Konusunu Oylayın.: İletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe
  1. 07.Haziran.2010, 14:43
    1
    Misafir

    İletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe






    İletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe Mumsema iletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe


  2. 07.Haziran.2010, 14:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Haziran.2010, 15:16
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: iletişim modelleriin günümüze uygulanması ile ilgili hutbe




    İLİ : Eskişehir



    يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصٖيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمٖينَ


    İSLAM’DA İLETİŞİM AHLAKI


    Muhterem Mü’minler!
    Basit bir dille ifade etmek gerekirse iletişim,insanlar arasında duygu, düşünce ve bilgilerin her türlü yolla başkalarına bildirimidir. Dolaylı olarak iletişim, bir haberin veya bir olayın aktarımını da içermektedir. Böyle olunca günümüzde iletişim kavramı, “kitle ileti-şim” araçlarını içine alacak şekilde zengin bir muhteva kazanmış durumdadır. Zaten bugünkü hutbemizde de bireysel iletişimden çok kitlesel iletişimin ahlaki düsturları üzerinde duracağız.
    “Kitle iletişim” araçları denince akla ilk anda gaze-te ve dergilerle, radyo, televizyon ve internet gelmek-tedir. Bunlar aracılığı ile üretilen ve sunulan bilgi akıl almaz boyutlardadır. Dünyada son 30 yılda, daha önce-ki 5000 yılda üretildiğinden daha fazla bilgi ve enfor-masyon üretildiğini göz önüne alırsak bunun boyutları daha da iyi anlaşılacaktır.
    Kıymetli Mü’minler!
    Bu hakikat, bugün ne denli yoğun bir bilgi ve enformasyon bombardımanı altında bulunduğumuzu ortaya koymaktadır. Şurası da bir gerçektir ki, bu kadar yoğun bilgi ve haberin hepsi maalesef gerçeklik taşı-mıyor. Gerek yazılı basında gerekse internet ve tele-vizyonlarda hemen her gün yalan veya doğruluğu tam kesinleşmemiş pek çok bilgi ve haber yer almaktadır. Gerek tiraj ve gerekse reyting kaygıları ile artık bir haberi en hızlı ve en önce verme gayreti, ne yazık ki sunulan bilgi ve haberlerin doğruluğunu tetkik ve araştırma hassasiyetinin önüne geçmiş bulunmaktadır. Hatta bazen kasten yalan ve kasıtlı haber üretildiğine de şahit olabilmekteyiz.
    Bu kasıtlı haberlerin bir kısmı kimi zaman belirli bir etnik veya sosyal grubun zararını hedef almakta, ki-mi zaman da, haksız yere yıpratmak ya da toplum nez-dindeki itibarını zedelemek maksadıyla belirli kişileri hedef alabilmektedir. Hatta bu durum kimi zaman bi-reysel veya ailevi mahremiyetleri gözler önüne ser-mekten çekinmeyecek kadar fütursuzlaşmaktadır. Bu-gün gelinen noktada aynı fikri veya duyguyu paylaş-madığımız “rakiplerimiz” hakkında bu tür haberlerin üretilip yayılması son derece olağanlaşmış ve “mubah” hale getirilmiştir. Halbuki bu konuda İslam’ın “kendin için istemediğin bir şeyi başkasına yapmama” ilkesi ne kadar evrensel ve kucaklayıcıdır.
    Hz. Peygamber (s.a.v) hem Müslümanların şerefi-ne haksız yere dil uzatmayı hem de buna maruz kalan-ların daha ağır bir karşılık vermesini şu hadisi şerifi ile yasaklamıştır: Büyük günahların en büyüğü kişinin haksız yere bir Müslüman şerefine dil uzatmasıdır. Bir sövmeye karşılık iki defa sövmek de büyük günahlardandır.”[1]
    Şu hadis-i Şerif de bir başkasının ayıbını araştır--manın ve ifşa etmenin bedelini hatırlatmaktadır: “Ey diliyle iman edip, kalbine iman girmeyen kimseler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız ve onların ayıplarını araştı­rıp durmayınız. Çünkü her kim onların ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıp-larını ortaya döker; Allah kimin ayıbını ortaya döker-se o kimseyi (insanların gözleri önünde) rezil eder.”[2]
    Aziz Kardeşlerim!
    Bu husustaki ahlaki sorumluluk sanılanın aksine sadece bu bilgi ve haberleri üretenlerde değildir. Bila-kis bu bilgi ve haberleri hiçbir filtreye tabi tutmadan, mutlak doğru imiş gibi sağda solda yayanların sorum-luluğu da diğerinden daha az değildir. Pek çoğumuzun bildiğini tahmin ettiğim şu ayeti yeniden hatırlatmak istiyorum: Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptı-ğınızdan pişman olursunuz.”[3] Yine bu çerçevede Nisa Suresi’nin 83. ayeti de son derece dikkat çekicidir: “Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu Pey-gambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlar-lardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olma-saydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.” Bu ayet-i kerime doğruluğundan emin olmadığımız haberlerin il-gililerine veya uzmanlarına doğrulatılmasını emret-mektedir ki, Merhum Elmalılı Hamdi Yazır ayetin günümüzdeki en önemli muhatabının gazeteciler olduğunu ifade etmektedir.[4]
    Muhterem Cemaat!
    Dinimiz “yalan”ı, büyük günahlar arasında say-mıştır.[5] Hatta bazı hadislerde Müslümanın en önemli özelliğinin yalan söylememek olduğu vurgulanmıştır[6] Bu konuda şu hadisi özellikle hatırlatmak yerinde olacaktır: “Her duyduğunu söylemesi (nakletmesi) kişiye yalan olarak yeter” [7] Asla hatırımızdan çıkarma-mamız gereken bir başka husus da, bir yalan veya ifti-ranın bir kişiye nakledilmesi ile bin kişiye nakledil-mesinin vebalinin asla eşit olmayacağıdır.
    Hutbeme şu hadis-i Şerif Meali ile son vermek istiyorum:
    “Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söy-lenen söz­lerin çoğu yalandır. Birbirinizin kusurlarını görmeye ve işitmeye çalışmayınız, özel ve mahrem hayâtınızı araştırmayı­nız. Birbirinize hased etmeyiniz, birbirinize arkanızı çevirip küsme­yiniz, birbirinize buğz ve düşmanlık da etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, birbirinizle kardeş (mesabesinde) olunuz!” [8]

    Hazırlayan: Dr. Hasan Hayri ÇIRAK/İl Müftülüğü Pers. Ve İd. Mali İşl. Şb. Md.


    [1]Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4877

    [2] Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4880

    [3] Hucurat: 6

    [4] Yazır, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili ayetin tefsiri

    [5] Buhâri, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti'zân 35, İstitâbe 1; Müslim, İmân 143, (87); Tirmizi, Şehâdât 3, (2302).

    [6] Muvatta, Kelam 19; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/546.

    [7] Ebu Davud, Edeb, 80, H.No:4992

    [8] Buhari, Edeb, 57

    ayrıca bak...

    http://www.mumsema.com/cuma-hutbeler...e-gunumuz.html

    http://www.mumsema.com/cuma-hutbeleri/


  4. 08.Haziran.2010, 15:16
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    İLİ : Eskişehir



    يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا اَنْ تُصٖيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمٖينَ


    İSLAM’DA İLETİŞİM AHLAKI


    Muhterem Mü’minler!
    Basit bir dille ifade etmek gerekirse iletişim,insanlar arasında duygu, düşünce ve bilgilerin her türlü yolla başkalarına bildirimidir. Dolaylı olarak iletişim, bir haberin veya bir olayın aktarımını da içermektedir. Böyle olunca günümüzde iletişim kavramı, “kitle ileti-şim” araçlarını içine alacak şekilde zengin bir muhteva kazanmış durumdadır. Zaten bugünkü hutbemizde de bireysel iletişimden çok kitlesel iletişimin ahlaki düsturları üzerinde duracağız.
    “Kitle iletişim” araçları denince akla ilk anda gaze-te ve dergilerle, radyo, televizyon ve internet gelmek-tedir. Bunlar aracılığı ile üretilen ve sunulan bilgi akıl almaz boyutlardadır. Dünyada son 30 yılda, daha önce-ki 5000 yılda üretildiğinden daha fazla bilgi ve enfor-masyon üretildiğini göz önüne alırsak bunun boyutları daha da iyi anlaşılacaktır.
    Kıymetli Mü’minler!
    Bu hakikat, bugün ne denli yoğun bir bilgi ve enformasyon bombardımanı altında bulunduğumuzu ortaya koymaktadır. Şurası da bir gerçektir ki, bu kadar yoğun bilgi ve haberin hepsi maalesef gerçeklik taşı-mıyor. Gerek yazılı basında gerekse internet ve tele-vizyonlarda hemen her gün yalan veya doğruluğu tam kesinleşmemiş pek çok bilgi ve haber yer almaktadır. Gerek tiraj ve gerekse reyting kaygıları ile artık bir haberi en hızlı ve en önce verme gayreti, ne yazık ki sunulan bilgi ve haberlerin doğruluğunu tetkik ve araştırma hassasiyetinin önüne geçmiş bulunmaktadır. Hatta bazen kasten yalan ve kasıtlı haber üretildiğine de şahit olabilmekteyiz.
    Bu kasıtlı haberlerin bir kısmı kimi zaman belirli bir etnik veya sosyal grubun zararını hedef almakta, ki-mi zaman da, haksız yere yıpratmak ya da toplum nez-dindeki itibarını zedelemek maksadıyla belirli kişileri hedef alabilmektedir. Hatta bu durum kimi zaman bi-reysel veya ailevi mahremiyetleri gözler önüne ser-mekten çekinmeyecek kadar fütursuzlaşmaktadır. Bu-gün gelinen noktada aynı fikri veya duyguyu paylaş-madığımız “rakiplerimiz” hakkında bu tür haberlerin üretilip yayılması son derece olağanlaşmış ve “mubah” hale getirilmiştir. Halbuki bu konuda İslam’ın “kendin için istemediğin bir şeyi başkasına yapmama” ilkesi ne kadar evrensel ve kucaklayıcıdır.
    Hz. Peygamber (s.a.v) hem Müslümanların şerefi-ne haksız yere dil uzatmayı hem de buna maruz kalan-ların daha ağır bir karşılık vermesini şu hadisi şerifi ile yasaklamıştır: Büyük günahların en büyüğü kişinin haksız yere bir Müslüman şerefine dil uzatmasıdır. Bir sövmeye karşılık iki defa sövmek de büyük günahlardandır.”[1]
    Şu hadis-i Şerif de bir başkasının ayıbını araştır--manın ve ifşa etmenin bedelini hatırlatmaktadır: “Ey diliyle iman edip, kalbine iman girmeyen kimseler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız ve onların ayıplarını araştı­rıp durmayınız. Çünkü her kim onların ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıp-larını ortaya döker; Allah kimin ayıbını ortaya döker-se o kimseyi (insanların gözleri önünde) rezil eder.”[2]
    Aziz Kardeşlerim!
    Bu husustaki ahlaki sorumluluk sanılanın aksine sadece bu bilgi ve haberleri üretenlerde değildir. Bila-kis bu bilgi ve haberleri hiçbir filtreye tabi tutmadan, mutlak doğru imiş gibi sağda solda yayanların sorum-luluğu da diğerinden daha az değildir. Pek çoğumuzun bildiğini tahmin ettiğim şu ayeti yeniden hatırlatmak istiyorum: Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptı-ğınızdan pişman olursunuz.”[3] Yine bu çerçevede Nisa Suresi’nin 83. ayeti de son derece dikkat çekicidir: “Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu Pey-gambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlar-lardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olma-saydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.” Bu ayet-i kerime doğruluğundan emin olmadığımız haberlerin il-gililerine veya uzmanlarına doğrulatılmasını emret-mektedir ki, Merhum Elmalılı Hamdi Yazır ayetin günümüzdeki en önemli muhatabının gazeteciler olduğunu ifade etmektedir.[4]
    Muhterem Cemaat!
    Dinimiz “yalan”ı, büyük günahlar arasında say-mıştır.[5] Hatta bazı hadislerde Müslümanın en önemli özelliğinin yalan söylememek olduğu vurgulanmıştır[6] Bu konuda şu hadisi özellikle hatırlatmak yerinde olacaktır: “Her duyduğunu söylemesi (nakletmesi) kişiye yalan olarak yeter” [7] Asla hatırımızdan çıkarma-mamız gereken bir başka husus da, bir yalan veya ifti-ranın bir kişiye nakledilmesi ile bin kişiye nakledil-mesinin vebalinin asla eşit olmayacağıdır.
    Hutbeme şu hadis-i Şerif Meali ile son vermek istiyorum:
    “Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söy-lenen söz­lerin çoğu yalandır. Birbirinizin kusurlarını görmeye ve işitmeye çalışmayınız, özel ve mahrem hayâtınızı araştırmayı­nız. Birbirinize hased etmeyiniz, birbirinize arkanızı çevirip küsme­yiniz, birbirinize buğz ve düşmanlık da etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, birbirinizle kardeş (mesabesinde) olunuz!” [8]

    Hazırlayan: Dr. Hasan Hayri ÇIRAK/İl Müftülüğü Pers. Ve İd. Mali İşl. Şb. Md.


    [1]Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4877

    [2] Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4880

    [3] Hucurat: 6

    [4] Yazır, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili ayetin tefsiri

    [5] Buhâri, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti'zân 35, İstitâbe 1; Müslim, İmân 143, (87); Tirmizi, Şehâdât 3, (2302).

    [6] Muvatta, Kelam 19; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/546.

    [7] Ebu Davud, Edeb, 80, H.No:4992

    [8] Buhari, Edeb, 57

    ayrıca bak...

    http://www.mumsema.com/cuma-hutbeler...e-gunumuz.html

    http://www.mumsema.com/cuma-hutbeleri/





+ Yorum Gönder