Konusunu Oylayın.: Hz. Musaya Asasını Kim Vermiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Musaya Asasını Kim Vermiştir?
  1. 16.Ağustos.2010, 11:52
    1
    Misafir

    Hz. Musaya Asasını Kim Vermiştir?

  2. 16.Ağustos.2010, 15:42
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hz. Musaya Asasını Kim Vermiştir?




    HZ. MUSA'NIN ASASI
    İslami topluluklar içerisindeki fertlerin birçok zafiyetlerine tanık olmuşuzdur.Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi mala aşırı tamahgösterilmesidir.Tabiİ bu kardeşlerden birçoğu bu dünya kazançlarına dair aşırı ilgilerinin farkında da olmamaktadırlar.Zaten içinde bulundukları topluluğun pozitif etkisiyle de bu zafiyetleri saklı kalmaktadır.Müslümanlar'daki bu ahlaki zafiyetler çoğu zaman bir öfke sinir anında ,büyük bir anlaşmazlıkta ya da denenme anında ortaya çıkabilmektedir.Çünkü unutmamak lazımdır ki, öfkenin sahtesi olmaz.Tabii ki yıllarca farkına varılmamış bu gizli sorunlar bir anda islama gönül bağlamış kardeşlerini zor durumda bırakabilmekte davaya çok olumsuz zararlar verebilmektedir.Şurası kesindir ki kendisine verdiği zararlar çok daha vahim bir durumdur.Dünya kazançlarına dair bu olumsuz ilginin sınav sonuçlarımızı olumsuz etkilediği bir gerçektir.Burada yapmamız gereken asıl şey dünyayı içimize almamak, onu yönetmeye çalışmaktır.Kontrolümüzün elimizde olması gerekmektedir.Bir gemi için ,dışında olduğu zaman deniz çok faydalı bir etmendir, fakat içerisine onu almaya başlarsa bu geminin yok olması, batması anlamına gelir.Bizim de dünya kazançlarına karşı ilişkilerimiz bu düzlemde olmalıdır.Unutmayalım bu tarz olumsuzluklarda asıl zararı kendimiz görürüz.Yani öteki dünyamızda geri dönemeyeceğimiz, düzeltemeyeceğimiz sorunlarla karşılaşabiliriz.Bu konuları Taha suresindeki birkaç ayetle işleyebiliriz.Allah diyor ki;
    17- “O sağ elindeki nedir, ey Musa?”
    18- [Musa:] “Bu benim değneğim” dedi, “buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu.”
    Ayette geçen değneğin yani asanın işlevlerine baktığımızda Hz Musa'nın ona dayanarak yorgunluğunu atması,dinlenmesi,davarlarına yaprak silkelemesi "dünya geçimliği" manalarına gelir. Bir de başka yerlerde kullandığını söylediği şeyleri de çoğaltabiliriz. Kısacası onun o zamanki dünya hayatında onun geçimine yardımcı olan bir vasıta. Şu an için bizim yorgunluğumuzu attığımız evimiz ya da arabamız, geçimimiz için çalıştığımız işimiz v.b şeyler olabilir. O halde Allah Hz Musa’ya Diyor ki ;
    19- “Şimdi onu yere at, ey Musa!” dedi.
    Şimdi yukarıdaki anlatımımızla birlikte bu ayetin çok sıradan bir emir olmadığı anlaşılmıştır herhalde. Hz Musa’ya söylenen şey "Ya Musa! Dünyalığını, i şini, aç kalma pahasına da olsa bırak, ondan vazgeç, Rabbine güven." Bu mesajla tabii ki bizler de karşılaşmışızdır. Hz Musa’nın gösterdiği mutlak itaati göstermiş miyizdir bilemem ama sözün zorluğu ortada. Yani malımızdan davamız uğruna vazgeçmek hiç de kolay bir eylem değil. Rahat yaşamımızı arkamızda bırakmak, bir tercihte bulunmak... Ayetlerle devam edersek;
    20- Bunun üzerine, [Musa] onu yere attı; bir de ne görsün! Hızla akan bir yılan oluvermişti o
    21- “Onu tut” dedi, "ve korkma! Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz."
    Yine Hz Musa'nın şaşkınlığına şahid oluyoruz. Asa yani arkasına attığı malı mülkü müjdeye dönüşüp yılan olunca korkuyor, bir başka ayette de bir an için kaçtığı söyleniyor. Yani Hz Musa Allah'ın emirlerini yerine getirirken bunun kendisine yardımcı olacak, sihirbazların sihrini yutacak bir yılan olacağını bilmiyor. Allah'a imanı, ona gerçek manada güvenmesi Allahın ona hediyesi olarak dönüyor. Hayatımızda bunları düşünürken bizlerin de sahiplendiğimiz dünya kazançlarını Allah için verme noktasında onun bizlere yardım olarak geri geleceğini düşünmeliyiz. Yani asalarımızı atmada tereddüt etmemeliyiz. Rabbimize güven duymalıyız. Bu emri veren sıradan insanlar değil bizleri her yönüyle tanıyan yaratan Rabbimiz. Arkamıza atmamız istenecek olan mallarımızı sahiplenmeyelim. Bir yerlerde mutlaka Allah onlardan vazgeçmemizi isteyecektir. Elbette bu bir sınav ve eğitim aracıydı, Kur'an'da rabbimiz bunu bizler için de bir sınav ve eğitim aracı kılmıştır. Malından vazgeçmeyi öğrenen bu samimi kuluna ne diyor sonra Allah biliyor musunuz ? Rabbimiz diyor ki;
    24- [Ve şimdi artık] o Firavun'a git; çünkü o gerçekten her türlü ölçüyü çiğneyip geçti.”
    Arada diğer kısımları tanımlayan iki ayet daha vardı, onları almadım. Hemen sonra gelen bu ayete baktığımız da sanırım bizlerin uyması gereken metodu Rabbimiz çok güzel açıklıyor. İçsel arınmayı başaramamış, malını arakaya atmayı becerememiş Müslümanların Firavun'a ya da çağın zalimlerine karşı savaş açması söz konusu olamaz. Malını vermeyi beceremeyen canını veremez. Bu mesajla karşılaşan içsel arınmalarını tamamlayamayan kişilerin sizleri yarı yolda bırakacakları da bir gerçekliktir. Düşünsenize ; denenen yüzlerce ilişkide Müslüman iki kişinin bile bir arada ortak ticari ilişkiler kuramadıkları görülmüştür. Ticari ilişkileri bittiği gibi ebedi olarak dostluklarına, kardeşliklerine de son vermişlerdir. İlişkilerinde dünyalıklarından vazgeçemeyen Müslümanların nasıl olup da topukları arkasına dönüp kaçmadan omuz omuza savaşacakları, zalimleri uyaracakları düşünülmesi gereken bir gerçekliktir. Unutmayın ki bu tarz zafiyetlerimizle Ebu Leheb'lerin ellerini kurutamadığımız gibi potansiyel olarak da düşmanlarımız tarafından satın alınacak konumdayızdır. Zaten İslam coğrafyasındaki büyük komutanlar hep bu eksik, sorunlu, yakın arkadaşları tarafından arkalarından vurularak şehit edilmişlerdir. Ya da dava arkadaşları onlara sırt çevirmiş, onları yarı yolda yapayalnız bırakmışlardır. Öyleyse asalarını, dünyalıklarını atmaya tereddüt etmeyen kardeşlerle uzun soluklu yürüyüşlere çıkılabilir. Bunlar Allah'ın da onayladığı gerçek kardeşliklerdir. ’’Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.’’ Allah'ın ayetleri gerçek manada anlaşılamıyorsa bunlar sindirilemiyorsa ya da sırası birbirine karıştırılıyorsa ,zalim kişilerle mücadelede de sorunlar yaşayabiliriz. Onların güçlerini tartamayabiliriz. Hatta çoğumuz özgüvenimizi toplayıp uyaramayız bile onları. İnşallah Allah'ın kuran da belirttiği sözlerinde bir araya gelip kardeşliğimizi Rabbimize onaylatabiliriz. İşte o zaman Hz Musa’nın imanını da kuşanabiliriz.
    Hikmet ERTÜRK




  3. 16.Ağustos.2010, 15:42
    2
    Silent and lonely rains



    HZ. MUSA'NIN ASASI
    İslami topluluklar içerisindeki fertlerin birçok zafiyetlerine tanık olmuşuzdur.Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi mala aşırı tamahgösterilmesidir.Tabiİ bu kardeşlerden birçoğu bu dünya kazançlarına dair aşırı ilgilerinin farkında da olmamaktadırlar.Zaten içinde bulundukları topluluğun pozitif etkisiyle de bu zafiyetleri saklı kalmaktadır.Müslümanlar'daki bu ahlaki zafiyetler çoğu zaman bir öfke sinir anında ,büyük bir anlaşmazlıkta ya da denenme anında ortaya çıkabilmektedir.Çünkü unutmamak lazımdır ki, öfkenin sahtesi olmaz.Tabii ki yıllarca farkına varılmamış bu gizli sorunlar bir anda islama gönül bağlamış kardeşlerini zor durumda bırakabilmekte davaya çok olumsuz zararlar verebilmektedir.Şurası kesindir ki kendisine verdiği zararlar çok daha vahim bir durumdur.Dünya kazançlarına dair bu olumsuz ilginin sınav sonuçlarımızı olumsuz etkilediği bir gerçektir.Burada yapmamız gereken asıl şey dünyayı içimize almamak, onu yönetmeye çalışmaktır.Kontrolümüzün elimizde olması gerekmektedir.Bir gemi için ,dışında olduğu zaman deniz çok faydalı bir etmendir, fakat içerisine onu almaya başlarsa bu geminin yok olması, batması anlamına gelir.Bizim de dünya kazançlarına karşı ilişkilerimiz bu düzlemde olmalıdır.Unutmayalım bu tarz olumsuzluklarda asıl zararı kendimiz görürüz.Yani öteki dünyamızda geri dönemeyeceğimiz, düzeltemeyeceğimiz sorunlarla karşılaşabiliriz.Bu konuları Taha suresindeki birkaç ayetle işleyebiliriz.Allah diyor ki;
    17- “O sağ elindeki nedir, ey Musa?”
    18- [Musa:] “Bu benim değneğim” dedi, “buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu.”
    Ayette geçen değneğin yani asanın işlevlerine baktığımızda Hz Musa'nın ona dayanarak yorgunluğunu atması,dinlenmesi,davarlarına yaprak silkelemesi "dünya geçimliği" manalarına gelir. Bir de başka yerlerde kullandığını söylediği şeyleri de çoğaltabiliriz. Kısacası onun o zamanki dünya hayatında onun geçimine yardımcı olan bir vasıta. Şu an için bizim yorgunluğumuzu attığımız evimiz ya da arabamız, geçimimiz için çalıştığımız işimiz v.b şeyler olabilir. O halde Allah Hz Musa’ya Diyor ki ;
    19- “Şimdi onu yere at, ey Musa!” dedi.
    Şimdi yukarıdaki anlatımımızla birlikte bu ayetin çok sıradan bir emir olmadığı anlaşılmıştır herhalde. Hz Musa’ya söylenen şey "Ya Musa! Dünyalığını, i şini, aç kalma pahasına da olsa bırak, ondan vazgeç, Rabbine güven." Bu mesajla tabii ki bizler de karşılaşmışızdır. Hz Musa’nın gösterdiği mutlak itaati göstermiş miyizdir bilemem ama sözün zorluğu ortada. Yani malımızdan davamız uğruna vazgeçmek hiç de kolay bir eylem değil. Rahat yaşamımızı arkamızda bırakmak, bir tercihte bulunmak... Ayetlerle devam edersek;
    20- Bunun üzerine, [Musa] onu yere attı; bir de ne görsün! Hızla akan bir yılan oluvermişti o
    21- “Onu tut” dedi, "ve korkma! Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz."
    Yine Hz Musa'nın şaşkınlığına şahid oluyoruz. Asa yani arkasına attığı malı mülkü müjdeye dönüşüp yılan olunca korkuyor, bir başka ayette de bir an için kaçtığı söyleniyor. Yani Hz Musa Allah'ın emirlerini yerine getirirken bunun kendisine yardımcı olacak, sihirbazların sihrini yutacak bir yılan olacağını bilmiyor. Allah'a imanı, ona gerçek manada güvenmesi Allahın ona hediyesi olarak dönüyor. Hayatımızda bunları düşünürken bizlerin de sahiplendiğimiz dünya kazançlarını Allah için verme noktasında onun bizlere yardım olarak geri geleceğini düşünmeliyiz. Yani asalarımızı atmada tereddüt etmemeliyiz. Rabbimize güven duymalıyız. Bu emri veren sıradan insanlar değil bizleri her yönüyle tanıyan yaratan Rabbimiz. Arkamıza atmamız istenecek olan mallarımızı sahiplenmeyelim. Bir yerlerde mutlaka Allah onlardan vazgeçmemizi isteyecektir. Elbette bu bir sınav ve eğitim aracıydı, Kur'an'da rabbimiz bunu bizler için de bir sınav ve eğitim aracı kılmıştır. Malından vazgeçmeyi öğrenen bu samimi kuluna ne diyor sonra Allah biliyor musunuz ? Rabbimiz diyor ki;
    24- [Ve şimdi artık] o Firavun'a git; çünkü o gerçekten her türlü ölçüyü çiğneyip geçti.”
    Arada diğer kısımları tanımlayan iki ayet daha vardı, onları almadım. Hemen sonra gelen bu ayete baktığımız da sanırım bizlerin uyması gereken metodu Rabbimiz çok güzel açıklıyor. İçsel arınmayı başaramamış, malını arakaya atmayı becerememiş Müslümanların Firavun'a ya da çağın zalimlerine karşı savaş açması söz konusu olamaz. Malını vermeyi beceremeyen canını veremez. Bu mesajla karşılaşan içsel arınmalarını tamamlayamayan kişilerin sizleri yarı yolda bırakacakları da bir gerçekliktir. Düşünsenize ; denenen yüzlerce ilişkide Müslüman iki kişinin bile bir arada ortak ticari ilişkiler kuramadıkları görülmüştür. Ticari ilişkileri bittiği gibi ebedi olarak dostluklarına, kardeşliklerine de son vermişlerdir. İlişkilerinde dünyalıklarından vazgeçemeyen Müslümanların nasıl olup da topukları arkasına dönüp kaçmadan omuz omuza savaşacakları, zalimleri uyaracakları düşünülmesi gereken bir gerçekliktir. Unutmayın ki bu tarz zafiyetlerimizle Ebu Leheb'lerin ellerini kurutamadığımız gibi potansiyel olarak da düşmanlarımız tarafından satın alınacak konumdayızdır. Zaten İslam coğrafyasındaki büyük komutanlar hep bu eksik, sorunlu, yakın arkadaşları tarafından arkalarından vurularak şehit edilmişlerdir. Ya da dava arkadaşları onlara sırt çevirmiş, onları yarı yolda yapayalnız bırakmışlardır. Öyleyse asalarını, dünyalıklarını atmaya tereddüt etmeyen kardeşlerle uzun soluklu yürüyüşlere çıkılabilir. Bunlar Allah'ın da onayladığı gerçek kardeşliklerdir. ’’Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.’’ Allah'ın ayetleri gerçek manada anlaşılamıyorsa bunlar sindirilemiyorsa ya da sırası birbirine karıştırılıyorsa ,zalim kişilerle mücadelede de sorunlar yaşayabiliriz. Onların güçlerini tartamayabiliriz. Hatta çoğumuz özgüvenimizi toplayıp uyaramayız bile onları. İnşallah Allah'ın kuran da belirttiği sözlerinde bir araya gelip kardeşliğimizi Rabbimize onaylatabiliriz. İşte o zaman Hz Musa’nın imanını da kuşanabiliriz.
    Hikmet ERTÜRK




  4. 16.Ağustos.2010, 16:31
    3
    nuhoğlu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Haziran.2010
    Üye No: 76554
    Mesaj Sayısı: 105
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Hz. Musaya Asasını Kim Vermiştir?

    Selâmun Aleykum !
    Hz. Mûsâ'nın kullandığı değneği Şuayb (as) vermiştir. Mûsâ (as) firavunun ülkesinde bir adam öldürmüştü. Kendisine kötülük yapılacağı haber verildi. O da oradan bir hayli uzaklaştı. Çobanların hayvanlarını suladığı bir çeşmeye rastladı.Çeşme başında iki kız vardı. Orada başka çobanlar da vardı. Onlar işini bitirmeden kızlar suya yaklaşamıyordu. Mûsâ (as) kızların hayvanlarını suladı. Kızlar hayvanlarıyla gittiler.Biraz sonra bir tânesi geri gelip babalarının onu çağırdığını söyledi. Mûsâ (as) onlarla gitti. Kızların babası yaşlı Şuayb (as)'dı. Şuayb (as) ona; güvende olduğunu, korkmamasını söyledi. Belirlenen süre kadar çobanlık yapması şartı ile ona kızlarından birini nikâhladı. Kullanması için de bir değnek verdi.
    Selâmlar.

    Nuhoğlu


  5. 16.Ağustos.2010, 16:31
    3
    nuhoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Selâmun Aleykum !
    Hz. Mûsâ'nın kullandığı değneği Şuayb (as) vermiştir. Mûsâ (as) firavunun ülkesinde bir adam öldürmüştü. Kendisine kötülük yapılacağı haber verildi. O da oradan bir hayli uzaklaştı. Çobanların hayvanlarını suladığı bir çeşmeye rastladı.Çeşme başında iki kız vardı. Orada başka çobanlar da vardı. Onlar işini bitirmeden kızlar suya yaklaşamıyordu. Mûsâ (as) kızların hayvanlarını suladı. Kızlar hayvanlarıyla gittiler.Biraz sonra bir tânesi geri gelip babalarının onu çağırdığını söyledi. Mûsâ (as) onlarla gitti. Kızların babası yaşlı Şuayb (as)'dı. Şuayb (as) ona; güvende olduğunu, korkmamasını söyledi. Belirlenen süre kadar çobanlık yapması şartı ile ona kızlarından birini nikâhladı. Kullanması için de bir değnek verdi.
    Selâmlar.

    Nuhoğlu





+ Yorum Gönder