Konusunu Oylayın.: Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici
  1. 20.Temmuz.2010, 19:46
    1
    Misafir

    Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici

  2. 20.Temmuz.2010, 21:06
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici




    Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) için: “Başınıza gelen bu (kuraklık) musibet için Hz. Abbas’ı Allah’a karşı vesile edin!” ifâdesi “ondan duâ iste­yin” manasına gelmez. Çünkü Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu cümleyi, Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’dan duâ etmesini iste­dikten sonra halka söylemiştir.[23]

    İbn Hacer ve İbn Ruşeyd, Hz. Abbas’ın “vesile edi­nin” ifâde­sini duâ isteyin manasında olmadığını ifâde etmişler­dir.[24] Burada ancak şöyle bir itiraz gelebilir. Şu anda kıtlık mu­sibeti dışında başınıza gelecek olan musibet­lerde Hz. Abbas, duânızda vesile kılın, kastedildiği söylenebi­lir. Hal­buki burda söylenen sözde “Fîmâ nezele aleyküm” geçmiş zaman bildirir. Gelecek zaman bildirmez.

    Bundan da anlaşılıyor ki Hz. Ömer o an yağ­mur duâsında bulunan sahâbeye, “Siz de duâ edin duâ­nızda Hz. Abbas’ı vesile kılın” demiştir. Eğer başı­nıza gele­cek musibetler kast edilmiş olsaydı. “Fima yenzilü aleyküm” denmiş olmalıydı. Burada Hz. Abbas’ın zatıyla tevessül olduğu gibi duâsıyla da vesile kılınmıştır.

    Şimdi Elbânî’nin bu hadisde duâ ile tevessül kastedili­yor demesinin yanlış olduğunu, esas kastedilenin Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) dediği gibi bu iki yetimi baba­larının salih olmasından dolayı korudun. Pey­gamber’in için onu gözet.

    Zira onu vesile edine­rek sana yaklaşıyoruz, sözü ayrıca Hz. Abbasın da bu insanlar Nebisine yakınlığımdan dolayı bana teves­sülde bulunuyorlar” sözü. Ayrıca Hz. Ömer’in halka “Abbas (Radıyallahu Anh) Allah (Celle Celalühü) karşı vesile edinin.” Sözlerinden dolayı bu hadiste Hz. Abbas’ın zatıyla tevessülün olduğu anlaşılır.

    Kevserî, Hz. Ömerin (Radıyallahu Anh) Rasullahın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zatıyla tevessülü terk edip Ab­bas’ın (Radıyallahu Anh) zatıyla tevessülde bulunuşunu “Bu olay, daha faziletli biri mevcut olduğu halde ondan daha az faziletli biriyle tevessül etmenin câiz olduğunu gösterir.” demiştir.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) in Hz. Abbas’a (Radıyallahu Anh) le tevessülde bulunmasın sebeplerinden bi­ri de Peygam­berimizin Hz Abbasa (Radıyallahu Anh) olan hür­me­tine kendisinin de riâyet etmesinden kaynaklanmış­tır.

    Bu rivâyeti, Zübeyr b. Bekkar yoluyla, Hâkim (ö.405/1014) de, Müstedrek’inde yapmıştır.

    Hâkim, Ebû Zekeriyya Yahya b. Muhammed el-Anberi’den o, Hasan b. Ali b. Nasr’dan, o Zübeyr b. Bekkar’dan, o, Saide b. Ubeydillah el-Müzeni’den, o, Dâvûd b. Ata el Medeni’den, o, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer’den rivâyet etti.

    Hâkim bu rivâyeti yapar ve susar. Bir şey demez. Bu ha­berde geçen, İbn Abbas’ın duâsının sıfatını Zübeyr b. Bekkar açıkladı.

    Zübeyr b. Bekkar bunu yine Dâvûd yoluyla, Ata’dan, o, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer’den rivâyet etti… Ömer onlara, “O’nu Allaha vesile ediniz” dedi.

    Et-takrib’de râvîlerden Dâvûd için “Zayıftır” denil­mekte­dir, doğru.

    Lakin, Alauddin Muğlatay, “İkmalü Tehzibi’l Ke­mal”de, “Dâvûd’un hadisini, Hâkim “şahid (rivâ­yet)ler”de, rivâyet etmektedir” demektedir.

    Demek ki, Hâkim bu rivâyeti, bilmeden, kendi “sahih­lik” şartıyla çelişerek, yapmadı. Aksine diğer sahih rivâyetleri pekiştirmek için yaptı.

    Şahidlerde her zaman sıhhat şartı aranmaz. Nitekim Buhârî ve Müslim’de “şahid” olarak yapılan bir çok rivâye­tin senedinde, kendinde “(şiddetli olmayan) zayıflık” bulunan râvîler vardır. Ancak her zayıf râvî şahid ve mutâbi’ olmağa elverişli değildir.[25]

    Ve her zayıflıkla suçlanan râvî, hadisi zayıf yapmaz.

    Zehebî, “Dâvûd terk edilen biridir” dediği yerde, başka şeyler de demişse de Elbânî, iddiasını zayıflataca­ğını düşünmüş olmalı ki Zehebî’nin sözünün başındaki kısmını yazmayıp sonundaki Dâvûd terk edilen biridir sö­zünü yazmıştır. Zehebî’nin şu sözünün başından makaslamış­tır.

    Zehebî şöyle diyordu: Bu (rivâyet) Banyasi’nin Cüz’ünde âlî (râvîleri daha az ve en az diğerinin râvîleri kadar değerli veya onlardan daha kıymetli bir isnadla mevcuddur. Benzeri bir rivâyet, İbn Abbas’dan sahih ola­rak gelmiştir. Dâvûd ise metrüktür (kendisinden rivâyet terk edilen birisidir).[26] Elbânî’nin bunu söylememesine ne demeli.

    Elbânî, Zübeyr b. Bekkar ile Belazüri’nin sened­lerindeki farklılığı, yerini göstermeden, sanki kendisi bul­muş gibi, Fethu’l Bari’den alıp hemen “çelişki” yani “ızdırab”ı gördü ve keşfediverdi ama İbn Hacer’in “Zeyd’in iki şeyhi olabilir” dediğini söylemedi!.

    Belazüri, bunu Hişam b. Sa’d’dan yolundan, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer yerine Babası (Eslem)’den rivâ­yet etti. Muhtemeldir ki, Zeyd (b. elsem) in iki şeyhi vardır (İbn Ömer ve babası Eslem).

    Öyle ya, olabilir ki, önce babasından almıştır, sonra İbn Ömerden almak şerefine kavuşmuştur. Veya, aynı hadiseye şahid olan babasını ve İbn Ömer’i dinlemiştir. Engel ne hevânın esiri olmak mı?

    Râvîyi veya senedi, “Sağlam” veya “zayıf” bulmak, bü­yük ölçüde ictihadla alakalı bir mesele olduğundan ve de, “zayıftır” diyenlere vahiy gelmediğine göre belki Dâvûd, Hâkim’e göre “sağlam”dır, ne bildiniz?

    Kaldı ki, “teaddüdturuk (bir rivâyetin senedinin bir­den çok oluşu ile zayıf rivâyet, hasen mertebesine çıkar.” Yani, aynı meselede zayıflığı şiddetli olmayan, değişik za­yıf isnadlarla gelen aynı haber, yolların birden fazla olma­sıyla hasen mertebesine çıkar. “Hasen li ğeyrihi olur” ve söz birliği ile delil olur.

    Burada yollar birden çok. Dolayısıyla, Hâkim’in bu ri­vâyetinin başka bir rivâyete “Şahid” olmadığını farzetsek bile, başlı başına delil olurdu.



    KAYNAK . SELEFİLER VE TASAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Buhârî İstiska, 3, No: 964, 1/342.

    [2] Fethu-l Bari’de (3/150) İbn Hacer el-Askalani



    [3] Elbânî, Tevessül.



  3. 20.Temmuz.2010, 21:06
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) için: “Başınıza gelen bu (kuraklık) musibet için Hz. Abbas’ı Allah’a karşı vesile edin!” ifâdesi “ondan duâ iste­yin” manasına gelmez. Çünkü Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu cümleyi, Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’dan duâ etmesini iste­dikten sonra halka söylemiştir.[23]

    İbn Hacer ve İbn Ruşeyd, Hz. Abbas’ın “vesile edi­nin” ifâde­sini duâ isteyin manasında olmadığını ifâde etmişler­dir.[24] Burada ancak şöyle bir itiraz gelebilir. Şu anda kıtlık mu­sibeti dışında başınıza gelecek olan musibet­lerde Hz. Abbas, duânızda vesile kılın, kastedildiği söylenebi­lir. Hal­buki burda söylenen sözde “Fîmâ nezele aleyküm” geçmiş zaman bildirir. Gelecek zaman bildirmez.

    Bundan da anlaşılıyor ki Hz. Ömer o an yağ­mur duâsında bulunan sahâbeye, “Siz de duâ edin duâ­nızda Hz. Abbas’ı vesile kılın” demiştir. Eğer başı­nıza gele­cek musibetler kast edilmiş olsaydı. “Fima yenzilü aleyküm” denmiş olmalıydı. Burada Hz. Abbas’ın zatıyla tevessül olduğu gibi duâsıyla da vesile kılınmıştır.

    Şimdi Elbânî’nin bu hadisde duâ ile tevessül kastedili­yor demesinin yanlış olduğunu, esas kastedilenin Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) dediği gibi bu iki yetimi baba­larının salih olmasından dolayı korudun. Pey­gamber’in için onu gözet.

    Zira onu vesile edine­rek sana yaklaşıyoruz, sözü ayrıca Hz. Abbasın da bu insanlar Nebisine yakınlığımdan dolayı bana teves­sülde bulunuyorlar” sözü. Ayrıca Hz. Ömer’in halka “Abbas (Radıyallahu Anh) Allah (Celle Celalühü) karşı vesile edinin.” Sözlerinden dolayı bu hadiste Hz. Abbas’ın zatıyla tevessülün olduğu anlaşılır.

    Kevserî, Hz. Ömerin (Radıyallahu Anh) Rasullahın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zatıyla tevessülü terk edip Ab­bas’ın (Radıyallahu Anh) zatıyla tevessülde bulunuşunu “Bu olay, daha faziletli biri mevcut olduğu halde ondan daha az faziletli biriyle tevessül etmenin câiz olduğunu gösterir.” demiştir.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) in Hz. Abbas’a (Radıyallahu Anh) le tevessülde bulunmasın sebeplerinden bi­ri de Peygam­berimizin Hz Abbasa (Radıyallahu Anh) olan hür­me­tine kendisinin de riâyet etmesinden kaynaklanmış­tır.

    Bu rivâyeti, Zübeyr b. Bekkar yoluyla, Hâkim (ö.405/1014) de, Müstedrek’inde yapmıştır.

    Hâkim, Ebû Zekeriyya Yahya b. Muhammed el-Anberi’den o, Hasan b. Ali b. Nasr’dan, o Zübeyr b. Bekkar’dan, o, Saide b. Ubeydillah el-Müzeni’den, o, Dâvûd b. Ata el Medeni’den, o, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer’den rivâyet etti.

    Hâkim bu rivâyeti yapar ve susar. Bir şey demez. Bu ha­berde geçen, İbn Abbas’ın duâsının sıfatını Zübeyr b. Bekkar açıkladı.

    Zübeyr b. Bekkar bunu yine Dâvûd yoluyla, Ata’dan, o, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer’den rivâyet etti… Ömer onlara, “O’nu Allaha vesile ediniz” dedi.

    Et-takrib’de râvîlerden Dâvûd için “Zayıftır” denil­mekte­dir, doğru.

    Lakin, Alauddin Muğlatay, “İkmalü Tehzibi’l Ke­mal”de, “Dâvûd’un hadisini, Hâkim “şahid (rivâ­yet)ler”de, rivâyet etmektedir” demektedir.

    Demek ki, Hâkim bu rivâyeti, bilmeden, kendi “sahih­lik” şartıyla çelişerek, yapmadı. Aksine diğer sahih rivâyetleri pekiştirmek için yaptı.

    Şahidlerde her zaman sıhhat şartı aranmaz. Nitekim Buhârî ve Müslim’de “şahid” olarak yapılan bir çok rivâye­tin senedinde, kendinde “(şiddetli olmayan) zayıflık” bulunan râvîler vardır. Ancak her zayıf râvî şahid ve mutâbi’ olmağa elverişli değildir.[25]

    Ve her zayıflıkla suçlanan râvî, hadisi zayıf yapmaz.

    Zehebî, “Dâvûd terk edilen biridir” dediği yerde, başka şeyler de demişse de Elbânî, iddiasını zayıflataca­ğını düşünmüş olmalı ki Zehebî’nin sözünün başındaki kısmını yazmayıp sonundaki Dâvûd terk edilen biridir sö­zünü yazmıştır. Zehebî’nin şu sözünün başından makaslamış­tır.

    Zehebî şöyle diyordu: Bu (rivâyet) Banyasi’nin Cüz’ünde âlî (râvîleri daha az ve en az diğerinin râvîleri kadar değerli veya onlardan daha kıymetli bir isnadla mevcuddur. Benzeri bir rivâyet, İbn Abbas’dan sahih ola­rak gelmiştir. Dâvûd ise metrüktür (kendisinden rivâyet terk edilen birisidir).[26] Elbânî’nin bunu söylememesine ne demeli.

    Elbânî, Zübeyr b. Bekkar ile Belazüri’nin sened­lerindeki farklılığı, yerini göstermeden, sanki kendisi bul­muş gibi, Fethu’l Bari’den alıp hemen “çelişki” yani “ızdırab”ı gördü ve keşfediverdi ama İbn Hacer’in “Zeyd’in iki şeyhi olabilir” dediğini söylemedi!.

    Belazüri, bunu Hişam b. Sa’d’dan yolundan, Zeyd b. Eslem’den, o, İbn Ömer yerine Babası (Eslem)’den rivâ­yet etti. Muhtemeldir ki, Zeyd (b. elsem) in iki şeyhi vardır (İbn Ömer ve babası Eslem).

    Öyle ya, olabilir ki, önce babasından almıştır, sonra İbn Ömerden almak şerefine kavuşmuştur. Veya, aynı hadiseye şahid olan babasını ve İbn Ömer’i dinlemiştir. Engel ne hevânın esiri olmak mı?

    Râvîyi veya senedi, “Sağlam” veya “zayıf” bulmak, bü­yük ölçüde ictihadla alakalı bir mesele olduğundan ve de, “zayıftır” diyenlere vahiy gelmediğine göre belki Dâvûd, Hâkim’e göre “sağlam”dır, ne bildiniz?

    Kaldı ki, “teaddüdturuk (bir rivâyetin senedinin bir­den çok oluşu ile zayıf rivâyet, hasen mertebesine çıkar.” Yani, aynı meselede zayıflığı şiddetli olmayan, değişik za­yıf isnadlarla gelen aynı haber, yolların birden fazla olma­sıyla hasen mertebesine çıkar. “Hasen li ğeyrihi olur” ve söz birliği ile delil olur.

    Burada yollar birden çok. Dolayısıyla, Hâkim’in bu ri­vâyetinin başka bir rivâyete “Şahid” olmadığını farzetsek bile, başlı başına delil olurdu.



    KAYNAK . SELEFİLER VE TASAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Buhârî İstiska, 3, No: 964, 1/342.

    [2] Fethu-l Bari’de (3/150) İbn Hacer el-Askalani



    [3] Elbânî, Tevessül.



  4. 20.Temmuz.2010, 21:09
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici

    Doğrudan zat ile (yani onun Allah nezdindeki mertebe­siyle tevessülü kabul edenlerin görüşünü destekler mahiyettedir. Ayrıca, İbn Abdilberr’e göre birçok tarikten gelen şu rivâyet de bu noktada aydınlatıcı rol oynamakta­dır.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) istiskada bulunmak üzere Hz. Abbas(Radıyallahu Anh)’ı da ya­nına alarak (musallaya) çıktı ve şöyle dedi:

    “Allah’ım! Biz, Peygamberimizin amcası ile sana yakla­şıyor (tekarrub) ve onun şefaâtçi olmasını diliyoruz (istişfa). Peygamber’in için onu gözet! Nitekim sen, ana babasının iyilik ve salahı yüzün­den iki (yetim) çocuğu gözet­miştin.[15]

    (Cabir bin Abdullah (radıyallahu anh)tan rivâyetle Rasullüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur.

    “Muhakkak Allah, salih bir adamın salihliğinden do­layı çocuğunu ve çocuğunun çocuğunu, beldesini ve çevre­sindeki beldeleri de salaha erdirir. Ve o aralarında bulunduğu sürece onları muhafaza eder.[16]

    İbn Ömer (radıyallahu anh)’den naklen Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    “Muhakkak ki Allah, bir Salih kul vesilesiyle komşuların­dan yüz evden musibet ve belâyı def eder.”)

    Biz, istiğfar ve istişfa’ ederek sana geldik!”. Sonra Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) insanlara yönelerek şöyle ses­lendi: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğalt­sın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmak­lar akıtsın!” (Nuh 71/10-12)

    Sonra da Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ayağa kalkarak duâ etti. Hz. Abbas’ın gözleri pınar gibi yaş akıtıyordu. (Bu vesileyle Allah’ın yağ­mur ihsan etmesinden sonra) halk, “Seni tebrik ediyo­ruz, ey Harameyn sakisi!” diyerek Hz. Abbas(Radıyallahu Anh)’a dokun­maya başladı.[17]

    Netice itibariyle Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh), dili­mizde “Peygamberimizin amcası hürmetine” diye duâ etmek şeklinde ifâdesini bulan Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessülünün, öncelikle onun zatı yani, Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan yakınlığı sebebiyle Allah katındaki mertebesi; değer ve konumu ile tevessül mana­sına geldiği anla­şılmakta­dır.[18]

    Birden fazla vuku bulan[19] söz konusu vaka’dan, Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’ın fazi­leti, Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) tevazu ahlakı, ehl-i beyt ve salih zatlarla istiska ve istişfa’ın müstehap oluşu[20] gibi hükümler çıkarılmış bulun­maktadır.[21]

    Başka bir rivâyette Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çocuğun babasını sevdiği gibi amcası Hz. Abbası sever ve ona hürmet gösterir ve onun yeminini kendi ye­mini sayardı. Ey insanlar! Amcası Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) hakkında Rasulüllah’ın(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gösterdiği bu saygı ve hürmete sizde riâyet edin. Onu başınıza gelen her türlü musibette Allah’a (duâları­nızda) vesile edinin.[22]

    Salih zatların Allah (Celle Celalühü) nezdindeki mer­tebe­siyle tevessülde bulunmanın câiz olduğunu savunan­lardan Muhammed Zahid Kevseri bu hadisin görüşle­rini desteklediğini ileri sürerek şöyle demektedir. Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) bu uygulaması, Rasulüllah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta olan hısım ve akraba­sıyla tevessülde bulunmanın cevazına delil teşkil etmekte­dir.



  5. 20.Temmuz.2010, 21:09
    3
    Silent and lonely rains
    Doğrudan zat ile (yani onun Allah nezdindeki mertebe­siyle tevessülü kabul edenlerin görüşünü destekler mahiyettedir. Ayrıca, İbn Abdilberr’e göre birçok tarikten gelen şu rivâyet de bu noktada aydınlatıcı rol oynamakta­dır.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) istiskada bulunmak üzere Hz. Abbas(Radıyallahu Anh)’ı da ya­nına alarak (musallaya) çıktı ve şöyle dedi:

    “Allah’ım! Biz, Peygamberimizin amcası ile sana yakla­şıyor (tekarrub) ve onun şefaâtçi olmasını diliyoruz (istişfa). Peygamber’in için onu gözet! Nitekim sen, ana babasının iyilik ve salahı yüzün­den iki (yetim) çocuğu gözet­miştin.[15]

    (Cabir bin Abdullah (radıyallahu anh)tan rivâyetle Rasullüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur.

    “Muhakkak Allah, salih bir adamın salihliğinden do­layı çocuğunu ve çocuğunun çocuğunu, beldesini ve çevre­sindeki beldeleri de salaha erdirir. Ve o aralarında bulunduğu sürece onları muhafaza eder.[16]

    İbn Ömer (radıyallahu anh)’den naklen Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    “Muhakkak ki Allah, bir Salih kul vesilesiyle komşuların­dan yüz evden musibet ve belâyı def eder.”)

    Biz, istiğfar ve istişfa’ ederek sana geldik!”. Sonra Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) insanlara yönelerek şöyle ses­lendi: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğalt­sın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmak­lar akıtsın!” (Nuh 71/10-12)

    Sonra da Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ayağa kalkarak duâ etti. Hz. Abbas’ın gözleri pınar gibi yaş akıtıyordu. (Bu vesileyle Allah’ın yağ­mur ihsan etmesinden sonra) halk, “Seni tebrik ediyo­ruz, ey Harameyn sakisi!” diyerek Hz. Abbas(Radıyallahu Anh)’a dokun­maya başladı.[17]

    Netice itibariyle Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh), dili­mizde “Peygamberimizin amcası hürmetine” diye duâ etmek şeklinde ifâdesini bulan Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessülünün, öncelikle onun zatı yani, Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan yakınlığı sebebiyle Allah katındaki mertebesi; değer ve konumu ile tevessül mana­sına geldiği anla­şılmakta­dır.[18]

    Birden fazla vuku bulan[19] söz konusu vaka’dan, Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’ın fazi­leti, Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) tevazu ahlakı, ehl-i beyt ve salih zatlarla istiska ve istişfa’ın müstehap oluşu[20] gibi hükümler çıkarılmış bulun­maktadır.[21]

    Başka bir rivâyette Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çocuğun babasını sevdiği gibi amcası Hz. Abbası sever ve ona hürmet gösterir ve onun yeminini kendi ye­mini sayardı. Ey insanlar! Amcası Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) hakkında Rasulüllah’ın(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gösterdiği bu saygı ve hürmete sizde riâyet edin. Onu başınıza gelen her türlü musibette Allah’a (duâları­nızda) vesile edinin.[22]

    Salih zatların Allah (Celle Celalühü) nezdindeki mer­tebe­siyle tevessülde bulunmanın câiz olduğunu savunan­lardan Muhammed Zahid Kevseri bu hadisin görüşle­rini desteklediğini ileri sürerek şöyle demektedir. Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) bu uygulaması, Rasulüllah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta olan hısım ve akraba­sıyla tevessülde bulunmanın cevazına delil teşkil etmekte­dir.



  6. 20.Temmuz.2010, 21:10
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Hz Ömerin Hz Abbas İle Dua Da Yağmur Talebi Hadisin Tahrici

    Hz. Enes ibn Mâlik’ten (Radıyallahu Anh) rivâyet edildi­ğine göre ikinci Halife döneminde, müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldikleri zaman, halife Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) Abbas bin Abdulmuttalib’i (Radıyallahu Anh) vesile kılarak Allah’tan (Celle Celalühü) yağ­mur talebinde bulunur ve şöyle der:

    “Allah’ım! bizler daha önce Peygamberimizi vesile edi­ne­rek sana niyazda bulunurduk. Sen de bize yağmur ve­rirdin. Şimdi ise Peygamberimizin amcasını vesile kılı­yor ve senden taleb ediyoruz, bize yağmur ihsan et. Enes ibn Mâlik (Radıyallahu Anh) Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu duâlarından sonra kendilerine yağmur ihsan edildi­ğini belirtir.[1]

    Her iki tarafında sahih kabul ettiği bu hadiste Hz. Ömer’in ve Hz. Abbas’ın duâ ediş şekli açıklanmıyor. Bunu Zübeyr b. Bekkar’ın açıklamalarından öğreniyo­ruz.

    İbn Hacer şöyle diyor: Zübeyr b. Bekkâr, “el-Ensâb” isimli eserinde Abbas’ın (Radıyallahu Anh) duâ ediş şeklini ve vaktini açıklamıştır. Hadisin isnadını zikrederken belirttiği üzere, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessül edince,

    Hz. Abbas şöyle duâ etti: “Allah’ım! Hiçbir belâ olmasın ki günahtan dolayı gelme­sin, bu belâlar da ancak tövbeyle kaldırılır. Bu insan­lar, senin nebine yakınlığımdan dolayı bana tevessülde bulunup sana yöneldiler.

    Günahkar elleri­mizi sana uzatıyor ve alınlarımızı senin için secdeye koyuyo­ruz, bize yağmur gönder! Sonra devamla “gökler­den yağmur dağlar gibi indi.”[2]

    Duâ ile Tevessül diyenlerin görüşleri:

    Elbânî tevessül adlı eserinde Enes ibn Mâlik’in rivâ­yet et­tiği bu hadis için ya Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının makamıyla ya da Peygamberimi­zin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının duâsıyla tevessül oldu­ğunu söylüyor. Hangisinin doğru olduğuna bir baka­lım.

    Sahâbe, Peygamberimiz zama­nında duâlarında “Allah’ım Nebin Muhammed ve onun hürmeti ve senin ka­tında olan değeri için bize yağmur ver!” mi diyorlardı. Yoksa Resûlullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gidip ondan dileklerinin kabul edilmesi için Allah (Celle Celalühü) tealaya tazarru ile yalvarmasını mı istiyor­lardı?

    Birinci durumda ne sünnetten ne de sahâbeden Rasulüllah’ın adını zikredip Allah (Celle Celalühü)’tan onun hakkı ve kadri için dilekte bulundukları şek­linde olduğunun isbatına dair bir tek delil getiremezler.

    Aksine sahâbe ihtiyaçlarının giderilmesi için Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) doğrudan doğruya kendileri için Allah (Celle Celalühü)’a duâ etmesini istemiş­ler­dir.

    Ayrıca eğer Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)’ın tevessülü Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’ın zatı ile veya Onun Allah (Celle Celalühü) katındaki makamından dolayı olsaydı niçin Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tevessülü terk etsinki? Sahâbe aşağı olanı alıp yüce ve şerefli olanı terk edecek kimseler değiller­dir.

    Zübeyr b. Bekkar rivâyetinin sıhhatli olduğu ger­çek de­ğildir. Zira bu rivâyet, Medineli Dâvûd b. Ata’dan gelmek­tedir. “et-Takrib”de belirtildiği gibi, o, zayıftır.

    Zübeyr b. Bekkar’ın O’ndan rivâyetini, Hâkim (3/334) nakleder ve hakkında konuşmaz, susar.

    Zehebî ise buna bir açıklama getirerek, “Dâvûd metruk­tür”, der.

    Ayrıca rivâyet’in senedinde çelişki (ıztırab) vardır. Bildi­ğimiz gibi, bunu Hişam b. Sa’d, Zeyd b. Eslem’den rivâyet etmiştir. Rivâyetinde, “İbn Ömer” yerine “babasın­dan” demiştir. Fakat Hişam, Dâvûd’dan daha güvenilir­dir.[3]

    Duâ ve Zât ile Tevessül diyenlerin görüşü:[4]

    a) Buhârî’de Hz. Enes b. Mâlik’ten (radiyallahu anh) riva­yet edilen hadis, her iki tarafa göre sahihtir. Gerek metin gerekse isnad bakımından sıhhati tartışma konusu yapılma­mıştır.

    Ancak vefatından sonra zat ile tevessülü kabul etmeyenler, hadisi tevile tabi tutmuşlardır. Ve Peygam­berimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının duâsıyla tevessül olduğunu söylemişlerdir.

    İbn Abdülberr (ö.463/1071), Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas (Radıyallahu Anh) ile istiskada bulunmasının sebebini açıklar­ken şöyle demektedir: “Yeryüzü, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) devrinde, hicretin onyedinci sene­sinde şiddetli bir kuraklığa maruz kalmış ve kıtlık olmuştur. Bu­nun üzerine Ka’b,

    “Ey Mü’minlerin Emiri! İsrailoğullarının başına böyle bir musibet geldiğinde, Peygamberlerin yakını (Asabe: Baba tarafından yakınlar) ile istiskada bulunurlardı” dedi.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) de, “İşte Rasulüllah’ın amcası, babasının benzeri/ kardeşi[5] ve Haşimoğullarının seyyidi!” di­yerek Abbas’a gitti ve halkın içinde bulunduğu kıtlıktan ona yakındı.”[6]

    Bu hâdise açıkça göstermektedir ki, Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas (Radıyallahu Anh) ile istiskası, Rasuli Ekrem’in hiçbir nidayı işitmeyen meyyit olmasından ve Allah nezdinde onun itibarının; mevki ve makamının (cah) olmamasından kaynaklanmış değildir.

    Haşa böyle bir anlayış, apaçık bir iftira olmuş olur.”[7]

    Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas ile istiskasının zat ile tevessül olduğunu söyleyen Kevseri, metinde bir muzaf takdir ederek, rivâyetin duâ nitelikli tevessül çeşidi oldu­ğunu ileri sürenlerin görüşünü de şöyle değerlendirmekte­dir:

    “Peygamberimizin amcası ile tevessül ediyoruz/ بعم نبينا” cümle­sinde Peygamberimizin amcasının duâsıyla بدعاء عم نبينا şeklinde mahzuf bir muzaf olduğunu iddia etmek, herhangi bir de­lile dayanmaksızın konuşmak ve

    hakikati örtbas etmek demektir. “Peygamberimizin amcası ile” tarzın­daki teves­sül, Abbas’ın Peygamber Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan yakınlığı ve onun yanındaki konumuyla teves­sül manasına gelir.

    Böylelikle bu tevessül, aynı zamanda Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile teves­sül demek olur.” [8]

    İbnü Ömer (Radıyallahu Anhümâ), Ebû Talib'in, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i öven şu şiirini terennüm eder ve şöyle derdi:

    (Ve hiçbir kavim), yüzüyle (veya zatıyla) bulutlardan (in­sanlar tarafından Allah'ın) yağmur (yağdırması) istenen hiçbir beyaz (zat)'ı (geriye bırakmadı.[9])[10]

    يستسقى الغمام بوجهه (Yüsteskâl-ğamemu bi vechihi) deki وجه (vech) yüz, Arab dilinde, (zat)'tan kinaye olarakta kullanı­lır. Buna göre, (zatıyla bulutlardan yardım istenen her bakım­dan ak ve pak bir insan)dan söz ediliyor.

    İsteyen tevile gitmeyip, "zatıyla değil, yüzü iledir" de di­yebilir.

    "Mü'min olmayan Ebû Talib'in şu sözü mü'minleri na­sıl bağlar? diyebilecek akıldâneler çıkabilir. Burada mü­him olan nokta, İbnü Ömer'in onu terennüm etmesi ve İmâm Buhârî'nin onu sahihine almasıdır. Üstelik Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in duâsıyla değil za­tıyla tevessül etmek sûretiyle yağmur istemek vardır.

    Şevkânî’de şöyle demektedir: “Gerçekten Peygam­ber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile hayatında tevessül sabit olmuş­tur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahâbenin sukuti icmaı ile tevessül sabit olmuştur.

    Çünkü sahâbeden hiçbiri, Hz. Ömer’in Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzüddin b. Abdüsselâm’ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tahsis etmenin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur;

    Birincisi, söylediğim gibi sahâbe icmaı vardır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte onun salih amelleriyle ve üs­tün meziyyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur.

    Bu durumda, “Allah’ım! fülan âlim ile ben sana tevessül ediyorum” di­yen kimse, onun sahip olduğu ilim ve amel ile tevessül etmiş olmaktadır.”[11]

    “Peygamberimizin amcası ile” şeklindeki izafet terki­binde, muzaf olarak duâ lafzını takdir etmek, isabetli gözük­memektedir. Görebildiğimiz kadarıyla, bu konuda İbn Teymiyye ve Elbânî gibi âlimlerin ısrarlı tutum ve davra­nışları, zat ile tevessülü kabul edenleri pek de ikna edemememektedir.

    Çünkü Hz. Ömer, (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas’ı (Radıyallahu Anh) yanına alıp onunla tevessül ve teveccühte bu­lun­duktan sonra, “Allah’ım! Bulut da, su da senin ka­tındadır, bulutu gönder ve bize yağmur in­dir…”[12] diyerek, uzun bir duâ yapmıştır.

    Gözyaşları içinde ve duygu yüklü bir iklimde gerçekleşen bu uzun duâdan sonra Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)’ın, “Vallahi bu, (Abbas) Allah(Celle Celalühü)’a vesiledir[13] ve O’nun nezdindeki yeridir/itibarıdır!” Hasan bin Sabit’te bunun üzerine şu şiiri söylemiştir:

    Reisimiz Ömer duâ etti kıtlıkta

    Bulutlar yağmur verdi Abbas’ın hürmetine

    O Peygamber amcası ve baba yarısıdır

    İşte bu yüzden o vesile edildi sadece

    Allah onun hürmetine diriltti her tarafı

    Yemyeşil oldu her yer, o umutsuzluktan sonra

    İbn Abdilberr, “İstiâb” adlı eserinde Hz.Abbas’ın ter­cüme-i hâlini verirken bu kıssayı aynen nakletmiştir. [14]



  7. 20.Temmuz.2010, 21:10
    4
    Silent and lonely rains
    Hz. Enes ibn Mâlik’ten (Radıyallahu Anh) rivâyet edildi­ğine göre ikinci Halife döneminde, müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldikleri zaman, halife Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) Abbas bin Abdulmuttalib’i (Radıyallahu Anh) vesile kılarak Allah’tan (Celle Celalühü) yağ­mur talebinde bulunur ve şöyle der:

    “Allah’ım! bizler daha önce Peygamberimizi vesile edi­ne­rek sana niyazda bulunurduk. Sen de bize yağmur ve­rirdin. Şimdi ise Peygamberimizin amcasını vesile kılı­yor ve senden taleb ediyoruz, bize yağmur ihsan et. Enes ibn Mâlik (Radıyallahu Anh) Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu duâlarından sonra kendilerine yağmur ihsan edildi­ğini belirtir.[1]

    Her iki tarafında sahih kabul ettiği bu hadiste Hz. Ömer’in ve Hz. Abbas’ın duâ ediş şekli açıklanmıyor. Bunu Zübeyr b. Bekkar’ın açıklamalarından öğreniyo­ruz.

    İbn Hacer şöyle diyor: Zübeyr b. Bekkâr, “el-Ensâb” isimli eserinde Abbas’ın (Radıyallahu Anh) duâ ediş şeklini ve vaktini açıklamıştır. Hadisin isnadını zikrederken belirttiği üzere, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessül edince,

    Hz. Abbas şöyle duâ etti: “Allah’ım! Hiçbir belâ olmasın ki günahtan dolayı gelme­sin, bu belâlar da ancak tövbeyle kaldırılır. Bu insan­lar, senin nebine yakınlığımdan dolayı bana tevessülde bulunup sana yöneldiler.

    Günahkar elleri­mizi sana uzatıyor ve alınlarımızı senin için secdeye koyuyo­ruz, bize yağmur gönder! Sonra devamla “gökler­den yağmur dağlar gibi indi.”[2]

    Duâ ile Tevessül diyenlerin görüşleri:

    Elbânî tevessül adlı eserinde Enes ibn Mâlik’in rivâ­yet et­tiği bu hadis için ya Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının makamıyla ya da Peygamberimi­zin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının duâsıyla tevessül oldu­ğunu söylüyor. Hangisinin doğru olduğuna bir baka­lım.

    Sahâbe, Peygamberimiz zama­nında duâlarında “Allah’ım Nebin Muhammed ve onun hürmeti ve senin ka­tında olan değeri için bize yağmur ver!” mi diyorlardı. Yoksa Resûlullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gidip ondan dileklerinin kabul edilmesi için Allah (Celle Celalühü) tealaya tazarru ile yalvarmasını mı istiyor­lardı?

    Birinci durumda ne sünnetten ne de sahâbeden Rasulüllah’ın adını zikredip Allah (Celle Celalühü)’tan onun hakkı ve kadri için dilekte bulundukları şek­linde olduğunun isbatına dair bir tek delil getiremezler.

    Aksine sahâbe ihtiyaçlarının giderilmesi için Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) doğrudan doğruya kendileri için Allah (Celle Celalühü)’a duâ etmesini istemiş­ler­dir.

    Ayrıca eğer Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)’ın tevessülü Hz. Abbas (Radıyallahu Anh)’ın zatı ile veya Onun Allah (Celle Celalühü) katındaki makamından dolayı olsaydı niçin Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tevessülü terk etsinki? Sahâbe aşağı olanı alıp yüce ve şerefli olanı terk edecek kimseler değiller­dir.

    Zübeyr b. Bekkar rivâyetinin sıhhatli olduğu ger­çek de­ğildir. Zira bu rivâyet, Medineli Dâvûd b. Ata’dan gelmek­tedir. “et-Takrib”de belirtildiği gibi, o, zayıftır.

    Zübeyr b. Bekkar’ın O’ndan rivâyetini, Hâkim (3/334) nakleder ve hakkında konuşmaz, susar.

    Zehebî ise buna bir açıklama getirerek, “Dâvûd metruk­tür”, der.

    Ayrıca rivâyet’in senedinde çelişki (ıztırab) vardır. Bildi­ğimiz gibi, bunu Hişam b. Sa’d, Zeyd b. Eslem’den rivâyet etmiştir. Rivâyetinde, “İbn Ömer” yerine “babasın­dan” demiştir. Fakat Hişam, Dâvûd’dan daha güvenilir­dir.[3]

    Duâ ve Zât ile Tevessül diyenlerin görüşü:[4]

    a) Buhârî’de Hz. Enes b. Mâlik’ten (radiyallahu anh) riva­yet edilen hadis, her iki tarafa göre sahihtir. Gerek metin gerekse isnad bakımından sıhhati tartışma konusu yapılma­mıştır.

    Ancak vefatından sonra zat ile tevessülü kabul etmeyenler, hadisi tevile tabi tutmuşlardır. Ve Peygam­berimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasının duâsıyla tevessül olduğunu söylemişlerdir.

    İbn Abdülberr (ö.463/1071), Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas (Radıyallahu Anh) ile istiskada bulunmasının sebebini açıklar­ken şöyle demektedir: “Yeryüzü, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) devrinde, hicretin onyedinci sene­sinde şiddetli bir kuraklığa maruz kalmış ve kıtlık olmuştur. Bu­nun üzerine Ka’b,

    “Ey Mü’minlerin Emiri! İsrailoğullarının başına böyle bir musibet geldiğinde, Peygamberlerin yakını (Asabe: Baba tarafından yakınlar) ile istiskada bulunurlardı” dedi.

    Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) de, “İşte Rasulüllah’ın amcası, babasının benzeri/ kardeşi[5] ve Haşimoğullarının seyyidi!” di­yerek Abbas’a gitti ve halkın içinde bulunduğu kıtlıktan ona yakındı.”[6]

    Bu hâdise açıkça göstermektedir ki, Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas (Radıyallahu Anh) ile istiskası, Rasuli Ekrem’in hiçbir nidayı işitmeyen meyyit olmasından ve Allah nezdinde onun itibarının; mevki ve makamının (cah) olmamasından kaynaklanmış değildir.

    Haşa böyle bir anlayış, apaçık bir iftira olmuş olur.”[7]

    Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh) Abbas ile istiskasının zat ile tevessül olduğunu söyleyen Kevseri, metinde bir muzaf takdir ederek, rivâyetin duâ nitelikli tevessül çeşidi oldu­ğunu ileri sürenlerin görüşünü de şöyle değerlendirmekte­dir:

    “Peygamberimizin amcası ile tevessül ediyoruz/ بعم نبينا” cümle­sinde Peygamberimizin amcasının duâsıyla بدعاء عم نبينا şeklinde mahzuf bir muzaf olduğunu iddia etmek, herhangi bir de­lile dayanmaksızın konuşmak ve

    hakikati örtbas etmek demektir. “Peygamberimizin amcası ile” tarzın­daki teves­sül, Abbas’ın Peygamber Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan yakınlığı ve onun yanındaki konumuyla teves­sül manasına gelir.

    Böylelikle bu tevessül, aynı zamanda Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile teves­sül demek olur.” [8]

    İbnü Ömer (Radıyallahu Anhümâ), Ebû Talib'in, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i öven şu şiirini terennüm eder ve şöyle derdi:

    (Ve hiçbir kavim), yüzüyle (veya zatıyla) bulutlardan (in­sanlar tarafından Allah'ın) yağmur (yağdırması) istenen hiçbir beyaz (zat)'ı (geriye bırakmadı.[9])[10]

    يستسقى الغمام بوجهه (Yüsteskâl-ğamemu bi vechihi) deki وجه (vech) yüz, Arab dilinde, (zat)'tan kinaye olarakta kullanı­lır. Buna göre, (zatıyla bulutlardan yardım istenen her bakım­dan ak ve pak bir insan)dan söz ediliyor.

    İsteyen tevile gitmeyip, "zatıyla değil, yüzü iledir" de di­yebilir.

    "Mü'min olmayan Ebû Talib'in şu sözü mü'minleri na­sıl bağlar? diyebilecek akıldâneler çıkabilir. Burada mü­him olan nokta, İbnü Ömer'in onu terennüm etmesi ve İmâm Buhârî'nin onu sahihine almasıdır. Üstelik Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in duâsıyla değil za­tıyla tevessül etmek sûretiyle yağmur istemek vardır.

    Şevkânî’de şöyle demektedir: “Gerçekten Peygam­ber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile hayatında tevessül sabit olmuş­tur. Ayrıca vefatından sonra ondan başkasıyla da sahâbenin sukuti icmaı ile tevessül sabit olmuştur.

    Çünkü sahâbeden hiçbiri, Hz. Ömer’in Abbas (Radıyallahu Anh) ile tevessülünü yadırgamamıştır. Bana göre, İzzüddin b. Abdüsselâm’ın iddia ettiği gibi tevessülün cevazını yalnız Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tahsis etmenin, şu iki sebepten dolayı bir manası yoktur;

    Birincisi, söylediğim gibi sahâbe icmaı vardır. İkincisi ise, ilim ve fazilet sahibi bir zat ile tevessül, gerçekte onun salih amelleriyle ve üs­tün meziyyetleriyle tevessül demektir. Çünkü fazilet sahibi olan kişi, ancak amelleriyle faziletli olur.

    Bu durumda, “Allah’ım! fülan âlim ile ben sana tevessül ediyorum” di­yen kimse, onun sahip olduğu ilim ve amel ile tevessül etmiş olmaktadır.”[11]

    “Peygamberimizin amcası ile” şeklindeki izafet terki­binde, muzaf olarak duâ lafzını takdir etmek, isabetli gözük­memektedir. Görebildiğimiz kadarıyla, bu konuda İbn Teymiyye ve Elbânî gibi âlimlerin ısrarlı tutum ve davra­nışları, zat ile tevessülü kabul edenleri pek de ikna edemememektedir.

    Çünkü Hz. Ömer, (Radıyallahu Anh) Hz. Abbas’ı (Radıyallahu Anh) yanına alıp onunla tevessül ve teveccühte bu­lun­duktan sonra, “Allah’ım! Bulut da, su da senin ka­tındadır, bulutu gönder ve bize yağmur in­dir…”[12] diyerek, uzun bir duâ yapmıştır.

    Gözyaşları içinde ve duygu yüklü bir iklimde gerçekleşen bu uzun duâdan sonra Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)’ın, “Vallahi bu, (Abbas) Allah(Celle Celalühü)’a vesiledir[13] ve O’nun nezdindeki yeridir/itibarıdır!” Hasan bin Sabit’te bunun üzerine şu şiiri söylemiştir:

    Reisimiz Ömer duâ etti kıtlıkta

    Bulutlar yağmur verdi Abbas’ın hürmetine

    O Peygamber amcası ve baba yarısıdır

    İşte bu yüzden o vesile edildi sadece

    Allah onun hürmetine diriltti her tarafı

    Yemyeşil oldu her yer, o umutsuzluktan sonra

    İbn Abdilberr, “İstiâb” adlı eserinde Hz.Abbas’ın ter­cüme-i hâlini verirken bu kıssayı aynen nakletmiştir. [14]






+ Yorum Gönder