Konusunu Oylayın.: Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din aç

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din aç
  1. 01.Haziran.2010, 10:46
    1
    Misafir

    Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din aç






    Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din aç Mumsema Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor.
    Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din açısından nasıl değerlendirmek gerekir?


  2. 01.Haziran.2010, 12:33
    2
    Hasret Rüzgarı
    mumine.com

    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2009
    Üye No: 46604
    Mesaj Sayısı: 235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve




    Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

    Craig Venter, insandaki genetik dizilimi ortaya koyan ekibin başkanıdır. O, dizilimini değiştirdiği bir DNA’yı bir bakteriye enjekte etmiş, bakteri de bu dizilimi hücre şeklinde sentezlemiştir.

    Aslında bu teknik yeni değildir. Serbest tabiatta, çok küçük yapıya sahip olan virüslerden bazıları asalaktırlar ve bakteri hücreleri içinde yaşayabilirler. Bakterilerde yaşayan virüslere faj adı verilir. Bir bakteri hücresine tutunan fajın, genetik yapısını teşkil eden tek dizilimli DNA’sı bakteri hücresine geçer. Faj DNA’larının bakterinin içine girmesinden sonra bakteri biyosentez mekanizması, fajın çoğalmasının hizmetine girer ve bakterinin kendi kromozomu ve dolayısıyla DNA’sı imha edilir. Enfekte olan bakteri tarafından önce belli faj enzimleri üretilir, arkasında da faj DNA’ları ve fajların dolgu proteinleri sentez edilir. Genetik yapısı tamamlanan fajların etrafında faj örtüsü teşekkül eder. Böylece bakteri hücresi içerisinde çok sayıda faj, yani virüs teşekkül eder. Daha sonra bakteri çeperi yumuşatılarak bakteri patlatılır ve olgun fajlar serbest hale geçerler.


    Serbest tabiatta cereyan eden bu olaydan, laboratuarda da faydalanılmakta, insülün gibi bazı maddelerin genetik yapıları bakteriye enjekte edilerek bu ürünün sentezi sağlanmakta idi. Anlaşılan o ki, bu gelinen noktada, mevcut virüsün DNA’sı yerine, DNA’nın bazı bölgelerindeki dizilimler değiştirilerek yeni dizilimli bir DNA elde ediliyor. Bu, bir bakteriye enjekte edilince, bakterinin genetik yapısı imha edilerek bu yeni DNA sentezleniyor. Hâsıl olan bu DNA’lar etrafında faj örtüsü teşekkül edince bakteri hücresi parçalanarak içerisinden fajlar, yani virüsler ortaya çıkıyor. Böylece yeni genetik dizilimli virüsler elde edilmiş oluyor.


    Bu yeni bir canlı yaratma mıdır?


    Yeni bir canlı yaratma değil, yeni bir canlıyı kopyalamadır. Craig Venter’in yaptığı bu çalışma, koyun kopyalama hadisesinin değişik bir şeklidir. Bunun bir değişik tarzı, kabak fidesi üzerine karpuz aşılayıp, tabanı kabak olan bitkiden karpuz elde etmedir. Kâinatta her şey Allah’ın ilim ve iradesi altındadır. Biz bilimsel çalışmalarla O’nun evrene koyduğu kanun ve prensiplerini açıklamaya ve anlamaya gayret ediyoruz.


    Bu konunun bilim ve din açısından nasıl değerlendirebileceği soruluyor. Bu tip meselelerde bilimle İslâm dininin yaklaşımı farklı değildir. Bir başka ifade ile İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Yani, 114 elementten yazılmış kâinat kitabı. Her bahar sanki bu kitabın bir sayfası, asırlar o kitabın formaları hükmündedir. İnsan da bu kitapta bir kelimedir. Bütün ilimlerin konusu, bu kâinat kitabıdır. Yani, taşıyla, toprağıyla, havasıyla ve suyuyla, bitkiler, hayvanlar ve insanlarıyla âlemi dolduran canlı ve cansız umum varlıkların yapısını, bağlı olduğu kanunları ortaya koyma görevi ilimlerindir.


    İlimler bir bakıma bu kâinat kitabını tefsir etmekte, yani açıklamaktadır. Atomdan galaksilere kadar her bir cismin yapısında ve tâbi olduğu kanunlarda; yüksek ve derin bir ilmin, geniş bir kavrayışın, engin ve sonsuz bir iradenin, son derece hassas bir ölçü ve plânlamanın, gayet merhametli ve sanatlı yapılışın varlığı görülmektedir. İşte, Allah’ın eseri ve sanatı olan bu kâinat kitabı, O’nu tanıttırmaktadır.


    İslâm dini çalışmayı, araştırmayı teşvik eder. İslâm literatüründe, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, O’nun kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin bilinmesini sağlayacağı, dolayısıyla Allah’ın o kadar daha iyi tanınmış olacağı vurgulanır.


    Cisimlerdeki bu ölçülü, bir maksat ve gayeye göre plânlı yaratılışın düşünülmesi de “Tefekkür”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir. (Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127; Aclûnî, I/310)


    Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”(Bakara, 76). “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Bakara, 44) diyerek akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar” der(Âl-i İmran, 7). Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi arttır” de’(Tâhâ, 114). Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer, 9). “Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık”(Hadîd, 17). Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun” denmektedir(Nahl, 43).


    Hadislerde de ilme teşvik vardır: “İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır”(Tirmizî İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227). “Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur”(Tirmizî İlim 2, 2650). “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya en layık olandır”(Tirmizî, İlim, 19, 2688). “İlmin azalması, cehaletin artması” dünyanın sonu olarak belirtilmiştir(Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72).


    İslâm dininin uygun görmediği, varlıkların Allah’ın tasarrufundan çıkarılıp tesadüf ve sebeplere verilmesidir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör
    Craig Venter, insandaki genetik dizilimi ortaya koyan ekibin başkanıdır. O, dizilimini değiştirdiği bir DNA’yı bir bakteriye enjekte etmiş, bakteri de bu dizilimi hücre şeklinde sentezlemiştir.

    Aslında bu teknik yeni değildir. Serbest tabiatta, çok küçük yapıya sahip olan virüslerden bazıları asalaktırlar ve bakteri hücreleri içinde yaşayabilirler. Bakterilerde yaşayan virüslere faj adı verilir. Bir bakteri hücresine tutunan fajın, genetik yapısını teşkil eden tek dizilimli DNA’sı bakteri hücresine geçer. Faj DNA’larının bakterinin içine girmesinden sonra bakteri biyosentez mekanizması, fajın çoğalmasının hizmetine girer ve bakterinin kendi kromozomu ve dolayısıyla DNA’sı imha edilir. Enfekte olan bakteri tarafından önce belli faj enzimleri üretilir, arkasında da faj DNA’ları ve fajların dolgu proteinleri sentez edilir. Genetik yapısı tamamlanan fajların etrafında faj örtüsü teşekkül eder. Böylece bakteri hücresi içerisinde çok sayıda faj, yani virüs teşekkül eder. Daha sonra bakteri çeperi yumuşatılarak bakteri patlatılır ve olgun fajlar serbest hale geçerler.


    Serbest tabiatta cereyan eden bu olaydan, laboratuarda da faydalanılmakta, insülün gibi bazı maddelerin genetik yapıları bakteriye enjekte edilerek bu ürünün sentezi sağlanmakta idi. Anlaşılan o ki, bu gelinen noktada, mevcut virüsün DNA’sı yerine, DNA’nın bazı bölgelerindeki dizilimler değiştirilerek yeni dizilimli bir DNA elde ediliyor. Bu, bir bakteriye enjekte edilince, bakterinin genetik yapısı imha edilerek bu yeni DNA sentezleniyor. Hâsıl olan bu DNA’lar etrafında faj örtüsü teşekkül edince bakteri hücresi parçalanarak içerisinden fajlar, yani virüsler ortaya çıkıyor. Böylece yeni genetik dizilimli virüsler elde edilmiş oluyor.


    Bu yeni bir canlı yaratma mıdır?


    Yeni bir canlı yaratma değil, yeni bir canlıyı kopyalamadır. Craig Venter’in yaptığı bu çalışma, koyun kopyalama hadisesinin değişik bir şeklidir. Bunun bir değişik tarzı, kabak fidesi üzerine karpuz aşılayıp, tabanı kabak olan bitkiden karpuz elde etmedir. Kâinatta her şey Allah’ın ilim ve iradesi altındadır. Biz bilimsel çalışmalarla O’nun evrene koyduğu kanun ve prensiplerini açıklamaya ve anlamaya gayret ediyoruz.


    Bu konunun bilim ve din açısından nasıl değerlendirebileceği soruluyor. Bu tip meselelerde bilimle İslâm dininin yaklaşımı farklı değildir. Bir başka ifade ile İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Yani, 114 elementten yazılmış kâinat kitabı. Her bahar sanki bu kitabın bir sayfası, asırlar o kitabın formaları hükmündedir. İnsan da bu kitapta bir kelimedir. Bütün ilimlerin konusu, bu kâinat kitabıdır. Yani, taşıyla, toprağıyla, havasıyla ve suyuyla, bitkiler, hayvanlar ve insanlarıyla âlemi dolduran canlı ve cansız umum varlıkların yapısını, bağlı olduğu kanunları ortaya koyma görevi ilimlerindir.


    İlimler bir bakıma bu kâinat kitabını tefsir etmekte, yani açıklamaktadır. Atomdan galaksilere kadar her bir cismin yapısında ve tâbi olduğu kanunlarda; yüksek ve derin bir ilmin, geniş bir kavrayışın, engin ve sonsuz bir iradenin, son derece hassas bir ölçü ve plânlamanın, gayet merhametli ve sanatlı yapılışın varlığı görülmektedir. İşte, Allah’ın eseri ve sanatı olan bu kâinat kitabı, O’nu tanıttırmaktadır.


    İslâm dini çalışmayı, araştırmayı teşvik eder. İslâm literatüründe, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, O’nun kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin bilinmesini sağlayacağı, dolayısıyla Allah’ın o kadar daha iyi tanınmış olacağı vurgulanır.


    Cisimlerdeki bu ölçülü, bir maksat ve gayeye göre plânlı yaratılışın düşünülmesi de “Tefekkür”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir. (Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127; Aclûnî, I/310)


    Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”(Bakara, 76). “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Bakara, 44) diyerek akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar” der(Âl-i İmran, 7). Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi arttır” de’(Tâhâ, 114). Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer, 9). “Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık”(Hadîd, 17). Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun” denmektedir(Nahl, 43).


    Hadislerde de ilme teşvik vardır: “İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır”(Tirmizî İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227). “Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur”(Tirmizî İlim 2, 2650). “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya en layık olandır”(Tirmizî, İlim, 19, 2688). “İlmin azalması, cehaletin artması” dünyanın sonu olarak belirtilmiştir(Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72).


    İslâm dininin uygun görmediği, varlıkların Allah’ın tasarrufundan çıkarılıp tesadüf ve sebeplere verilmesidir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör



  3. 01.Haziran.2010, 12:33
    2
    mumine.com



    Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve din açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

    Craig Venter, insandaki genetik dizilimi ortaya koyan ekibin başkanıdır. O, dizilimini değiştirdiği bir DNA’yı bir bakteriye enjekte etmiş, bakteri de bu dizilimi hücre şeklinde sentezlemiştir.

    Aslında bu teknik yeni değildir. Serbest tabiatta, çok küçük yapıya sahip olan virüslerden bazıları asalaktırlar ve bakteri hücreleri içinde yaşayabilirler. Bakterilerde yaşayan virüslere faj adı verilir. Bir bakteri hücresine tutunan fajın, genetik yapısını teşkil eden tek dizilimli DNA’sı bakteri hücresine geçer. Faj DNA’larının bakterinin içine girmesinden sonra bakteri biyosentez mekanizması, fajın çoğalmasının hizmetine girer ve bakterinin kendi kromozomu ve dolayısıyla DNA’sı imha edilir. Enfekte olan bakteri tarafından önce belli faj enzimleri üretilir, arkasında da faj DNA’ları ve fajların dolgu proteinleri sentez edilir. Genetik yapısı tamamlanan fajların etrafında faj örtüsü teşekkül eder. Böylece bakteri hücresi içerisinde çok sayıda faj, yani virüs teşekkül eder. Daha sonra bakteri çeperi yumuşatılarak bakteri patlatılır ve olgun fajlar serbest hale geçerler.


    Serbest tabiatta cereyan eden bu olaydan, laboratuarda da faydalanılmakta, insülün gibi bazı maddelerin genetik yapıları bakteriye enjekte edilerek bu ürünün sentezi sağlanmakta idi. Anlaşılan o ki, bu gelinen noktada, mevcut virüsün DNA’sı yerine, DNA’nın bazı bölgelerindeki dizilimler değiştirilerek yeni dizilimli bir DNA elde ediliyor. Bu, bir bakteriye enjekte edilince, bakterinin genetik yapısı imha edilerek bu yeni DNA sentezleniyor. Hâsıl olan bu DNA’lar etrafında faj örtüsü teşekkül edince bakteri hücresi parçalanarak içerisinden fajlar, yani virüsler ortaya çıkıyor. Böylece yeni genetik dizilimli virüsler elde edilmiş oluyor.


    Bu yeni bir canlı yaratma mıdır?


    Yeni bir canlı yaratma değil, yeni bir canlıyı kopyalamadır. Craig Venter’in yaptığı bu çalışma, koyun kopyalama hadisesinin değişik bir şeklidir. Bunun bir değişik tarzı, kabak fidesi üzerine karpuz aşılayıp, tabanı kabak olan bitkiden karpuz elde etmedir. Kâinatta her şey Allah’ın ilim ve iradesi altındadır. Biz bilimsel çalışmalarla O’nun evrene koyduğu kanun ve prensiplerini açıklamaya ve anlamaya gayret ediyoruz.


    Bu konunun bilim ve din açısından nasıl değerlendirebileceği soruluyor. Bu tip meselelerde bilimle İslâm dininin yaklaşımı farklı değildir. Bir başka ifade ile İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Yani, 114 elementten yazılmış kâinat kitabı. Her bahar sanki bu kitabın bir sayfası, asırlar o kitabın formaları hükmündedir. İnsan da bu kitapta bir kelimedir. Bütün ilimlerin konusu, bu kâinat kitabıdır. Yani, taşıyla, toprağıyla, havasıyla ve suyuyla, bitkiler, hayvanlar ve insanlarıyla âlemi dolduran canlı ve cansız umum varlıkların yapısını, bağlı olduğu kanunları ortaya koyma görevi ilimlerindir.


    İlimler bir bakıma bu kâinat kitabını tefsir etmekte, yani açıklamaktadır. Atomdan galaksilere kadar her bir cismin yapısında ve tâbi olduğu kanunlarda; yüksek ve derin bir ilmin, geniş bir kavrayışın, engin ve sonsuz bir iradenin, son derece hassas bir ölçü ve plânlamanın, gayet merhametli ve sanatlı yapılışın varlığı görülmektedir. İşte, Allah’ın eseri ve sanatı olan bu kâinat kitabı, O’nu tanıttırmaktadır.


    İslâm dini çalışmayı, araştırmayı teşvik eder. İslâm literatüründe, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, O’nun kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin bilinmesini sağlayacağı, dolayısıyla Allah’ın o kadar daha iyi tanınmış olacağı vurgulanır.


    Cisimlerdeki bu ölçülü, bir maksat ve gayeye göre plânlı yaratılışın düşünülmesi de “Tefekkür”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir. (Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127; Aclûnî, I/310)


    Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”(Bakara, 76). “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Bakara, 44) diyerek akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar” der(Âl-i İmran, 7). Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi arttır” de’(Tâhâ, 114). Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer, 9). “Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık”(Hadîd, 17). Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun” denmektedir(Nahl, 43).


    Hadislerde de ilme teşvik vardır: “İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır”(Tirmizî İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227). “Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur”(Tirmizî İlim 2, 2650). “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya en layık olandır”(Tirmizî, İlim, 19, 2688). “İlmin azalması, cehaletin artması” dünyanın sonu olarak belirtilmiştir(Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72).


    İslâm dininin uygun görmediği, varlıkların Allah’ın tasarrufundan çıkarılıp tesadüf ve sebeplere verilmesidir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör
    Craig Venter, insandaki genetik dizilimi ortaya koyan ekibin başkanıdır. O, dizilimini değiştirdiği bir DNA’yı bir bakteriye enjekte etmiş, bakteri de bu dizilimi hücre şeklinde sentezlemiştir.

    Aslında bu teknik yeni değildir. Serbest tabiatta, çok küçük yapıya sahip olan virüslerden bazıları asalaktırlar ve bakteri hücreleri içinde yaşayabilirler. Bakterilerde yaşayan virüslere faj adı verilir. Bir bakteri hücresine tutunan fajın, genetik yapısını teşkil eden tek dizilimli DNA’sı bakteri hücresine geçer. Faj DNA’larının bakterinin içine girmesinden sonra bakteri biyosentez mekanizması, fajın çoğalmasının hizmetine girer ve bakterinin kendi kromozomu ve dolayısıyla DNA’sı imha edilir. Enfekte olan bakteri tarafından önce belli faj enzimleri üretilir, arkasında da faj DNA’ları ve fajların dolgu proteinleri sentez edilir. Genetik yapısı tamamlanan fajların etrafında faj örtüsü teşekkül eder. Böylece bakteri hücresi içerisinde çok sayıda faj, yani virüs teşekkül eder. Daha sonra bakteri çeperi yumuşatılarak bakteri patlatılır ve olgun fajlar serbest hale geçerler.


    Serbest tabiatta cereyan eden bu olaydan, laboratuarda da faydalanılmakta, insülün gibi bazı maddelerin genetik yapıları bakteriye enjekte edilerek bu ürünün sentezi sağlanmakta idi. Anlaşılan o ki, bu gelinen noktada, mevcut virüsün DNA’sı yerine, DNA’nın bazı bölgelerindeki dizilimler değiştirilerek yeni dizilimli bir DNA elde ediliyor. Bu, bir bakteriye enjekte edilince, bakterinin genetik yapısı imha edilerek bu yeni DNA sentezleniyor. Hâsıl olan bu DNA’lar etrafında faj örtüsü teşekkül edince bakteri hücresi parçalanarak içerisinden fajlar, yani virüsler ortaya çıkıyor. Böylece yeni genetik dizilimli virüsler elde edilmiş oluyor.


    Bu yeni bir canlı yaratma mıdır?


    Yeni bir canlı yaratma değil, yeni bir canlıyı kopyalamadır. Craig Venter’in yaptığı bu çalışma, koyun kopyalama hadisesinin değişik bir şeklidir. Bunun bir değişik tarzı, kabak fidesi üzerine karpuz aşılayıp, tabanı kabak olan bitkiden karpuz elde etmedir. Kâinatta her şey Allah’ın ilim ve iradesi altındadır. Biz bilimsel çalışmalarla O’nun evrene koyduğu kanun ve prensiplerini açıklamaya ve anlamaya gayret ediyoruz.


    Bu konunun bilim ve din açısından nasıl değerlendirebileceği soruluyor. Bu tip meselelerde bilimle İslâm dininin yaklaşımı farklı değildir. Bir başka ifade ile İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Yani, 114 elementten yazılmış kâinat kitabı. Her bahar sanki bu kitabın bir sayfası, asırlar o kitabın formaları hükmündedir. İnsan da bu kitapta bir kelimedir. Bütün ilimlerin konusu, bu kâinat kitabıdır. Yani, taşıyla, toprağıyla, havasıyla ve suyuyla, bitkiler, hayvanlar ve insanlarıyla âlemi dolduran canlı ve cansız umum varlıkların yapısını, bağlı olduğu kanunları ortaya koyma görevi ilimlerindir.


    İlimler bir bakıma bu kâinat kitabını tefsir etmekte, yani açıklamaktadır. Atomdan galaksilere kadar her bir cismin yapısında ve tâbi olduğu kanunlarda; yüksek ve derin bir ilmin, geniş bir kavrayışın, engin ve sonsuz bir iradenin, son derece hassas bir ölçü ve plânlamanın, gayet merhametli ve sanatlı yapılışın varlığı görülmektedir. İşte, Allah’ın eseri ve sanatı olan bu kâinat kitabı, O’nu tanıttırmaktadır.


    İslâm dini çalışmayı, araştırmayı teşvik eder. İslâm literatüründe, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, O’nun kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin bilinmesini sağlayacağı, dolayısıyla Allah’ın o kadar daha iyi tanınmış olacağı vurgulanır.


    Cisimlerdeki bu ölçülü, bir maksat ve gayeye göre plânlı yaratılışın düşünülmesi de “Tefekkür”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir. (Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127; Aclûnî, I/310)


    Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”(Bakara, 76). “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”(Bakara, 44) diyerek akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar” der(Âl-i İmran, 7). Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi arttır” de’(Tâhâ, 114). Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zumer, 9). “Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık”(Hadîd, 17). Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun” denmektedir(Nahl, 43).


    Hadislerde de ilme teşvik vardır: “İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır”(Tirmizî İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227). “Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur”(Tirmizî İlim 2, 2650). “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya en layık olandır”(Tirmizî, İlim, 19, 2688). “İlmin azalması, cehaletin artması” dünyanın sonu olarak belirtilmiştir(Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72).


    İslâm dininin uygun görmediği, varlıkların Allah’ın tasarrufundan çıkarılıp tesadüf ve sebeplere verilmesidir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör



  4. 01.Haziran.2010, 12:38
    3
    GÖKHÜKÜMDAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Kasım.2009
    Üye No: 64293
    Mesaj Sayısı: 226
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: antalya

    --->: Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve

    yaratma yokdan var etmektir ALLAH yapabilir insanlar var olanı kopya yapar şekli oynamaya çalışır


  5. 01.Haziran.2010, 12:38
    3
    Devamlı Üye
    yaratma yokdan var etmektir ALLAH yapabilir insanlar var olanı kopya yapar şekli oynamaya çalışır


  6. 01.Haziran.2010, 13:14
    4
    mustafaocak61
    Kabristana Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Eylül.2008
    Üye No: 31817
    Mesaj Sayısı: 315
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Bulunduğu yer: Kabristan

    --->: Craig Venter haşa yeni canlı yarattığını söylüyor. Bunun İslam’da yeri nedir? Konuyu bilim ve

    İnsan bir şey yaratamaz
    Sual: Mecaz olarak, insanlar için yaratıcı demek, yaratmak kelimesini yapmak anlamında kullanmak uygun mu?
    CEVAP
    Yaratmak Allah’a mahsustur. Mecaz olarak da insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece yapılmasına sebep olmuştur. Bunları yaratan, Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Demek ki, Edison’u da, elektrik ampulünü de yaratan Allahü teâlâdır. Edison’un bunları yaratması şöyle dursun, mevcut maddeleri bir araya toplayıp, yeni aletlerin yaratılmasına sebep olurken, elinin, ayağının, gözünün, diğer duygularının, çeşitli hücrelerinin, kalbinin, ciğer, böbrek ve diğer organlarının işlemesinden ve kullandığı maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi yoktu. Böyle birine yaratıcı denilir mi? Yaratıcı; bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır.
    (S. Ebediyye)

    Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Her var olanı, O yaratmıştır. Maddeleri hareket ettirir. Yerlerini değiştirir. Bir zamandan, başka zamana götürür. Bir halden başka hale döndürür. Akıllara hayret verecek şeyler yaratır. Bir damla nutfeden ve görülemeyen spermatozoidden bir olgun insan yaratır. Nuh aleyhisselam gibi bir peygamberden; asi, kâfir ve ahmak bir oğul yaratır. Ebu Cehil gibi taş yürekli, örümcek kafalı bir kâfirden, Hazret-i İkrime gibi bir mümin oğul yaratır. En küçük zerre olan, mikroskopta bile görülemeyen atomun derinliğinde; çekirdeğinde, dağları deviren nükleer kuvvetler yaratır. Pancarda şeker yaratır. Yaprakta fotosentez, özümleme kuvveti yaratır. Arıda bal yaratır. Cansız yumurtada, canlı hayvan yaratır. Çiçeklerde güzel kokular, esanslar yaratır. Kuru ağaçta, yapraklar, çiçekler, meyveler yaratır. Su içinde hayvanlar, çiçekler, ağaçlar yaratır. Acı su içinde tatlı su yaratır.

    Kimya reaksiyonları ve nice fizik ve kimya özelliklerini yaratır. Toprağı bitki haline, bitkiyi hayvan haline döndürür. İnsanları, hayvanları çürütüp toprak maddelerine, su ve gazlara döndürür. Her şeyin tersini de yaptığı gibi, bunun da ters, geri dönen halini yaratır. Bu kâinat fabrikasında her şeyi, hesaplı, düzenli yaratmaktadır. Gelişigüzel, yıkıcı, bozucu görünen değişmelerin, hepsinin de çok hesaplı, çok ahenkli bağlılıklar, akıllara hayret veren bir düzen içinde yaratıldığı, günden güne daha iyi anlaşılmaktadır.

    Allahü teâlânın, hiçbir işinde ortağı yoktur. Her varlığın yaratıcısı yalnız Odur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]

    (Yaratıcı ancak Rabbindir.) [Hicr 86]

    (Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]

    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

    Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka ortağının bulunmadığını bildirirken, insana yaratıcı denmez.

    Yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur
    İnsanlar, mahluk olduğu gibi, bütün işleri, hareketleri de, Allahü teâlânın mahlukudur. Çünkü Ondan başka, kimse bir şey yapamaz, yaratamaz. Kendi mahluk, yaratılmış olan, başkasını nasıl yaratabilir? Yaratılmak damgası, kudretin az olduğuna alamettir ve ilmin noksan olduğuna işarettir. Bilgisi, kuvveti az olan, yaratamaz. İnsanın işinde, kendine düşen pay, kendi kesbidir. Yani o iş, kendi kudreti ve iradesi ile olmuştur. O işi, yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur.

    İnsanların ihtiyari işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile Allah’ın yaratmasından meydana gelmektedir. İnsanın yaptığı işte, kendi kesbi, ihtiyarı [seçmesi, beğenmesi] olmasa, o iş titreme şeklini alır. Kalbin hareketi gibi olur. Halbuki, ihtiyari hareketlerin, böyle olmadığı açıktır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yarattığı halde, ihtiyari hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden ileri gelmektedir.

    Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların kastlarına, arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini yaratmaktadır. Bunun için de, kul mesul olur. İşin sevabı ve cezası, kula olur. Allahü teâlânın kullarına verdiği kast ve ihtiyar, işi yapıp yapmamakta eşittir. Kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret [enerji] ve ihtiyar vermiştir. Bir işin iyi veya kötü olduğunu da bildirmiştir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakta serbest olup, ikisinden birini seçecek, iş iyi veya kötü olacak, günah veya sevap kazanacaktır.

    İslam âlimleri de buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret sıfatlarından kullarına biraz ihsan etti; ama yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlûkuna vermedi. Bunlar, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir.
    (Hak Sözün Vesikaları)

    Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki; her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Fakat, sebeplerin, vasıtaların, Onun yaratmasına hiç tesirleri yoktur. Vasıtasız maliktir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün varlıkları yoktan var etti. İnsanların ve hayvanların hareketlerini, düşüncelerini, hastalıklarını, şifalarını, hayırlarını, şerlerini, faydalarını, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbir şeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, cahilce, batıl bir sözdür.
    (Feraid-ül-fevaid)

    İngilizce’de yaratmak kelimesi
    Sual: İngilizce’de yaratmak anlamındaki create kelimesini, insanlar için kullanmak caiz midir?
    CEVAP
    Yaratmak, yoktan var etmek demektir. Türkçe’de bu kelime, insanlar için, başka manada da olsa, kullanılmamalıdır. Bu kelimenin, diğer dillerdeki karşılıkları, mesela, İngilizce’de create kelimesi de, oluşturmak, meydana getirmek, yapmak gibi anlamlarda da, kullanılıyor. İngilizce olarak, bu manada kullanmak, ihtiyaçtan dolayı caiz olur. Mesela, bilgisayarda, (dosya oluşturmak) ifadesi için, (create a file) denebilir. Bir program yazarken, create yazılmazsa, o program çalışmıyorsa, create diye yazmanın mahzuru olmaz. Böyle durumlarda kullanılabilir.

    Marka, şirket, program ve buna benzer başka bir şeyin isminde creative geçerse, yine bunları söylemek caiz olur. İnsanlar için, yoktan var etmek anlamında kullanılmamalıdır.

    Vücuda getirmek
    Sual: İnsanlar için, vücuda getirmek ifadesini kullanmak caiz midir?
    CEVAP
    Yoktan var etmek, yaratmak anlamında, insanlar için kullanmak caiz olmaz. Yalnız Allahü teâlâ için kullanılır. Mesela bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ, insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücuda getirdi.) [Tirmizi]

    Meydana getirmek, yapmak, oluşturmak anlamında kullanılabilir. Mesela, (İmam-ı Buhari hazretleri, Buhari-yi şerif isimli kitabını, 16 yılda vücuda getirmiştir) demek caizdir.



  7. 01.Haziran.2010, 13:14
    4
    Kabristana Üye
    İnsan bir şey yaratamaz
    Sual: Mecaz olarak, insanlar için yaratıcı demek, yaratmak kelimesini yapmak anlamında kullanmak uygun mu?
    CEVAP
    Yaratmak Allah’a mahsustur. Mecaz olarak da insanlar için yaratıcı demek yanlıştır. (Elektrik ampulünü Edison yarattı) diyenler oluyor. Fonograf, megafon, elektrik ampulü gibi aletleri ilk defa bulan Edison; bunları yaratmamış, sadece yapılmasına sebep olmuştur. Bunları yaratan, Allahü teâlâdır. Hadis-i şerifte, (Allah, her sanatkârın ve sanatının yaratıcısıdır) buyuruldu. (Buhari)

    Demek ki, Edison’u da, elektrik ampulünü de yaratan Allahü teâlâdır. Edison’un bunları yaratması şöyle dursun, mevcut maddeleri bir araya toplayıp, yeni aletlerin yaratılmasına sebep olurken, elinin, ayağının, gözünün, diğer duygularının, çeşitli hücrelerinin, kalbinin, ciğer, böbrek ve diğer organlarının işlemesinden ve kullandığı maddelerin, aletlerin yapısından, içlerindeki atom, proton kuvvetlerinden haberi yoktu. Böyle birine yaratıcı denilir mi? Yaratıcı; bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır.
    (S. Ebediyye)

    Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Her var olanı, O yaratmıştır. Maddeleri hareket ettirir. Yerlerini değiştirir. Bir zamandan, başka zamana götürür. Bir halden başka hale döndürür. Akıllara hayret verecek şeyler yaratır. Bir damla nutfeden ve görülemeyen spermatozoidden bir olgun insan yaratır. Nuh aleyhisselam gibi bir peygamberden; asi, kâfir ve ahmak bir oğul yaratır. Ebu Cehil gibi taş yürekli, örümcek kafalı bir kâfirden, Hazret-i İkrime gibi bir mümin oğul yaratır. En küçük zerre olan, mikroskopta bile görülemeyen atomun derinliğinde; çekirdeğinde, dağları deviren nükleer kuvvetler yaratır. Pancarda şeker yaratır. Yaprakta fotosentez, özümleme kuvveti yaratır. Arıda bal yaratır. Cansız yumurtada, canlı hayvan yaratır. Çiçeklerde güzel kokular, esanslar yaratır. Kuru ağaçta, yapraklar, çiçekler, meyveler yaratır. Su içinde hayvanlar, çiçekler, ağaçlar yaratır. Acı su içinde tatlı su yaratır.

    Kimya reaksiyonları ve nice fizik ve kimya özelliklerini yaratır. Toprağı bitki haline, bitkiyi hayvan haline döndürür. İnsanları, hayvanları çürütüp toprak maddelerine, su ve gazlara döndürür. Her şeyin tersini de yaptığı gibi, bunun da ters, geri dönen halini yaratır. Bu kâinat fabrikasında her şeyi, hesaplı, düzenli yaratmaktadır. Gelişigüzel, yıkıcı, bozucu görünen değişmelerin, hepsinin de çok hesaplı, çok ahenkli bağlılıklar, akıllara hayret veren bir düzen içinde yaratıldığı, günden güne daha iyi anlaşılmaktadır.

    Allahü teâlânın, hiçbir işinde ortağı yoktur. Her varlığın yaratıcısı yalnız Odur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Yaratmak Allah’a mahsustur.) [Araf 54]

    (Yaratıcı ancak Rabbindir.) [Hicr 86]

    (Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]

    (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

    Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka ortağının bulunmadığını bildirirken, insana yaratıcı denmez.

    Yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur
    İnsanlar, mahluk olduğu gibi, bütün işleri, hareketleri de, Allahü teâlânın mahlukudur. Çünkü Ondan başka, kimse bir şey yapamaz, yaratamaz. Kendi mahluk, yaratılmış olan, başkasını nasıl yaratabilir? Yaratılmak damgası, kudretin az olduğuna alamettir ve ilmin noksan olduğuna işarettir. Bilgisi, kuvveti az olan, yaratamaz. İnsanın işinde, kendine düşen pay, kendi kesbidir. Yani o iş, kendi kudreti ve iradesi ile olmuştur. O işi, yaratan Allahü teâlâ, kesb eden kuldur.

    İnsanların ihtiyari işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile Allah’ın yaratmasından meydana gelmektedir. İnsanın yaptığı işte, kendi kesbi, ihtiyarı [seçmesi, beğenmesi] olmasa, o iş titreme şeklini alır. Kalbin hareketi gibi olur. Halbuki, ihtiyari hareketlerin, böyle olmadığı açıktır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yarattığı halde, ihtiyari hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden ileri gelmektedir.

    Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların kastlarına, arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini yaratmaktadır. Bunun için de, kul mesul olur. İşin sevabı ve cezası, kula olur. Allahü teâlânın kullarına verdiği kast ve ihtiyar, işi yapıp yapmamakta eşittir. Kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret [enerji] ve ihtiyar vermiştir. Bir işin iyi veya kötü olduğunu da bildirmiştir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakta serbest olup, ikisinden birini seçecek, iş iyi veya kötü olacak, günah veya sevap kazanacaktır.

    İslam âlimleri de buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret sıfatlarından kullarına biraz ihsan etti; ama yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlûkuna vermedi. Bunlar, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir.
    (Hak Sözün Vesikaları)

    Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki; her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Fakat, sebeplerin, vasıtaların, Onun yaratmasına hiç tesirleri yoktur. Vasıtasız maliktir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün varlıkları yoktan var etti. İnsanların ve hayvanların hareketlerini, düşüncelerini, hastalıklarını, şifalarını, hayırlarını, şerlerini, faydalarını, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbir şeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, cahilce, batıl bir sözdür.
    (Feraid-ül-fevaid)

    İngilizce’de yaratmak kelimesi
    Sual: İngilizce’de yaratmak anlamındaki create kelimesini, insanlar için kullanmak caiz midir?
    CEVAP
    Yaratmak, yoktan var etmek demektir. Türkçe’de bu kelime, insanlar için, başka manada da olsa, kullanılmamalıdır. Bu kelimenin, diğer dillerdeki karşılıkları, mesela, İngilizce’de create kelimesi de, oluşturmak, meydana getirmek, yapmak gibi anlamlarda da, kullanılıyor. İngilizce olarak, bu manada kullanmak, ihtiyaçtan dolayı caiz olur. Mesela, bilgisayarda, (dosya oluşturmak) ifadesi için, (create a file) denebilir. Bir program yazarken, create yazılmazsa, o program çalışmıyorsa, create diye yazmanın mahzuru olmaz. Böyle durumlarda kullanılabilir.

    Marka, şirket, program ve buna benzer başka bir şeyin isminde creative geçerse, yine bunları söylemek caiz olur. İnsanlar için, yoktan var etmek anlamında kullanılmamalıdır.

    Vücuda getirmek
    Sual: İnsanlar için, vücuda getirmek ifadesini kullanmak caiz midir?
    CEVAP
    Yoktan var etmek, yaratmak anlamında, insanlar için kullanmak caiz olmaz. Yalnız Allahü teâlâ için kullanılır. Mesela bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ, insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücuda getirdi.) [Tirmizi]

    Meydana getirmek, yapmak, oluşturmak anlamında kullanılabilir. Mesela, (İmam-ı Buhari hazretleri, Buhari-yi şerif isimli kitabını, 16 yılda vücuda getirmiştir) demek caizdir.






+ Yorum Gönder