Konusunu Oylayın.: Neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı
  1. 08.Ağustos.2010, 18:15
    1
    Misafir

    Neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı






    Neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı Mumsema neden birçok mezhep var,bu mezhepler nasıl ortaya çıktı


  2. 08.Ağustos.2010, 18:15
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 08.Ağustos.2010, 18:53
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı




    Mezhepler Nasil Ortaya çikti Mezheplerin ortaya çıkması

    Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra olmuştur Çünkü

    Peygamberimiz (sav) hayatta olduğu dönemlerde sahabi-ler herhangi

    bir mesele olduğunda Peygamberimiz (sav)'e geliyor, o husus-ta bilgi

    istiyorlardı Peygamberimiz (sav) de sorulan soruyu bir vahye

    istinaden veya kendi bilgisi ile cevaplandırıyordu Dolayısıyla

    Peygambe-rimiz (sav) zamanında herhangi bir mezhep olması

    düşünülemezdi
    Mezhepler Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra ayet ve hadislerde

    açık olarak izah edilmeyen meselelerden kesin ve herkesin itirazsız

    olarak kabul edebileceği bir hüküm verebilecek bir otoritenin

    olmamasından ortaya çıktı Zuhur eden bu mezhepler genel olarak

    ameliye ve itikadi olmak üzere iki grupta ortaya çıktı
    Ameli mezheplerin teşekkülü şu şekilde olmuştur Peygamberimiz

    (sav)'in vefatından sonra islam alemi genişlemiş, sahabilerden herbiri

    bir şehre dağılmıştı Bu sahabiler gittikleri yerlerde müracaat kaynağı

    oldular Yani müslüman olan veya islamiyet hakkında fazla bilgisi

    olmayan pekçok kimse kendilerine çeşitli meselelerde dinin hükmünü

    sordular Sahabiler de muhatap oldukları soruların cevabını evvela

    Kur'an da aradılar Onda bulamadıklarında kendi içtihatlarıyla hüküm

    verdiler
    Bu sahabiler aynı zamanda kendilerine TABİİN denilen pek çok talebe

    yetiştirdiler Onlardan sonra talebeleri tabiin alimleri de bir yandan

    fetva vererek müslümanları dini konuda aydınlatırken bir yandan da

    talebe yetiştirdiler Onların talebelerine Tebe-i Tabiin denildi Tebe-i

    Tabiin Alimleri de Tabiin Alimlerini takip edip onların yolunda devam

    ettiler
    Gerek sahabe, gerek Tabiin, gerekse Tebe-i Tabiin'in fetvaları arasında

    farklı hükümler ortaya çıkmıştır Müslümanlar kendi bölgelerinde

    yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve ona göre amel

    ediyordu İşte bu tercih ve taraftarlık zamanla yerini "Gidilen yol"

    manasına gelen mezheplere terk etti
    Başlangıçta Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden başka

    Servi, Evzai, Teberi, Zahiri isimleriyle birlikte birçok hak mezhep daha

    ortaya çıktı Ancak bunlardan dördü dışındakiler çeşitli sebeplerden

    tarih sahnesinden silindiler
    İtikadi mezheplere gelince bu mezheplerin ortaya çıkmasındaki temel

    sebep müslümanlar arasındaki fikir ayrılıklarıdır Peygamberimiz

    (sav)'in vefatından sonra onun yerine geçecek, siyasi yönden onu

    temsil edecek olan Halifenin seçimi müslümanlar arasında ilk ciddi

    fikir ayrılığına sebep oldu Ardından üçüncü Halife Hz Osman'ın şehit

    edilmesi bu ihtilafı daha da artırdı Müslümanlar arasında Cemel ve

    Sıffın savaşları yapıldı Bu savaşlarda pek çok müslüman öldü
    Halifenin kim olacağı, sıffın ve cemel savaşlarında ölen ve

    öldürülenlerin durumu, gibi sebepler ve bunların dışında

    sayabileceğimiz pekçok sebep sonraki yıllarda itikadi sahada pekçok

    mezhebin ortaya çıkmasına netice verdi Mezhep çatışmaları

    neticesinde onbinlerce müslüman öldürüldü
    Daha sonraki yıllarda ise Babilik, Bahailik, Kadıyanilik gibi Allah ve

    Peygamber adına yalan uyduran mezhepler ortaya çıktı Bu

    mezheplerin kurucuları kendilerin Peygamber ilan ettirler Haşa

    Allah(cc)'in kendilerine Hülul ettiği hezeyanında bulundular Babiler ve

    Bahailer Kur'an'ın ve Peygamberimiz (sav)'in devrinin tamamlandığını

    iddia ettiler Herşeyi mübah gören ve islamiyeti yıkmaya yönelik

    görüşleriyle bir çok safi zihni idlal ettiler
    Kitap onbir bölümden oluşmaktadır
    Birinci Bölüm:
    Peygamberimiz (sav) zamanında mezhep varmıydı? Alt başlığı ile

    başlanan bölümde mezheplerin her soruna çözüm kaynağı olan

    Efendimiz zamanında değildi Onun vefatından sonra ortaya çıktığı

    ifade edilmiştir Daha sonra da mezheplerin nasıl ortaya çıktığı

    hakkında malumat verilmiştir
    Dört hak mezhebin zuhuru mezhep imamlarının içtihadına

    dayandırılarak izah edilmektedir Günümüze kadar varlığını devam

    ettiremeyen fıkhı hak mezhepler şunlardır:
    1- Evzai Mezhebi 4- Servi Mezhebi
    2- Leysi Mezhebi 5- Zahiri Mezhebi
    3- Taberi Mezhebi 6- Hasan Basri'nin Mezhebi
    Mezhepler arasında değişik içtihatlardan kaynaklanan bir kısım

    farklılıklar bulunmaktadır Bu bölümde yine mezhepler arasındaki

    farklılığın sebepleri maddeler halinde izah edilmektedir

    1 Ayetlerden kaynaklanan farklılıklar
    Hak mezhepler arasında farklılık olmakla birlikte bu fark asıl

    meselelerde değil, teferruat meselelerdir Mezhep alimlerinin aynı

    meselede farklı hüküm vermelerinin sebeplerinden biri ayetlerin farklı

    anlaşılmaya müsait olmasıdır

    2 Hadislerden kaynaklanan farklılıklar:
    İslam hükümlerinin Kur'an'dan sonra en mühim kaynağı hadislerindir

    Bütün mezhep imamlarının verdikleri hükümlerde hadislerin mühim

    rolü vardır İmam-ı Azam hadisle ilgili şöyle der: İçlerinde hadisle

    meşgul olanların bulunduğu sürece insanlar kurtulmuşlardır
    Hadislerin farlılıklara yol açmasında bir çok sebep vardır Bunlardan

    birincisi arapçanın ince bir lisan olması ve lügattan kaynaklanan

    farklılıklar
    b) Hadislerin farklı kelimelerle rivayet edilmesi:
    Mesela şu hadis bu meseleye örnektir
    "Kameti duyduğunuz saman namaza gidiniz Yolda sakin ve vakar ile

    yürüyün Acele etmeyin, Yetiştiğiniz rekatları kılar, yetişemediğinizi

    tamamlarsınız" Aynı hadis Ahmet bin Hanbel'in Müsned'inde ise

    "yetişemediklerinizi kaza edersiniz "Bu ravilerden birisinin manayı

    esas alarak hadesteki kelimelerden birisini değiştirmesi imama

    sonradan yetişen kimsenin yetişemediği rekatları kılarken nasıl

    davranması gerektiği hususunda farklı hükümlerin verilmesine sebep

    olmuştur
    c) İmamların hadisleri anlamada birbirinden farklı olması:
    d) Aynı meselede farklı iki hadisin olması
    e) İmamların hadis bilgisi
    f) Peygamberimizin davranışları
    h) Hadiste kastedilen manayı anlayamamak
    i) Hadisin sahihliğini tesbitte metodun farklı olması
    j) Zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği hususu
    Örf ve adetlerin tesiri:
    Mesela cemaatle namaz kılındığında fatihayı okuyan şafilerin durumu

    ile imamın okuduğu fatihaya amin diyerek imza basan hanefilerin

    durumu Diğer bir misal Şafilerde az bir pislik namaza mani iken

    Hanefilerde mani olmamasıdır

    Mezheplerin Varlığı Rahmettir
    Peygamberimiz (sav) bu gerçeği "Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

    diyerek dile getirmiştir Ancak burada kastedilen ihtilaf yapıcı ihtilaftır

    Herkes kendi fikrinin yayılmasına çalışır Başkasının tahribine ve

    ortadan kalkmasına değil Belki tamamlanmasına ve yanlışları varsa

    düzeltilmesine çalışır Birinci bölümde bu mevzulara ilaveten bir

    mezhebe bağlanmak şart mı? Mezhep değiştirmek caiz mi? Başka

    mezheplere göre amel edilebilir mi? Dört mezhep bire indirilebilir mi?

    Mezhepsizlik nedir? Gibi istifhamlara cevap veriliyor
    İkinci Bölüm
    Dört büyük mezhep imamının hayatları, İslam fıkhı açısından ifa etmiş

    oldukları vazife ve mezheplerin kuruluşundaki rolleri anlatılmaktadır

    İMAM-I AZAM:
    Hicretin 80 yılında(miladi 699) Küfe de dünya ya gelmiştir Asıl adı

    NUMAN BİN SABİT'tir Doğmadan Hz Ali'nin duasına mazhar olmuştur

    İslam fıkhı içerisinde çok önemli bir fonksiyon eda etmiş olan İMAM-I

    AZAM Hanefi Mezhebinin kurucusudur Günümüzde müslümanların

    yaklaşık 3/2'si İMAM-I AZAM'ın kurduğu Hanefi mezhebine mensuptur

    Türkiye Balkanlar, Lehistan, Türkistan, Afganistan, Horasan, Pakistan,

    Kazan, Sibirya, Çin, Mançurya, Kafkasya, Dağıstan ve Arnavutluk

    ekseriyetle Hanefidir
    İMAM-I MALİK:
    Hicretin 93 yılında(Miladi 712)Medine'de ilim ve hadisle meşgul bir

    ailede doğdu Peygamber, şeyh ve ilmin beşiği olan Medine de

    doğması sebebi ile küçük yaşta ilim tahsiline başladı Yetiştiği döneme

    damgasını basmış olan Malik Bin Henes ilim öğrenme uğruna çok

    büyük fedakarlıklara katlanmıştır
    Peygamberimiz (sav)'in hadislerine son derece saygılı idi Ayakta hadis

    yazmadığı gibi ayakta hadis de dinlemezdi Şafi-i mezhebinin kurucusu

    İMAM ŞAFİİ'de ondan ders almıştır Maliki Mezhebinin kurucusudur
    Günümüzde Trablus, Libya, Tunus, Fas, Cezayir, Sudan, Merakeş ve

    Afrika sahilleri çoğunlukla malikidir Irak, Suriye, Hicaz ve yukarı

    Mısır'da da Maliki vardır

    İMAM-I ŞAFİİ:
    Hicri 150 (Miladi 767) yılında Şam'ın Gazze kasabasında dünyaya

    gözünü açtı Babası ismini Muhammed koydu Fakat o sahibi olan

    dördüncü kuşaktan dedesi Şafii'ye izafeten Şafii diye meşhur oldu

    Genç yaşta ilim bakımından parmakla gösterilecek biri oldu 20

    yaşında fetva verecek ve hadis rivayet edebilecek mertebeye ulaştı

    İmam Malik'in MUVATTA isimli hadis kitabını kısa sürede bitirdi
    Şafii mezhebi günümüzde şu ülkelerde yaygındır: Mısır, Suriye,

    Filistin ve Hicaz'da şafiler çoktur Sumatra, Sibirya ve Filistin'in

    çoğunluğu şafiidir Yemen, Aden, Hint ve Doğu Anadolu da ve Irak’ta

    vardır Orta Asya'nın Kuzeyi ve Doğu Afrika'da yaygındır

    İMAM-I AHMET BİN HANBEL:
    Hicri 164 (Miladi 781) tarihinde dünyaya gelmiştir Soyu

    Peygamberimiz (sav)'in soyu ile birleşmektedir Küçük yaşta Kur'an'ı

    ezberledi Diğer dini günleri öğrendi Genç yaşta İMAM-I AZAM'ın

    talebesi Ebu Yusuf'tan ders aldı İşittiği hadisleri ezberlemekle

    yetinmez onları kaydederdi
    Abbasi Devletinin başında bulunan Abdullah el-Memun'un Kur'an'ın

    yaratılmış olduğu fikrini kabul etmediği için Ahmet Bin Hanbel'i

    yakalattı ve ona zulüm yaptılar Bu zulüm 28 ay devam etti Çok güçlü

    talebeleri olduğu halde mezhebinin günümüzde çok fazla mensubu

    yoktur Sadece Suudi Arabistan'da kuvvetli durumdadır Irak, Suriye ve

    Filistin'de vardır
    AHMET BİN HANBEL kimseye yük olmaz geçimini çalışarak el emeği

    ile kazanırdı Şüpheli şeylerden kaçınırdı Her şeyin helal olanını

    araştırırdı Nefsine hakimdi Yiğitlik nedir şeklindeki bir suale "Yiğitlik,

    nefsinin ARZU ETTİĞİ GAYRUMEŞRU BİR ŞEYİ SIRF ALLAH'TAN

    KORKTUĞU İÇİN TERK ETMEKTİR"
    Dört mezhep imamından ayrı zihinlerde yer eden önemli iki isim daha

    vardır Bunlardan birincisi: İmam-ı Azam'ın talebelerinden İMAM EBU

    YUSUF; İkincisi ise yine onun talebelerinden İMAM-I MUHAMMED'TİR
    Üçüncü Bölüm
    İtikadi mezhepler ortaya çıkış sebepleri ve mahiyetleri hakkında bilgi

    verilmektedir İtikadi mezhepler ALLAH(CC)'ın sıfatları, peygamberlik

    müessesesi, melekler, kaza ve kader, ahiret, cennet ve cehennem gibi

    konularda ortaya çıkmıştır Bu mezhepler ikiye ayrılır
    1 Ehli Sünnet Mezhebi
    2 Ehli Bid'at Mezhebi
    İtikadı hak mezhepler iki tanedir
    1 Maturidi Mezhebi: Günümüzde Hanefi Mezhebine mensup olanların

    mezhebidir
    2 Eşarı Mezhebi: Günümüzde Şafii Mezhebine mensup olanların

    mezhebidir
    İtikadi mezheplerin ortay çıkış sebepleri:
    1 İslamın bünyesinden doğan sebepler
    2 Müslümanlar arasındaki çekişmeler
    3 Dış sebepler
    Dördüncü Bölüm:
    Haricilik, Hariciliğin ortay çıkışı ve Hz Ali'yi derinden yaralayan Hakem

    olayı bütün teferruatı ile izah edilmektedir Haricilerin Hz Ali'ye ve

    müslümanları çektirdikleri sıkıntılar ve hakikatten sapmanın yol açtığı

    gaileler izah edilmektedir Haricilerin kolları hakkında bilgi

    verilmektedir

    Beşinci Bölüm:
    Şia'nın tarifi, ortaya çıkışı, ve şiiliğin doğuşu hakkındaki görüşler iki

    şıkta toplanmıştın
    1 Peygamberimiz (sav) sağlığında ortaya çıktığını söyleyenler Bunlar

    şii müelliflerdir
    2 Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra ortaya çıktığını söyleyenler

    Tevvabın hareketi, Muhtar Essekafi hareketi gibi konular vardır

    Altıncı Bölüm
    Şii fırkalarının zuhuru:
    a) Zeydilik ve Zeydilerin kolları
    b) Batiniye-İslamiye
    c) Dürzilik: Şiiliğin İslamiye kolundan doğmuştur
    d) Caferiye-İmamiye: Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra Hz Ali

    sırasıyla onun neslinden 11 kişiyi ALLAH'ın emri ve Peygamberimiz

    (sav)'in tavsiyesi ile imam kabul ve bu 12 imama inanmayı dinin aslına

    dahil bir esas olarak görenlerin mezhebidir Onların 12 imamı şunlardır
    1 Ali b Ebu Talip 7 Musa el-Kazim
    2 Hasan b Ali 8Ali er-Rıza
    3 Hüseyin b Ali 9 Muhammed el-Taki
    4 Ali b el- Hüseyin(Zeynel Abidin)10 Ali el-Naki
    5 Muhammed el-Bakir 11 Hasan el- Askeri
    6 Cafer es-Sadık 12 Muhammed el- Mehdi
    e) Rafiziler
    f) Nusayriler: Muhammed Bin Nusayr tarafından kurulmuştur
    Yedinci Bölüm:
    Mürcie, Cebriye, Mutezile, Kaderiye ve Müşebbile fırkaları hakkında

    bilgi verilmektedir Mürcienin islamla telif edebilecek görüşleri mesela

    kafire ibadet ve taatı fayda vermediği gibi mü'mine de işlediği

    günahları zarar vermez
    İman sahibi samimi ve dosdoğru ise bu inanç sahibi azap

    görmeyecektir İman ve amel birbirlerinden ayrıdır Halbuki dinimizde

    iman ve amel birbirlerini tamamlayan iki parçadır
    "İnsan kaderin mahkumu değildir" isimli bölümde Cebriyenin ne

    derece yanlış olduğunu ortaya koymaktadır (Yazar Bediüzzamanın

    Cebriye yaklaşımı, Mutezilerin görüşleri: 1 Tevhid 2 Adalet 3 Vaad ve

    vahit 4 El-Munzil beynelmunzileteyn 5 Emribil maruf Neyhi anil

    münker, Bediüzzamanın görüşleri ışığında izah edilmektedir

    Sekizinci Bölüm:
    Ehli sünnet akidesinin teşekkül safhası anlatılmaktadır Ehli sünnetin

    itikadı görüşlerinin teşekkülünde ilk ciddi isim hiç şüphesiz İmam-ı

    Azam Ebu Hanife'dir İmam-ı Azam itikadi görüşleri fıkhı ekber isimli

    eserinden şu başlıklar altında işlenmiştir:
    Tevhid 2 Nübüvvet
    3 Büyük günah 4 Mucize, Keramet, İstidrac
    5 Allah(cc) görüşmesi 6 İman ve İslam
    Selefiye, Halifiye, Eşarilik, Maturidilik, Eşariye ile Maturidi arasındaki

    farklar
    Dokuzuncu Bölüm:
    Vahhabilik, ortaya çıkışı, taif, Mekke ve Medineyi ele geçirmeleri

    işlenmiş Vahhabilerin iman, şefaat, Tevessül, Tarikat, Tasavvuf, Bid'at

    konusundaki görüşleri işlenmiş ve Bediüzzamanın yaklaşımına yer

    vermiştir
    Onuncu Bölüm:
    Babilik ve Bahailik: Bahailiğin iç yüzü ortaya konduktan sonra şu

    görüşlere yer verilmektedir Bahailik kesinlikle bir din değildir Daha

    çok islamiyetin hükümlerinin değiştirilerek alındığı hrıstiyanlık ve

    yahudilikten hükümlerin bulunduğu sapıklık cereyanıdır
    Onbirinci Bölüm:
    Kadıyanilik ve Ahmedilik
    Kadıyanilik Hindistan'da ortaya çıkmış batıl bir mezheptir 19 yy

    sonlarına doğru MIRZA GULAM AHMET tarafından kuruldu GULAM

    AHMET mücedditliğini ilan etmiş ve sapık düşüncelerini ortaya atmış

    olan bir şahsiyettir Ve şöyle diyor:
    Allah beni bu yıl ve bu zaman için imam kıldı Ve insanları karanlıktan

    aydınlığa çıkarmam için müceddid olarak gönderdi
    GULAM AHMET İdmam-ül Hacci isimli eserinin üçüncü sayfasında

    mendi ve mesihlikle ilgili şöyle diyordu:
    Rabbim bana bildirdi Beni bu yy müceddidi kıldı Onların bekledikleri

    MESİH-UL MEVUT ve EL-MEHDİYUL MEVUT sensin ve biz seni Mesih

    ibn-i Meryem kıldık

    alinti



  4. 08.Ağustos.2010, 18:53
    2
    Hüvel Baki..



    Mezhepler Nasil Ortaya çikti Mezheplerin ortaya çıkması

    Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra olmuştur Çünkü

    Peygamberimiz (sav) hayatta olduğu dönemlerde sahabi-ler herhangi

    bir mesele olduğunda Peygamberimiz (sav)'e geliyor, o husus-ta bilgi

    istiyorlardı Peygamberimiz (sav) de sorulan soruyu bir vahye

    istinaden veya kendi bilgisi ile cevaplandırıyordu Dolayısıyla

    Peygambe-rimiz (sav) zamanında herhangi bir mezhep olması

    düşünülemezdi
    Mezhepler Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra ayet ve hadislerde

    açık olarak izah edilmeyen meselelerden kesin ve herkesin itirazsız

    olarak kabul edebileceği bir hüküm verebilecek bir otoritenin

    olmamasından ortaya çıktı Zuhur eden bu mezhepler genel olarak

    ameliye ve itikadi olmak üzere iki grupta ortaya çıktı
    Ameli mezheplerin teşekkülü şu şekilde olmuştur Peygamberimiz

    (sav)'in vefatından sonra islam alemi genişlemiş, sahabilerden herbiri

    bir şehre dağılmıştı Bu sahabiler gittikleri yerlerde müracaat kaynağı

    oldular Yani müslüman olan veya islamiyet hakkında fazla bilgisi

    olmayan pekçok kimse kendilerine çeşitli meselelerde dinin hükmünü

    sordular Sahabiler de muhatap oldukları soruların cevabını evvela

    Kur'an da aradılar Onda bulamadıklarında kendi içtihatlarıyla hüküm

    verdiler
    Bu sahabiler aynı zamanda kendilerine TABİİN denilen pek çok talebe

    yetiştirdiler Onlardan sonra talebeleri tabiin alimleri de bir yandan

    fetva vererek müslümanları dini konuda aydınlatırken bir yandan da

    talebe yetiştirdiler Onların talebelerine Tebe-i Tabiin denildi Tebe-i

    Tabiin Alimleri de Tabiin Alimlerini takip edip onların yolunda devam

    ettiler
    Gerek sahabe, gerek Tabiin, gerekse Tebe-i Tabiin'in fetvaları arasında

    farklı hükümler ortaya çıkmıştır Müslümanlar kendi bölgelerinde

    yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve ona göre amel

    ediyordu İşte bu tercih ve taraftarlık zamanla yerini "Gidilen yol"

    manasına gelen mezheplere terk etti
    Başlangıçta Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden başka

    Servi, Evzai, Teberi, Zahiri isimleriyle birlikte birçok hak mezhep daha

    ortaya çıktı Ancak bunlardan dördü dışındakiler çeşitli sebeplerden

    tarih sahnesinden silindiler
    İtikadi mezheplere gelince bu mezheplerin ortaya çıkmasındaki temel

    sebep müslümanlar arasındaki fikir ayrılıklarıdır Peygamberimiz

    (sav)'in vefatından sonra onun yerine geçecek, siyasi yönden onu

    temsil edecek olan Halifenin seçimi müslümanlar arasında ilk ciddi

    fikir ayrılığına sebep oldu Ardından üçüncü Halife Hz Osman'ın şehit

    edilmesi bu ihtilafı daha da artırdı Müslümanlar arasında Cemel ve

    Sıffın savaşları yapıldı Bu savaşlarda pek çok müslüman öldü
    Halifenin kim olacağı, sıffın ve cemel savaşlarında ölen ve

    öldürülenlerin durumu, gibi sebepler ve bunların dışında

    sayabileceğimiz pekçok sebep sonraki yıllarda itikadi sahada pekçok

    mezhebin ortaya çıkmasına netice verdi Mezhep çatışmaları

    neticesinde onbinlerce müslüman öldürüldü
    Daha sonraki yıllarda ise Babilik, Bahailik, Kadıyanilik gibi Allah ve

    Peygamber adına yalan uyduran mezhepler ortaya çıktı Bu

    mezheplerin kurucuları kendilerin Peygamber ilan ettirler Haşa

    Allah(cc)'in kendilerine Hülul ettiği hezeyanında bulundular Babiler ve

    Bahailer Kur'an'ın ve Peygamberimiz (sav)'in devrinin tamamlandığını

    iddia ettiler Herşeyi mübah gören ve islamiyeti yıkmaya yönelik

    görüşleriyle bir çok safi zihni idlal ettiler
    Kitap onbir bölümden oluşmaktadır
    Birinci Bölüm:
    Peygamberimiz (sav) zamanında mezhep varmıydı? Alt başlığı ile

    başlanan bölümde mezheplerin her soruna çözüm kaynağı olan

    Efendimiz zamanında değildi Onun vefatından sonra ortaya çıktığı

    ifade edilmiştir Daha sonra da mezheplerin nasıl ortaya çıktığı

    hakkında malumat verilmiştir
    Dört hak mezhebin zuhuru mezhep imamlarının içtihadına

    dayandırılarak izah edilmektedir Günümüze kadar varlığını devam

    ettiremeyen fıkhı hak mezhepler şunlardır:
    1- Evzai Mezhebi 4- Servi Mezhebi
    2- Leysi Mezhebi 5- Zahiri Mezhebi
    3- Taberi Mezhebi 6- Hasan Basri'nin Mezhebi
    Mezhepler arasında değişik içtihatlardan kaynaklanan bir kısım

    farklılıklar bulunmaktadır Bu bölümde yine mezhepler arasındaki

    farklılığın sebepleri maddeler halinde izah edilmektedir

    1 Ayetlerden kaynaklanan farklılıklar
    Hak mezhepler arasında farklılık olmakla birlikte bu fark asıl

    meselelerde değil, teferruat meselelerdir Mezhep alimlerinin aynı

    meselede farklı hüküm vermelerinin sebeplerinden biri ayetlerin farklı

    anlaşılmaya müsait olmasıdır

    2 Hadislerden kaynaklanan farklılıklar:
    İslam hükümlerinin Kur'an'dan sonra en mühim kaynağı hadislerindir

    Bütün mezhep imamlarının verdikleri hükümlerde hadislerin mühim

    rolü vardır İmam-ı Azam hadisle ilgili şöyle der: İçlerinde hadisle

    meşgul olanların bulunduğu sürece insanlar kurtulmuşlardır
    Hadislerin farlılıklara yol açmasında bir çok sebep vardır Bunlardan

    birincisi arapçanın ince bir lisan olması ve lügattan kaynaklanan

    farklılıklar
    b) Hadislerin farklı kelimelerle rivayet edilmesi:
    Mesela şu hadis bu meseleye örnektir
    "Kameti duyduğunuz saman namaza gidiniz Yolda sakin ve vakar ile

    yürüyün Acele etmeyin, Yetiştiğiniz rekatları kılar, yetişemediğinizi

    tamamlarsınız" Aynı hadis Ahmet bin Hanbel'in Müsned'inde ise

    "yetişemediklerinizi kaza edersiniz "Bu ravilerden birisinin manayı

    esas alarak hadesteki kelimelerden birisini değiştirmesi imama

    sonradan yetişen kimsenin yetişemediği rekatları kılarken nasıl

    davranması gerektiği hususunda farklı hükümlerin verilmesine sebep

    olmuştur
    c) İmamların hadisleri anlamada birbirinden farklı olması:
    d) Aynı meselede farklı iki hadisin olması
    e) İmamların hadis bilgisi
    f) Peygamberimizin davranışları
    h) Hadiste kastedilen manayı anlayamamak
    i) Hadisin sahihliğini tesbitte metodun farklı olması
    j) Zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği hususu
    Örf ve adetlerin tesiri:
    Mesela cemaatle namaz kılındığında fatihayı okuyan şafilerin durumu

    ile imamın okuduğu fatihaya amin diyerek imza basan hanefilerin

    durumu Diğer bir misal Şafilerde az bir pislik namaza mani iken

    Hanefilerde mani olmamasıdır

    Mezheplerin Varlığı Rahmettir
    Peygamberimiz (sav) bu gerçeği "Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

    diyerek dile getirmiştir Ancak burada kastedilen ihtilaf yapıcı ihtilaftır

    Herkes kendi fikrinin yayılmasına çalışır Başkasının tahribine ve

    ortadan kalkmasına değil Belki tamamlanmasına ve yanlışları varsa

    düzeltilmesine çalışır Birinci bölümde bu mevzulara ilaveten bir

    mezhebe bağlanmak şart mı? Mezhep değiştirmek caiz mi? Başka

    mezheplere göre amel edilebilir mi? Dört mezhep bire indirilebilir mi?

    Mezhepsizlik nedir? Gibi istifhamlara cevap veriliyor
    İkinci Bölüm
    Dört büyük mezhep imamının hayatları, İslam fıkhı açısından ifa etmiş

    oldukları vazife ve mezheplerin kuruluşundaki rolleri anlatılmaktadır

    İMAM-I AZAM:
    Hicretin 80 yılında(miladi 699) Küfe de dünya ya gelmiştir Asıl adı

    NUMAN BİN SABİT'tir Doğmadan Hz Ali'nin duasına mazhar olmuştur

    İslam fıkhı içerisinde çok önemli bir fonksiyon eda etmiş olan İMAM-I

    AZAM Hanefi Mezhebinin kurucusudur Günümüzde müslümanların

    yaklaşık 3/2'si İMAM-I AZAM'ın kurduğu Hanefi mezhebine mensuptur

    Türkiye Balkanlar, Lehistan, Türkistan, Afganistan, Horasan, Pakistan,

    Kazan, Sibirya, Çin, Mançurya, Kafkasya, Dağıstan ve Arnavutluk

    ekseriyetle Hanefidir
    İMAM-I MALİK:
    Hicretin 93 yılında(Miladi 712)Medine'de ilim ve hadisle meşgul bir

    ailede doğdu Peygamber, şeyh ve ilmin beşiği olan Medine de

    doğması sebebi ile küçük yaşta ilim tahsiline başladı Yetiştiği döneme

    damgasını basmış olan Malik Bin Henes ilim öğrenme uğruna çok

    büyük fedakarlıklara katlanmıştır
    Peygamberimiz (sav)'in hadislerine son derece saygılı idi Ayakta hadis

    yazmadığı gibi ayakta hadis de dinlemezdi Şafi-i mezhebinin kurucusu

    İMAM ŞAFİİ'de ondan ders almıştır Maliki Mezhebinin kurucusudur
    Günümüzde Trablus, Libya, Tunus, Fas, Cezayir, Sudan, Merakeş ve

    Afrika sahilleri çoğunlukla malikidir Irak, Suriye, Hicaz ve yukarı

    Mısır'da da Maliki vardır

    İMAM-I ŞAFİİ:
    Hicri 150 (Miladi 767) yılında Şam'ın Gazze kasabasında dünyaya

    gözünü açtı Babası ismini Muhammed koydu Fakat o sahibi olan

    dördüncü kuşaktan dedesi Şafii'ye izafeten Şafii diye meşhur oldu

    Genç yaşta ilim bakımından parmakla gösterilecek biri oldu 20

    yaşında fetva verecek ve hadis rivayet edebilecek mertebeye ulaştı

    İmam Malik'in MUVATTA isimli hadis kitabını kısa sürede bitirdi
    Şafii mezhebi günümüzde şu ülkelerde yaygındır: Mısır, Suriye,

    Filistin ve Hicaz'da şafiler çoktur Sumatra, Sibirya ve Filistin'in

    çoğunluğu şafiidir Yemen, Aden, Hint ve Doğu Anadolu da ve Irak’ta

    vardır Orta Asya'nın Kuzeyi ve Doğu Afrika'da yaygındır

    İMAM-I AHMET BİN HANBEL:
    Hicri 164 (Miladi 781) tarihinde dünyaya gelmiştir Soyu

    Peygamberimiz (sav)'in soyu ile birleşmektedir Küçük yaşta Kur'an'ı

    ezberledi Diğer dini günleri öğrendi Genç yaşta İMAM-I AZAM'ın

    talebesi Ebu Yusuf'tan ders aldı İşittiği hadisleri ezberlemekle

    yetinmez onları kaydederdi
    Abbasi Devletinin başında bulunan Abdullah el-Memun'un Kur'an'ın

    yaratılmış olduğu fikrini kabul etmediği için Ahmet Bin Hanbel'i

    yakalattı ve ona zulüm yaptılar Bu zulüm 28 ay devam etti Çok güçlü

    talebeleri olduğu halde mezhebinin günümüzde çok fazla mensubu

    yoktur Sadece Suudi Arabistan'da kuvvetli durumdadır Irak, Suriye ve

    Filistin'de vardır
    AHMET BİN HANBEL kimseye yük olmaz geçimini çalışarak el emeği

    ile kazanırdı Şüpheli şeylerden kaçınırdı Her şeyin helal olanını

    araştırırdı Nefsine hakimdi Yiğitlik nedir şeklindeki bir suale "Yiğitlik,

    nefsinin ARZU ETTİĞİ GAYRUMEŞRU BİR ŞEYİ SIRF ALLAH'TAN

    KORKTUĞU İÇİN TERK ETMEKTİR"
    Dört mezhep imamından ayrı zihinlerde yer eden önemli iki isim daha

    vardır Bunlardan birincisi: İmam-ı Azam'ın talebelerinden İMAM EBU

    YUSUF; İkincisi ise yine onun talebelerinden İMAM-I MUHAMMED'TİR
    Üçüncü Bölüm
    İtikadi mezhepler ortaya çıkış sebepleri ve mahiyetleri hakkında bilgi

    verilmektedir İtikadi mezhepler ALLAH(CC)'ın sıfatları, peygamberlik

    müessesesi, melekler, kaza ve kader, ahiret, cennet ve cehennem gibi

    konularda ortaya çıkmıştır Bu mezhepler ikiye ayrılır
    1 Ehli Sünnet Mezhebi
    2 Ehli Bid'at Mezhebi
    İtikadı hak mezhepler iki tanedir
    1 Maturidi Mezhebi: Günümüzde Hanefi Mezhebine mensup olanların

    mezhebidir
    2 Eşarı Mezhebi: Günümüzde Şafii Mezhebine mensup olanların

    mezhebidir
    İtikadi mezheplerin ortay çıkış sebepleri:
    1 İslamın bünyesinden doğan sebepler
    2 Müslümanlar arasındaki çekişmeler
    3 Dış sebepler
    Dördüncü Bölüm:
    Haricilik, Hariciliğin ortay çıkışı ve Hz Ali'yi derinden yaralayan Hakem

    olayı bütün teferruatı ile izah edilmektedir Haricilerin Hz Ali'ye ve

    müslümanları çektirdikleri sıkıntılar ve hakikatten sapmanın yol açtığı

    gaileler izah edilmektedir Haricilerin kolları hakkında bilgi

    verilmektedir

    Beşinci Bölüm:
    Şia'nın tarifi, ortaya çıkışı, ve şiiliğin doğuşu hakkındaki görüşler iki

    şıkta toplanmıştın
    1 Peygamberimiz (sav) sağlığında ortaya çıktığını söyleyenler Bunlar

    şii müelliflerdir
    2 Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra ortaya çıktığını söyleyenler

    Tevvabın hareketi, Muhtar Essekafi hareketi gibi konular vardır

    Altıncı Bölüm
    Şii fırkalarının zuhuru:
    a) Zeydilik ve Zeydilerin kolları
    b) Batiniye-İslamiye
    c) Dürzilik: Şiiliğin İslamiye kolundan doğmuştur
    d) Caferiye-İmamiye: Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra Hz Ali

    sırasıyla onun neslinden 11 kişiyi ALLAH'ın emri ve Peygamberimiz

    (sav)'in tavsiyesi ile imam kabul ve bu 12 imama inanmayı dinin aslına

    dahil bir esas olarak görenlerin mezhebidir Onların 12 imamı şunlardır
    1 Ali b Ebu Talip 7 Musa el-Kazim
    2 Hasan b Ali 8Ali er-Rıza
    3 Hüseyin b Ali 9 Muhammed el-Taki
    4 Ali b el- Hüseyin(Zeynel Abidin)10 Ali el-Naki
    5 Muhammed el-Bakir 11 Hasan el- Askeri
    6 Cafer es-Sadık 12 Muhammed el- Mehdi
    e) Rafiziler
    f) Nusayriler: Muhammed Bin Nusayr tarafından kurulmuştur
    Yedinci Bölüm:
    Mürcie, Cebriye, Mutezile, Kaderiye ve Müşebbile fırkaları hakkında

    bilgi verilmektedir Mürcienin islamla telif edebilecek görüşleri mesela

    kafire ibadet ve taatı fayda vermediği gibi mü'mine de işlediği

    günahları zarar vermez
    İman sahibi samimi ve dosdoğru ise bu inanç sahibi azap

    görmeyecektir İman ve amel birbirlerinden ayrıdır Halbuki dinimizde

    iman ve amel birbirlerini tamamlayan iki parçadır
    "İnsan kaderin mahkumu değildir" isimli bölümde Cebriyenin ne

    derece yanlış olduğunu ortaya koymaktadır (Yazar Bediüzzamanın

    Cebriye yaklaşımı, Mutezilerin görüşleri: 1 Tevhid 2 Adalet 3 Vaad ve

    vahit 4 El-Munzil beynelmunzileteyn 5 Emribil maruf Neyhi anil

    münker, Bediüzzamanın görüşleri ışığında izah edilmektedir

    Sekizinci Bölüm:
    Ehli sünnet akidesinin teşekkül safhası anlatılmaktadır Ehli sünnetin

    itikadı görüşlerinin teşekkülünde ilk ciddi isim hiç şüphesiz İmam-ı

    Azam Ebu Hanife'dir İmam-ı Azam itikadi görüşleri fıkhı ekber isimli

    eserinden şu başlıklar altında işlenmiştir:
    Tevhid 2 Nübüvvet
    3 Büyük günah 4 Mucize, Keramet, İstidrac
    5 Allah(cc) görüşmesi 6 İman ve İslam
    Selefiye, Halifiye, Eşarilik, Maturidilik, Eşariye ile Maturidi arasındaki

    farklar
    Dokuzuncu Bölüm:
    Vahhabilik, ortaya çıkışı, taif, Mekke ve Medineyi ele geçirmeleri

    işlenmiş Vahhabilerin iman, şefaat, Tevessül, Tarikat, Tasavvuf, Bid'at

    konusundaki görüşleri işlenmiş ve Bediüzzamanın yaklaşımına yer

    vermiştir
    Onuncu Bölüm:
    Babilik ve Bahailik: Bahailiğin iç yüzü ortaya konduktan sonra şu

    görüşlere yer verilmektedir Bahailik kesinlikle bir din değildir Daha

    çok islamiyetin hükümlerinin değiştirilerek alındığı hrıstiyanlık ve

    yahudilikten hükümlerin bulunduğu sapıklık cereyanıdır
    Onbirinci Bölüm:
    Kadıyanilik ve Ahmedilik
    Kadıyanilik Hindistan'da ortaya çıkmış batıl bir mezheptir 19 yy

    sonlarına doğru MIRZA GULAM AHMET tarafından kuruldu GULAM

    AHMET mücedditliğini ilan etmiş ve sapık düşüncelerini ortaya atmış

    olan bir şahsiyettir Ve şöyle diyor:
    Allah beni bu yıl ve bu zaman için imam kıldı Ve insanları karanlıktan

    aydınlığa çıkarmam için müceddid olarak gönderdi
    GULAM AHMET İdmam-ül Hacci isimli eserinin üçüncü sayfasında

    mendi ve mesihlikle ilgili şöyle diyordu:
    Rabbim bana bildirdi Beni bu yy müceddidi kıldı Onların bekledikleri

    MESİH-UL MEVUT ve EL-MEHDİYUL MEVUT sensin ve biz seni Mesih

    ibn-i Meryem kıldık

    alinti



  5. 25.Aralık.2013, 02:15
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı

    neden birçok fıkhi mezhep ortaya çıkmıştır
    niçin birden çok mezhep vardır?


    MEZHEPLERİN DOĞUŞU NASIL OLMUŞTUR?

    Peygamber (s) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gelmiştir. Ancak Peygamber (s) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O'nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Cenab-ı Allah tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (s) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş(2) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (s) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

    İslam mezhepleri -bir iki cüz'i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış(3) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, "Bu Numan bin Sabit'in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur." derdi.

    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), "Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz." demiştir.(4)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150-204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmalarını temin etmişlerdir.
    alıntıdır



  6. 25.Aralık.2013, 02:15
    3
    Moderatör
    neden birçok fıkhi mezhep ortaya çıkmıştır
    niçin birden çok mezhep vardır?


    MEZHEPLERİN DOĞUŞU NASIL OLMUŞTUR?

    Peygamber (s) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gelmiştir. Ancak Peygamber (s) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve O'nun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Cenab-ı Allah tarafından vazifeli olarak gönderilen hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (s) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş(2) ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (s) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

    İslam mezhepleri -bir iki cüz'i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış(3) ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini red ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.

    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, "Bu Numan bin Sabit'in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur." derdi.

    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), "Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı tetkik ediniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz." demiştir.(4)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150-204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmalarını temin etmişlerdir.
    alıntıdır



  7. 14.Aralık.2014, 08:56
    4
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: neden birçok mezhep var, bu mezhepler nasıl ortaya çıktı

    Mezheplerin doğuşu nasıl olmuştur; Peygamber Efendimiz zamanında durum neydi?..


    İslâm'da dinî hükümlerin iki kaynağı vardır:
    Kitap ve sünnet. Bu ikisinden sonra müracaat edilecek kıyas ve icma da esas itibariyle, yine bu iki kaynağa bağlıdır. Bunların dördüne birden “dört usul, dört şer’î delil” adı verilir. Bütün dinî hükümler bu dört delilden çıkarıldığı için, bunlara dayanır. Bu dört delil sırasıyla şöyledir:

    1. Kitap:

    Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâm dininin en esaslı kaynağı olan yüce kitabımız Allah tarafından nasıl indirilmişse öylece muhafaza edilmiş, bir harfi dahi değişmemiştir. Çünkü, onun muhafazasını yüce kelâmın sahibi Cenab-ı Hak üzerine almış ve korumuştur. İşte dinî bir meselede ilk müracaat edilecek kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.

    2. Sünnet:

    Sünnetten maksat, Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri, işleri ve görüp de men etmeyerek sükût buyurdukları halleridir. Sünnet olarak tarif edilen Peygamberimizin (asm) bu hallerine aynı zamanda hadis denir.

    Sahabiler, Kur’ân’da yer alan dinî hükümlerin tafsilatıyla ilgili binlerce hadisi ezberleyip muhafaza ederek kendilerinden sonra gelen ve "Tâbiîn" denilen ikinci nesle nakletmişlerdir. İlk olarak Hicrî 101 tarihinde Ömer bin Abdülaziz’in gayretleriyle dinî hükümlerin tafsilati ile ilgili dört bin kadar hadis-i şerif toplanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’den sonra sünnet dinî hükümlerin tesbitinde çok esaslı bir yer tutmaktadır.

    3. Kıyas:

    Bir meselede sabit olan bir hükmün benzerini, diğer bir meselede içtihad sonunda açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifade ile, kitap, sünnet veya icma ile sabit olan bir meseledeki hükmü, aynı sebep, aynı hikmete dayanan başka benzer bir meselede tatbik etmektir. Kıyası, ancak müçtehid derecesindeki bir âlim yapabilir.

    4. İcma:

    İcma, bir (aynı) asırda yaşayan İslâm müctehidlerinin, bir meseledeki dinî hüküm hakkında ittifak etmeleridir. Buna göre kitap ve sünnette, hakkında bir nas bulunmayan bir meselede müçtehidlerin içtihad ederek verdikleri hükümlerde ittifak meydana gelirse, bu hüküm “icma-i ümmet”le sabit olmuş demektir. Hakkında icma olan bir mesele, artık kuvvetli bir mesele haline gelmiş demektir. Bu hükme şu hadislerde de işaret edilmiştir:

    “Ümmetim dalâlet üzerinde ittifak etmez.”1
    "Müslümanların güzel gördüğü bir şey, Allah katında da güzeldir.”2
    İçtihad-Müçtehid:

    İbadet ve muamelatla ilgili bir hükmü dinî delilinden çıkarmak için güç sarfetmeyeiçtihad denir. Bu hükümleri delillerinden çıkaran âlime de müçtehid adı verilir.Müçtehid, Kur’ân, sünnet ve İslâm hukuku ile ilgili bütün meselelerde tam bir bilgi sahibi olmalıdır.

    Peygamberimizin (asm) zamanından beri İslâm âlimleri, dinî bir hükme ihtiyaç duydukları meselelerde Kitap ve sünnette açık bir delil bulamadıkları zaman kendi içtihatları ile amel etmişlerdir. Peygamberimiz (asm), sahabilerine bu hususta müsaade etmişti. Nitekim Peygamber Efendimiz (as), sahabilerin âlim ve fakihlerinden Muâz bin Cebel'i (r.a.) Yemen’e hâkim olarak tayin ettiğinde ona sordu:

    “Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut bir dâvâcı geldiğinde o müşkülü nasıl halledeceksin?”
    Muâz: “Allah’ın kitabı Kur’ân ile.”
    Resulullah: “Kitapta bulamazsan?”
    Muaz: “Resullullahın sünnetiyle.”
    Resulullah: “Onda da bulamazsan?”
    Muaz: “Onda da bulamazsam kendi içtihadımla hükmederim.”
    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a hamd olsun ki, peygamberlerin elçisini {Muâz’ı}, peygamberlerinin razı olduğu şeye muvaffak buyurmuştur.” diyerek Muaz’ın bu sözlerinden dolayı memnuniyetini dile getirdi.3
    Hz. Peygamber (asm), hayatta iken sahabiler arasında herhangi bir ihtilaf' yoktu. Dinin usul ve füruunda sahabilerden bazısının anlamadığı bir mesele çıkarsa, Hz. Peygamber (asm)'e sorar, o da açıklardı.

    Peygamberimiz (a.s.m.) ebedî âleme göçtüğünde Kitap ve sünnet sahabîlerin ezberinde bulunuyordu. Ancak sahabîler arasında Kur’ân-ı Kerim ile sünneti zaptetmek, onların ahkâm ve mânâlarını iyi anlamak hususunda ilmî kıfayeti olanlar fetva veriyorlardı. Bunlara sahabîlerin âlimleri ve fakihleri denmektedir.Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah bin Mes’ud, Hz. Âişe, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas ve Ebû Musa el-Eş’arî bunlardan en meşhur olanlarıydı.

    Dört Halife devrinde ve daha sonraki zamanlarda Müslümanlar karşılaştıkları meseleleri bu zatlara gelip soruyorlar, onlar da Kitap ve sünnete göre hüküm veriyorlar; bu ikisinde de bulamazlarsa kıyas yoluyla meseleyi hallediyorlardı. Böylece sahabîler zamanında pekçok meselede “icm┠sabit oluyor; İslâm hukuku, fıkıh teşekkül ediyordu.

    Bu arada, bu sahabîler bazı beldelere yerleşerek ilim ve irfanlarıyla İslâma hizmet ettiler. Meselâ, Hz. Ali ile Abdullah bin Mes’ut Kûfe’de, Enes bin Malik ile Ebû Musa el-Eş’arî Basra’da, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sâbit Medine’de yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere “Tâbiîn” denmektedir. Resulullah (asm)'ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pekçok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.

    Tâbiîn, sahabîlerin rivayet ettikleri hadisleri ve onların içtihadlarını derleyip biraraya topladılar. Bunun yanı sıra hakkında âyet, hadis ve sahabîlerin içtihadının mevcut olmadığı meselelerde kendileri de içtihadda bulundular. Çevrelerinde halkalanan talebeleri yetiştirmeye gayret ettiler. İslâm hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ettiler. Bu nesle de “Tebe-i Tâbiîn” adı verilmektedir. İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne bu neslin meşhurlarındandır. Bu zatların içinden, meselâ İmam-ı Âzam Sahabîlerden bir kısmını görmüşse de, ilmî hüviyeti itibariyle Tebe-i Tâbiîne dahildir.

    İşte fıkhî mezheplerin teşekkülü bu zamana rastlar. Tebe-i Tâbiîn imamları, sahabenin ve tâbiînin içtihadlarını topladılar. İhtiyaç oldukça kendileri de birçok meselede içtihadda bulundular. Müslümanların karşılaşmış olduğu binlerce meselede fikrî çalışmalar yapıp belli esaslar koydular. Bu zatlar çeşitli şehirlerde ikamet ediyorlardı, ilmî çalışmalarını bulundukları beldede yapıyorlardı.

    Diğer taraftan her birinin fetva metodu da farklıydı. Bazısı sadece Kur’ân ve sünneti esas alıyor, bazısı bunların yanında kıyası kabul ediyor; bir kısmı Kur’ân, sünnet ve sahabenin icmâı ışığında kendi reyiyle fetva veriyordu. Bir kısmı da bulunduğu bölgenin örf ve âdetlerini dikkate alıyordu. Bu çeşit içtihad ve fetvalar Müslümanların dinî yaşayışını iyice rahatlatmıştı.

    Müçtehidlerin bu içtihadları İslâmın temel esaslarında olmayıp ikinci derece fer’î meseleler üzerinde yapılıyordu. Zamanla aynı meselede birtakım farklı içtihadlar ve izahlar ortaya çıktı. Müslümanlar ise kendi bölgelerinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ediyor, ibadet ve muamelat hayatını ona göre yapıyordu.

    Bu tercih ve taraftarlık, zamanla yerini “gidilen yol” mânâsına gelen“mezhep”lere terk etti. O devir, başta hadis ve tefsir olmak üzere birçok İslâmî ilimlerin tahsil edildiği münbit bir zemindi. Müctehid derecesinde çok sayıda ulema mevcuttu. Her müçtehidin görüş ve fetvasını kabul eden ve tâbi olan halk bulunduğundan, neticede her imam bir mezhebin temsilcisi olarak kabul edildi. Bu durum, sonunda yüzlerce mezhebin vücut bulmasına vesile oldu.

    Zaman geçtikçe mezhep imamı durumunda olan âlimlerin çoğu kendilerinden daha âlim gördükleri veya aynı meselede, aynı içtihadda ittifak ettikleri imamların mezhebine girdiler. Zaten mezhep sahibi müçtehidlerden hiçbirisi, “Biz bir mezhep kurduk, bize uyunuz, bizim mezhebimizi kabul ediniz, o mezhebi benim ismimle söyleyiniz.” diye bir dâvet ve telkinde de bulunmamıştır. Onlar, sadece meclislerine gelen kimselere dinî ilimleri öğretir, kendilerine gelen meselelere hal çareleri aramaya çalışırlardı. Bir meselenin dinî hükmü kendilerinden sorulduğu zaman onu açıklarlardı. Bu imamlardan ders alan talebeler, söz ve içtihadlarını kabul eden âlimler ve halk kendilerine tabi olurdu. Böylece bunların sözleri ve içtihadları bir mezhep şekline gelirdi.

    Çünkü bu mübarek zatlar içtihad yaparken nefsî ve indî görüşten tamamen uzak bulunurlardı. İlmî enaniyet ve taassup onlarda mevcut değildi. Hakkı, doğruyu ve güzeli nerede bulurlarsa kabul ederlerdi.

    Müçtehidlerin yapmış olduğu içtihadlarının bir mezhep haline elip yayılmasında talebelerinin büyük gayreti oldu. Bundan dolayı bazı imamların talebeleri hocalarının içtihadlarını tertip ve tasnif ederek bir sistem haline getirirken, pekçoğu bu meselede aynı muvaffakiyeti gösteremedi.

    İlk başta teşekkül eden birçok mezhep, talebe ve müntesiplerinin azalması sonunda hayatiyetini devam ettiremedi, kitap sayfalarında kaldı. Bugün, Ehl-i Sünnet mezhepleri içinde dört tanesi yaşamaktadır: İmam Ebû Hanife ve Hanefi mezhebi, İmam Mâlik ve Mâlikî mezhebi, İmam Şâfiî ve Şâfiî mezhebi, İmam Ahmed bin Hanbel ve Hanbelî mezhebi.

    Kaynaklar:
    1. İbni Mâce, Fiten: 8.
    2. Müsned, I/379.
    3. Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.

    (bk. Mehmed PAKSU, İbadet Hayatımız)


  8. 14.Aralık.2014, 08:56
    4
    Devamlı Üye
    Mezheplerin doğuşu nasıl olmuştur; Peygamber Efendimiz zamanında durum neydi?..


    İslâm'da dinî hükümlerin iki kaynağı vardır:
    Kitap ve sünnet. Bu ikisinden sonra müracaat edilecek kıyas ve icma da esas itibariyle, yine bu iki kaynağa bağlıdır. Bunların dördüne birden “dört usul, dört şer’î delil” adı verilir. Bütün dinî hükümler bu dört delilden çıkarıldığı için, bunlara dayanır. Bu dört delil sırasıyla şöyledir:

    1. Kitap:

    Kitaptan maksat Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâm dininin en esaslı kaynağı olan yüce kitabımız Allah tarafından nasıl indirilmişse öylece muhafaza edilmiş, bir harfi dahi değişmemiştir. Çünkü, onun muhafazasını yüce kelâmın sahibi Cenab-ı Hak üzerine almış ve korumuştur. İşte dinî bir meselede ilk müracaat edilecek kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir.

    2. Sünnet:

    Sünnetten maksat, Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri, işleri ve görüp de men etmeyerek sükût buyurdukları halleridir. Sünnet olarak tarif edilen Peygamberimizin (asm) bu hallerine aynı zamanda hadis denir.

    Sahabiler, Kur’ân’da yer alan dinî hükümlerin tafsilatıyla ilgili binlerce hadisi ezberleyip muhafaza ederek kendilerinden sonra gelen ve "Tâbiîn" denilen ikinci nesle nakletmişlerdir. İlk olarak Hicrî 101 tarihinde Ömer bin Abdülaziz’in gayretleriyle dinî hükümlerin tafsilati ile ilgili dört bin kadar hadis-i şerif toplanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’den sonra sünnet dinî hükümlerin tesbitinde çok esaslı bir yer tutmaktadır.

    3. Kıyas:

    Bir meselede sabit olan bir hükmün benzerini, diğer bir meselede içtihad sonunda açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifade ile, kitap, sünnet veya icma ile sabit olan bir meseledeki hükmü, aynı sebep, aynı hikmete dayanan başka benzer bir meselede tatbik etmektir. Kıyası, ancak müçtehid derecesindeki bir âlim yapabilir.

    4. İcma:

    İcma, bir (aynı) asırda yaşayan İslâm müctehidlerinin, bir meseledeki dinî hüküm hakkında ittifak etmeleridir. Buna göre kitap ve sünnette, hakkında bir nas bulunmayan bir meselede müçtehidlerin içtihad ederek verdikleri hükümlerde ittifak meydana gelirse, bu hüküm “icma-i ümmet”le sabit olmuş demektir. Hakkında icma olan bir mesele, artık kuvvetli bir mesele haline gelmiş demektir. Bu hükme şu hadislerde de işaret edilmiştir:

    “Ümmetim dalâlet üzerinde ittifak etmez.”1
    "Müslümanların güzel gördüğü bir şey, Allah katında da güzeldir.”2
    İçtihad-Müçtehid:

    İbadet ve muamelatla ilgili bir hükmü dinî delilinden çıkarmak için güç sarfetmeyeiçtihad denir. Bu hükümleri delillerinden çıkaran âlime de müçtehid adı verilir.Müçtehid, Kur’ân, sünnet ve İslâm hukuku ile ilgili bütün meselelerde tam bir bilgi sahibi olmalıdır.

    Peygamberimizin (asm) zamanından beri İslâm âlimleri, dinî bir hükme ihtiyaç duydukları meselelerde Kitap ve sünnette açık bir delil bulamadıkları zaman kendi içtihatları ile amel etmişlerdir. Peygamberimiz (asm), sahabilerine bu hususta müsaade etmişti. Nitekim Peygamber Efendimiz (as), sahabilerin âlim ve fakihlerinden Muâz bin Cebel'i (r.a.) Yemen’e hâkim olarak tayin ettiğinde ona sordu:

    “Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut bir dâvâcı geldiğinde o müşkülü nasıl halledeceksin?”
    Muâz: “Allah’ın kitabı Kur’ân ile.”
    Resulullah: “Kitapta bulamazsan?”
    Muaz: “Resullullahın sünnetiyle.”
    Resulullah: “Onda da bulamazsan?”
    Muaz: “Onda da bulamazsam kendi içtihadımla hükmederim.”
    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a hamd olsun ki, peygamberlerin elçisini {Muâz’ı}, peygamberlerinin razı olduğu şeye muvaffak buyurmuştur.” diyerek Muaz’ın bu sözlerinden dolayı memnuniyetini dile getirdi.3
    Hz. Peygamber (asm), hayatta iken sahabiler arasında herhangi bir ihtilaf' yoktu. Dinin usul ve füruunda sahabilerden bazısının anlamadığı bir mesele çıkarsa, Hz. Peygamber (asm)'e sorar, o da açıklardı.

    Peygamberimiz (a.s.m.) ebedî âleme göçtüğünde Kitap ve sünnet sahabîlerin ezberinde bulunuyordu. Ancak sahabîler arasında Kur’ân-ı Kerim ile sünneti zaptetmek, onların ahkâm ve mânâlarını iyi anlamak hususunda ilmî kıfayeti olanlar fetva veriyorlardı. Bunlara sahabîlerin âlimleri ve fakihleri denmektedir.Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah bin Mes’ud, Hz. Âişe, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas ve Ebû Musa el-Eş’arî bunlardan en meşhur olanlarıydı.

    Dört Halife devrinde ve daha sonraki zamanlarda Müslümanlar karşılaştıkları meseleleri bu zatlara gelip soruyorlar, onlar da Kitap ve sünnete göre hüküm veriyorlar; bu ikisinde de bulamazlarsa kıyas yoluyla meseleyi hallediyorlardı. Böylece sahabîler zamanında pekçok meselede “icm┠sabit oluyor; İslâm hukuku, fıkıh teşekkül ediyordu.

    Bu arada, bu sahabîler bazı beldelere yerleşerek ilim ve irfanlarıyla İslâma hizmet ettiler. Meselâ, Hz. Ali ile Abdullah bin Mes’ut Kûfe’de, Enes bin Malik ile Ebû Musa el-Eş’arî Basra’da, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sâbit Medine’de yüzlerce talebe yetiştirdiler. Sahabîlerin yetiştirdiği bu talebelere “Tâbiîn” denmektedir. Resulullah (asm)'ın bıraktığı ilim mirası bu nesle intikal etti. Bunların içinde içtihad edebilecek seviyeye gelmiş pekçok âlim vardı. Meselâ, İbrahim en-Nehâî, Hasan el-Basrî, Tâvus bin Kaysan bunlardan birkaçıdır.

    Tâbiîn, sahabîlerin rivayet ettikleri hadisleri ve onların içtihadlarını derleyip biraraya topladılar. Bunun yanı sıra hakkında âyet, hadis ve sahabîlerin içtihadının mevcut olmadığı meselelerde kendileri de içtihadda bulundular. Çevrelerinde halkalanan talebeleri yetiştirmeye gayret ettiler. İslâm hukukunun temelini kurma, karşılaşılan yeni meseleleri enine boyuna inceleyip hükümlerini açıklama hususunda talebelerine rehberlik ettiler. Bu nesle de “Tebe-i Tâbiîn” adı verilmektedir. İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Sufyan bin Uyeyne bu neslin meşhurlarındandır. Bu zatların içinden, meselâ İmam-ı Âzam Sahabîlerden bir kısmını görmüşse de, ilmî hüviyeti itibariyle Tebe-i Tâbiîne dahildir.

    İşte fıkhî mezheplerin teşekkülü bu zamana rastlar. Tebe-i Tâbiîn imamları, sahabenin ve tâbiînin içtihadlarını topladılar. İhtiyaç oldukça kendileri de birçok meselede içtihadda bulundular. Müslümanların karşılaşmış olduğu binlerce meselede fikrî çalışmalar yapıp belli esaslar koydular. Bu zatlar çeşitli şehirlerde ikamet ediyorlardı, ilmî çalışmalarını bulundukları beldede yapıyorlardı.

    Diğer taraftan her birinin fetva metodu da farklıydı. Bazısı sadece Kur’ân ve sünneti esas alıyor, bazısı bunların yanında kıyası kabul ediyor; bir kısmı Kur’ân, sünnet ve sahabenin icmâı ışığında kendi reyiyle fetva veriyordu. Bir kısmı da bulunduğu bölgenin örf ve âdetlerini dikkate alıyordu. Bu çeşit içtihad ve fetvalar Müslümanların dinî yaşayışını iyice rahatlatmıştı.

    Müçtehidlerin bu içtihadları İslâmın temel esaslarında olmayıp ikinci derece fer’î meseleler üzerinde yapılıyordu. Zamanla aynı meselede birtakım farklı içtihadlar ve izahlar ortaya çıktı. Müslümanlar ise kendi bölgelerinde yaşayan müçtehidin içtihadını kabul ediyor, ibadet ve muamelat hayatını ona göre yapıyordu.

    Bu tercih ve taraftarlık, zamanla yerini “gidilen yol” mânâsına gelen“mezhep”lere terk etti. O devir, başta hadis ve tefsir olmak üzere birçok İslâmî ilimlerin tahsil edildiği münbit bir zemindi. Müctehid derecesinde çok sayıda ulema mevcuttu. Her müçtehidin görüş ve fetvasını kabul eden ve tâbi olan halk bulunduğundan, neticede her imam bir mezhebin temsilcisi olarak kabul edildi. Bu durum, sonunda yüzlerce mezhebin vücut bulmasına vesile oldu.

    Zaman geçtikçe mezhep imamı durumunda olan âlimlerin çoğu kendilerinden daha âlim gördükleri veya aynı meselede, aynı içtihadda ittifak ettikleri imamların mezhebine girdiler. Zaten mezhep sahibi müçtehidlerden hiçbirisi, “Biz bir mezhep kurduk, bize uyunuz, bizim mezhebimizi kabul ediniz, o mezhebi benim ismimle söyleyiniz.” diye bir dâvet ve telkinde de bulunmamıştır. Onlar, sadece meclislerine gelen kimselere dinî ilimleri öğretir, kendilerine gelen meselelere hal çareleri aramaya çalışırlardı. Bir meselenin dinî hükmü kendilerinden sorulduğu zaman onu açıklarlardı. Bu imamlardan ders alan talebeler, söz ve içtihadlarını kabul eden âlimler ve halk kendilerine tabi olurdu. Böylece bunların sözleri ve içtihadları bir mezhep şekline gelirdi.

    Çünkü bu mübarek zatlar içtihad yaparken nefsî ve indî görüşten tamamen uzak bulunurlardı. İlmî enaniyet ve taassup onlarda mevcut değildi. Hakkı, doğruyu ve güzeli nerede bulurlarsa kabul ederlerdi.

    Müçtehidlerin yapmış olduğu içtihadlarının bir mezhep haline elip yayılmasında talebelerinin büyük gayreti oldu. Bundan dolayı bazı imamların talebeleri hocalarının içtihadlarını tertip ve tasnif ederek bir sistem haline getirirken, pekçoğu bu meselede aynı muvaffakiyeti gösteremedi.

    İlk başta teşekkül eden birçok mezhep, talebe ve müntesiplerinin azalması sonunda hayatiyetini devam ettiremedi, kitap sayfalarında kaldı. Bugün, Ehl-i Sünnet mezhepleri içinde dört tanesi yaşamaktadır: İmam Ebû Hanife ve Hanefi mezhebi, İmam Mâlik ve Mâlikî mezhebi, İmam Şâfiî ve Şâfiî mezhebi, İmam Ahmed bin Hanbel ve Hanbelî mezhebi.

    Kaynaklar:
    1. İbni Mâce, Fiten: 8.
    2. Müsned, I/379.
    3. Tirmizî, Ahkâm: 3; Ebû Dâvud, Akdiyye: 11; İbni Mâce, Menâsik: 38.

    (bk. Mehmed PAKSU, İbadet Hayatımız)





+ Yorum Gönder