Konusunu Oylayın.: Hz. Meryemin silsilesi (soyu)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz. Meryemin silsilesi (soyu)
  1. 19.Haziran.2010, 00:46
    1
    Misafir

    Hz. Meryemin silsilesi (soyu)






    Hz. Meryemin silsilesi (soyu) Mumsema selamun aleykum.kursa gidiyoruz dersimiz hz.isayi anlatmak,ve ben annesinin kökeninin kime kadar gittiginide anlatmak istiyorum.yardimci olursaniz sevinirim.


  2. 19.Haziran.2010, 00:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    selamun aleykum.kursa gidiyoruz dersimiz hz.isayi anlatmak,ve ben annesinin kökeninin kime kadar gittiginide anlatmak istiyorum.yardimci olursaniz sevinirim.


    Benzer Konular

    - Hz.Meryemin doğum anında yaptığı dua

    - Hz Meryemin cennette Peygamberimizle evleneceği doğru mudur?

    - Hz Meryemin cennette Peygamberimizle evlenmesi

    - Hz. Meryemin Hz. İsa'yı babasız doğurmasındaki hikmet nedir?

    - Hz isanın ruhunun hz meryemin karnına tanrı tarafından gelmesi?

  3. 10.Kasım.2013, 17:23
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı




    İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri

    Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

    Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış*manlarından idiler.[2]

    Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya’ (İşa’) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân’ın zev*cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

    Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem’in annesi idi.[4]

    Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken*disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

    Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

    “Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis’e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri*me, borç olsun!” dedi.[8]

    Hanne’nin bu adağı, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

    “Hani, (İmran’in) karısı:

    Rabb’im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım. Benden olan bu (adağı) kabul et!

    Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.[9] Adanılan çocuk; Mescid’in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı. Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git*mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11] Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı. Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama*ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12] Hanne; Hz.Meryem’e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?! Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi. İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

    Hanne, Hz.Meryem’e gebe iken, İmran vefat etti.[14] (Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken, “Rabb’im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum. Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar*larım!” dedi.[15]

    Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba*dete -Mahrem olması, za’fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun*maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti. Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid’e götürdü. Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin*de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

    Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

    Hanne, onlara;

    “Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!” deyince, namaz İmamları ve kurbanları*nın Vazifelisi İmran’ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe*kiştiler. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

    “Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır.” dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

    “Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla*cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21] Fakat, biz, onun hakkında kur’a çekelim.[22]

    Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!” dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

    Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di*bine çöktü. Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah*ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24] Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26] Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid’de, onun için, bir oda yaptırdı. Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28] Kabe’nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30] Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu*nu… götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

    “Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!” diye sorar, o da:

    “Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi.[33] Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

    “Bunun üzerine, Rabb’i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti. Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü. (Zekeriyyâ’yı da), ona (bakmağa) memur etti. Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab’a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

    “Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!” dedi.

    Oda:

    “Bu, Allah tarafından! Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!” dedi. [34] (Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir. Meryem’i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin. (Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’le ilgili Hadîs-i şe*riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

    “Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran’ın kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice’dir.”[36]

    “Cennet [37] kadınlarının üstünü:

    Hatice bint-i Huveylid,

    Fâtıma bint-i Muhammed,

    Meryem bint-i İmran,

    Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım’dır



    Kaynak : Peygamberler Tarihi – M.Asım Köksal



  4. 10.Kasım.2013, 17:23
    2
    Moderatör



    İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri

    Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

    Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış*manlarından idiler.[2]

    Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya’ (İşa’) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân’ın zev*cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

    Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem’in annesi idi.[4]

    Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken*disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

    Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

    “Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis’e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri*me, borç olsun!” dedi.[8]

    Hanne’nin bu adağı, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

    “Hani, (İmran’in) karısı:

    Rabb’im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım. Benden olan bu (adağı) kabul et!

    Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.[9] Adanılan çocuk; Mescid’in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı. Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git*mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11] Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı. Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama*ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12] Hanne; Hz.Meryem’e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?! Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi. İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

    Hanne, Hz.Meryem’e gebe iken, İmran vefat etti.[14] (Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken, “Rabb’im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum. Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar*larım!” dedi.[15]

    Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba*dete -Mahrem olması, za’fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun*maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti. Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid’e götürdü. Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin*de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

    Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

    Hanne, onlara;

    “Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!” deyince, namaz İmamları ve kurbanları*nın Vazifelisi İmran’ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe*kiştiler. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

    “Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır.” dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

    “Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla*cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21] Fakat, biz, onun hakkında kur’a çekelim.[22]

    Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!” dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

    Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di*bine çöktü. Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah*ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24] Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26] Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid’de, onun için, bir oda yaptırdı. Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28] Kabe’nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30] Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu*nu… götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

    “Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!” diye sorar, o da:

    “Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi.[33] Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

    “Bunun üzerine, Rabb’i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti. Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü. (Zekeriyyâ’yı da), ona (bakmağa) memur etti. Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab’a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

    “Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!” dedi.

    Oda:

    “Bu, Allah tarafından! Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!” dedi. [34] (Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir. Meryem’i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin. (Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’le ilgili Hadîs-i şe*riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

    “Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran’ın kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice’dir.”[36]

    “Cennet [37] kadınlarının üstünü:

    Hatice bint-i Huveylid,

    Fâtıma bint-i Muhammed,

    Meryem bint-i İmran,

    Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım’dır



    Kaynak : Peygamberler Tarihi – M.Asım Köksal






+ Yorum Gönder