Konusunu Oylayın.: Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmektedir. Ş

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmektedir. Ş
  1. 02.Temmuz.2010, 10:48
    1
    Misafir

    Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmektedir. Ş






    Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmektedir. Ş Mumsema Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmektedir. Şeytan Allah’ı gördüğüne göre, rabbimizi görsek bile tüm kötülükler yine olurdu. O zaman görünmemesindeki başka hikmet ne olabilir?


  2. 02.Temmuz.2010, 10:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 02.Temmuz.2010, 11:16
    2
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    --->: Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmekte




    GÖREMEDİKLERİMİZ YOK MUDUR? ALLAH'I (cc) NEDEN GÖRMÜYORUZ?

    İnsanın öncelikle kendini, dolayısıyla kainatı tanıması ve olduğu gibi kabul etmesi meseleye ilk ışığı tutacaktır. İnsanın her vasfının, her organının mahdut (sınırlı*) olduğuna kimsenin itirazı olacağını zannetmiyorum. Eğer her çeşit hayvanla yarışmaya girilecek olsa, şüphesiz insan idrak, düşünme kabiliyeti dışında bütün alanlarda mağlubiyet tadacaktır. Çıta koşu yarışında en iyi koşucuyu geçecek, kedi daha yükseğe çok rahat zıplayacak, köpek depremi bile hissedecek, şahin ise insana görünmediği halde uzaktan onu görecektir. Akıl ise onu ayıran tek özellik olacaktır. O da her ne kadar sınırlı da olsa (IQ bir rakamla belirlenir, sayılar ise sonsuzdur) kainatta bir hikmet elini fark etmek için kafidir. Yani yalnız gördüğüne inandığını hiç kimse düşünmeden ve tersini savunanları dinlemeden iddia edemez, çünkü onda akıl ve kalp vardır. Aklı ise onu görmediklerine de inanmaya zorlar. "İnsan görmediğine inanır. O görmediğine inanan tek varlıktır şu dünyada. Bu bir meziyettir." (1) Şimdi tefekkür havuzunda inceleyelim konuyu...

    "Ben, sadece gördüğüme inanırım" diyen birisi sadece Allah'ı(cc) değil birçok şeyi de beraberinde -belki de fark etmeden- inkar eder. İlk vereceğim örnekler biraz ütopik bulunabilir; ama bu mantığın bizi nerelere götürebileceğini göstermesi bakımından çarpıcı olur kanaatindeyim. Ben doğuş anımı görmedim, öyleyse ben doğmadım, aniden var oluverdim; tarih birkaç yıl önce başladı, bize tarih diye anlatılanlar, bütün yazılanlar hayal ürünü; Amerika diye bir yer yok, şu anda göremiyorum; duvarın arkasında kardeşimin odası vardı; ama olmamalı, göremiyorum zira; geçen gün bu yoldan giderken şimdi gördüğüm bina orda yoktu, yapılırken görmedim, öyleyse bina kendiliğinden olmuş olmalı. Bu mantıkla elimin yazdıkları aklım ve vicdanım tarafından kabul görmüyor, dolayısıyla iddia da kendi kaşifi tarafından reddediliyor. Şimdi biraz daha yumuşak örneklere geçelim. Burnumuza zaman zaman ilk etapta kaynağını bilmediğimiz bir koku gelir; ama nafile, biz o kokuyu göremeyiz. Sonra biraz araştırdığımızda anlarız ki, koku çiçekten geliyormuş. İşte, kainatta Allah'ı(cc) göremeyiz. Fakat Allah'ın (cc) tecellilerini bütün güzellikleriyle müşahede edebiliriz, bu da Allah'a (cc) delalet eder. İnsan karanlıkta dikkatli yürümezse bir engele çarpabilir; ama daha iyi gören bir hayvan dikkat etmeden dahi aynı engeli rahatça görmez mi?. Bir âmânın göremediklerini de başka kimseler görebilir, insan ise bu dünyada bir nevi âmâdır.Demek ki sınırlı olan gözle sınırsız olan Allah'ı (cc) göreceğini zannetmek yanılgı olacaktır.
    "Gözümüz 1 mm'in beşte birine kadar küçüklükteki cisimleri ancak görebilir. Daha küçük olanları ise mikroskoplarla görürüz.
    Işığın da ancak yedi rengini görebiliriz. Titreşimi 0,4'le 0,7 arasında olan ışınları görmekte güçlük çekmeyiz. Bu dalgaboyundaki ışınları gözümüzün retina tabakası sinirler vasıtasıyla tanıyabilirken, bunun dışındaki yüzlerce, binlerce ışığı göremeyiz. X, gama, morötesi, kızılötesi, radar, kozmik, röntgen, radyoaktif ışınları bunlar arasında sayabiliriz...
    Göremediğimiz daha nice varlıklar var. Çekme ve itme güçleri koca koca sistemleri ayakta tutarlar, ama görülmezler. Eğer bu güçler olmasaydı kainat alt üst olurdu...
    Şimdiye kadar maddenin en küçük parçası olan atomu görebilen olmamış. Mikroskopla da göremiyoruz. Ama kimse varlığı konusunda tereddüt etmiyor.
    Siyah delikleri de (black hole) görebilmiş değiliz. Ama varlıkları inkar edilemeyecek kadar kesin"(2) İnsan bu tür göremediği varlıkları çeşitli verilerden, iddialardan, hipotezlerden yola çıkarak tespit ediyor. Öyleyse Allah'ı(cc) da bu kadar çok öznel ve nesnel kanıt varken kabul etmek zor olmamalı. Sonuç olarak "mikro alemde olduğu gibi, makro alemde de tam bir ihataya sahip değiliz (3); evet, göz gerçi O'nu(cc) göremez; ama neye baksa O'ndan bir eser görür. Nereye dönse, O'nun fillerini müşahede eder. Onun isimlerinin tecellileriyle karşılaşır (4)" Diğer bir cihetle "Peki, Allah'ı görmeli miyiz, Allah(cc) niçin görünmez?" sorularının cevapları da bu meseleye de ışık tutmuş olacaktır.

    Bu soru dört şıkla cevaplandırabilir:

    "1- Yaratılış kapasitemizin Allah'ı görebilecek güçte olmayışı ve nurun, yani ışığın bile Kendisine perde olması.
    2- Şiddet-i zuhurundan gizlenmesi
    3- Zıddı olan yokluğunun düşünülemeyişi
    4- İmtihan dünyasının böyle gerektirmesi" (5)


    1- Evet, bu gözler daha kainatı bile doğrudüzgün ihata edemezken O'nun(cc) Yaratıcısını ihata etmesi düşünülebilir mi? "... elimizde mikroskop veya X ışınları, mikro varlıklar karşısında ihatasızlık içinde olduğumuz gibi, makro âlemde de aynı ihâtasızlık içinde bulunuyoruz. Şimdi bir de, Allah'ı (cc) düşünelim: Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: 'Allah'ın kürsîsine nispeten, bütün kevn ü mekânla' yani ışık hızıyla trilyon defa trilyon derinlikleri bulunan kevn ü mekânlar, çöle atılmış bir halka gibidir. 'Onun arşına nispeten de kürsî, çöle atılmış bir halka gibidir'. Kemmiyet ve keyfiyet ölçüleri içinde, arş ve kürsî ele alınırken ortaya konan nispetlerle bu ne müthiş azamet!.. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, emir ve irâdesini bu arş ve kürsîden tenfiz ve hükmünü oradan icrâ ediyor...
    Şimdi, kâinatlara nispeten mikroskobik bir hüviyette olan sizlerin, bütün kevnü mekânları anlayabilme iddianız, nasıl abes bir iş ise, öyle de bütün mekânlar O'na nispeten mikroskobik bir varlık hâline gelen; Arş-ı A'zam'ı anlama gayretiniz de o derece abes bir iştir. Kaldı kı, Arş-ı Âzam da ancak, Allah'ın emirlerinin tenfîz ve icrâ mahâllidir. Böyle olunca, Allah nasıl ihata edilip kavranacak ki?..
    Onun için Kurân-i Kerim'de 'Onu gözler ihata edemez; Onun ilmi ise bütün gözleri ihâta eder' duyurulmaktadır. (En'am, 103)
    Evet, o basar ve basiretler Ona idrâk ve ihâta edemez. Görmek için ihâta lâzımdır. O, bütün basar ve basiretleri idrâk buyurur, ihâta buyurur da, gözler Onu ihâta edemez. Mevzuun aydınlığa kavuşması için, bu cihetin de böylece bilinmesi şarttır. "(6) Ezcümle, "Hz. Musa gibi büyük bir peygamber bile Cenab-ı Hak dağa tecelli ettiği, o da uzaktan baktığı halde Onu görmeye dayanamamış, şiddetinden düşüp bayılmıştır" (7)

    2- Şiddet-i zuhurundan gizlenmesi nasıl olur açıklamaya çalışalım. Söz gelimi güneş her yeri kaplasaydı ve gece hiç olmasaydı bizim ne güneş ne de gece diye bir şeyden haberimiz bile olacaktı. Çünkü farklı bir ortam düşünme imkanımız var olmayacaktı. Mesela "her an havayı teneffüs ettiğimiz ve her nimetten çok ona muhtaç olduğumuz, ondan birkaç dakika olsun ayrılığımız söz konusu olmadığı halde, nerdeyse havanın varlığını, değerini unutur hale geliriz. O da adeta şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir." (8) Örnekler çoğaltılabilir. Netice itibariyle "Allah da (cc) her an, her saniye kainatta hayat, ilim, kudret, irade, görme, işitme, yaratma gibi sıfatlarıyla varlığını hissettirmektedir."(9) Lakin biz bunlar olmadan bir durum tasavvur edemediğimizden Allah'ın (cc) şiddet-i zuhurundan gizlendiğini söylemek durumundayız.
    "Bir diğer yönüyle; Nur, Allah'ın (cc) hicâb'ıdır (perde) . Biz, nuru bile ihâta edemiyoruz. Efendimize (sav) Miraç'tan dönüşte, sahâbî sordu: "Rabbini gördün mü?" Bir defa şöyle buyurdular: (Ebû Zerr naklediyor) “O bir Nûr; nasıl görürüm Onu”. Başka bir yerde buyururlar ki: "Ben bir nûr gördüm." Halbuki nur, mahlûktur. Allah, Münevviru'n Nûr'dur . Nûr'a şekil veren, biçim veren, tasvîrini yapan Allah'tır (cc). Nûr, Allah değildir; Onun mahlûkudur. Başka bir hadiste tavzih buyururlar: "Allah in hicâbi nûrdur. " Yânî sizinle Onun arasında bir nûr vardır. Siz, nûr ile muhâtsınız. Burada da ayrı bir derinlik var! Yine muhât diyoruz; ama sıfatları ile, başkası ile değil. Sıfatları ne gayri, ne de aynı...
    Ulûhiyete dâir meselelere girince, mevzû derinleşiyor, ağırlaşıyor ve altından kalkılamaz bir hâl alıyor.
    Netice olarak diyebiliriz ki: Allah (cc) görülmez. Hicâbi, nurdur Onun. Siz, görseniz-görseniz ancak nur görürsünüz" (10)


    3- Çevremize bir baktığımızda ve düşündüğümüzde idrak edebildiklerimizin hepsini bir zıddının, niddinin (eş, misal, aynı) ya da mertebelerinin olmasıyla bildiğimizi fark ederiz. Işık, karanlık var olduğu için ya da karanlıkta(karanlıkla beraber) bilinir. Üç metre, beş metre olduğu için bilinir. Kalem odundan yapıldığı için bilinir, anlaşılır.


  4. 02.Temmuz.2010, 11:16
    2
    Özel Üye



    GÖREMEDİKLERİMİZ YOK MUDUR? ALLAH'I (cc) NEDEN GÖRMÜYORUZ?

    İnsanın öncelikle kendini, dolayısıyla kainatı tanıması ve olduğu gibi kabul etmesi meseleye ilk ışığı tutacaktır. İnsanın her vasfının, her organının mahdut (sınırlı*) olduğuna kimsenin itirazı olacağını zannetmiyorum. Eğer her çeşit hayvanla yarışmaya girilecek olsa, şüphesiz insan idrak, düşünme kabiliyeti dışında bütün alanlarda mağlubiyet tadacaktır. Çıta koşu yarışında en iyi koşucuyu geçecek, kedi daha yükseğe çok rahat zıplayacak, köpek depremi bile hissedecek, şahin ise insana görünmediği halde uzaktan onu görecektir. Akıl ise onu ayıran tek özellik olacaktır. O da her ne kadar sınırlı da olsa (IQ bir rakamla belirlenir, sayılar ise sonsuzdur) kainatta bir hikmet elini fark etmek için kafidir. Yani yalnız gördüğüne inandığını hiç kimse düşünmeden ve tersini savunanları dinlemeden iddia edemez, çünkü onda akıl ve kalp vardır. Aklı ise onu görmediklerine de inanmaya zorlar. "İnsan görmediğine inanır. O görmediğine inanan tek varlıktır şu dünyada. Bu bir meziyettir." (1) Şimdi tefekkür havuzunda inceleyelim konuyu...

    "Ben, sadece gördüğüme inanırım" diyen birisi sadece Allah'ı(cc) değil birçok şeyi de beraberinde -belki de fark etmeden- inkar eder. İlk vereceğim örnekler biraz ütopik bulunabilir; ama bu mantığın bizi nerelere götürebileceğini göstermesi bakımından çarpıcı olur kanaatindeyim. Ben doğuş anımı görmedim, öyleyse ben doğmadım, aniden var oluverdim; tarih birkaç yıl önce başladı, bize tarih diye anlatılanlar, bütün yazılanlar hayal ürünü; Amerika diye bir yer yok, şu anda göremiyorum; duvarın arkasında kardeşimin odası vardı; ama olmamalı, göremiyorum zira; geçen gün bu yoldan giderken şimdi gördüğüm bina orda yoktu, yapılırken görmedim, öyleyse bina kendiliğinden olmuş olmalı. Bu mantıkla elimin yazdıkları aklım ve vicdanım tarafından kabul görmüyor, dolayısıyla iddia da kendi kaşifi tarafından reddediliyor. Şimdi biraz daha yumuşak örneklere geçelim. Burnumuza zaman zaman ilk etapta kaynağını bilmediğimiz bir koku gelir; ama nafile, biz o kokuyu göremeyiz. Sonra biraz araştırdığımızda anlarız ki, koku çiçekten geliyormuş. İşte, kainatta Allah'ı(cc) göremeyiz. Fakat Allah'ın (cc) tecellilerini bütün güzellikleriyle müşahede edebiliriz, bu da Allah'a (cc) delalet eder. İnsan karanlıkta dikkatli yürümezse bir engele çarpabilir; ama daha iyi gören bir hayvan dikkat etmeden dahi aynı engeli rahatça görmez mi?. Bir âmânın göremediklerini de başka kimseler görebilir, insan ise bu dünyada bir nevi âmâdır.Demek ki sınırlı olan gözle sınırsız olan Allah'ı (cc) göreceğini zannetmek yanılgı olacaktır.
    "Gözümüz 1 mm'in beşte birine kadar küçüklükteki cisimleri ancak görebilir. Daha küçük olanları ise mikroskoplarla görürüz.
    Işığın da ancak yedi rengini görebiliriz. Titreşimi 0,4'le 0,7 arasında olan ışınları görmekte güçlük çekmeyiz. Bu dalgaboyundaki ışınları gözümüzün retina tabakası sinirler vasıtasıyla tanıyabilirken, bunun dışındaki yüzlerce, binlerce ışığı göremeyiz. X, gama, morötesi, kızılötesi, radar, kozmik, röntgen, radyoaktif ışınları bunlar arasında sayabiliriz...
    Göremediğimiz daha nice varlıklar var. Çekme ve itme güçleri koca koca sistemleri ayakta tutarlar, ama görülmezler. Eğer bu güçler olmasaydı kainat alt üst olurdu...
    Şimdiye kadar maddenin en küçük parçası olan atomu görebilen olmamış. Mikroskopla da göremiyoruz. Ama kimse varlığı konusunda tereddüt etmiyor.
    Siyah delikleri de (black hole) görebilmiş değiliz. Ama varlıkları inkar edilemeyecek kadar kesin"(2) İnsan bu tür göremediği varlıkları çeşitli verilerden, iddialardan, hipotezlerden yola çıkarak tespit ediyor. Öyleyse Allah'ı(cc) da bu kadar çok öznel ve nesnel kanıt varken kabul etmek zor olmamalı. Sonuç olarak "mikro alemde olduğu gibi, makro alemde de tam bir ihataya sahip değiliz (3); evet, göz gerçi O'nu(cc) göremez; ama neye baksa O'ndan bir eser görür. Nereye dönse, O'nun fillerini müşahede eder. Onun isimlerinin tecellileriyle karşılaşır (4)" Diğer bir cihetle "Peki, Allah'ı görmeli miyiz, Allah(cc) niçin görünmez?" sorularının cevapları da bu meseleye de ışık tutmuş olacaktır.

    Bu soru dört şıkla cevaplandırabilir:

    "1- Yaratılış kapasitemizin Allah'ı görebilecek güçte olmayışı ve nurun, yani ışığın bile Kendisine perde olması.
    2- Şiddet-i zuhurundan gizlenmesi
    3- Zıddı olan yokluğunun düşünülemeyişi
    4- İmtihan dünyasının böyle gerektirmesi" (5)


    1- Evet, bu gözler daha kainatı bile doğrudüzgün ihata edemezken O'nun(cc) Yaratıcısını ihata etmesi düşünülebilir mi? "... elimizde mikroskop veya X ışınları, mikro varlıklar karşısında ihatasızlık içinde olduğumuz gibi, makro âlemde de aynı ihâtasızlık içinde bulunuyoruz. Şimdi bir de, Allah'ı (cc) düşünelim: Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: 'Allah'ın kürsîsine nispeten, bütün kevn ü mekânla' yani ışık hızıyla trilyon defa trilyon derinlikleri bulunan kevn ü mekânlar, çöle atılmış bir halka gibidir. 'Onun arşına nispeten de kürsî, çöle atılmış bir halka gibidir'. Kemmiyet ve keyfiyet ölçüleri içinde, arş ve kürsî ele alınırken ortaya konan nispetlerle bu ne müthiş azamet!.. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, emir ve irâdesini bu arş ve kürsîden tenfiz ve hükmünü oradan icrâ ediyor...
    Şimdi, kâinatlara nispeten mikroskobik bir hüviyette olan sizlerin, bütün kevnü mekânları anlayabilme iddianız, nasıl abes bir iş ise, öyle de bütün mekânlar O'na nispeten mikroskobik bir varlık hâline gelen; Arş-ı A'zam'ı anlama gayretiniz de o derece abes bir iştir. Kaldı kı, Arş-ı Âzam da ancak, Allah'ın emirlerinin tenfîz ve icrâ mahâllidir. Böyle olunca, Allah nasıl ihata edilip kavranacak ki?..
    Onun için Kurân-i Kerim'de 'Onu gözler ihata edemez; Onun ilmi ise bütün gözleri ihâta eder' duyurulmaktadır. (En'am, 103)
    Evet, o basar ve basiretler Ona idrâk ve ihâta edemez. Görmek için ihâta lâzımdır. O, bütün basar ve basiretleri idrâk buyurur, ihâta buyurur da, gözler Onu ihâta edemez. Mevzuun aydınlığa kavuşması için, bu cihetin de böylece bilinmesi şarttır. "(6) Ezcümle, "Hz. Musa gibi büyük bir peygamber bile Cenab-ı Hak dağa tecelli ettiği, o da uzaktan baktığı halde Onu görmeye dayanamamış, şiddetinden düşüp bayılmıştır" (7)

    2- Şiddet-i zuhurundan gizlenmesi nasıl olur açıklamaya çalışalım. Söz gelimi güneş her yeri kaplasaydı ve gece hiç olmasaydı bizim ne güneş ne de gece diye bir şeyden haberimiz bile olacaktı. Çünkü farklı bir ortam düşünme imkanımız var olmayacaktı. Mesela "her an havayı teneffüs ettiğimiz ve her nimetten çok ona muhtaç olduğumuz, ondan birkaç dakika olsun ayrılığımız söz konusu olmadığı halde, nerdeyse havanın varlığını, değerini unutur hale geliriz. O da adeta şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir." (8) Örnekler çoğaltılabilir. Netice itibariyle "Allah da (cc) her an, her saniye kainatta hayat, ilim, kudret, irade, görme, işitme, yaratma gibi sıfatlarıyla varlığını hissettirmektedir."(9) Lakin biz bunlar olmadan bir durum tasavvur edemediğimizden Allah'ın (cc) şiddet-i zuhurundan gizlendiğini söylemek durumundayız.
    "Bir diğer yönüyle; Nur, Allah'ın (cc) hicâb'ıdır (perde) . Biz, nuru bile ihâta edemiyoruz. Efendimize (sav) Miraç'tan dönüşte, sahâbî sordu: "Rabbini gördün mü?" Bir defa şöyle buyurdular: (Ebû Zerr naklediyor) “O bir Nûr; nasıl görürüm Onu”. Başka bir yerde buyururlar ki: "Ben bir nûr gördüm." Halbuki nur, mahlûktur. Allah, Münevviru'n Nûr'dur . Nûr'a şekil veren, biçim veren, tasvîrini yapan Allah'tır (cc). Nûr, Allah değildir; Onun mahlûkudur. Başka bir hadiste tavzih buyururlar: "Allah in hicâbi nûrdur. " Yânî sizinle Onun arasında bir nûr vardır. Siz, nûr ile muhâtsınız. Burada da ayrı bir derinlik var! Yine muhât diyoruz; ama sıfatları ile, başkası ile değil. Sıfatları ne gayri, ne de aynı...
    Ulûhiyete dâir meselelere girince, mevzû derinleşiyor, ağırlaşıyor ve altından kalkılamaz bir hâl alıyor.
    Netice olarak diyebiliriz ki: Allah (cc) görülmez. Hicâbi, nurdur Onun. Siz, görseniz-görseniz ancak nur görürsünüz" (10)


    3- Çevremize bir baktığımızda ve düşündüğümüzde idrak edebildiklerimizin hepsini bir zıddının, niddinin (eş, misal, aynı) ya da mertebelerinin olmasıyla bildiğimizi fark ederiz. Işık, karanlık var olduğu için ya da karanlıkta(karanlıkla beraber) bilinir. Üç metre, beş metre olduğu için bilinir. Kalem odundan yapıldığı için bilinir, anlaşılır.


  5. 02.Temmuz.2010, 11:16
    3
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    --->: Eğer Allah görünseydi herkes iman etmek zorunda kalırdı ve imtihan sırrı kaybolurdu denilmekte

    Ama Allah (cc) tamamen bizim bilebildiklerimizin ve ölçülerimizin dışındadır. Ne zıddı vardır, ne niddi vardır, ne de mertebeleri vardır, yani O'nu (cc) bu hususiyetlerimizle(özelliklerimizle) görmemiz mümkün değildir. "O'nun görme sıfatının her türlü sınırlamadan münezzeh oluşu, O'nu göremeyişimizi de açıklamaya kafidir." (11)
    4- Allah (cc) eğer görünmek ya da varlığını sözgelimi gökte çok açık, herkesin anlayacağı şekilde ilan etmek isteseydi, peygamberler göndermesinin, insanları imtihan etmesinin bir anlamı kalır mıydı? O zaman herkes kayıtsız, şartsız inanırdı, bu imtihan sırrına tamamen aykırı bir durum teşkil ederdi. Ne peygamber göndermeye gerek vardı ne de kitap! Ama Allah(cc) sonsuz ilmi ve hikmetiyle insanları imtihana tabi tutmuştur... Allah'ın (cc) herkese çok net bir şekilde görünmesi "...tıpkı imtihan yapan bir öğretmenin soruları sorduktan sonra cevaplarını da yazdırmasına benzer" (12) Bu konuyu da inşallah başka yazılarda etraflıca incelemek nasip olur.
    Aklı, gözün seviyesinde hapsetmek akla karşı yapılabilecek hakaretlerin en büyüklerinden biri olur. Velhasıl, "Akıl, 'her eserin bir ustası vardır, kainatın da bir sanatkarı olmalı,' hükmünü verirken, nakil 'o sanatkar zat Allah'tır' derken, göz, şaşkınlık içinde, 'nerede, ben göremiyorum,' diye sızlanmakta.
    Hangisine güveneceğiz?
    Benzeri hayvanlarda da bulunan göze mi, yoksa insanı diğer varlıklardan üstün kılan akla mı?
    İşte konunun can alıcı noktası!
    "Görmediğime inanmam" demekle, "ben gözlerimle düşünürüm" demek arasında fark yok.
    Şu halde akıl ne işe yarayacak?" (13)
    Allahü Teala (cc) aklını doğru kullanabilenlerden ve gayb perdesi açılsa imanı ziyadeleşmeyeceklerden olmayı nasip etsin.Amin.


    (*) Parantez içindeki kelimelerin anlamı "Küçük Lugat (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları)" adlı eserden alınmıştır.

    Dipnotlar:
    1- Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.15
    2- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası) Sayfa: 180-182
    3-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.26
    4-İnanca Tuzak Kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçege Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.9 -Yazının akışı içinde değiştirilerek aktarılmıştır-
    5-İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 183
    6-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.26, 27 ya da http://www.m-fgulen.org
    (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524)
    7- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 183
    8- a.ge. s.184
    9- a.g.e. s. 184
    10- Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.27 ya da http://www.m-fgulen.org (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524 ve http://www.m-fgulen.org/eser/article...d=524&pageno=1)
    11- İnanca Tuzak Kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçeğe Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.7
    12- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 186
    13- Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.617

    Genel Olarak İstifade Edilen Kaynaklar:
    1-İlimlerin Diliyle Allah-Saban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 179-187
    2-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.25-30
    3-İnanca Tuzak kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçeğe Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.5-9
    4-http://www.m-fgulen.org/ (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524 ve http://www.m-fgulen.org/eser/article...d=524&pageno=1 )
    5-Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.14-17
    6-Küçük Lugat (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları)


  6. 02.Temmuz.2010, 11:16
    3
    Özel Üye
    Ama Allah (cc) tamamen bizim bilebildiklerimizin ve ölçülerimizin dışındadır. Ne zıddı vardır, ne niddi vardır, ne de mertebeleri vardır, yani O'nu (cc) bu hususiyetlerimizle(özelliklerimizle) görmemiz mümkün değildir. "O'nun görme sıfatının her türlü sınırlamadan münezzeh oluşu, O'nu göremeyişimizi de açıklamaya kafidir." (11)
    4- Allah (cc) eğer görünmek ya da varlığını sözgelimi gökte çok açık, herkesin anlayacağı şekilde ilan etmek isteseydi, peygamberler göndermesinin, insanları imtihan etmesinin bir anlamı kalır mıydı? O zaman herkes kayıtsız, şartsız inanırdı, bu imtihan sırrına tamamen aykırı bir durum teşkil ederdi. Ne peygamber göndermeye gerek vardı ne de kitap! Ama Allah(cc) sonsuz ilmi ve hikmetiyle insanları imtihana tabi tutmuştur... Allah'ın (cc) herkese çok net bir şekilde görünmesi "...tıpkı imtihan yapan bir öğretmenin soruları sorduktan sonra cevaplarını da yazdırmasına benzer" (12) Bu konuyu da inşallah başka yazılarda etraflıca incelemek nasip olur.
    Aklı, gözün seviyesinde hapsetmek akla karşı yapılabilecek hakaretlerin en büyüklerinden biri olur. Velhasıl, "Akıl, 'her eserin bir ustası vardır, kainatın da bir sanatkarı olmalı,' hükmünü verirken, nakil 'o sanatkar zat Allah'tır' derken, göz, şaşkınlık içinde, 'nerede, ben göremiyorum,' diye sızlanmakta.
    Hangisine güveneceğiz?
    Benzeri hayvanlarda da bulunan göze mi, yoksa insanı diğer varlıklardan üstün kılan akla mı?
    İşte konunun can alıcı noktası!
    "Görmediğime inanmam" demekle, "ben gözlerimle düşünürüm" demek arasında fark yok.
    Şu halde akıl ne işe yarayacak?" (13)
    Allahü Teala (cc) aklını doğru kullanabilenlerden ve gayb perdesi açılsa imanı ziyadeleşmeyeceklerden olmayı nasip etsin.Amin.


    (*) Parantez içindeki kelimelerin anlamı "Küçük Lugat (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları)" adlı eserden alınmıştır.

    Dipnotlar:
    1- Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.15
    2- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası) Sayfa: 180-182
    3-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.26
    4-İnanca Tuzak Kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçege Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.9 -Yazının akışı içinde değiştirilerek aktarılmıştır-
    5-İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 183
    6-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.26, 27 ya da http://www.m-fgulen.org
    (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524)
    7- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 183
    8- a.ge. s.184
    9- a.g.e. s. 184
    10- Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.27 ya da http://www.m-fgulen.org (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524 ve http://www.m-fgulen.org/eser/article...d=524&pageno=1)
    11- İnanca Tuzak Kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçeğe Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.7
    12- İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 186
    13- Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.617

    Genel Olarak İstifade Edilen Kaynaklar:
    1-İlimlerin Diliyle Allah-Saban Döğen-Gençlik Yayınları (9.Baskı,Eylül 2000)-Montaj,Baskı ve Cilt:Bayrak Matbaası Sayfa: 179-187
    2-Asrın Getirdiği Tereddütler 1 (M. Fethullah Gülen- T.Ö.V. Yayınları, 13. baskı) s.25-30
    3-İnanca Tuzak kuran Sorular ve Cevapları-3 (Zafer- Araştırma Grubu; Zafer Yayınları . Gerçeğe Doğru Kitapları-25, Mart 1993 -İST) s.5-9
    4-http://www.m-fgulen.org/ (Tam adres: http://www.m-fgulen.org/eser/article.php?id=524 ve http://www.m-fgulen.org/eser/article...d=524&pageno=1 )
    5-Felsefi Kavramlar (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları, 2001) s.14-17
    6-Küçük Lugat (Ömer Sevinçgül- Zafer Yayınları)





+ Yorum Gönder