Konusunu Oylayın.: Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?
  1. 01.Haziran.2010, 22:28
    1
    Misafir

    Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?






    Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur? Mumsema Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?


  2. 01.Haziran.2010, 22:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?


    Benzer Konular

    - Bana öyle bir şey söyleyin ki azap çekmeden cennete gireyim.

    - Cennete girmenin yolları

    - Cennete girmenin şartı nedir

    - Cennete girmek

    - Cennete girmenin en kolay yolu..

  3. 01.Haziran.2010, 23:20
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?




    Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?

    İnsanoğlunun dünyaya gelmesi imtihan olmak içindir. İmtihan “MİHNET” kökünden gelir ki, manası sıkıntı, acı, ıstırap demektir. Bu sebeple, imtihanda sıkıntının, acının olması imtihanın en önemli bir malzemesidir.

    İnsanların âdil bir ortamda imtihan olması için kendisinde iki zıt unsur yaratılmıştır. Bunlardan biri nimetlere karşı minnettarlığını fark etmesi, nimetten nimet vereni hatırlaması ve ona teşekkür etmesini bilen vicdan ve vicdandaki ulvî hislerdir. İnsanın bu yönüyle imtihan olması için nimetlerle yüz yüze gelmesi gerekir.

    İkinci unsur,
    sıkıntılar karşısında feveran edip isyan eden süflî duyguların merkezi olan nefistir. İnsanın bu yönüyle imtihan olması için sıkıntılarla karşılaşması zorunludur.

    Demek ki, iyilikler, güzellikler, nimetler –cevapları şükür olan- birer imtihan sorusu olduğu gibi, sıkıntılar, acılar, musibetler de –cevapları sabır olan- birer imtihan sorusudur. Nimetlerin sorusuna doğru cevap vermek için –ilimle, akılla, gönülden- Allah’a iman etmek gerekir. Sıkıntıların oluşturduğu sorulara doğru cevap vermek ise -bütün benliğiyle- ahirete iman etmek gerekir.

    Aşağıda meali verilen ayetlerde imtihanın gerekliliğine vurgu yapılmıştır:

    “(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?!. Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.”
    (Bakara, 2/214).

    “İnsanlar yalnız “iman ettik” demekle, hiç imtihân edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.”
    (Ankebut, 29/2-3).


    Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, niçin kullarını cennet için sınava tabi tutuyor da direkt cennete koymuyor? O zaman dünyadaki zulüm ve haksızlıklar da olmazdı.

    Canlı varlıklar arasında sadece akıl sahibi olan meleklerin yanında, sadecenefis sahipleri olan hayvanlar vardır. İmtihan zıtların varlığını istediği için bu iki grup varlık imtihana tabi değildir. Eğer imtihana tabi tutulmayan varlıklar söz konusu ise bu iki varlık zaten vardı. Ancak Allah, hem meleklerin aklını, hem de hayvanların nefsini (öfke, iştiha ve kuvvetini) barındıran insanların da varlığını murat etmiştir.

    İşte, insanlarda akıl, öfke ve iştiha kuvvetleri olduğundandır ki, imtihana tabi tutulmuştur. Ta ki, meleklerden üstün olacak kimselerle hayvanlardan aşağı düşecek kimselerin durumu görülüp tespit edilsin.

    Bu sebepledir ki, insanlık camiasında, bir yandan melek gibi insanlar, diğer taraftan el-hannas gibi insanlar vardır. Böyle zıtlarla örülü bir ortam olmasaydı, ne Hz. Ebubekir (ra) gibi -insanlık camiasını şereflendiren- bir sadakat ve dürüstlük timsali, ne de Müseyleme-i Kezzap gibi -insanlığın yüz karası- bir yalan makinesi ortaya çıkabilirdi.

    Ayrıca bilinmesi gereken bir husus da şudur ki, cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir. Gerçekten, Allah’ın bütün işlerinin adalet ve merhamet dolu olduğuna tam iman etmeden, O’na güvenmeden, O’na teslim olmadan cennete girmek zordur. Cehennemin lüzumsuz olmadığını gösteren unsurlar ise binlercedir. Her gün insanlık camiasında yapılan zulümler, işlenen cinayetler, inkâr ve isyanlar “Zalimler için yaşasın cehennem!” diye bağırıyorlar.

    Keza, Allah’ın cemalî sıfatları yanında celalî sıfatları da vardır. Cemal sıfatları kendine boyun eğen, itaatkâr, saygılı kimselerin mükâfatını istediği gibi, celal sıfatları da zalim isyankâr eşkıyaların cezasını ister. Örneğin, Allah’ın Âdil ismi, adaleti istediği gibi, Hak ismi de hakkı-hukuku muhafaza etmek ister. Bu iki çeşit sıfatın farklı tecelli etmeleri farklı kulvarda yer alan insanların imtihanını iktiza eder. Demek ki, cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister

    İmtihanın en büyük maksadı, bilenlerle bilmeyenleri, çalışkanlarla tembel olanları, aklını kullananlarla kullanmayanları birbirinden ayırt etmektir. Buna göre, eğer gök yüzünde yıldızlarla “la ilahe illallah” yazılarak, aklın iradesini elinden alacak şekilde insanları Allah’a iman etmeye zorlayan açıklıkta bir imtihan olsaydı, Hz. Ali (ra) gibi ilmin zirvesinde olan bir kimse ile cehaletin sembolü haline gelmiş Ebu Cehil aynı seviyede kalmış olacaklardı. Hz. Ebubekir (ra) gibi dürüstlük ve samimiyetin simgesi olan bir kimse ile, yalancılıkla ün yapmış Müseyleme-i Kezzap gibi bir yalancı aynı noktayı paylaşmış olacaklardı. Bu ise, imtihan sırrına aykırıdır.

    Demek ki, İlahî imtihanda eşitlik ve adalet anlayışı bakımından bazı noktaların biz insanlara açık olmaması da bir imtihan sırrıdır. Çünkü, insanoğlu her zaman, her an bir çeşit imtihana tabi tutulmaktadır.

    Unutmamak gerekir ki, imtihanın en önemli özelliği, herkes tarafından hemen anlaşılmayan bir kısım sorular ihtiva ediyor olmasıdır. Size müşkül gelen hususlar da sizin için kapalı bir soru olabilir ve teslimiyetiniz test edilmiş olabilir. İmtihanların bazı noktalarının kapalı olması imtihanın bir gereğidir. Yani akla kapı açılır, fakat aklın iradesi elinden alınmaz. Bir imtihanın bütün soruları basit ve herkes tarafından hemen anında anlaşılabilir bir şekilde ise, bu imtihan yapmacık ve ciddiyetten yoksun demektir.

    Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
    - Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
    Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
    - Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer on vermeyip imtihan ediyorsunuz?..




    Sorularla İslamiyet



  4. 01.Haziran.2010, 23:20
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur?

    İnsanoğlunun dünyaya gelmesi imtihan olmak içindir. İmtihan “MİHNET” kökünden gelir ki, manası sıkıntı, acı, ıstırap demektir. Bu sebeple, imtihanda sıkıntının, acının olması imtihanın en önemli bir malzemesidir.

    İnsanların âdil bir ortamda imtihan olması için kendisinde iki zıt unsur yaratılmıştır. Bunlardan biri nimetlere karşı minnettarlığını fark etmesi, nimetten nimet vereni hatırlaması ve ona teşekkür etmesini bilen vicdan ve vicdandaki ulvî hislerdir. İnsanın bu yönüyle imtihan olması için nimetlerle yüz yüze gelmesi gerekir.

    İkinci unsur,
    sıkıntılar karşısında feveran edip isyan eden süflî duyguların merkezi olan nefistir. İnsanın bu yönüyle imtihan olması için sıkıntılarla karşılaşması zorunludur.

    Demek ki, iyilikler, güzellikler, nimetler –cevapları şükür olan- birer imtihan sorusu olduğu gibi, sıkıntılar, acılar, musibetler de –cevapları sabır olan- birer imtihan sorusudur. Nimetlerin sorusuna doğru cevap vermek için –ilimle, akılla, gönülden- Allah’a iman etmek gerekir. Sıkıntıların oluşturduğu sorulara doğru cevap vermek ise -bütün benliğiyle- ahirete iman etmek gerekir.

    Aşağıda meali verilen ayetlerde imtihanın gerekliliğine vurgu yapılmıştır:

    “(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?!. Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.”
    (Bakara, 2/214).

    “İnsanlar yalnız “iman ettik” demekle, hiç imtihân edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.”
    (Ankebut, 29/2-3).


    Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, niçin kullarını cennet için sınava tabi tutuyor da direkt cennete koymuyor? O zaman dünyadaki zulüm ve haksızlıklar da olmazdı.

    Canlı varlıklar arasında sadece akıl sahibi olan meleklerin yanında, sadecenefis sahipleri olan hayvanlar vardır. İmtihan zıtların varlığını istediği için bu iki grup varlık imtihana tabi değildir. Eğer imtihana tabi tutulmayan varlıklar söz konusu ise bu iki varlık zaten vardı. Ancak Allah, hem meleklerin aklını, hem de hayvanların nefsini (öfke, iştiha ve kuvvetini) barındıran insanların da varlığını murat etmiştir.

    İşte, insanlarda akıl, öfke ve iştiha kuvvetleri olduğundandır ki, imtihana tabi tutulmuştur. Ta ki, meleklerden üstün olacak kimselerle hayvanlardan aşağı düşecek kimselerin durumu görülüp tespit edilsin.

    Bu sebepledir ki, insanlık camiasında, bir yandan melek gibi insanlar, diğer taraftan el-hannas gibi insanlar vardır. Böyle zıtlarla örülü bir ortam olmasaydı, ne Hz. Ebubekir (ra) gibi -insanlık camiasını şereflendiren- bir sadakat ve dürüstlük timsali, ne de Müseyleme-i Kezzap gibi -insanlığın yüz karası- bir yalan makinesi ortaya çıkabilirdi.

    Ayrıca bilinmesi gereken bir husus da şudur ki, cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir. Gerçekten, Allah’ın bütün işlerinin adalet ve merhamet dolu olduğuna tam iman etmeden, O’na güvenmeden, O’na teslim olmadan cennete girmek zordur. Cehennemin lüzumsuz olmadığını gösteren unsurlar ise binlercedir. Her gün insanlık camiasında yapılan zulümler, işlenen cinayetler, inkâr ve isyanlar “Zalimler için yaşasın cehennem!” diye bağırıyorlar.

    Keza, Allah’ın cemalî sıfatları yanında celalî sıfatları da vardır. Cemal sıfatları kendine boyun eğen, itaatkâr, saygılı kimselerin mükâfatını istediği gibi, celal sıfatları da zalim isyankâr eşkıyaların cezasını ister. Örneğin, Allah’ın Âdil ismi, adaleti istediği gibi, Hak ismi de hakkı-hukuku muhafaza etmek ister. Bu iki çeşit sıfatın farklı tecelli etmeleri farklı kulvarda yer alan insanların imtihanını iktiza eder. Demek ki, cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister

    İmtihanın en büyük maksadı, bilenlerle bilmeyenleri, çalışkanlarla tembel olanları, aklını kullananlarla kullanmayanları birbirinden ayırt etmektir. Buna göre, eğer gök yüzünde yıldızlarla “la ilahe illallah” yazılarak, aklın iradesini elinden alacak şekilde insanları Allah’a iman etmeye zorlayan açıklıkta bir imtihan olsaydı, Hz. Ali (ra) gibi ilmin zirvesinde olan bir kimse ile cehaletin sembolü haline gelmiş Ebu Cehil aynı seviyede kalmış olacaklardı. Hz. Ebubekir (ra) gibi dürüstlük ve samimiyetin simgesi olan bir kimse ile, yalancılıkla ün yapmış Müseyleme-i Kezzap gibi bir yalancı aynı noktayı paylaşmış olacaklardı. Bu ise, imtihan sırrına aykırıdır.

    Demek ki, İlahî imtihanda eşitlik ve adalet anlayışı bakımından bazı noktaların biz insanlara açık olmaması da bir imtihan sırrıdır. Çünkü, insanoğlu her zaman, her an bir çeşit imtihana tabi tutulmaktadır.

    Unutmamak gerekir ki, imtihanın en önemli özelliği, herkes tarafından hemen anlaşılmayan bir kısım sorular ihtiva ediyor olmasıdır. Size müşkül gelen hususlar da sizin için kapalı bir soru olabilir ve teslimiyetiniz test edilmiş olabilir. İmtihanların bazı noktalarının kapalı olması imtihanın bir gereğidir. Yani akla kapı açılır, fakat aklın iradesi elinden alınmaz. Bir imtihanın bütün soruları basit ve herkes tarafından hemen anında anlaşılabilir bir şekilde ise, bu imtihan yapmacık ve ciddiyetten yoksun demektir.

    Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
    - Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
    Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
    - Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer on vermeyip imtihan ediyorsunuz?..




    Sorularla İslamiyet



  5. 08.Mayıs.2015, 18:29
    3
    Misafir

    Cevap: Cennete girmek için acı çekmek mi lazım, acı çekmeden cennete girmenin hiç bir yolu yok mudur

    “(Ey müminler!)Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?! Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214)


  6. 08.Mayıs.2015, 18:29
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    “(Ey müminler!)Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?! Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214)





+ Yorum Gönder