Konusunu Oylayın.: Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberlik maka

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberlik maka
  1. 06.Ağustos.2010, 07:47
    1
    Misafir

    Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberlik maka






    Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberlik maka Mumsema Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberlik makamı ile nasıl bağdaşır? Sabretmesi gerekmez miydi?


  2. 06.Ağustos.2010, 07:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ağustos.2010, 19:56
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hz. Yakup (a.s.)'ın Hz. Yusuf (a.s.)'ın ayrılığına dayanamayarak kırk yıl ağlaması Peygamberli




    Hz. Yakubu’n Hz. Yusuf’un ayrılığına sürekli ağladığını gösteren herhangi bir ayet veya hadis sözkonusu değildir. Bu sürenin 40 yıl olduğuna dair de kesin bir bilgi yoktur.
    Bu konuda Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’a karşı beslediği aşırı sevgi ve şefkatin kendisi için de bir nevi imtihan olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerektir. Bir insan ve bir baba olarak yıllarca bu hicranın ateşine yanmasına rağmen daima sabır içinde şükretmiştir. “Fe sabrun cemîl” diyerek sabr-ı cemil göstermiştir. Bu ise, bu ağır imtihanda onun peygamberliğe yakışır bir performans gösterdiğinin delilidir. Hatta, çocuklarının kendisine “bu işe fazla takıldığını” söylemelerine karşın, “Ben sıkıntımı, üzüntümü sadece Allah’a şikâyet ediyorum” demek suretiyle, Allah ile olan münasebetini nasıl bir edep halkasında tuttuğunu göstermiştir. Bu davranışıyla da bize “Musibet ve sıkıntılardan dolayı Allah’ı insanlara şikâyet etmenin caiz olmadığı, ama halini Allah’a şikâyet etmenin caiz olduğu/kısaca; Allah’tan şikayet etmek caiz değil, ama Allah’a şikayet etmek caiz olduğu” dersini de vermiştir.
    Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kaybettirildiğine inanan Hz. Yakub’un bu açıdan da ayrıca üzüldüğüne şüphe yoktur. Böyle bir hıyanetin hem bir peygamber hem de bir baba olarak içinde taşıdığı geniş şefkatine dokunması gayet normaldir.
    Konuyla İlgili Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki mütalaasının isabetli ve ufuk açıcı olduğunu düşünüyoruz:
    Hz. Yakub (a.s)'un, oğlu Hz. Yusuf (a.s)'a gösterdiği aşırı sevgiyi peygamberlik makamı ile bağdaştıramayan İmam Rabbânî, Hz. Yusuf'un babasını cezp eden güzelliklerinin, dünyevî güzellikten ibaret hususlar olmadığı, aksine uhrevî meziyetler olduğunu ifade ederek meseleyi çözmeye çalışmıştır. Bediüzzaman ise, bunun isabetli bir tevil olmadığının kanaatindedir.
    Kullanılan üslûbun nezaket ve nezahetini göstermesi bakımından, ifadenin aynen verilmesinde fayda mülahaza edilmektedir: "Şu mesele münasebetiyle hâtıra gelen ve Muhakkîkîne, hattâ bir üstâdım olan İmam-ı Rabbânî'ye muhalif olarak diyorum ki: Hz. Yakub aleyhisselâmın, Yusuf aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir; belki şefkattir. Çünkü: Şefkat, aşk ve muhabetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir. Ve makam-ı nübüvvete layıktır. Fakat, muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete layık düşmüyor. Üstadım İmam-ı Rabbânî, aşk-ı mecazîyi makam-ı nübüvvete pek münasip görmediği için demiş ki: Mehâsin-i Yusufiye, mehâsin-i uhreviye nevinden olduğundan, ona muhabbet ise, mecâzî muhabbetler nevinden değildir ki, kusur olsun. Ben de derim: Ey üstad! O, tekellüflü bir tevildir; hakikat şu olmak gerektir ki: o, muhabbet değil, belki yüz defa muhabetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir. Evet şefkat bütün envaiyle latîf ve nezihtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envaına tenezzül edilmiyor."( Mektûbat, 27-28).



    Sorularla İslamiyet


  4. 06.Ağustos.2010, 19:56
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Yakubu’n Hz. Yusuf’un ayrılığına sürekli ağladığını gösteren herhangi bir ayet veya hadis sözkonusu değildir. Bu sürenin 40 yıl olduğuna dair de kesin bir bilgi yoktur.
    Bu konuda Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’a karşı beslediği aşırı sevgi ve şefkatin kendisi için de bir nevi imtihan olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerektir. Bir insan ve bir baba olarak yıllarca bu hicranın ateşine yanmasına rağmen daima sabır içinde şükretmiştir. “Fe sabrun cemîl” diyerek sabr-ı cemil göstermiştir. Bu ise, bu ağır imtihanda onun peygamberliğe yakışır bir performans gösterdiğinin delilidir. Hatta, çocuklarının kendisine “bu işe fazla takıldığını” söylemelerine karşın, “Ben sıkıntımı, üzüntümü sadece Allah’a şikâyet ediyorum” demek suretiyle, Allah ile olan münasebetini nasıl bir edep halkasında tuttuğunu göstermiştir. Bu davranışıyla da bize “Musibet ve sıkıntılardan dolayı Allah’ı insanlara şikâyet etmenin caiz olmadığı, ama halini Allah’a şikâyet etmenin caiz olduğu/kısaca; Allah’tan şikayet etmek caiz değil, ama Allah’a şikayet etmek caiz olduğu” dersini de vermiştir.
    Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kaybettirildiğine inanan Hz. Yakub’un bu açıdan da ayrıca üzüldüğüne şüphe yoktur. Böyle bir hıyanetin hem bir peygamber hem de bir baba olarak içinde taşıdığı geniş şefkatine dokunması gayet normaldir.
    Konuyla İlgili Bediüzzaman hazretlerinin aşağıdaki mütalaasının isabetli ve ufuk açıcı olduğunu düşünüyoruz:
    Hz. Yakub (a.s)'un, oğlu Hz. Yusuf (a.s)'a gösterdiği aşırı sevgiyi peygamberlik makamı ile bağdaştıramayan İmam Rabbânî, Hz. Yusuf'un babasını cezp eden güzelliklerinin, dünyevî güzellikten ibaret hususlar olmadığı, aksine uhrevî meziyetler olduğunu ifade ederek meseleyi çözmeye çalışmıştır. Bediüzzaman ise, bunun isabetli bir tevil olmadığının kanaatindedir.
    Kullanılan üslûbun nezaket ve nezahetini göstermesi bakımından, ifadenin aynen verilmesinde fayda mülahaza edilmektedir: "Şu mesele münasebetiyle hâtıra gelen ve Muhakkîkîne, hattâ bir üstâdım olan İmam-ı Rabbânî'ye muhalif olarak diyorum ki: Hz. Yakub aleyhisselâmın, Yusuf aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir; belki şefkattir. Çünkü: Şefkat, aşk ve muhabetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir. Ve makam-ı nübüvvete layıktır. Fakat, muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete layık düşmüyor. Üstadım İmam-ı Rabbânî, aşk-ı mecazîyi makam-ı nübüvvete pek münasip görmediği için demiş ki: Mehâsin-i Yusufiye, mehâsin-i uhreviye nevinden olduğundan, ona muhabbet ise, mecâzî muhabbetler nevinden değildir ki, kusur olsun. Ben de derim: Ey üstad! O, tekellüflü bir tevildir; hakikat şu olmak gerektir ki: o, muhabbet değil, belki yüz defa muhabetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir. Evet şefkat bütün envaiyle latîf ve nezihtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envaına tenezzül edilmiyor."( Mektûbat, 27-28).



    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder