Konusunu Oylayın.: Mezhepler konusunda bazı sorularım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mezhepler konusunda bazı sorularım
  1. 05.Temmuz.2010, 09:57
    1
    Misafir

    Mezhepler konusunda bazı sorularım






    Mezhepler konusunda bazı sorularım Mumsema Mezhepler konusunda bazı sorularım


    selamu aleykum ablalarım bacılarım,
    bu foruma üye olmak uygun düşmedi affınıza sığınaraktan ablalarım..
    'Din' tabanlı olması hasebiyle..

    site ilgimi çekti, hazır girmişken kafama takılan soruyu 'buraya' da sorayım dedim izniniz varsa..sorum şu kardeşlerim:

    ''güzel dinimiz islamiyette mezhepler var bildiğiniz üzere,
    -sünni
    -şia
    -ve zahiri mezhebi vs vs..

    hani mezheplere ne gerek vardır deyince de aklımıza gelen ilk düşünce, ya da en azından benim aklıma gelen ilk düşünce 'islam kolaylık dinidir'dir..

    hep takılmıştır bu konu aklıma dedim ya, işte beyan edeyim size aklıma takılan kısımları:

    1-peygamber efendimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra başlıyor mezhep tarihi..peki o süre zarfında insanlar neye göre yaşıyordu dini hayatını? mezhep yoktu o zamanlar..halife döneminde halifeler itikadlarını neye göre belirliyordu?..yani klasik tabirle: ''eskiden mezhep mi vardı kardeş''

    2-bildiğim iki mezhep, şafii ve hanefi..
    şafi mezhebinde midye helal, hanefide haram veya mekruh (haram diye biliyorum)..peki aklıma takılan şu: vucüt aynı vucüt, besinse aynı besin zehirse aynı zehir..midye yemede niye böyle bir ayrılığa gidilmiş, ya da ayrıntısını bilen varsa öğrenmek istiyorum..
    bir diğer nokta abdes-istibra..bir diğer nokta namazın sünnetleri..

    3-herşey güzel hoş, kolaylık dini de dinimiz..böyle mezhep farklılıkları ortada duruyor, herbir mezhep bi nevi ''benim gittiğim yol doğrudur, çünkü ben böyle yorumladım, uyduğum imam böyle yorumlamış'' diyor, bu da güzel..peki RUM suresi 32'ye ne diyeceğiz:

    '''Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden, dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın.
    (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. (RÛM - 32)'''

    evet ablalarım kardeşlerim, bu konu kafamı karıştırır durur..ama çok şükür imansızlığa sebep olmadı,inşallah olmasın da..sadece kendi içimde bir anekdot gibi bişeydir bu..

    tatmin için de hep şu sözü benimsemeye başladım:
    ''madem ki mezheplerin çıkışından önce mezhep yoktu ve peygamber vefat etmişti ve en 150 yıllık bir zaman geçmişti ve insanlar birşekilde birşeylere göre yol alıp gidiyordu..madem ki o bişeyler kuran ve hadis-i şerifti..o zaman her bir insan aslında birer alem olduğu gibi mezheptir de..

    ablalarım kardeşlerim kalın selametle..


  2. 05.Temmuz.2010, 09:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Mezhepler konusunda bazı sorularım


    selamu aleykum ablalarım bacılarım,
    bu foruma üye olmak uygun düşmedi affınıza sığınaraktan ablalarım..
    'Din' tabanlı olması hasebiyle..

    site ilgimi çekti, hazır girmişken kafama takılan soruyu 'buraya' da sorayım dedim izniniz varsa..sorum şu kardeşlerim:

    ''güzel dinimiz islamiyette mezhepler var bildiğiniz üzere,
    -sünni
    -şia
    -ve zahiri mezhebi vs vs..

    hani mezheplere ne gerek vardır deyince de aklımıza gelen ilk düşünce, ya da en azından benim aklıma gelen ilk düşünce 'islam kolaylık dinidir'dir..

    hep takılmıştır bu konu aklıma dedim ya, işte beyan edeyim size aklıma takılan kısımları:

    1-peygamber efendimizin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra başlıyor mezhep tarihi..peki o süre zarfında insanlar neye göre yaşıyordu dini hayatını? mezhep yoktu o zamanlar..halife döneminde halifeler itikadlarını neye göre belirliyordu?..yani klasik tabirle: ''eskiden mezhep mi vardı kardeş''

    2-bildiğim iki mezhep, şafii ve hanefi..
    şafi mezhebinde midye helal, hanefide haram veya mekruh (haram diye biliyorum)..peki aklıma takılan şu: vucüt aynı vucüt, besinse aynı besin zehirse aynı zehir..midye yemede niye böyle bir ayrılığa gidilmiş, ya da ayrıntısını bilen varsa öğrenmek istiyorum..
    bir diğer nokta abdes-istibra..bir diğer nokta namazın sünnetleri..

    3-herşey güzel hoş, kolaylık dini de dinimiz..böyle mezhep farklılıkları ortada duruyor, herbir mezhep bi nevi ''benim gittiğim yol doğrudur, çünkü ben böyle yorumladım, uyduğum imam böyle yorumlamış'' diyor, bu da güzel..peki RUM suresi 32'ye ne diyeceğiz:

    '''Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden, dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın.
    (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. (RÛM - 32)'''

    evet ablalarım kardeşlerim, bu konu kafamı karıştırır durur..ama çok şükür imansızlığa sebep olmadı,inşallah olmasın da..sadece kendi içimde bir anekdot gibi bişeydir bu..

    tatmin için de hep şu sözü benimsemeye başladım:
    ''madem ki mezheplerin çıkışından önce mezhep yoktu ve peygamber vefat etmişti ve en 150 yıllık bir zaman geçmişti ve insanlar birşekilde birşeylere göre yol alıp gidiyordu..madem ki o bişeyler kuran ve hadis-i şerifti..o zaman her bir insan aslında birer alem olduğu gibi mezheptir de..

    ablalarım kardeşlerim kalın selametle..


    Benzer Konular

    - Kul Hakkı ile ilgili bazı sorularım var

    - Gusül/Boy abdesti hakkında bazı takıntı ve sorularım konusunda yardım istiyorum?

    - Dualar ile ilgili bazı sorularım

    - yeni üyeyim.bazı sorularım var?

    - Namaza başladım, bazı sorularım var

  3. 05.Temmuz.2010, 12:20
    2
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    --->: Mezhepler konusunda bazı sorularım




    http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...abilir-mi.html

    mezhep imamları normal olarak görüşleri ortaya koymamışlardır delil kanıtları vardır kur-an hadis icma kıyas gibi yöntemlere başvurmuşlardır

    Efendimizin vefatından sonra sahabe vardı ve onlar Efendimiz'in talebeleriydiler.gerek yoktu o zaman ta ki yeni yeni şeyler çıkana kadar bunların dinde haram helal yada nasıl yapılcak v.s sorular ortaya çıkmış mezhep imamlarıda kur-an hadis kıyas icma gibi yöntemlerle açıklık getirmişlerdir hiçbiride hata değildir.

    Ayeti açıklayacak kadarda ilme sahip değilim inşallah daha fazladan bilgi iletirler



  4. 05.Temmuz.2010, 12:20
    2
    Devamlı Üye



    http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...abilir-mi.html

    mezhep imamları normal olarak görüşleri ortaya koymamışlardır delil kanıtları vardır kur-an hadis icma kıyas gibi yöntemlere başvurmuşlardır

    Efendimizin vefatından sonra sahabe vardı ve onlar Efendimiz'in talebeleriydiler.gerek yoktu o zaman ta ki yeni yeni şeyler çıkana kadar bunların dinde haram helal yada nasıl yapılcak v.s sorular ortaya çıkmış mezhep imamlarıda kur-an hadis kıyas icma gibi yöntemlerle açıklık getirmişlerdir hiçbiride hata değildir.

    Ayeti açıklayacak kadarda ilme sahip değilim inşallah daha fazladan bilgi iletirler



  5. 05.Temmuz.2010, 12:28
    3
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    --->: Mezhepler konusunda bazı sorularım

    mezhep gidilecek yol, gidilecek yer gibi anlamlara gelirmezheplerin ortaya çıkışı dini sebeplere dayanmaktadır. Daha doğrusu dinin anlaşılması için ortaya çıkmıştır. şimdi senin birinci soruna cevaben şöyle diyebilirim Hz peygamber zamanında sorusu olanlar Hz peygamber sav sorarlardı ama vefatından sonra bazı konularda ihtilaflar yaşanmıştır tabi bu görüş ayrılığın yaşanmasının bazı sebepleri vardır. mesela kitap ve sünnette bazı kelime ve cümlelerin yanlış anlaşılması ve yorumlanması gibi;

    2 soruna örnek bir cevap ise şöyledir
    İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de “mezhep” meselesidir Mezhep meselesi bir taraftan İslam'da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır

    İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları mevzu olarak ele alır Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir (Mektubat, 449 )
    Mesela Hz Peygamber (asm) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar Hz Aişe (ra) validemiz taşı Peygamber (asm) efendimizin alnından alarak yere atarlar Peygamber (asm) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar Peygamber (asm) efendimiz yeniden abdest aldıklarına göre abdestleri bozulmuştur Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (asm) efendimiz abdest almıştır” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz Aişe (ra) validemizin Peygamber (asm) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır


    Alıntı
    İSLAMDA MEZHEP NEDİR?

    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.
    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.
    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.
    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.
    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.
    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.
    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).
    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.
    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir. Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir. Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)



  6. 05.Temmuz.2010, 12:28
    3
    Hadimul Müslimin
    mezhep gidilecek yol, gidilecek yer gibi anlamlara gelirmezheplerin ortaya çıkışı dini sebeplere dayanmaktadır. Daha doğrusu dinin anlaşılması için ortaya çıkmıştır. şimdi senin birinci soruna cevaben şöyle diyebilirim Hz peygamber zamanında sorusu olanlar Hz peygamber sav sorarlardı ama vefatından sonra bazı konularda ihtilaflar yaşanmıştır tabi bu görüş ayrılığın yaşanmasının bazı sebepleri vardır. mesela kitap ve sünnette bazı kelime ve cümlelerin yanlış anlaşılması ve yorumlanması gibi;

    2 soruna örnek bir cevap ise şöyledir
    İslam düşmanları tarafından işletilen mevzulardan biri de “mezhep” meselesidir Mezhep meselesi bir taraftan İslam'da bir ihtilaf unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır

    İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları mevzu olarak ele alır Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir (Mektubat, 449 )
    Mesela Hz Peygamber (asm) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar Hz Aişe (ra) validemiz taşı Peygamber (asm) efendimizin alnından alarak yere atarlar Peygamber (asm) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar Peygamber (asm) efendimiz yeniden abdest aldıklarına göre abdestleri bozulmuştur Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için Resulullah (asm) efendimiz abdest almıştır” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz Aişe (ra) validemizin Peygamber (asm) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır


    Alıntı
    İSLAMDA MEZHEP NEDİR?

    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.
    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.
    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.
    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.
    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.
    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.
    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).
    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.
    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir. Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir. Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)



  7. 05.Temmuz.2010, 13:37
    4
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    --->: Mezhepler konusunda bazı sorularım

    Mezhep, İçtihad ve müçtehid kavramlarını oku sorularına cevap bulursun.


  8. 05.Temmuz.2010, 13:37
    4
    Üye
    Mezhep, İçtihad ve müçtehid kavramlarını oku sorularına cevap bulursun.





+ Yorum Gönder