Konusunu Oylayın.: Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne
  1. 01.Haziran.2010, 22:08
    1
    Misafir

    Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne






    Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne Mumsema Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne-babaları olan evlatlar için dinimiz İslam ne der? Bu problemlere nasıl çözümler getirir?


  2. 01.Haziran.2010, 22:08
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne-babaları olan evlatlar için dinimiz İslam ne der? Bu problemlere nasıl çözümler getirir?


    Benzer Konular

    - Anne ve Babanın Çocuklarına Karşı Görevleri

    - Çocuğunu Döven Anne ve Babanın Hükmü

    - Anne-baba sağlıklarında mallarını çocuklarına bağışlayabilirler mi?

    - Anne-baba sağlıklarında mallarını çocuklarına bağışlayabilirler mi?

    - Üvey Anne Çocuklarına Mahrem Midir?

  3. 01.Haziran.2010, 23:17
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getire




    Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne-babaları olan evlatlar için dinimiz İslam ne der? Bu problemlere nasıl çözümler getirir?

    Anne-baba çocuklarıyla ilgili kendilerine düşen görevlerini yerine getirmedikleri takdirde günahkâr olurlar. “Hepiniz gözetmensiniz ve hepiniz himaye etmekle yükümlü bulunduğunuz kimselere karşı sorumlusunuz.” (Buhari, Cuma, 11; Müslim, İmaret, 20) manasına gelen hadiste belirtildiği üzere, anne-babanın -imkânları yettiği nispette- çocuklarına din ve dünya saadetini temin eden yolları öğretmeleri aslî görevleri arasındadır. Dinî terbiye vermek veya verdirmek, okutmak veya okutturmak, evlendirmek gibi hususlar bu görevlerden sayılır. Çocuklarının dinî ve dünyevî şereflerini korumak da önemli bir görevdir. Bunun aksini yapmak anne-babayı sorumlu duruma düşürür.

    Bununla beraber, anne-babanın kendi görevlerini yapmamaları, çocuğun da onlara karşı görevini yerine getirmeme ruhsatını vermez. Çünkü, “Her koyun kendi bacağından asılır.” Çünkü, “Hiçbir suçlu başkasının suçuna ortak olmadığı.” (En'âm 6/164) gibi, hiçbir suç, başkasının suç işlemesine mazeret teşkil etmez.

    Şunu da unutmamak gerekir ki, biz çocuk iken hayatlarını ve hayatlarının bütün lezzetlerini bizim için feda edecek kadar fedakârlık gösteren anne-babamıza karşı, hiçbir surette nazlanma lüksüne sahip değiliz.

    “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın 'Öf'’ bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.' Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O, kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.”
    (İsrâ, 17/23-25)

    Mealini verdiğimiz ayette yer alan Allah’ın emir ve tavsiyelerine dikkat etmek lazımdır. Özellikle buradaki "öf bile deme" ifadesindeki ihtar ve ikazını ciddiye almamanın getireceği sonucu, her evlâdın göz ardı etmeyeceği bir durumdur.

    İslam Dini, anne-baba hukukunun önemini; her halûkârda onlara itaatin ehemmiyetini; hangi sebeple olursa olsun onları kırıp, rencide etmenin yasak olduğunu; onların rızalarını ve memnuniyetlerini tahsil etmenin farz-ı ayn olduğunu her Müslümana bildirir.

    Evlât için Allah'ın rızasının anne-babanın rızasından geçtiğini; dünya ve ahiret, huzur ve saadetinin tılsımlı anahtarının anne-babanın elinde olduğunu; ebeveyni incitip rencide etmenin Yüce Allah'ı ve sevgili Resulünü incitme anlamına geldiğini; anne-babayı şu veya bu şekilde rencide edenlerin her iki dünyasının da tehlikeye gireceğini de her evlâdın bilmesi gerekir.

    Gerçek ve doğru olan şudur ki; her evlât hiçbir özür beyan etmeden, haklı veya haksız hiçbir sebep öne sürmeden anne ve babanın rızasını tahsil etmenin gayretinde olmakla vazifelidir. Bu yolda azamî şefkatini ve merhametini esirgememelidir. Ve bütün bunları yaparken de hiçbir karşılık beklemeden, Allah için Lillah için yapmalıdır.

    Evlat haklı bile anne babasına isyan edemez. Onların İslama aykırı olan isteklerini yerine getirmeden, evlatlık görevlerini yapmaya devam ederler. Çünkü, anne babanın Allah'ın emirlerine aykırı olan isteklerine uyulmaz. Güzel bir lisanla anne babayı kırmadan isteklerinin yanlış olduğu ifade edilir.

    İtaat etmek ayrıdır, isyan etmek ayrıdır. Allah Teâla'ya isyan olmadıkça anne-babaya mutlak itaat emredilmiştir. O halde Allah’ın emrine aykırı olmayan her isteklerini yerine getirmek gerekir. Allah’ın emirlerine aykırı olan isteklerine ise uyulmaz; ama isyan da edilmez. Bu istekleri yerine getirilmez ve sessiz kalınır. Hürmet, saygı ve hizmet devam eder.

    Bediüzzaman’ın konuyla ilgili –biz çocuklara hitaben kaleme aldığı özet haldeki- şu ifadeleri bize ufuk açacak değerdedir.

    “Ey hanesinde ihtiyar bir valide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden iş gücünü kaybetmiş veya âciz, hasta bir şahıs bulunan gafil! Şu yukarıdaki âyet-i kerimeye dikkat et, bak: Nasıl ki bu âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette yaşlı anne-babaya şefkati celp ediyor! Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını, kemâl-i lezzetle evlâtlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyleyse, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılâp etmemiş her bir veled, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisâne hürmet ve samimâne hizmet ve rızalarını tahsil ve kalplerini hoşnut etmektir. (Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.)"


    "Sebeb-i vücudumuz olan anne-babaya şefkat ve merhametin sebep ve nedenlerini saymakla elbette bitiremeyiz. Anne karnında iken ölünceye kadar evlâdı için her zahmeti ve meşakkati göze alan, her fedakârlığa zevkle ve şevkle katlanan ve bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden yapmayı vazife bilen anne-babanın bu akıl almaz fedakârlığını daha henüz anne-baba olma makamına erişemeyen bir çok genç bilemez. Bir yönü ile anne-babanın bu hali fıtrî bir haldir. Sonradan kazanılmış ve elde edilmiş bir durum değildir."

    "İşte, o mübarek ihtiyarların vücutlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır, bil, ayıl! Evet, hayatını senin hayatına feda edenin zevâl-i hayatını arzu etmek ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!”
    (Mektubat, Yirmi Birinci Mektup).

    "Bir evladın, anne babası için yaptıklarını Allah için yaptığının göstergesi ise şudur: Onlar ihtiyar oldukları ve evladına hiçbir faydaları kalmadığı ve onu zahmet ve meşakkate attıkları zaman daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir."
    (Sözler, Otuz İkinci Söz)



    Sorularla İslamiyet



  4. 01.Haziran.2010, 23:17
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Çocuklarına kızan, söven, döven, küsen, hevası için cezalandıran, ırzına-namusuna halel getiren anne-babaları olan evlatlar için dinimiz İslam ne der? Bu problemlere nasıl çözümler getirir?

    Anne-baba çocuklarıyla ilgili kendilerine düşen görevlerini yerine getirmedikleri takdirde günahkâr olurlar. “Hepiniz gözetmensiniz ve hepiniz himaye etmekle yükümlü bulunduğunuz kimselere karşı sorumlusunuz.” (Buhari, Cuma, 11; Müslim, İmaret, 20) manasına gelen hadiste belirtildiği üzere, anne-babanın -imkânları yettiği nispette- çocuklarına din ve dünya saadetini temin eden yolları öğretmeleri aslî görevleri arasındadır. Dinî terbiye vermek veya verdirmek, okutmak veya okutturmak, evlendirmek gibi hususlar bu görevlerden sayılır. Çocuklarının dinî ve dünyevî şereflerini korumak da önemli bir görevdir. Bunun aksini yapmak anne-babayı sorumlu duruma düşürür.

    Bununla beraber, anne-babanın kendi görevlerini yapmamaları, çocuğun da onlara karşı görevini yerine getirmeme ruhsatını vermez. Çünkü, “Her koyun kendi bacağından asılır.” Çünkü, “Hiçbir suçlu başkasının suçuna ortak olmadığı.” (En'âm 6/164) gibi, hiçbir suç, başkasının suç işlemesine mazeret teşkil etmez.

    Şunu da unutmamak gerekir ki, biz çocuk iken hayatlarını ve hayatlarının bütün lezzetlerini bizim için feda edecek kadar fedakârlık gösteren anne-babamıza karşı, hiçbir surette nazlanma lüksüne sahip değiliz.

    “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın 'Öf'’ bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.' Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O, kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.”
    (İsrâ, 17/23-25)

    Mealini verdiğimiz ayette yer alan Allah’ın emir ve tavsiyelerine dikkat etmek lazımdır. Özellikle buradaki "öf bile deme" ifadesindeki ihtar ve ikazını ciddiye almamanın getireceği sonucu, her evlâdın göz ardı etmeyeceği bir durumdur.

    İslam Dini, anne-baba hukukunun önemini; her halûkârda onlara itaatin ehemmiyetini; hangi sebeple olursa olsun onları kırıp, rencide etmenin yasak olduğunu; onların rızalarını ve memnuniyetlerini tahsil etmenin farz-ı ayn olduğunu her Müslümana bildirir.

    Evlât için Allah'ın rızasının anne-babanın rızasından geçtiğini; dünya ve ahiret, huzur ve saadetinin tılsımlı anahtarının anne-babanın elinde olduğunu; ebeveyni incitip rencide etmenin Yüce Allah'ı ve sevgili Resulünü incitme anlamına geldiğini; anne-babayı şu veya bu şekilde rencide edenlerin her iki dünyasının da tehlikeye gireceğini de her evlâdın bilmesi gerekir.

    Gerçek ve doğru olan şudur ki; her evlât hiçbir özür beyan etmeden, haklı veya haksız hiçbir sebep öne sürmeden anne ve babanın rızasını tahsil etmenin gayretinde olmakla vazifelidir. Bu yolda azamî şefkatini ve merhametini esirgememelidir. Ve bütün bunları yaparken de hiçbir karşılık beklemeden, Allah için Lillah için yapmalıdır.

    Evlat haklı bile anne babasına isyan edemez. Onların İslama aykırı olan isteklerini yerine getirmeden, evlatlık görevlerini yapmaya devam ederler. Çünkü, anne babanın Allah'ın emirlerine aykırı olan isteklerine uyulmaz. Güzel bir lisanla anne babayı kırmadan isteklerinin yanlış olduğu ifade edilir.

    İtaat etmek ayrıdır, isyan etmek ayrıdır. Allah Teâla'ya isyan olmadıkça anne-babaya mutlak itaat emredilmiştir. O halde Allah’ın emrine aykırı olmayan her isteklerini yerine getirmek gerekir. Allah’ın emirlerine aykırı olan isteklerine ise uyulmaz; ama isyan da edilmez. Bu istekleri yerine getirilmez ve sessiz kalınır. Hürmet, saygı ve hizmet devam eder.

    Bediüzzaman’ın konuyla ilgili –biz çocuklara hitaben kaleme aldığı özet haldeki- şu ifadeleri bize ufuk açacak değerdedir.

    “Ey hanesinde ihtiyar bir valide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden iş gücünü kaybetmiş veya âciz, hasta bir şahıs bulunan gafil! Şu yukarıdaki âyet-i kerimeye dikkat et, bak: Nasıl ki bu âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette yaşlı anne-babaya şefkati celp ediyor! Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını, kemâl-i lezzetle evlâtlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyleyse, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılâp etmemiş her bir veled, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisâne hürmet ve samimâne hizmet ve rızalarını tahsil ve kalplerini hoşnut etmektir. (Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.)"


    "Sebeb-i vücudumuz olan anne-babaya şefkat ve merhametin sebep ve nedenlerini saymakla elbette bitiremeyiz. Anne karnında iken ölünceye kadar evlâdı için her zahmeti ve meşakkati göze alan, her fedakârlığa zevkle ve şevkle katlanan ve bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden yapmayı vazife bilen anne-babanın bu akıl almaz fedakârlığını daha henüz anne-baba olma makamına erişemeyen bir çok genç bilemez. Bir yönü ile anne-babanın bu hali fıtrî bir haldir. Sonradan kazanılmış ve elde edilmiş bir durum değildir."

    "İşte, o mübarek ihtiyarların vücutlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır, bil, ayıl! Evet, hayatını senin hayatına feda edenin zevâl-i hayatını arzu etmek ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!”
    (Mektubat, Yirmi Birinci Mektup).

    "Bir evladın, anne babası için yaptıklarını Allah için yaptığının göstergesi ise şudur: Onlar ihtiyar oldukları ve evladına hiçbir faydaları kalmadığı ve onu zahmet ve meşakkate attıkları zaman daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir."
    (Sözler, Otuz İkinci Söz)



    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder