Konusunu Oylayın.: Büyü gerçekten yapılırsa olurmu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Büyü gerçekten yapılırsa olurmu
  1. 15.Haziran.2010, 00:40
    1
    Misafir

    Büyü gerçekten yapılırsa olurmu






    Büyü gerçekten yapılırsa olurmu Mumsema herhangi bir insana veya iki insana birileri tarafından büyü denilen şey yapılırsa o insanlar gerçekten yapılan şeyden etkilenirmi yapan veya yaptıranların her dediğini yapar mı


  2. 15.Haziran.2010, 00:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    herhangi bir insana veya iki insana birileri tarafından büyü denilen şey yapılırsa o insanlar gerçekten yapılan şeyden etkilenirmi yapan veya yaptıranların her dediğini yapar mı


    Benzer Konular

    - Büyü (sihir) yapmanın hükmü nedir, büyü yapan şirke girer mi?

    - Büyücüler gercekten büyü yapabiliyorlar mı ve yaptıkları büyü kişiyi etkiliyor mu?

    - Her kul aşık olur mu?her insanı gerçekten seven biri çıkar mı gerçekten?

    - Sizce bu gerçekten büyü olabilir mi?

    - Gerçekten sihir ve büyü var mı?

  3. 15.Haziran.2010, 22:12
    2
    ^^SiNeM^^
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Kasım.2009
    Üye No: 63326
    Mesaj Sayısı: 812
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27

    --->: büyü gerçekten yapılırsa olurmu




    Büyü ve sihir üzerine



    “Büyü nedir? Etki alanı nedir? Büyünün etki edeceğine inanılır mı? Bir öğrencinin başarısızlığı, bir esnafın iflası, bir karı kocanın ayrılması veya birleşmesi, bir kişinin mutsuzluğu büyüden mi olur? Bunları düzeltmek için gene büyüye mi başvurmalı? Haram olan bir meseleye kudret verilebilir mi? Bu doğru Allah inancına zarar vermez mi?”

    İlkel toplumlardan günümüze kadar gelen bir takım batıl veya batılda kullanılmış itikatlar vardır. Sihir, büyü, efsun, falcılık, cincilik... vs. gibi alışılmış hayatın ötesinde hile, göz bağlama, insanları manyetize etme gibi tabiat kanunlarına aykırı bir takım gizli güç ve tesirler meydana getirmek sûretiyle genelde ticarîleştirilmiş ve hep kötü amaçlı kullanılmış meslekler tarih boyunca var olagelmişlerdir. Hemen belirtelim ki, bu fiillerin hemen çoğunun dayandığı bir ilim ve bir hakikat vardır. Fakat hemen hepsi insanlar tarafından hep şerde ve kötülüklerde kullanılmışlar ve maalesef hiçbirisi aslâ hayırda kullanılmamışlardır. Zaten pozitif değerleri öne çıkaran İslâmiyet, insanların şerre düşkünlüğünü de hesaba katarak sihri, büyüyü, efsun yapmayı ve falcılığı haram kılmış; Peygamber Efendimiz (asm) büyü yapmayı büyük günahlardan saymıştır.1

    Sihrin ve büyünün mazisine gelince; Kur’ân geçmiş milletlerin yaptıkları sihirlerden bahseder. Meselâ Firavun’un sihirbazlarının yaptıkları sihirler karşısında Hazret-i Musa’nın (as) asasının mutlak galibiyetini zikreden Kur’ân, bu galibiyet üzerine sihirbazların secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabb’i olan Musa ve Harun’un Rabb’ine inandık” dediklerini beyan eder.2

    Sihrin, Babil halkına imtihan için gönderilen Hârût ve Mârût adlı iki melek tarafından, küfre girmemek şartıyla bir ilim olarak öğretildiğini de Kur’ân’dan öğreniyoruz. Fakat aynı âyette, sihrin, şeytanlaşan insanlar tarafından, karı ile kocanın arasını açacak şekilde kullanıldığının beyanı da gözümüzden kaçmıyor. Cenâb-ı Hak âyetin devamında; “Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiçbir kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil, zarar vereni öğrenmektedirler” buyurmaktadır.3

    Bediüzzaman, zamanımızdaki gibi kendisine “ölüler” namını veren cinlere, şeytanlara ve kötü ruhlara maskara ve oyuncak olmanın insanlığın “hilâfet” sıfatına yakışmadığını; Kur’ân’ın ise kulak verildiğinde, onları hem insanların emri altına almanın, hem de şerlerinden emîn olmanın yollarını gösterdiğini belirtir.4

    Fakat beşeriyet hemen her faydalı ilmi zararda, kendi hasis menfaatinde ve çok özel sefîl merakında kullandığı gibi; cinlerle haberleşmeyi de, sihir ilmini de, büyücülüğü de maalesef şer işlerde kullanmıştır. Yemeğini pişiren ateşi, kin ve adavette kullanarak nice ocaklar söndüren beşer; sihir gibi, cinlerle haberleşme gibi, ispirtizma gibi ilimleri de aynı savurganlık ve sefaletle hep birbirinin ayağına tuzak kurmak, hile oyunları geliştirmek ve fitne ve fesat çıkarmak işlerinde kullanmıştır.

    Ancak âyette de belirtildiği gibi, Allah Teâlâ dilemeden hiç kimse, hiç kimseye zarar ve ziyan verecek değildir. Her şey Allah’ın izniyle, emriyle ve dilemesiyle vaki olmaktadır. Sihirbazların, büyücülerin ve muskacıların hiçbir oluşumda, hiçbir işte, hiçbir hâdisede Cenâb-ı Hakk’ın dileği dışında ne doğrudan, ne de dolaylı olarak hiçbir katkıları ve etkileri yoktur. Olduğu da görülmemiştir. Her başarısızlığı, her ters giden işi, her karı koca uyuşmazlığını büyüye vermek asla doğru değildir. Büyüyü bu derece abartmak tevhid inancıyla asla bağdaşmaz. Çünkü Allah dilemedikçe kimse kimseye zarar veremez. Konuyu evham haline getirmek çözüm değil, hastalıktır.

    Kötü niyetli ve şerir insanların ve mahlûkların şerlerinden korunmak için; Peygamber Efendimiz’e (sav) yapılan bir sihir teşebbüsü üzerine nazil olmuş bulunan “Kul eûzü bi Rabb’il Felak ve Nâs” sûrelerini okuyarak Cenab-ı Hakk’a sığınmak inşaallah kâfi olur.

    Dipnotlar:
    1- Buhârî, Vesâyâ, 23
    2- A’râf Sûresi, 7/114-122; Tâhâ Sûresi, 20/68-73
    3- Bakara Sûresi, 2/102
    4- Sözler, S. 233, 234


    Hz. Peygamber sihri en büyük günahlardan saymıştır. (Ebu Dâvud, Vesâya 10). Hadis-i şeriflerde büyücülere ve medyumlara başvuran kişilerin, Allah’ın yardımından mahrum kalarak başvurdukları yöntemlerle baş başa bırakılacakları anlatılmaktadır. İslam’a göre her işin meşru fiziki ve maddi sebeplerine sarılmak, her işte sebeplere sımsıkı sarıldıktan sonra duayla bunu sağlama bağlamak ve işleri Allah’a havale etmek gerekmektedir. Dolayısıyla sihir, kehanet, medyumluk ve benzeri uğraşlara itibar edilmez. Müslümanların bunlardan uzak durması ve bunlarla meşgul olanlara ilgi göstermemesi gerekir. Sihirde yalan, aldatma, kandırma, göz boyama, saf zihinleri bozma, Allah’tan başkasına bağlanma ve Allah’tan başkasının gaybı bilebileceğini sanma gibi hepsi de İslam’ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan pek çok olumsuzluk vardır. Bu itibarla sağlam inançlı bir Müslüman, bunlardan uzak durur, inancına gölge düşürebilecek şeylere itibar etmez.





  4. 15.Haziran.2010, 22:12
    2
    Devamlı Üye



    Büyü ve sihir üzerine



    “Büyü nedir? Etki alanı nedir? Büyünün etki edeceğine inanılır mı? Bir öğrencinin başarısızlığı, bir esnafın iflası, bir karı kocanın ayrılması veya birleşmesi, bir kişinin mutsuzluğu büyüden mi olur? Bunları düzeltmek için gene büyüye mi başvurmalı? Haram olan bir meseleye kudret verilebilir mi? Bu doğru Allah inancına zarar vermez mi?”

    İlkel toplumlardan günümüze kadar gelen bir takım batıl veya batılda kullanılmış itikatlar vardır. Sihir, büyü, efsun, falcılık, cincilik... vs. gibi alışılmış hayatın ötesinde hile, göz bağlama, insanları manyetize etme gibi tabiat kanunlarına aykırı bir takım gizli güç ve tesirler meydana getirmek sûretiyle genelde ticarîleştirilmiş ve hep kötü amaçlı kullanılmış meslekler tarih boyunca var olagelmişlerdir. Hemen belirtelim ki, bu fiillerin hemen çoğunun dayandığı bir ilim ve bir hakikat vardır. Fakat hemen hepsi insanlar tarafından hep şerde ve kötülüklerde kullanılmışlar ve maalesef hiçbirisi aslâ hayırda kullanılmamışlardır. Zaten pozitif değerleri öne çıkaran İslâmiyet, insanların şerre düşkünlüğünü de hesaba katarak sihri, büyüyü, efsun yapmayı ve falcılığı haram kılmış; Peygamber Efendimiz (asm) büyü yapmayı büyük günahlardan saymıştır.1

    Sihrin ve büyünün mazisine gelince; Kur’ân geçmiş milletlerin yaptıkları sihirlerden bahseder. Meselâ Firavun’un sihirbazlarının yaptıkları sihirler karşısında Hazret-i Musa’nın (as) asasının mutlak galibiyetini zikreden Kur’ân, bu galibiyet üzerine sihirbazların secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabb’i olan Musa ve Harun’un Rabb’ine inandık” dediklerini beyan eder.2

    Sihrin, Babil halkına imtihan için gönderilen Hârût ve Mârût adlı iki melek tarafından, küfre girmemek şartıyla bir ilim olarak öğretildiğini de Kur’ân’dan öğreniyoruz. Fakat aynı âyette, sihrin, şeytanlaşan insanlar tarafından, karı ile kocanın arasını açacak şekilde kullanıldığının beyanı da gözümüzden kaçmıyor. Cenâb-ı Hak âyetin devamında; “Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiçbir kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil, zarar vereni öğrenmektedirler” buyurmaktadır.3

    Bediüzzaman, zamanımızdaki gibi kendisine “ölüler” namını veren cinlere, şeytanlara ve kötü ruhlara maskara ve oyuncak olmanın insanlığın “hilâfet” sıfatına yakışmadığını; Kur’ân’ın ise kulak verildiğinde, onları hem insanların emri altına almanın, hem de şerlerinden emîn olmanın yollarını gösterdiğini belirtir.4

    Fakat beşeriyet hemen her faydalı ilmi zararda, kendi hasis menfaatinde ve çok özel sefîl merakında kullandığı gibi; cinlerle haberleşmeyi de, sihir ilmini de, büyücülüğü de maalesef şer işlerde kullanmıştır. Yemeğini pişiren ateşi, kin ve adavette kullanarak nice ocaklar söndüren beşer; sihir gibi, cinlerle haberleşme gibi, ispirtizma gibi ilimleri de aynı savurganlık ve sefaletle hep birbirinin ayağına tuzak kurmak, hile oyunları geliştirmek ve fitne ve fesat çıkarmak işlerinde kullanmıştır.

    Ancak âyette de belirtildiği gibi, Allah Teâlâ dilemeden hiç kimse, hiç kimseye zarar ve ziyan verecek değildir. Her şey Allah’ın izniyle, emriyle ve dilemesiyle vaki olmaktadır. Sihirbazların, büyücülerin ve muskacıların hiçbir oluşumda, hiçbir işte, hiçbir hâdisede Cenâb-ı Hakk’ın dileği dışında ne doğrudan, ne de dolaylı olarak hiçbir katkıları ve etkileri yoktur. Olduğu da görülmemiştir. Her başarısızlığı, her ters giden işi, her karı koca uyuşmazlığını büyüye vermek asla doğru değildir. Büyüyü bu derece abartmak tevhid inancıyla asla bağdaşmaz. Çünkü Allah dilemedikçe kimse kimseye zarar veremez. Konuyu evham haline getirmek çözüm değil, hastalıktır.

    Kötü niyetli ve şerir insanların ve mahlûkların şerlerinden korunmak için; Peygamber Efendimiz’e (sav) yapılan bir sihir teşebbüsü üzerine nazil olmuş bulunan “Kul eûzü bi Rabb’il Felak ve Nâs” sûrelerini okuyarak Cenab-ı Hakk’a sığınmak inşaallah kâfi olur.

    Dipnotlar:
    1- Buhârî, Vesâyâ, 23
    2- A’râf Sûresi, 7/114-122; Tâhâ Sûresi, 20/68-73
    3- Bakara Sûresi, 2/102
    4- Sözler, S. 233, 234


    Hz. Peygamber sihri en büyük günahlardan saymıştır. (Ebu Dâvud, Vesâya 10). Hadis-i şeriflerde büyücülere ve medyumlara başvuran kişilerin, Allah’ın yardımından mahrum kalarak başvurdukları yöntemlerle baş başa bırakılacakları anlatılmaktadır. İslam’a göre her işin meşru fiziki ve maddi sebeplerine sarılmak, her işte sebeplere sımsıkı sarıldıktan sonra duayla bunu sağlama bağlamak ve işleri Allah’a havale etmek gerekmektedir. Dolayısıyla sihir, kehanet, medyumluk ve benzeri uğraşlara itibar edilmez. Müslümanların bunlardan uzak durması ve bunlarla meşgul olanlara ilgi göstermemesi gerekir. Sihirde yalan, aldatma, kandırma, göz boyama, saf zihinleri bozma, Allah’tan başkasına bağlanma ve Allah’tan başkasının gaybı bilebileceğini sanma gibi hepsi de İslam’ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan pek çok olumsuzluk vardır. Bu itibarla sağlam inançlı bir Müslüman, bunlardan uzak durur, inancına gölge düşürebilecek şeylere itibar etmez.








+ Yorum Gönder