeriklerini etkiliyor. Yani Balıkesir'deysen ve Hanefi isen Hakkari'de Hanefi mezhebine uygun yaşaman kolay olmaz. Kısasları farklı olduğu için çok sıkıntı çekersin.


  5. 21.Ağustos.2010, 12:06
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Mezhep nasıl değiştirillir

    Alıntı
    şafilerde namaz nasıl kılınır.
    İslâm'ın temel hükümleri açısından Şafii mezhebiyle Hanefi ve diğer mezhepler arasında önemli bir ayrılık yoktur. Sadece ayrıntı meselelerde bazı görüş ayrılıkları vardır. Bütün mezheplerde namaz aynıdır. Yalnız Hanefiler namaza başlarken elleri kulaklara götürürler ama diğer mezheplerde rükû tekbirinde de eller kulaklara götürülür. Caferiler ve Malikiler namazda elleri göbek üstünden bağlamaz, yana salıverirler. Hanefilere göre bedenden çıkan kan, çıktığı yeri geçerse abdesti bozar, Şafiilerde bozmaz. Bunlar ayrıntıya ilişkin görüş farklarıdır, esasa ilişkin bir fark yoktur.

    Alıntı
    Ve mezhep nasıl değiştirillir
    Bir mezhepten diğer mezhebe geçilebilir. Geçmek için her hangi bir şart yoktur. Bundan sonra Hanefi mezhebine veya Şafii mezhebine göre ibadetlerimi yapacağım diye niyet etmesi yeterlidir.

    Mezheplerin hepsi haktır ve hepsi de doğrudur. Bu bakımdan şu mezhep diğerinden daha üstündür gibi bir düşünce yanlıştır.

    Her mevsime göre değişik elbise giyilir. Her hastalığa göre farklı ilâç alınır. Bunun gibi, asırlara göre şeriatlar, milletlerin yaşayış ve kabiliyetlerine göre de hükümler değişebilir. Nitekim İslâmdan önce her millete ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar birbirlerinden çok uzak, yaşayış ve kabiliyet bakımından bedeviyete yakın olduğundan, o zaman gelen şeriatlar da onların haline uygun olarak farklı farklı gelmiştir. Öyle ki, aynı bölgede, aynı asırda, ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar kabiliyet, yaşayış ve anlayış bakımından daha yüksek bir seviyeye çıktılar. Dinî sahada ve sosyal hayatta birçok inkılâp ve değişiklikler meydana geldi. Böylece insanlar bir tek hocadan ders alacak, bir tek şeriatla amel edecek vaziyete ulaştılar. Bunun için de ayrı ayrı şeriatlara ve peygamberlere lüzum kalmamıştır. Fakat insanlık yaşayış, örf ve âdet itibariyle aynı seviyeye gelmediklerinden mezhepler birden fazla olmuştur.

    Şayet insanlığın çoğunluğu yüksek bir okulun talebeleri gibi, eğitim, kültür ve yaşayış bakımından aynı seviyede olsalar, o vakit mezhepler birleşebilirdi. Fakat şu andaki insanlığın durumu buna müsait değildir.

    Mezheplerin birden fazla olmasının hikmetine gelince, Bediüzzaman Said Nursi bu hususta şöyle bir misal vermektedir:

    Bir su beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki:

    Birisine, hastalığının mizacına göre su ilâçtır; tıbben vaciptir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir; tıbben oma mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattır; afiyetle içsin, tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüt eder (çoğalır). Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: Su yalnız ilâçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur.

    İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye (İlâhî hükümler) mezheplere, hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittiba edenlere (uyanlara) göre değişir. Hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur.

    Dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan Müslümanlar dört mezhepten birisine bağlıdırlar. Bir Müslüman hak mezheplerden birisine tâbi olur, ibadet ve muamelelerini o mezhebin hüküm ve içtihadlarına göre sürdürebilir. İslâmî hayatını bu mezheplerden birisine göre yapan bir Müslümanın ölünceye kadar aynı mezhepte kalması gibi bir mecburiyet yoktur. Bundan dolayıdır ki, arzu ederse tamamen bir diğer hak mezhebe geçebilir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, dilerse Hanefî mezhebine; Hanefi mezhebine mensup bir kimse de, isterse Şâfiî mezhebine geçebilir.

    Ancak bir mezhepten diğer mezhebe geçen kimsenin, ibadet ve muamelelerinin kâmil mânâda olabilmesi için girdiği mezhebin meselelerini bilmesi gerekir. Meselâ bir Şâfiî, Hanefi mezhebine geçiyorsa, en azından o mezhebe göre abdestin farzlarını, abdesti bozan halleri, namazın rükünlerini ve vaciplerini bilmesi gerekir. Bunları bilmeden geçecek olursa, farkına varmadan ibadetini eksik yapıp hataya düşebilir.

    Bir mezhepten diğerine tamamen geçmek mümkün olduğu gibi, kendi mezhebinde çıkış yolu bulamayan bir kimse o mevzuda diğer mezhebin içtihadına, görüşüne göre amel edebilir. Bu caizdir. Fakat bu taklit keyfi ve nefisten gelen bir arzu ile olmamalıdır. Bir zaruret ve maslahata göre yapılmalıdır. Bir meselede kendi mezhebinden başka bir mezhebi taklit eden kimse şu hususlara dikkat etmelidir.

    Birincisi: Bir ibadet veya muamele başka bir hak mezhebe göre taklit edilecekse, o ibadet veya muamelenin daha önce yapılmamış olması gerekir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, namaza başlamadan önce hanımına eliyle dokunduğunu namazı kıldıktan sonra hatırlasa; sonra da, Nasıl olsa abdestim Hanefi mezhebine göre tamamdır deyip o meselede Hanefiye tabi olsa, namazı sahih olmaz.

    İkincisi: Taklit eden kimse, her mezhepten kolayına geleni seçip ona göre amel etme gibi bir yola girmemelidir. Böyle bir hareket, farklı mezheplere göre birbirine zıt meseleleri birarada yapma sayılır ki, buna “telfik” denir. Telfik ise caiz değildir. Meselâ, abdestini Hanefi mezhebine göre alan kimsenin, niyet etmese de abdesti tamamdır. Çünkü bu mezhebe göre niyet abdestin farzlarından değildir. Fakat bu kişinin aynı mezhebe göre başının dörtte birini meshetmesi lâzım gelirken, bu hususta Şâfiî mezhebine uyarak başının dörtte birinden azını meshederse, bu abdest tamamlanmış sayılmaz. Böyle bir davranış telfik sayılacağından caiz değildir.2

    Bununla beraber, her mezhebin azimete taalluk eden cihetlerini taklit etmek bir takva işidir. Meselâ, Hanefi mezhebine mensup bir insanın eli hanımına dokunacak olsa abdesti bozulmaz; fakat Şâfiîye göre bozulur. Bu insanın böyle bir meselede Şâfiî mezhebini taklit ederekabdestini tazelemesi bir azimettir, bir takva işidir. Yine Şâfiî mezhebine mensup olan bir insanın vücudunun herhangi bir yerinden kan çıktığında abdestini tazelemesi de, aynı şekilde azimete girer.

    Yine, Hanefi mezhebinde olmayıp diğer mezheplerde olan ve ibadetlerin başlarında ve sonlarında yapılması sünnet dua ve benzeri nafile ibadetlerde o mezhebin görüşünü taklit etmek bir azimettir, sevaplıdır ve güzel bir harekettir.

    1. Bediüzzaman Said Nursî. Sözler. (istanbul: Sözler Yayınevi, 1987), s. 454-455.
    2. İbni Âbidîn, Reddü el-Muhtar. (Beyrut: İhyâü et-Türâsi el-Arabî) 1:51; es-Seyyid Ebî Bekir. İânetü et-Tâlibîn. (Beyrut: İhyâü et-Türarâsi el-Arabî) 4:219.


    Alıntı
    sadece farz kılınıyor diyorlar
    Şâfiî mezhebine göre , üzerinde kaza namazı borcu olan bir insanın, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar gerek beş vakit namazların sünnetlerini, gerekse diğer nafileleri kılması mekruhtur. Çünkü bir an önce kazaların kılınıp bitirilmesi gerekir.

    İmam şafii sünneti terkedin demiyor sünnet yerine farz olan kaza namazını kılın diyor. Yalnızca bir tercih meselesi. Vakit bulamayan kimseler kaza namazlarını kılmamak yerine namazın sünnetleri yerinde kaza kılabilirler demiş. Bu hüküm yalnızca sünnetler için değil boşa geçirilen her zaman için kaza kılınması gerekir. Gereksiz yere zaman harcayıp sonra da sünnet yerine kaza kılın anlamında değildir. Boş olan her vakitte kaza kılınması gerekir.

    Ayrıca hadiste geçen sünnet deyimi Peygamberimizin hayatı anlamındadır ve farz, vacip ve sünneti içine alır. Yoksa "sünneti terkeden bizden değildir" demek "namazın sünnetini terkeden" anlamında değildir. Peygamberimizin bütün sünnetlerinden yüz çeviren anlamındadır.

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız


  6. 21.Ağustos.2010, 12:06
    3
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    şafilerde namaz nasıl kılınır.
    İslâm'ın temel hükümleri açısından Şafii mezhebiyle Hanefi ve diğer mezhepler arasında önemli bir ayrılık yoktur. Sadece ayrıntı meselelerde bazı görüş ayrılıkları vardır. Bütün mezheplerde namaz aynıdır. Yalnız Hanefiler namaza başlarken elleri kulaklara götürürler ama diğer mezheplerde rükû tekbirinde de eller kulaklara götürülür. Caferiler ve Malikiler namazda elleri göbek üstünden bağlamaz, yana salıverirler. Hanefilere göre bedenden çıkan kan, çıktığı yeri geçerse abdesti bozar, Şafiilerde bozmaz. Bunlar ayrıntıya ilişkin görüş farklarıdır, esasa ilişkin bir fark yoktur.

    Alıntı
    Ve mezhep nasıl değiştirillir
    Bir mezhepten diğer mezhebe geçilebilir. Geçmek için her hangi bir şart yoktur. Bundan sonra Hanefi mezhebine veya Şafii mezhebine göre ibadetlerimi yapacağım diye niyet etmesi yeterlidir.

    Mezheplerin hepsi haktır ve hepsi de doğrudur. Bu bakımdan şu mezhep diğerinden daha üstündür gibi bir düşünce yanlıştır.

    Her mevsime göre değişik elbise giyilir. Her hastalığa göre farklı ilâç alınır. Bunun gibi, asırlara göre şeriatlar, milletlerin yaşayış ve kabiliyetlerine göre de hükümler değişebilir. Nitekim İslâmdan önce her millete ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar birbirlerinden çok uzak, yaşayış ve kabiliyet bakımından bedeviyete yakın olduğundan, o zaman gelen şeriatlar da onların haline uygun olarak farklı farklı gelmiştir. Öyle ki, aynı bölgede, aynı asırda, ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar kabiliyet, yaşayış ve anlayış bakımından daha yüksek bir seviyeye çıktılar. Dinî sahada ve sosyal hayatta birçok inkılâp ve değişiklikler meydana geldi. Böylece insanlar bir tek hocadan ders alacak, bir tek şeriatla amel edecek vaziyete ulaştılar. Bunun için de ayrı ayrı şeriatlara ve peygamberlere lüzum kalmamıştır. Fakat insanlık yaşayış, örf ve âdet itibariyle aynı seviyeye gelmediklerinden mezhepler birden fazla olmuştur.

    Şayet insanlığın çoğunluğu yüksek bir okulun talebeleri gibi, eğitim, kültür ve yaşayış bakımından aynı seviyede olsalar, o vakit mezhepler birleşebilirdi. Fakat şu andaki insanlığın durumu buna müsait değildir.

    Mezheplerin birden fazla olmasının hikmetine gelince, Bediüzzaman Said Nursi bu hususta şöyle bir misal vermektedir:

    Bir su beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki:

    Birisine, hastalığının mizacına göre su ilâçtır; tıbben vaciptir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir; tıbben oma mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattır; afiyetle içsin, tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüt eder (çoğalır). Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: Su yalnız ilâçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur.

    İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye (İlâhî hükümler) mezheplere, hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittiba edenlere (uyanlara) göre değişir. Hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur.

    Dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan Müslümanlar dört mezhepten birisine bağlıdırlar. Bir Müslüman hak mezheplerden birisine tâbi olur, ibadet ve muamelelerini o mezhebin hüküm ve içtihadlarına göre sürdürebilir. İslâmî hayatını bu mezheplerden birisine göre yapan bir Müslümanın ölünceye kadar aynı mezhepte kalması gibi bir mecburiyet yoktur. Bundan dolayıdır ki, arzu ederse tamamen bir diğer hak mezhebe geçebilir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, dilerse Hanefî mezhebine; Hanefi mezhebine mensup bir kimse de, isterse Şâfiî mezhebine geçebilir.

    Ancak bir mezhepten diğer mezhebe geçen kimsenin, ibadet ve muamelelerinin kâmil mânâda olabilmesi için girdiği mezhebin meselelerini bilmesi gerekir. Meselâ bir Şâfiî, Hanefi mezhebine geçiyorsa, en azından o mezhebe göre abdestin farzlarını, abdesti bozan halleri, namazın rükünlerini ve vaciplerini bilmesi gerekir. Bunları bilmeden geçecek olursa, farkına varmadan ibadetini eksik yapıp hataya düşebilir.

    Bir mezhepten diğerine tamamen geçmek mümkün olduğu gibi, kendi mezhebinde çıkış yolu bulamayan bir kimse o mevzuda diğer mezhebin içtihadına, görüşüne göre amel edebilir. Bu caizdir. Fakat bu taklit keyfi ve nefisten gelen bir arzu ile olmamalıdır. Bir zaruret ve maslahata göre yapılmalıdır. Bir meselede kendi mezhebinden başka bir mezhebi taklit eden kimse şu hususlara dikkat etmelidir.

    Birincisi: Bir ibadet veya muamele başka bir hak mezhebe göre taklit edilecekse, o ibadet veya muamelenin daha önce yapılmamış olması gerekir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, namaza başlamadan önce hanımına eliyle dokunduğunu namazı kıldıktan sonra hatırlasa; sonra da, Nasıl olsa abdestim Hanefi mezhebine göre tamamdır deyip o meselede Hanefiye tabi olsa, namazı sahih olmaz.

    İkincisi: Taklit eden kimse, her mezhepten kolayına geleni seçip ona göre amel etme gibi bir yola girmemelidir. Böyle bir hareket, farklı mezheplere göre birbirine zıt meseleleri birarada yapma sayılır ki, buna “telfik” denir. Telfik ise caiz değildir. Meselâ, abdestini Hanefi mezhebine göre alan kimsenin, niyet etmese de abdesti tamamdır. Çünkü bu mezhebe göre niyet abdestin farzlarından değildir. Fakat bu kişinin aynı mezhebe göre başının dörtte birini meshetmesi lâzım gelirken, bu hususta Şâfiî mezhebine uyarak başının dörtte birinden azını meshederse, bu abdest tamamlanmış sayılmaz. Böyle bir davranış telfik sayılacağından caiz değildir.2

    Bununla beraber, her mezhebin azimete taalluk eden cihetlerini taklit etmek bir takva işidir. Meselâ, Hanefi mezhebine mensup bir insanın eli hanımına dokunacak olsa abdesti bozulmaz; fakat Şâfiîye göre bozulur. Bu insanın böyle bir meselede Şâfiî mezhebini taklit ederekabdestini tazelemesi bir azimettir, bir takva işidir. Yine Şâfiî mezhebine mensup olan bir insanın vücudunun herhangi bir yerinden kan çıktığında abdestini tazelemesi de, aynı şekilde azimete girer.

    Yine, Hanefi mezhebinde olmayıp diğer mezheplerde olan ve ibadetlerin başlarında ve sonlarında yapılması sünnet dua ve benzeri nafile ibadetlerde o mezhebin görüşünü taklit etmek bir azimettir, sevaplıdır ve güzel bir harekettir.

    1. Bediüzzaman Said Nursî. Sözler. (istanbul: Sözler Yayınevi, 1987), s. 454-455.
    2. İbni Âbidîn, Reddü el-Muhtar. (Beyrut: İhyâü et-Türâsi el-Arabî) 1:51; es-Seyyid Ebî Bekir. İânetü et-Tâlibîn. (Beyrut: İhyâü et-Türarâsi el-Arabî) 4:219.


    Alıntı
    sadece farz kılınıyor diyorlar
    Şâfiî mezhebine göre , üzerinde kaza namazı borcu olan bir insanın, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar gerek beş vakit namazların sünnetlerini, gerekse diğer nafileleri kılması mekruhtur. Çünkü bir an önce kazaların kılınıp bitirilmesi gerekir.

    İmam şafii sünneti terkedin demiyor sünnet yerine farz olan kaza namazını kılın diyor. Yalnızca bir tercih meselesi. Vakit bulamayan kimseler kaza namazlarını kılmamak yerine namazın sünnetleri yerinde kaza kılabilirler demiş. Bu hüküm yalnızca sünnetler için değil boşa geçirilen her zaman için kaza kılınması gerekir. Gereksiz yere zaman harcayıp sonra da sünnet yerine kaza kılın anlamında değildir. Boş olan her vakitte kaza kılınması gerekir.

    Ayrıca hadiste geçen sünnet deyimi Peygamberimizin hayatı anlamındadır ve farz, vacip ve sünneti içine alır. Yoksa "sünneti terkeden bizden değildir" demek "namazın sünnetini terkeden" anlamında değildir. Peygamberimizin bütün sünnetlerinden yüz çeviren anlamındadır.

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız





+ Yorum Gönder