Konusunu Oylayın.: İmam-ı azamın doğumu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İmam-ı azamın doğumu
  1. 04.Temmuz.2010, 11:28
    1
    Misafir

    İmam-ı azamın doğumu

  2. 04.Temmuz.2010, 11:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 04.Temmuz.2010, 12:41
    2
    menzil_guller
    Ya Hayy

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Kasım.2009
    Üye No: 63308
    Mesaj Sayısı: 1,270
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 41

    --->: imam-ı azamın doğumu




    Milli Gazete Yazarı Nurettin Yıldız`dan İmamı Azam`ın hayatına ilişkin
    nefis bir yazı...


    "Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih yapar.
    " Hadis-i Şerif

    --Adı, Numan bin Sabit.
    --Künyesi, Ebu Hanife...
    --Şöhretli adı, İmam-ı A`zam`dır.
    --Hicretin 80. yılında Kûfe`de doğdu.
    --Hicretin 150. senesinde Bağdat`ta vefat etti...



    Arap olmayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
    Arapça`nın önemli isimlerinden biri oldu.
    Müslümanların imamlarındandır.
    İmamlığını da a`zamlıkla perçinledi.
    Onu şu veya bu nedenle sevmeyenler bile ilmi önünde diz çöktü.
    İlerleyen asırlar onu hep yüceltti...

    Yeryüzünün mamur olan her yerinde müminler varsa,
    onun adı da muhakkak orada oldu.
    İlim denince o anlaşıldı.

    Hele "fıkıh" demek Ebu Hanife demek oldu.

    Kitaplara girdi, gönüllere girdi. Kalplerde taht kurdu.
    Çağdaşları arasında ve ardından gelenlerden onun gibi ilmi şöhreti
    olan adı unutulmuş yüzlerce âlim varken o,
    milyarlara varan mümine ışık tuttu.
    İbadet ve hayat rehberi oldu. Sevildi, sayıldı...

    Önce ticaretle ilgileniyordu.
    Muttaki bir ailenin çocuğu olarak sadece Kur`an`ı ezber bilen ve
    herkes kadar bilgisi olan bir gençti.
    Zamanın büyük âlimi Şa`bi`nin bir ikazı üzerine 22 yaşında iken ilim
    yoluna girdi. Hocası Hammad bin Ebi Süleyman`ın derslerine on sekiz
    yıl devam etti. O ölünce onun kürsüsüne oturdu.

    Okudu, okuttu. Üst el olabilmek için de ticareti bırakmadı.
    Ölünceye kadar Kûfe`deki kumaş dükkânını işletti.
    Kimsenin himmetine muhtaç olmadan hatta başkalarına himmet
    ederek ilim yolunda ilerlemeyi,
    zirvelere tırmanmayı gösterdi.
    Talebelerinin hem hocası hem babası oldu...


    Ticaret yaptı; ama yetmiş yaşında vefat ettiğinde;
    "İmam-ı A`zam"dı.
    Talebelerinden İmam Züfer diyor ki:

    Ebu Hanife`nin yanında yirmi yıldan fazla kaldım.
    İnsanlara ondan daha merhametli ve iyiliksever kimse görmedim.
    Kendisini Allah`a adamıştı.
    Gündüzleri ilim öğrenme ve öğretmeyle,
    insanların meselelerine cevap vermeyle geçerdi...

    Oturduğu yerden kalktıysa bir hasta ziyareti, cenazeye iştirak,
    bir fakire yardım, bir arkadaşını ziyaret için kalkmış olurdu.
    Gece olunca da namaz ve Kur`an okumayla geçerdi vakti.
    Öldüğü zamana kadar onu böyle gördüm.

    Bir "Âlim" tavrı
    Halife Mansûr, Ebu Hanife`ye hürmet eder, ilgi gösterirdi
    Bir defasında yüklü bir hediye gönderip duasını almak istedi
    Ebu Hanife hediyeyi kabul etmeyip geri gönderdi
    Hâlbuki değil hediyesini almak, terliklerine el sürmek için yarışanlar vardı

    Mansûr, hediyesini neden kabul etmediğini sorunca şu cevabı verdi:
    Müminlerin emiri olarak bana verdiğiniz hediye,
    sizin kendi malınızdan olsa onu geri çevirmezdim
    Verdiğiniz Müslümanların malındandı
    Benim o malda hakkım yok ki, nasıl alayım!


    Vakarlı idi
    Vakarlı ve şıktı. İlmin heybetini hiç sarsmadı.
    Yediren, ikram eden o olurdu. Fakirlerin umudu,
    hastaların müşfik eli oldu. Veren el oldu, alan el olmadı.
    Ders okuttuğu talebelerinin ihtiyaçlarını da giderdi
    Onları başkalarının sadakasına muhtaç etmedi

    En büyük üç talebesinden birisi olan Ebu Yusuf diyor ki:
    "Beni ve ailemi tam yirmi yıl o baktı"

    Ufku açık göğsü genişti. Bildiği meseleleri bile istişare ederdi.
    Dün ders halkasına katılıp talebesi olmakla şereflenen bir talebesine
    bile "Sen ne diyorsun?" demekten çekinmezdi
    Sinirlenmezdi. Sonuna kadar dinler
    kısa bir cevapla karşısındakini sustururdu
    İkna kabiliyeti dillere destandı

    "Şu direk altındır derse, itiraz etme
    Ona seni muhakkak ikna eder." sözü onun için denmiştir


    Fıkıh sistematiğini kurdu
    Sahabilere görüştü. Tabiinden olduğu da söylenmiş olmakla beraber,
    üçüncü nesil olan tebeuttabiinin büyüklerinden olduğunda görüş birliği
    vardır. İlmini sahabilerin dizi dibine oturmuş ilk kuşaktan ve onların
    talebelerinden aldı.

    İslamî ilimler alanında çığır açtı
    İlim ve fıkıh sistematiğini kurmak ona nasip oldu
    Kendisinden sonra gelen fakihler onun açtığı çığırdan istifade etti
    Onun zamanı, neyin nasıl olacağının henüz sistemleşmediği bir
    zamandı. O adeta mücevher dolu bir dağın kazılıp işlenmesini öğretti
    Bu yüzden İmam Şafii:
    "İnsanlar fıkıhta Ebu Hanife`nin evlatlarıdır." demiştir

    Siyasetçilere ilgi duymadı, devlet görevi almayı kabul etmedi
    Siyasilerin hatalı tutumlarını açıkça tenkit etti

    Doğru gördüğü eylemlere maddi manevi destek verdi
    Küçük bir şüphe üzerine bile kafaların uçurulduğu bir zamanda,
    zalim olarak gördüğü halifelere karşı açık bir tavır koydu

    Onlara karşı haktan yana gördüklerine destek verdi

    Çağın akımlarına kapılmadı

    İlim ve şöhreti arttıkça tevazuu arttı
    Etrafındakilerin ona hayranlığı ilerledikçe,
    onun Allah korkusu ilerledi. İlmini kendisi için değil,
    dini için kullandı
    Kimin ne dediğine aldırmadı. Çağının akımlarına kapılmadı.
    Dik durdu ve etrafındakilere cesur bir örnek oldu.
    Eğilmedi ve eğmedi
    Takva ehli idi.
    Gündüz ilim meclislerinde gece de seccadede olurdu.
    Bir gün iki kişinin kendisi hakkında "Sabaha kadar ibadet edip
    uyumuyor." denildiğini duydu

    "Vallahi, ben dedikleri gibi olmak zorundayım." diyerek,
    o günden sonra gece uykusunu kendisine tamamen yasakladı


    Halife, kadılık görevini kabul etmesini emretti.
    "Ben o iş için uygun değilim." diye cevap verdi


    Halife: "Yalan söyleyip kurtulmak istiyorsun
    Sen bu görev için uygunsun"
    diye itiraz edince,



    cevabı şu olmuştu:

    "Evet sen de yalancı olduğumu söyledin.
    Yalancı birinin böyle bir görevde olması doğru değildir."


    Allah rahmet eylesin. Çağının en büyük imamına!
    Açtığı çığırda müminlerin çağlardır yürüdüğü ve hayırla andığı imama!
    Fıkıh imamlarının a`zamına!

    Hapsedildi, işkence gördü
    Ders halkasına katılan talebelerine doğrunun yanında yer almalarını emretti.
    Zamanın siyasi iktidarı onun halk katındaki saygınlığından
    yararlanmak için en üst seviyede bir görevi kabul etmesini ısrarla
    teklif ettiler. Kabul etmediği gibi onları küçük düşüren cevaplar bile
    verdi. Bunun üzerine hapsedilmiş ve dövülmüştür

    Ölüm nedeni de hapishanede gördüğü işkenceler olmuştur.
    Hapsedildi, işkence gördü, ölümü göze aldı;
    ama hak bildiğinden taviz vermedi
    İlmini geçim kaynağı olarak görmedi
    Değnek bulup arkasına gizlenmedi
    Asrının dehası olduğu halde,
    köle gardiyanların kırbaçları aylarca vücudunda indi kalktı.
    O ise, zulme ve zalime destek olmaya yanaşmadı

    Allah rahmet eylesin.


  4. 04.Temmuz.2010, 12:41
    2



    Milli Gazete Yazarı Nurettin Yıldız`dan İmamı Azam`ın hayatına ilişkin
    nefis bir yazı...


    "Allah kimin hakkında hayır dilerse onu dinde fakih yapar.
    " Hadis-i Şerif

    --Adı, Numan bin Sabit.
    --Künyesi, Ebu Hanife...
    --Şöhretli adı, İmam-ı A`zam`dır.
    --Hicretin 80. yılında Kûfe`de doğdu.
    --Hicretin 150. senesinde Bağdat`ta vefat etti...



    Arap olmayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
    Arapça`nın önemli isimlerinden biri oldu.
    Müslümanların imamlarındandır.
    İmamlığını da a`zamlıkla perçinledi.
    Onu şu veya bu nedenle sevmeyenler bile ilmi önünde diz çöktü.
    İlerleyen asırlar onu hep yüceltti...

    Yeryüzünün mamur olan her yerinde müminler varsa,
    onun adı da muhakkak orada oldu.
    İlim denince o anlaşıldı.

    Hele "fıkıh" demek Ebu Hanife demek oldu.

    Kitaplara girdi, gönüllere girdi. Kalplerde taht kurdu.
    Çağdaşları arasında ve ardından gelenlerden onun gibi ilmi şöhreti
    olan adı unutulmuş yüzlerce âlim varken o,
    milyarlara varan mümine ışık tuttu.
    İbadet ve hayat rehberi oldu. Sevildi, sayıldı...

    Önce ticaretle ilgileniyordu.
    Muttaki bir ailenin çocuğu olarak sadece Kur`an`ı ezber bilen ve
    herkes kadar bilgisi olan bir gençti.
    Zamanın büyük âlimi Şa`bi`nin bir ikazı üzerine 22 yaşında iken ilim
    yoluna girdi. Hocası Hammad bin Ebi Süleyman`ın derslerine on sekiz
    yıl devam etti. O ölünce onun kürsüsüne oturdu.

    Okudu, okuttu. Üst el olabilmek için de ticareti bırakmadı.
    Ölünceye kadar Kûfe`deki kumaş dükkânını işletti.
    Kimsenin himmetine muhtaç olmadan hatta başkalarına himmet
    ederek ilim yolunda ilerlemeyi,
    zirvelere tırmanmayı gösterdi.
    Talebelerinin hem hocası hem babası oldu...


    Ticaret yaptı; ama yetmiş yaşında vefat ettiğinde;
    "İmam-ı A`zam"dı.
    Talebelerinden İmam Züfer diyor ki:

    Ebu Hanife`nin yanında yirmi yıldan fazla kaldım.
    İnsanlara ondan daha merhametli ve iyiliksever kimse görmedim.
    Kendisini Allah`a adamıştı.
    Gündüzleri ilim öğrenme ve öğretmeyle,
    insanların meselelerine cevap vermeyle geçerdi...

    Oturduğu yerden kalktıysa bir hasta ziyareti, cenazeye iştirak,
    bir fakire yardım, bir arkadaşını ziyaret için kalkmış olurdu.
    Gece olunca da namaz ve Kur`an okumayla geçerdi vakti.
    Öldüğü zamana kadar onu böyle gördüm.

    Bir "Âlim" tavrı
    Halife Mansûr, Ebu Hanife`ye hürmet eder, ilgi gösterirdi
    Bir defasında yüklü bir hediye gönderip duasını almak istedi
    Ebu Hanife hediyeyi kabul etmeyip geri gönderdi
    Hâlbuki değil hediyesini almak, terliklerine el sürmek için yarışanlar vardı

    Mansûr, hediyesini neden kabul etmediğini sorunca şu cevabı verdi:
    Müminlerin emiri olarak bana verdiğiniz hediye,
    sizin kendi malınızdan olsa onu geri çevirmezdim
    Verdiğiniz Müslümanların malındandı
    Benim o malda hakkım yok ki, nasıl alayım!


    Vakarlı idi
    Vakarlı ve şıktı. İlmin heybetini hiç sarsmadı.
    Yediren, ikram eden o olurdu. Fakirlerin umudu,
    hastaların müşfik eli oldu. Veren el oldu, alan el olmadı.
    Ders okuttuğu talebelerinin ihtiyaçlarını da giderdi
    Onları başkalarının sadakasına muhtaç etmedi

    En büyük üç talebesinden birisi olan Ebu Yusuf diyor ki:
    "Beni ve ailemi tam yirmi yıl o baktı"

    Ufku açık göğsü genişti. Bildiği meseleleri bile istişare ederdi.
    Dün ders halkasına katılıp talebesi olmakla şereflenen bir talebesine
    bile "Sen ne diyorsun?" demekten çekinmezdi
    Sinirlenmezdi. Sonuna kadar dinler
    kısa bir cevapla karşısındakini sustururdu
    İkna kabiliyeti dillere destandı

    "Şu direk altındır derse, itiraz etme
    Ona seni muhakkak ikna eder." sözü onun için denmiştir


    Fıkıh sistematiğini kurdu
    Sahabilere görüştü. Tabiinden olduğu da söylenmiş olmakla beraber,
    üçüncü nesil olan tebeuttabiinin büyüklerinden olduğunda görüş birliği
    vardır. İlmini sahabilerin dizi dibine oturmuş ilk kuşaktan ve onların
    talebelerinden aldı.

    İslamî ilimler alanında çığır açtı
    İlim ve fıkıh sistematiğini kurmak ona nasip oldu
    Kendisinden sonra gelen fakihler onun açtığı çığırdan istifade etti
    Onun zamanı, neyin nasıl olacağının henüz sistemleşmediği bir
    zamandı. O adeta mücevher dolu bir dağın kazılıp işlenmesini öğretti
    Bu yüzden İmam Şafii:
    "İnsanlar fıkıhta Ebu Hanife`nin evlatlarıdır." demiştir

    Siyasetçilere ilgi duymadı, devlet görevi almayı kabul etmedi
    Siyasilerin hatalı tutumlarını açıkça tenkit etti

    Doğru gördüğü eylemlere maddi manevi destek verdi
    Küçük bir şüphe üzerine bile kafaların uçurulduğu bir zamanda,
    zalim olarak gördüğü halifelere karşı açık bir tavır koydu

    Onlara karşı haktan yana gördüklerine destek verdi

    Çağın akımlarına kapılmadı

    İlim ve şöhreti arttıkça tevazuu arttı
    Etrafındakilerin ona hayranlığı ilerledikçe,
    onun Allah korkusu ilerledi. İlmini kendisi için değil,
    dini için kullandı
    Kimin ne dediğine aldırmadı. Çağının akımlarına kapılmadı.
    Dik durdu ve etrafındakilere cesur bir örnek oldu.
    Eğilmedi ve eğmedi
    Takva ehli idi.
    Gündüz ilim meclislerinde gece de seccadede olurdu.
    Bir gün iki kişinin kendisi hakkında "Sabaha kadar ibadet edip
    uyumuyor." denildiğini duydu

    "Vallahi, ben dedikleri gibi olmak zorundayım." diyerek,
    o günden sonra gece uykusunu kendisine tamamen yasakladı


    Halife, kadılık görevini kabul etmesini emretti.
    "Ben o iş için uygun değilim." diye cevap verdi


    Halife: "Yalan söyleyip kurtulmak istiyorsun
    Sen bu görev için uygunsun"
    diye itiraz edince,



    cevabı şu olmuştu:

    "Evet sen de yalancı olduğumu söyledin.
    Yalancı birinin böyle bir görevde olması doğru değildir."


    Allah rahmet eylesin. Çağının en büyük imamına!
    Açtığı çığırda müminlerin çağlardır yürüdüğü ve hayırla andığı imama!
    Fıkıh imamlarının a`zamına!

    Hapsedildi, işkence gördü
    Ders halkasına katılan talebelerine doğrunun yanında yer almalarını emretti.
    Zamanın siyasi iktidarı onun halk katındaki saygınlığından
    yararlanmak için en üst seviyede bir görevi kabul etmesini ısrarla
    teklif ettiler. Kabul etmediği gibi onları küçük düşüren cevaplar bile
    verdi. Bunun üzerine hapsedilmiş ve dövülmüştür

    Ölüm nedeni de hapishanede gördüğü işkenceler olmuştur.
    Hapsedildi, işkence gördü, ölümü göze aldı;
    ama hak bildiğinden taviz vermedi
    İlmini geçim kaynağı olarak görmedi
    Değnek bulup arkasına gizlenmedi
    Asrının dehası olduğu halde,
    köle gardiyanların kırbaçları aylarca vücudunda indi kalktı.
    O ise, zulme ve zalime destek olmaya yanaşmadı

    Allah rahmet eylesin.





+ Yorum Gönder