Konusunu Oylayın.: Cemaat - Tarikat Toplum İlişkisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Cemaat - Tarikat Toplum İlişkisi
  1. 03.Ağustos.2010, 23:20
    1
    Misafir

    Cemaat - Tarikat Toplum İlişkisi

  2. 04.Ağustos.2010, 11:52
    2
    Sedanur
    Sedanur

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2008
    Üye No: 12019
    Mesaj Sayısı: 1,540
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20

    --->: Cemaat - Tarikat Toplum İlişkisi




    Harun ÖZDEMİRCİ


    Cemaat ve tarikatlar konusu sadece günümüz meselesi değildir. Tarihi geçmişimizde bu sosyal olguların varlığı ve tasavvufi düşüncenin kültürümü/e kalkılan bilinen bir husustur. Tarihi geçmişimizde tarikat, tasavvufi düşünceyi temsil eden toplulukların oluşturdukları kültür ve eğitim ağırlıklı örgütlenmelerdir. Başlangıçta "züht" ve "takva" hareketi olarak gelişen tasavvuf, hicrî üçüncü ve dördüncü, miladî yedinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkmış daha sonra Hind mistizminin ve yeni Eflatunculuk fikriyatının etkilerini de bünyesinde taşıyan kitlesel dinî yapılanmalar şeklinde gelişmiştir. Tarikat ya da, daha genel bir ifadeyle belirtecek olursak tasavvuf, çıkışı itibariyle dinin esaslarının ve bu esaslardan mülhem ahlâkî anlayışın, yaşanarak öğrenilmesi için sistemleşmiş içtimaî eğitim faaliyetidir.
    İslâmiyet'in Batı Türkistan'da, Anadolu'da ve Balkanlarda yayılmasında, Anadolu'nun İslâmlaşması ve Türkleşmesinde tasavvufi ekollerin çok önemli ve olumlu etkileri olmuştur. Bu ekoller daha sonra teşkilatlanmış, tekke ve zaviyeler kurulmuştur. Bu müesseseler zaman zaman çok yararlı işler de görmüştür. Bir irfan ve kültür müessesesi olarak faaliyet gösterdiği zamanlar olmuştur. Bugün elimizde, kültürel bir miras olarak bizlere intikal eden muazzam bir tekke edebiyatı vardır. Ahmet Yesevîler, Yunuslar, Mevlanalar, Şeyh Edebaliler, Hacı Bektaşi Veliler ve Hacı Bayramı Veliler bu kültürümüzün öncüleri olmuşlardır. Toplum fertleri arasında hoşgörünün, sevginin ve kaynaşmanın yaygınlaştırılmasında önemli fonksiyonlar İcra etmişlerdir. Ancak, Osmanlı döneminde Meşihata bağlı olarak çalışan tekke ve zaviyeler, son dönemlerinde kısmen de olsa tefessüh etmiş, bir irfan ve kültür yuvalan iken, cehalet yuvası haline dönüşmüştür. Başlangıçta toplum birliğinin ve dayanışmasının sağlanmasında önemli roller üstlenen bu teşekküller, toplumda ayrışmalara, devlet millet bütünleşmesini tehlikeye sokan faaliyetlere sebebiyet vermeye başlamıştır. Bu gidişat, tekkeleri kapanmayla yüz yüze getirmiş ve Cumhuriyet döneminde de kapanmıştır.
    Son zamanlarda kamuoyunda, görsel ve yazılı basınımızda tartışma konusu edilen cemaat, tarikat ve toplum ilişkilerinin değerlendirilmesi yapılırken, tarihi boyutu ile dünya ve ülkemizdeki sosyal, ekonomik ve siyasî sebepler göz ardı edilmemelidir. Toplumsal bir olgu olarak bu husus, sadece ülkemi/in gündemindeki bir konu olarak da görülmemelidir. Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin gündeminde cemaal-tarikat oluşumlarının toplumsal bir olgu olarak tartışma konusu yapıldığı bilinmektedir. Batılı ülkeler kendi toplumlarında 1950'lerde ortaya çıkan, 1970'lerden itibaren de yaygın bir ilgi görmeye haşlayan ve "Yeni Dinî Hareketler" seklinde tanımladıkları bu oluşumların sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını ortaya koyabilmek için bir seri bilimsel ve sosyolojik araştırmalara girişmişlerdir. Bu araştırmalar, söz konusu hareketlerin sadece din merkezli olmadığı, tek basma toplumun dinî
    ihtiyaç ve taleplerinden kaynaklanmadığı, sosyal, ekonomik ve siyasî boyutlar taşıdığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.
    Özellikle dünyada ve ülkemizde modern çağın hızlı, derin ve geniş toplumsal değişmeleriyle, sanayileşme ve şehirleşme süreçlerine bağlı olarak cereyan eden değişim ortamının doğurduğu parçalanan ve küçülen aile yapısı, ekonomide yaşanan sıkıntılar, büyük şehirlere göç eden insanların yaşadığı yalnızlık duygusu ve kültür farklılıkları; insanımızı, kendini yeniden tanımlama, kimlik edinme ve grup dayanışması arayışları içerisine sokmuştur. Sosyo-ekonomik problemlerden ve modern hayatın baskısından bir kaçış yolu olarak da tanımlanabilecek bu durum, bir kesim insanımızı tavizsiz, katı ve kari/matik liderlere tam bir teslimiyetle bağlanmaya ve bu suretle aydınlanabileceği duygusuna sevk etmiştir. İnsanımızın bu arayışı, çoğu kez de karizmasını öze değil sekli dinsel fenomenlere dayandıran bu kişilerin dini. ekonomik ve siyasî çıkarlarına alet edilmiştir. Bu ise, toplum içinde insanların dinî görünümlü gruplara ayrılmalarına sebep olmuştur ve yanlış dinî temellendirme-lerle grup çıkarları, toplum çıkarlarının önüne geçirilmiştir. Bu da toplumsal barışımızı önemli ölçüde zedelemektedir.
    Dinimiz toplum barışım amaç edinmiştir, islâmiyet, toplum barışını tehlikeye düşüren faaliyetlerin tümünü reddeder. Bir tevhit dini olan İslâmiyet, her türlü aşırılığı zararlı görür. Yüce dinimi/e göre olgun bir Müslüman olabilmek için bir cemaata veya tarikata mensup olma zorunluluğu yoktur. Herkes far/ ve nafile ibadetlerini bir aracıya bağlanmadan yerine getirebilir. Dinini bireysel olarak öğrenebileceği gibi. eksiksi/ de yaşayabilir. Gerek tarikat perdesi altında olsun, gerekse herhangi bir isim altında olsun, insanları istismar etmek, onların dini duygularını kullanarak menfaat elde etmek, İslâm dininde çok büyük günahtır. Dinimiz farklı cemaatlere ve gruplara ayrılmayı değil, tek cemaat halinde yaşamayı emreder.
    Dolayısıyla, ülke bütünlüğünün, toplumsal barışın, milletçe dayanışma ve bütünleşme içerisinde olmanın, millî birlik ve beraberliğin her şeyin üstünde tutulmasının lüzumun, dinî meselelerde ise dinin aslî kaynaklarından yararlanılmasının gereğini bir kez daha vurguluyor, her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. Hoşça kalınız.


  3. 04.Ağustos.2010, 11:52
    2
    Sedanur



    Harun ÖZDEMİRCİ


    Cemaat ve tarikatlar konusu sadece günümüz meselesi değildir. Tarihi geçmişimizde bu sosyal olguların varlığı ve tasavvufi düşüncenin kültürümü/e kalkılan bilinen bir husustur. Tarihi geçmişimizde tarikat, tasavvufi düşünceyi temsil eden toplulukların oluşturdukları kültür ve eğitim ağırlıklı örgütlenmelerdir. Başlangıçta "züht" ve "takva" hareketi olarak gelişen tasavvuf, hicrî üçüncü ve dördüncü, miladî yedinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkmış daha sonra Hind mistizminin ve yeni Eflatunculuk fikriyatının etkilerini de bünyesinde taşıyan kitlesel dinî yapılanmalar şeklinde gelişmiştir. Tarikat ya da, daha genel bir ifadeyle belirtecek olursak tasavvuf, çıkışı itibariyle dinin esaslarının ve bu esaslardan mülhem ahlâkî anlayışın, yaşanarak öğrenilmesi için sistemleşmiş içtimaî eğitim faaliyetidir.
    İslâmiyet'in Batı Türkistan'da, Anadolu'da ve Balkanlarda yayılmasında, Anadolu'nun İslâmlaşması ve Türkleşmesinde tasavvufi ekollerin çok önemli ve olumlu etkileri olmuştur. Bu ekoller daha sonra teşkilatlanmış, tekke ve zaviyeler kurulmuştur. Bu müesseseler zaman zaman çok yararlı işler de görmüştür. Bir irfan ve kültür müessesesi olarak faaliyet gösterdiği zamanlar olmuştur. Bugün elimizde, kültürel bir miras olarak bizlere intikal eden muazzam bir tekke edebiyatı vardır. Ahmet Yesevîler, Yunuslar, Mevlanalar, Şeyh Edebaliler, Hacı Bektaşi Veliler ve Hacı Bayramı Veliler bu kültürümüzün öncüleri olmuşlardır. Toplum fertleri arasında hoşgörünün, sevginin ve kaynaşmanın yaygınlaştırılmasında önemli fonksiyonlar İcra etmişlerdir. Ancak, Osmanlı döneminde Meşihata bağlı olarak çalışan tekke ve zaviyeler, son dönemlerinde kısmen de olsa tefessüh etmiş, bir irfan ve kültür yuvalan iken, cehalet yuvası haline dönüşmüştür. Başlangıçta toplum birliğinin ve dayanışmasının sağlanmasında önemli roller üstlenen bu teşekküller, toplumda ayrışmalara, devlet millet bütünleşmesini tehlikeye sokan faaliyetlere sebebiyet vermeye başlamıştır. Bu gidişat, tekkeleri kapanmayla yüz yüze getirmiş ve Cumhuriyet döneminde de kapanmıştır.
    Son zamanlarda kamuoyunda, görsel ve yazılı basınımızda tartışma konusu edilen cemaat, tarikat ve toplum ilişkilerinin değerlendirilmesi yapılırken, tarihi boyutu ile dünya ve ülkemizdeki sosyal, ekonomik ve siyasî sebepler göz ardı edilmemelidir. Toplumsal bir olgu olarak bu husus, sadece ülkemi/in gündemindeki bir konu olarak da görülmemelidir. Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin gündeminde cemaal-tarikat oluşumlarının toplumsal bir olgu olarak tartışma konusu yapıldığı bilinmektedir. Batılı ülkeler kendi toplumlarında 1950'lerde ortaya çıkan, 1970'lerden itibaren de yaygın bir ilgi görmeye haşlayan ve "Yeni Dinî Hareketler" seklinde tanımladıkları bu oluşumların sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını ortaya koyabilmek için bir seri bilimsel ve sosyolojik araştırmalara girişmişlerdir. Bu araştırmalar, söz konusu hareketlerin sadece din merkezli olmadığı, tek basma toplumun dinî
    ihtiyaç ve taleplerinden kaynaklanmadığı, sosyal, ekonomik ve siyasî boyutlar taşıdığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.
    Özellikle dünyada ve ülkemizde modern çağın hızlı, derin ve geniş toplumsal değişmeleriyle, sanayileşme ve şehirleşme süreçlerine bağlı olarak cereyan eden değişim ortamının doğurduğu parçalanan ve küçülen aile yapısı, ekonomide yaşanan sıkıntılar, büyük şehirlere göç eden insanların yaşadığı yalnızlık duygusu ve kültür farklılıkları; insanımızı, kendini yeniden tanımlama, kimlik edinme ve grup dayanışması arayışları içerisine sokmuştur. Sosyo-ekonomik problemlerden ve modern hayatın baskısından bir kaçış yolu olarak da tanımlanabilecek bu durum, bir kesim insanımızı tavizsiz, katı ve kari/matik liderlere tam bir teslimiyetle bağlanmaya ve bu suretle aydınlanabileceği duygusuna sevk etmiştir. İnsanımızın bu arayışı, çoğu kez de karizmasını öze değil sekli dinsel fenomenlere dayandıran bu kişilerin dini. ekonomik ve siyasî çıkarlarına alet edilmiştir. Bu ise, toplum içinde insanların dinî görünümlü gruplara ayrılmalarına sebep olmuştur ve yanlış dinî temellendirme-lerle grup çıkarları, toplum çıkarlarının önüne geçirilmiştir. Bu da toplumsal barışımızı önemli ölçüde zedelemektedir.
    Dinimiz toplum barışım amaç edinmiştir, islâmiyet, toplum barışını tehlikeye düşüren faaliyetlerin tümünü reddeder. Bir tevhit dini olan İslâmiyet, her türlü aşırılığı zararlı görür. Yüce dinimi/e göre olgun bir Müslüman olabilmek için bir cemaata veya tarikata mensup olma zorunluluğu yoktur. Herkes far/ ve nafile ibadetlerini bir aracıya bağlanmadan yerine getirebilir. Dinini bireysel olarak öğrenebileceği gibi. eksiksi/ de yaşayabilir. Gerek tarikat perdesi altında olsun, gerekse herhangi bir isim altında olsun, insanları istismar etmek, onların dini duygularını kullanarak menfaat elde etmek, İslâm dininde çok büyük günahtır. Dinimiz farklı cemaatlere ve gruplara ayrılmayı değil, tek cemaat halinde yaşamayı emreder.
    Dolayısıyla, ülke bütünlüğünün, toplumsal barışın, milletçe dayanışma ve bütünleşme içerisinde olmanın, millî birlik ve beraberliğin her şeyin üstünde tutulmasının lüzumun, dinî meselelerde ise dinin aslî kaynaklarından yararlanılmasının gereğini bir kez daha vurguluyor, her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. Hoşça kalınız.





+ Yorum Gönder