+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Hz Muhammedin günümüzdeki yasayan soyu Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Hz Muhammedin günümüzdeki yasayan soyu





    Sual: Hz Muhammedin günümüzdeki yasayan soyu

    Peygamber efendimizin simdiki zamandaki yasayan soyu kimlerdir konu hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgiler verir misiniz ? ?







  2. DZALBAY
    Üye

    --->: hz muhammedin günümüzdeki yasayan soyu


    Reklam



    Cevap: Güzel bir soru...

    Peygamber sav efendimizin soyu,Hz Hasan va Hz Hüseyin r. anhüma efendilerimizden gelmekte;bir tarafa Seyyid,diğer tarafa Şerif denmekte.Ve o kadar yayılmıştırlar ki yer yüzüne...Nasıl bulup da sana nasıl arz etmeli,bilmem...

  3. Misafir
    Ben Hz.Muhammed(sas) soyundan geliyorum seyit soyundanım . Vede Hz.Muhammed(sav) soyu devam etmektedir .

  4. Misafir
    arkadaşlar,
    selamın aleykum.
    Peygamber efendiminde firavununda kureyşlilerinde soyu devam ediyor.
    bizi iligilendiren Resulumuzun ailesi. onların şuandaki soyunun başında Seyyid Abdulbaki hazretleri gelmekte. diğer adıyla Gavs-ı Sani. yaşamakta olduğu yer adıyamandır.
    Allaha emanet olun. Aşkınıza emanet olun.

  5. Misafir
    bügün bir seyyidle tanıştım onunla tanışmama vesile olan öğretmenimden ALLAH razı olsun sohbeti gerçekten çok güzeldi

  6. Misafir
    İslam devletlerinde nesillerin arasında şecere kaydı olmadığından Hz. Muhammet (SAV) soyu Hz Hasan Ve Hüseyin soyundan devam eden erkek ve kız torunlarla yayılarak çoğalmıştır ama belli bir kaydı olmadığndan çok azı bilinmektedir. Peygamber efendimiz Arab-Mustarebe de olsa soyu oğuldan oğula geçenlerden hepsi Sami ırkından olup bunun dışında Acem, Çerkes, Kürt,Türk, Çeçen vs ırktan olanlar araya kız evlatlar girip onuların izdivaçlarıyla devam edenlerden olup erden ere devam eden torunlar değildirler. Ayrıca Cumhuriyet kurulduğunda kendisinden önce Osmanlı topraklarında yaşayan baştaki Seyyid (Cumhuriyet kuruluşundan epey bir süre sonra sürgüne tabi tutulmuş olan Seyyid Abd-ülhakim Arvasi hazretleridir. Onun dışında Anadoluda Seyyidlik iddiasında bulunan nice Şıhlar türemiştir. Abd-ülhakim Arvasi Hazretlerinin oğlu Mekki Efendi 1950li yılların başında Üsküdar Müftülüğü görevini ifa etmiiştir. Mekki beyin iki oğlu bulunup Büyük oğlu 1965 lerde İlahiyat Fakültesini bitirmiş, ondan 3 yaş küçük olan ikinci oğlu ise Hukuk tahsil ederek, Hukuğun bir dalında Profesör olan Hüseyin Üçışık beydir.

  7. Misafir
    aselam aleyküm ve rahmatullahi va barakatuhu hz muhamed sallallahu alleyhi ve selamin. soyu 2 kola ayrılır hz hasanın soyundan gelen ve şuanki günüzdeki aşiretinin ismi şeyh ineemi aşiretidir hz hüseyinin soyundan gelen soyu.da aşiretinin ismi abu bedrani hüseyni türkiyede ençok şanlıurfada muşta istanbulda ırakta suriyede suudi arabistanda türkiyenin hemen hemen her yerinde var hepside arap efendimizin mührüde onlarda mevcut...efendimiz s.a.v in bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur benim akrabalarım soyumdan gelenler değildir benim yolumdan gidenlerdir benim akrabalarım....

  8. Misafir
    selamun aleykum Alemlerin peygamberi olan hz muhammet peygamber efendimizin soyu kïyamete kadar sùrecek ne mutlu ama onun ùmmeti olanada ne mutlu Rabbim bizi bu sevgiden mahrum etmesin. bende onun soyundan gelseydim ama yolundan gitmeye gayret ediyor Kuranì kerime. ve Allaha inaníyorum hamd
    olsun kardeslerim.

  9. Misafir
    Peygamberimizin soyundan olan ve günümüzde yaşayan (seyyid ve şerifler) bilinmekte midir?

    Osmanlı zamanında seyyid ve şeriflerin şecereleri kayıtlı idi Günümüzde de bazılarında bu senetler bulunmaktadır Bununla beraber Peygamberimizin soyundan geldiği halde bilinmeyen bir çok seyyid ve şerif de vardır

    NAKÎB, NAKÎBU'L-EŞRÂF

    Hz. Muhammed (s.a.s)'in neslinden gelen kişilerle ilgili işleri gören kimse

    Pek çok anlamı içeren nakîb kelimesi, bir topluluğun veya kabilenin reisi veya vekili anlamlarına geldiği gibi, tekkelerde şeyhlerin yardımcısı konumundaki en kıdemli derviş veya dede manasına da gelir. Ancak bu kelimenin daha çok, Hz. Muhammed (s.a.s)'in soyundan gelen kişilerin işlerini görmek üzere içlerinden devlete tayin edilen memur anlamında kullanıldığı görülmektedir

    Bilindiği üzere Hz. Peygamber'in nesli, kızı Fâtımâtü'z-Zehrâ (r.an) ile damadı ve amca oğlu Hz. Ali (r.a)'den devam etmiştir. Hz. Ali'nin, büyüğü Hz. Hasan ve küçüğü Hz. Hüseyin o(an oğullarından gelen zürriyet zamanımıza kadar ulaşmıştır. Birbirlerinden farklı olduğunu göstermek için, Hz. Hasan'dan gelen kola "şerif", Hz. Hüseyin'den gelen kola ise "seyyid" denilmiştir. Ehl-i beytten olanlara, İslâm tarihinin ilk devirlerinden günümüze kadar, her devlet ve iktidar tarafından çok hürmet ve saygı gösterilmiştir. Nakîbül-eşrâf adı verilen kişi, bu soydan gelenler arasından seçilir ve Hz. Peygamber (s.a.s) neslinden gelenlerin işlerine bakar, neseplerini kaydeder, doğumlarını ve ölümlerini deftere geçirir, gelişigüzel mesleklere girmelerine engel olur, fey ve ganimetlerden kendilerine ait. paylarını alıp aralarında dağıtır, hanımların denkleri olmayan erkeklerle evlenmelerine mani olurdu. Bu açıdan nakîbül-eşrâf, Peygamber (s.a.s) hanedanı mensuplarının umumi bir vasisi hükmünde idi (Mehmet Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, II, 647)

    Nakîbül-eşrâflık makamı, gördüğü fonksiyonların şerefi itibariyle, en yüksek mertebelerden biri kabul edilir ve halifeden sonra protokolde yerini alırdı. Bu sebepten dolayıdır ki, Abbasi halifesi el-Kâdir Billah zamanında nakîbül-eşrâflık görevini yürüten Şerîfü'r-Râdî, halifeye hitaben yazdığı bir şiirde, "Aramızda bir fark varsa, o da sen halifesin ben değilim. Başka yönlerden birbirimizden farkımız yok!" demişti (Pakalın, a.g.e., II, 647)

    Kaynaklara göre, Abbasi halifesi Harun er-Reşid ile oğlu Me'mun dönemlerinde seyyid ve şerifler yeşil sarık sarıp yeşil cübbe giyerlerdi. Ancak bir süre sonra bu usûl terkedilmiş olduğundan halk içinde farkedilmez olmuşlardı. Mısır'da Türk Memluk sultanlarından Melik Eşref Şaban (773-1371) zamanında şeritlerin başlarına yeşil bir alâmet sarmaları emrolunmuştur. Bu yeşil alâmet Osmanlı döneminde de bu kişilerin özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlılar, seyyidlere "emir", başlarına sardıkları yeşil sarığa da "emir sarığı" derlerdi. Hz. Peygamber (s.a.s) soyundan gelen kadınlar da başlarına yeşil bir alâmet takıyorlardı. Şerif ve seyyidler her zaman yeşil sarıkla gezmeye mecburdu, ancak bunlardan biri şeyhülislâm olacak olursa o zaman şeyhülislâmlara mahsus beyaz sarık sarardı (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, Ankara 1984, s. 163)

    Osmanlı Devletinde nakîbül-eşrâflık makamı, Ramazan 802/Mayıs 1400'de Sultan Yıldırım Bayezid döneminde tesis edilmiş ve Emir Buhari talebelerinden Bağdatlı Seyyid Ali Nita' b. Muhammed adında biri, Anadolu'daki seyyid ve şeriflere nâzır tayin edilerek, kendisine aynı padişah tarafından Bursa'da yaptırılmış olan Ebu İshak Kâzerûnî Zaviyesi'nin tevliyeti verilmiştir (Nevîzâde Atâî, Hadâikul-Hakâik, İstanbul 1268, s. 176; H. Adnan Erzi, "Bursa'da İshakî Dervişlerine Mahsus Zâviyenin Vakfiyesi ", Vakıflar Dergisi, II, 424)

    Ankara Savaşı'nda esir edilen Seyyîd Nita', kısa bir süre sonra serbest bırakılmış ve haccını eda ettikten sonra II. Murad zamanında Bursa'ya gelerek eski görevine dönmüştür. Vefatından sonra oğlu Seyyid Zeynelabidin, seyyid ve şeriflere nâzır olmuştur. Zeynelabidin'in ölümünden sonra Fatih Sultan Mehmed, bu makamı ortadan kaldırmışsa da, sonraları seyyidlik iddiasında bulunan bazı kişiler türediği için, bu konu tekrar ele alınarak bazı yeni düzenlemelere gidilmiştir

    Nakîbül-eşrâflık ünvanı Osmanlılarda XV. yüzyıl sonlarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu ünvanın kullanılması ile ilgili olarak şu olay nakledilir: Sultan II. Bayezid döneminde, padişahın hocası Seyyid Abdullah oğlu Seyyid Mahmud, 900/1494te şerif ve seyyid teşkilâtının başına getirilmişti. Seyyid Mahmud, Arap ülkelerinde seyyid ve şeriflere nezaret eden kişiye "nakîbül-eşrâf" denildiğini görmüş ve bu durumu hükümete intikal ettirerek kendisine bu ünvanın verilmesini talep etmişti (Atâî, a.g.e., s.176). Bunun üzerine sözkonusu ünvan kendisine verilmiştir. Nakîbül-eşrâflık makamı, Osmanlı saltanatının ilgâsına kadar devam etmiştir

    Nakîbül-eşrâfların, Osmanlıların ilk dönemlerinde devletçe ödenen yevmiyeleri yirmi beş akçe iken, daha sonra artarak XVI. asrın sonlarında günde yetmiş beş akçeye yükselmiş ve bu rakam sonraki dönemlerde giderek artmıştır. Nakîbül-eşrâflar, kadılar gibi belirli bir süre için atanmadıklarından uzun seneler bu makamda kalır, gerekli görülürse değiştirilirlerdi. Nakîbül-eşrâfların resmi elbiseleri, XVIII. yüzyıldan itibaren kazasker elbiselerinin aynı idi; ancak başındaki "örf" denilen kavuğun yerine "küçük tepeli" adı verilen kavuk giyip üzerine seyyid ve şeriflere mahsus yeşil renk tülbent sarardı (Uzunçarşılı, a.g.e., s. 166-167)

    Nakîbül-eşrâfların, kendi konaklarında daireleri ve maiyyetlerinde hizmet eden adamları vardı. Nakîbül-eşrâflar, eyâlet, sancak ve kazalarda, yine seyyid ve şeriflerden olan kaymakamları aracılığıyla ülkedeki bütün seyyid ve şeriflerin isimlerini içeren defterler tutarlardı. "Şecere-i tayyibe" adı verilen bu defterlerde her seyyid veya şerifin ismi, hüviyeti, silsilesi, evlâdı, ahvâli ve ikâmetgâhına dair bilgiler bulunurdu

    İslâm âleminde seyyid ve şeriflere gösterilen bu rağbetten dolayı birçok kimse bunu istismar edip kendisinin seyyid olduğunu (müteseyyid) iddia eder oldu. Her yer ve zamanda görülmesi mümkün olan bu ve benzeri iddiaların önünü alabilmek, gerçek seyyid ile müteseyyid (seyyid olmadığı halde seyyidlik taslayan)leri birbirinden ayırma işine çok önem veriliyordu. Bunun için de yeni doğan her seyyidin neseb defterinin tutulması, isminin kaydedilmesi ve anne ile babasının da belirtilmesi gerekiyordu. Osmanlı devletinde bu iş biraz daha sıkı kontrol ediliyordu. Bunlar deftere kaydedildikleri gibi ellerine de "temessük" adı verilen tanıtıcı bir belge (hüviyet cüzdanı) veriliyordu. Nitekim, H. 976 senesi Receb ayının başlarında (1568 Aralık sonu) Defterdar Ahmed Çelebi'ye gönderilen bir hükme göre;

    Hacı Mansur ve Bayram adındaki kimseler seyyid olduklarını iddia etmektedirler. Bunun üzerine adı geçenler nakîbül-eşrâf önünde gerçekten seyyid olduklarını isbat ederlerse deftere kayd ettirilip ellerine temessüklerinin verilmesi istemektedir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Mühimme Defteri nr. 7, s. 979)

    Seyyid ve şeriflerin kanun ve âdetlere aykırı hareketleri olursa ve İstanbul'da ise nakîbül-eşrâf, taşralarda ise kaymakamları tarafından cezaya çarptırılırdı. Cezalandırma sırasında, önce başındaki yeşil sarık alınarak öpülür; ceza işlemi bittikten sonra başlık iade edilirdi. (Öte yandan mahkemelerde ve divanlarda, davacılar arasında seyyid ve şerifler varsa, bunların davalarına diğerlerinden önce bakılırdı (Uzunçarşılı, a.g.e., s. 167169)

    Padişah cüluslarında hükümdara, önce nakîbül-eşrâf bey'at edip dua eder, sonra protokol bey'atını yapardı. Bayram tebriklerinde de öncelik nakîbül-eşrâfa aitti. Her iki tebrikte de rütbesi ne olursa olsun, padişah nakîbül-eşrafa ayağa kalkar ve alkış yapılırdı. Osmanlı padişahlarının cüluslarında bazı nakîbül-eşraflar, kılıç alayı merasiminde yeni padişaha kılıç kuşatmışlardır (Uzunçarşılı, a.g.e., s. 169-170)

    Diğer taraftan nakîb kelimesi, tekkelerde şeyh vekili makamında bulunan sülûkü ilerlemiş dervişler hakkında da kullanılmaktaydı. Rifâî, Sa'dî ve Bedevî tarikatlarında sülûklerini ilerletmelerine rağmen "nukebâ" derecesine ulaşamamış dervişlere "nakîb" denilmekteydi (Pakalın, a.g.e., II, 648). Ayrıca bu kelime ile ilgili olarak, "nakîb-i imâret" terimine vakfiyelerde karşılaşılmaktadır. Burada kelime, imaret şeyhinin yardımcısı anlamına gelir

    Mefail HIZLI




    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

  10. Misafir
    Önemli olan bir insanın soyunun nerden geldiği değil nereye gittiği dir

  11. Misafir
    Arkadaşlar peygamber efendimiz Hz Muhamed(sav)'in soyundanım bunu kibir amaçlı olarak süylemiyorum veda hutbesinde süylediği gibi ilehi takva ilehi takva Diyarbakır'ın bir ilçesinde ıturuyorum ve bize mala şığı zırav diyorlar hepinize ALLAH iyi ve güzel huzurlu temiz günler nasip etsin zulme ortak olmayalım zulme adaletsizliğe karşı olalım doğrudan yana mazlumdan yana olalım

  12. Misafir
    Bu da senın gorusun ama yanlıs...

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... SonuncuSonuncu
hz muhammedin soyundan gelenler,  peygamberimizin soyundan gelenler,  yaşayan seyyidler,  hz muhammed soyundan gelenler,  hz muhammedin soyu devam ediyormu,  hz muhammedin soyu,  günümüzde yaşayan seyyidler