Konusunu Oylayın.: Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir.
  1. 30.Temmuz.2010, 09:48
    1
    Misafir

    Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir.






    Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir. Mumsema Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir.
    Hırsızlık eden kadının ise elinin kesilmesini emretmiştir.
    İki farklı hadiseyi nasıl yorumlamalıyız?


  2. 30.Temmuz.2010, 09:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Temmuz.2010, 10:24
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Zina eden sahabeyi ilk etapta recm etmek istemeyen Peygamberimiz tevbe etmesini istemiştir.




    Mâiz b. Mâlik, Hz. Peygamber'e gelerek "Beni temizle" dedi. Hz. peygamber "Yazık sana, çık git, Allah'a tövbe ve istiğfar et" buyurdu. Mâiz, pek uzaklaşmadan geri döndü ve "Ey Allah'ın Resulu! Beni temizle" dedi. Hz. Peygamber aynı sözlerle üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarında "Seni hangi konuda temizleyeyim?" diye sordu. Mâiz; "Zinadan" dedi. Hz. Peygamber "Bunda akıl hastalığı var mıdır?" diye sordu. Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler. "Şarap içmiş olabilir mi?" diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolü yaptı. Onda şarap kokusu tesbit edemedi. Hz. Peygamber tekrar "sen zina ettin mi?" diye sordu. Mâiz "Evet" cevabını verdi. Artık emir buyurdular ve Mâiz recmedildi. Recimden sonra onun hakkında sahabiler iki kısma ayrıldılar. Bir bölümü Mâiz'in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Resulullah (s.a.s) "Mâiz b. Mâlik için dua edin" buyurdu. "Allah Mâiz'e mağfiret eylesin" dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Mâiz öyle bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi" (Müslim, Hudûd, 22; eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, VII, 95,109; ez-Zeylaî, Nasbu'r-Râye, III, 314 vd.).
    Peygamberimizin zina eden sahabeye hemen ceza vermemesinin şu hikmetleri vardır.
    - Maiz "beni temizle" demiştir. Zina ettiğini ilk başta belirtmemiştir. Dördüncü ikrarında "Seni hangi konuda temizleyeyim?" diye sordu. Mâiz; "Zinadan" dedi.
    - İslam’da recim gibi hükümler caydırıcı ağır bir ceza müeyyidesidir. Şüphe olunca bu had ve kısas cezaları düşer. "Gücünüz yettiği kadar şüphelerle had cezalarını düşürünüz" (Ebû Davûd, Salât, 14; Tirmiz, Hudûd, 2). Bunu beşeri hukuklar "şüpheden sanık yararlanır" biçiminde ifade etmiştir. Peygamberimiz zina ettiğini itiraf eden bu sahabenin şüpheye mahal verecek bir durumunun olup olmadığını araştırmış ve sonra hüküm vermiştir.
    Hırsızlık yapan kadının elinin kesilmesine gelince; " Mahzum kabilesine mensub bir kadının hali Kureyş (kabilesin)i üzdü. Onlar: Kim Rasûlullah'a (gidip de) bu kadın (a şefaat) için konuşacak' dediler. Bir kısmı da: "Bu işe Rasûlullah'ın sevgili (sahabî)si Üsâme b. Zeyd'den başkası cesaret edemez' dediler. Üsâme (kadına şefaat için) Resûl-i Ekrem'le konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah buyurdular ki: "Yüce Allah'ın hadlerinden bir hadd(in yapılmaması) hususunda şefaat mı ediyorsun?" Sonra kalkıp bize bir hutbe irad etti. Daha sonra buyurdu: "Sizden evvelkilerden (şerefli bir kimse hırsızlık yaptığında (suçluyu) bırakırlardı. (Şeref itibariyle) zayıf olan kimse çaldığında haddi tatbik ederlerdi. Allah'a and olsun ki, Muhammed'in kızı hırsızlık yapmış olsaydı elbette onun elini de keserdim " (Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII,' 131, 136).
    Bu olayda suçu sabit olan kadının cezasının kaldırılması istenmektedir. İslam’ın temel prensibi olan “Adalet önünde herkes eşittir” hükmü en güzel şekilde uygulanmıştır.
    Kişi hangi kabileden olursa olsun, makamı ne olursa olsun şayet suçu sabit olmuşsa ceza tatbik edilir. Adalet bunu gerektirir.



    Sorularla İslamiyet


  4. 30.Temmuz.2010, 10:24
    2
    Silent and lonely rains



    Mâiz b. Mâlik, Hz. Peygamber'e gelerek "Beni temizle" dedi. Hz. peygamber "Yazık sana, çık git, Allah'a tövbe ve istiğfar et" buyurdu. Mâiz, pek uzaklaşmadan geri döndü ve "Ey Allah'ın Resulu! Beni temizle" dedi. Hz. Peygamber aynı sözlerle üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarında "Seni hangi konuda temizleyeyim?" diye sordu. Mâiz; "Zinadan" dedi. Hz. Peygamber "Bunda akıl hastalığı var mıdır?" diye sordu. Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler. "Şarap içmiş olabilir mi?" diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolü yaptı. Onda şarap kokusu tesbit edemedi. Hz. Peygamber tekrar "sen zina ettin mi?" diye sordu. Mâiz "Evet" cevabını verdi. Artık emir buyurdular ve Mâiz recmedildi. Recimden sonra onun hakkında sahabiler iki kısma ayrıldılar. Bir bölümü Mâiz'in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Resulullah (s.a.s) "Mâiz b. Mâlik için dua edin" buyurdu. "Allah Mâiz'e mağfiret eylesin" dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Mâiz öyle bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi" (Müslim, Hudûd, 22; eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, VII, 95,109; ez-Zeylaî, Nasbu'r-Râye, III, 314 vd.).
    Peygamberimizin zina eden sahabeye hemen ceza vermemesinin şu hikmetleri vardır.
    - Maiz "beni temizle" demiştir. Zina ettiğini ilk başta belirtmemiştir. Dördüncü ikrarında "Seni hangi konuda temizleyeyim?" diye sordu. Mâiz; "Zinadan" dedi.
    - İslam’da recim gibi hükümler caydırıcı ağır bir ceza müeyyidesidir. Şüphe olunca bu had ve kısas cezaları düşer. "Gücünüz yettiği kadar şüphelerle had cezalarını düşürünüz" (Ebû Davûd, Salât, 14; Tirmiz, Hudûd, 2). Bunu beşeri hukuklar "şüpheden sanık yararlanır" biçiminde ifade etmiştir. Peygamberimiz zina ettiğini itiraf eden bu sahabenin şüpheye mahal verecek bir durumunun olup olmadığını araştırmış ve sonra hüküm vermiştir.
    Hırsızlık yapan kadının elinin kesilmesine gelince; " Mahzum kabilesine mensub bir kadının hali Kureyş (kabilesin)i üzdü. Onlar: Kim Rasûlullah'a (gidip de) bu kadın (a şefaat) için konuşacak' dediler. Bir kısmı da: "Bu işe Rasûlullah'ın sevgili (sahabî)si Üsâme b. Zeyd'den başkası cesaret edemez' dediler. Üsâme (kadına şefaat için) Resûl-i Ekrem'le konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah buyurdular ki: "Yüce Allah'ın hadlerinden bir hadd(in yapılmaması) hususunda şefaat mı ediyorsun?" Sonra kalkıp bize bir hutbe irad etti. Daha sonra buyurdu: "Sizden evvelkilerden (şerefli bir kimse hırsızlık yaptığında (suçluyu) bırakırlardı. (Şeref itibariyle) zayıf olan kimse çaldığında haddi tatbik ederlerdi. Allah'a and olsun ki, Muhammed'in kızı hırsızlık yapmış olsaydı elbette onun elini de keserdim " (Eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII,' 131, 136).
    Bu olayda suçu sabit olan kadının cezasının kaldırılması istenmektedir. İslam’ın temel prensibi olan “Adalet önünde herkes eşittir” hükmü en güzel şekilde uygulanmıştır.
    Kişi hangi kabileden olursa olsun, makamı ne olursa olsun şayet suçu sabit olmuşsa ceza tatbik edilir. Adalet bunu gerektirir.



    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder