+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)e karşı görevlerimiz Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)e karşı görevlerimiz






  2. mumsema
    aydınlatmaya devam...

    --->: Islam Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)e karşı görevlerimiz


    Reklam



    Cevap: İSLAM PEYGAMBERİ HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.)E KARŞI GÖREVLERİMİZ

    Kitaplarımızda genel olarak peygamberlerin ve son peygamberAllâh’ın kulu ve rasûlü olduğuna şâhitlik ettiğimiz Hazreti Muhammed salla`llâhu aleyhi ve sellem’in özellikleri anlatılır. Onun sıdk, tebliğ, ismet, fetânet, emânet gibi genel özellikleri yanında peygamberlerin sonuncusu, âlemlere rahmet (evrensel) oluşu, son İslâm dinini getirmesi, ümmetinin en çok olması gibi özel vasıfları da hatırlatılmaktadır. Biz bu yazımızda yukarıdaki özelliklerini kabul ettiğimiz peygamberimizin ümmetinin peygamberine karşı sorumluluk ve görevlerinin neler olduğunu tespit etmeye çalışacağız. Bunu yapmaktaki amacımız ise peygamberimize karşı sorumluluk ve görevlerimizin neler olduğunu tespit edip onları doğru şekilde anlamak, anladığımızı doğru şekilde öğrenmek, öğrendiğimizi doğru şekilde uygulayarak yaşamak, yaşadığımızı muhataplarımıza doğru şekilde aktarmaktır.
    Allâh Teâlâ, İslam dinini ve o dinin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’i insanlara ve cinlere doğrudan göndermedi de İsa peygamberin, kendisinden sonra geleceğini bildirdiği ve adını Ahmed diye müjdelediği[1], ayetlerin Muhammed, beşer, rasûl, nebi diye adlandırdığı[2] peygamberimiz Muhammed salla`llâhu aleyhi ve selem aracılığıyla gönderdi. Bu sebeple peygamberimiz Muhammed salla`llâhu aleyhi ve selem ve aracılığı kabul edilmediği zaman, İslam dini ve o dinin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim de kabul edilmemiş olmaktadır. Allâh Teâlâ dileseydi Kur’an-ı Kerim’i insanlara doğrudan indirebilirdi. Halbuki O, Kur’an-ı Kerim’i kitap olarak değil beşer bir peygamber olarak indiriyor. O ne derse ya reddedilecek (Ebu Cehil’in yaptığı gibi), ya da kabul edilecektir (Ebu Bekir’in yaptığı gibi). Bu nedenle peygamberliğini kabul edenler tarafından o, ahlakı kur’an olduğu için yaşayan kur’an-ı kerim diye anılmıştır. Kur’an-ı Kerimin kitap haline getirilmesi ise peygamberimizin ahirete yolculuğundan sonra 1. halife Ebu Bekir (r.a.) zamanında gerçekleştirilmiştir. Allâh Teâlâ, bizlerden kendisine kul olmamızı istiyor ancak bu yolda peygamberin elçiliğini zorunlu kılıyor, Ona imânı, itaati, ittibâyı, salât ve selâm etmemizi, onu sevmemizi, en güzel örnek kabul etmemizi, bizim için rahmet olduğunu bilmemizi ve çağrılarına icabet etmemiz gerektiğini vazife olarak vermektedir. Biz bu çalışmamızda peygamberimize karşı icra etmemiz gereken görevler nelerdir?, bu konu ile ilgili ayet ve hadisler bizlerden ne istemektedir?, görevlerimizi yerine getirirsek ne elde ederiz?, terk ettiğimiz zaman bir sorumluluk ve ceza söz konusu mudur? Sorularına cevap arayacağız.
    1-İMÂN ETMEK
    Sözlükte;[3] "birini söylediği sözde tasdik etmek, söylediğini kabul etmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, şüpheye yer vermeden kalpten tasdik etmek, eman vermek, emin kılmak" anlamlarına gelen imân, ıstılahta; Hazreti Peygamber'in Allah'tan getirdiği ve zarûrât-ı diniyye olarak bilinen hükümleri, haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul ile bunların gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir.
    İman, duyu organları ile müşahede edilemeyen madde ötesi âlemde gerçekleşen ve peygamber tarafından bildirilen olayların kalpten tasdik ile, dilden ikrar ile, bedenden eylem ile kabul edilmesidir. İmanın zıddı ise inkârdır. Biz mü’minler ve müslümanlar, İslâm peygamberi Hazreti Muhammed salla`llâhu aleyhi ve sellem’in Allâh tarafından Nebi(peygamber) ve Rasül (elçi) olarak görevlendirildiğine, insan(beşer) ve peygamberlerin sonuncusu olduğuna ve kendisine son ilahi kitap kur’an-ı kerimin nazil olduğuna iman ederiz. Onun sıdk, tebliğ, ismet, fetânet, emânet gibi genel özellikleri yanında peygamberlerin sonuncusu, âlemlere rahmet (evrensel) oluşu, son İslâm dinini getirmesi, ümmetinin en çok olması gibi özel vasıflarının olduğuna da inanırız. Kısaca O’na İslam dininde belirtildiği şekilde inanmamız gerektiğini biliriz. İlk peygamberimiz hazreti Âdem’den son peygamberimiz hazreti Muhammed salla`llâhu aleyhim ve sellem’e kadar Allâh ne kadar peygamber gönderdi ise bunların hepsinin hak ve doğru olduğuna iman etmemiz şarttır gözümüzle bu görevlendirmeyi görmesek bile. Yüce Allâh, peygamberi Muhammed ve diğer peygamberlerine iman edilmesini emretmektedir. Allâh'ın görevlendirdiği peygamberlerden birine îman etmeyen onlardan birinin peygamberliğini inkâr eden kimse mü’min olamaz. Muhammed salla`llâhu aleyhi ve sellem’in peygamber olduğunu kabul eden veya inkâr eden insanların elde edecekleri ilahi bir hesap kaçınılmazdır. İslam, hangi zaman ve hangi mekân olursa olsun Hazreti Peygambere iman eden mü’minlere çeşitli cennet ve nimetler vaat etmiş, iman etmeyen, onun peygamberliğini inkâr eden kimselere ise çeşitli ceza ve azap tehdidinde bulunmuştur. Konu ile ilgili bazı ayet ve hadisler şunlardır;
    Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allâh’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” [4]
    Muhammed, ancak bir peygamberdir (rasüldür). Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allâh’a hiçbir zarar veremez. Allâh, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.[5]
    Ey iman edenler! Allâh’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allâh’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.[6]
    Şüphesiz, Allâh’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allâh’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Allâh’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allâh mükâfatlarını verecektir. Allâh, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.[7]
    (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allâh’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allâh’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”[8]
    Zaten, kendilerine hidayet rehberi geldiğinde, insanların (buna) inanmalarını sırf, "Allâh, peygamber olarak bir beşeri mi gönderdi?" demeleri engellemiştir.[9]
    De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın. [10]
    Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allâh’ın vahiylerini tebliğ eden, Allâh’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allâh, hesap görücü olarak yeter. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allâh’ın Rasülü ve nebîlerin sonuncusudur. Allâh, her şeyi hakkıyla bilendir.[11]
    Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz. İnkâr edenler, Allâh yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allâh’a zarar veremezler. Allâh, onların amellerini boşa çıkaracaktır. Ey iman edenler! Allâh’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın. İnkâr eden, Allâh yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allâh onları asla bağışlamayacaktır.[12]
    Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Tâ ki (ey müminler!) Allâh'a ve Rasûlüne iman edesiniz, Rasûlüne yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allâh'ı tesbih edesiniz.[13]
    Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Rasülünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allâh yeter. Muhammed Allâh'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allâh'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir.[14]
    Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allâh’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allâh, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” İman edenler ancak, Allâh’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.[15]
    Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.[16]
    Rasûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: İslâm beş şey üzerine binâ olunmuştur: Allâh`dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed`in (salla`llâhu aleyhi ve sellem) Allâh`ın Rasûlu olduğuna Şahâdet etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Haccetmek, Ramazan orucunu tutmak.[17]
    Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlu`llâh sall`llâhu aleyhi ve sellem`e: "Amelin hangisi en faziletlidir?" diye sordular. "Allâh’a ve Rasûlüne îmân." buyurdu. "Ondan sonra hangisi?" dediler. "Allâh yolunda cihâd." buyurdu. "Ondan sonra da hangisi?" diye sordular. "Makbûl (olmuş, içine günah ve riyâ karışmamış) Hac." cevabını verdi.[18]

    2-İTAAT ETMEK

    İtaat sözlükte "boyun eğmek, yumuşak davranmak, birinin isteğine, emir ve yasağına isteyerek uymak; din ıstılahında ise, Allah ve Peygamberin emir ve yasaklarına isteyerek uymak, yapılmasından dolayı sevap elde edilen her hangi bir ameli yapmak" anlamındadır. İtaat denileni yapmaktır. Denilene karşı çıkmak ise isyandır, itaatsizliktir.
    Kur’an-ı kerim’in birçok yerinde Allâh’a itaat ile Hazreti Peygambere itaat beraber zikredilmiştir, Hazreti Peygambere itaatin Allâh’a itaat sayılacağı belirtilmiş, Allâh ile birlikte Rasülüne itaatin kadın ve erkek müminlerin şiarı olduğu ifade edilmiştir. Yüce Allâh, Kur’an-ı kerim’in birçok yerinde insanların özellikle de mü’minlerin Hazreti Peygambere itaat etmelerini emretmiş, isyan etmelerini, itaatsiz davranmalarını ise yasaklamıştır. Ona itaat, onun getirdiği vahye, ayetlere ve hadislere gönül hoşluğuyla boyun eğmekle olur. İslam dininde, hangi zaman ve hangi mekân olursa olsun İtaat eden mü’minlere çeşitli cennet ve nimetler vaat edilmiş, itaat etmeyen kimselere ise çeşitli ceza ve cehennem ateşi tehdidinde bulunulmuştur. Konu ile ilgili bazı ayet ve hadisler şunlardır;
    İşte bu (hükümler) Allâh’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allâh’a ve Peygamberine itaat ederse, Allâh onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. Kim de Allâh’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allâh onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.[19]
    Ey iman edenler! Allâh’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allâh’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allâh ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor. Münafıklara, “Allâh’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.[20]
    Kim Allâh’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.[21]
    Sana ne iyilik gelirse Allâh’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allâh yeter. Kim peygambere itaat ederse, Allâh’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allâh, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allâh’a tevekkül et. Vekil olarak Allâh yeter.[22]
    Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allâh’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allâh’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.[23]
    Ey iman edenler! Allâh’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.[24]
    Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileri, dostlarıdır. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allâh ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allâh rahmet edecektir. Şüphesiz Allâh azîzdir, hikmet sahibidir. Allâh, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere alt tarafından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti. Allâh'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.[25]
    Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allâh'tan korkun. Çünkü Allâh'ın azabı çetindir.[26]
    Allâh’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.[27]
    Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlu'llah Salla'llahu aleyhi ve sellem: “Ümmetimin hepsi Cennet'e girecektir. Ancak imtinâ' edenler giremeyeceklerdir,” buyurmuştur. Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Rasûla'llah, kimler imtinâ' edecekler?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem de: “Her kim bana itaat ederse Cennet'e girecektir. Her kim de bana âsî olursa, o da (davetimi kabulden ve emirlerime itaatten) imtinâ' etmiş olur (ve Cennet'e giremez)” buyurdu.[28]

  3. mumsema
    aydınlatmaya devam...
    3-İTTİBÂ ETMEK

    Sözlükte "bir kimseye uymak, birinin peşinden gitmek; din ıstılahında ise Allah ve Peygamberin uyulmasını emrettiği şeylere uymak" demektir. İttiba, uygulamayı esas alarak arkasından ve izinden gitmek, tabi olmak anlamına gelir. Tersi ise yüz çevirip sırt dönmektir, ayrılık ve aykırılığa düşmektir.
    Yüce Allâh, Kur’an-ı kerim’in birçok yerinde insanların özellikle de mü’minlerin Hazreti Peygambere ittiba etmelerini emretmiş, yüz çevirip sırt dönmelerini, ayrılık ve aykırılığa düşmelerini yasaklamıştır. Müminler, hayatın her alanında yani bireysel yaşamlarında, toplumsal yaşamlarında, ailevi yaşamlarında, siyasi yaşamlarında, ticari ve ekonomik yaşamlarında, gençliklerinde, ihtiyarlıklarında, sevinçli zamanlarında, üzüntülü zamanlarında Hazreti Peygambere ittiba etmek zorundadır. Ona ittiba, onun getirdiği vahye, yaşadığı kur’an ve sünnete uymakla olur. İslam, hangi zaman ve hangi mekân olursa olsun Hazreti Peygambere ittiba eden mü’minlere çeşitli cennet ve nimetler vaat etmiş, ittiba etmeyen kimselere ise çeşitli ceza ve azap tehdidinde bulunmuştur. Konu ile ilgili bazı ayetler şunlardır;
    Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allâh’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allâh, kullarını hakkıyla görendir.[29]
    De ki: “Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun (ittiba edin) ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allâh çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” De ki: “Allâh’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh kâfirleri sevmez.[30]
    İsa, onların inkârlarını sezince, “Allâh yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allâh yolunun yardımcıları. Allâh’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler. “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk (ittiba ettik). Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.” [31]
    Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan (ittiba eden) mü’minlere Allâh yeter.[32]
    (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.[33]
    Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.[34]
    Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allâh’a ve Peygamberine itaat ederse, Allâh onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır. Şüphesiz Allâh, ağaç altında sana biat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allâh mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.[35]
    Allâh’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir[36]

    4-SALÂT VE SELÂM ETMEK, SAYGI VE SEVGİ GÖSTERMEK

    Salât ve selâm, birisinin diğerine saygı ve sevgi göstermesi, iş ve işlemlerinde kendisini desteklemesi, bağlılık göstermesi, ondan yana taraf olması, dik, sağlam ve esas durması, güven vermesi gibi manaları kapsamaktadır. Bunun tersi ise, karalamak, alay etmek, aldatmak, iftira atmak gibi durumlarla eziyet etmek, nefret etmek, ikiyüzlü davranmak, güveni zedelemektir.
    İslam’da Hazreti Peygambere gösterilmesi gereken salât ve selâm, saygı ve sevgi, yardım ve destek, inanç ve bağlılık konuları önemle vurgulanmıştır. Bu hususlar ayetler ve hadislerle emredilmiştir. Bu davranışa aykırı olan hususlar ise, Peygambere veya Allâh’a ve Rasülüne eziyet diye ifade edilmiş, kişiyi dünyada ve ahirette lanete ve elem verici cezaya sürükleyeceği haber verilmiştir. Peygambere eziyet; onunla alay etme, O’nu küçümseme, çekiştirme, ayıplama, O’na iftira etme, O’nun aile hayatını karalama vb. şekillerde olabilir. Dil uzatma, taan etme, şahsiyetini zedeleyici asılsız eleştiriler yapma kelimeleri ile ifade edilen bu tür eziyetler, dini ve ahlaki hayata maddi eziyetlerden daha büyük zarar getirebilir.
    İslam dini, peygamberler sevgisine büyük önem verilmekle birlikte bütün sevgilerin üstünde Allâh sevgisinin bulunduğu belirtilmiştir.[37] Bu sebeple peygamber sevgisi O’nun gerçek hayatı, şahsiyeti ve dindeki konumuyla paralel olmalıdır. Ehli Kitap, aslında tek tanrı inancına sahip olduğu halde, peygamberlerine beşer üstü bir konum biçmiş, böylece tevhid ilkesini zedelemiştir. ‘Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar! (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.’[38] Ancak peygamberimizi kendimiz dâhil bütün insanlardan çok sevmeliyiz. Kur’an-ı kerim’de Allâh’ın ve meleklerin Hazreti Peygambere salât ettikleri bildirilerek müminlerden ona salât ve selâm getirmeleri istenmiştir. Namazlarda tekrar edilen tahiyyat duasında Allâh’a, Peygamber’e, namaz kılanların kendilerine ve Allah’ın bütün Salih kullarına salât ve selâm okunur; ardından Hazreti Muhammed’e ve Hazreti İbrahim’e özel salât ve bereket dualarında bulunulur, ayrıca ezan içinde yer alan Muhammed ismi 24 saatin her anında Allâh adıyla birlikte semaya yükselmektedir. Buna, çeşitli münasebetlerle tekrarlanan kelime-i tevhit ve şehadeti, farz namazlardan önce kâmeti de eklemek gerekir. Bütün bunlar Hazreti Muhammed’in kitap, sünnet, islam inancı ve dolayısıyla ibadetteki konumunu göstermektedir.
    Müminlerin Hazreti Peygambere karşı en önemli görevleri arasında belirtilmesi gereken bir husus da ona karşı saygısızlık gösterilmesine izin verilmemesidir. Bütün Peygamberler, inkârcıların kaba kuvvete dayanan reaksiyonlarının yanı sıra, psikolojik eziyetlerine de maruz kalmıştır. Salât ve selâm, kalb ile, söz ile, icraat ile gerçekleşir. Müminler ona iman ederek kalp ile, bu imanlarını açıktan ifade ederek dil ile, onu canlarından çok sevip onun uğruna mallarını, canlarını, ömürlerini vermek suretiyle iş ve fiil ile ona Salât ve selâm ederler. İslam dininde, hangi zaman ve hangi mekân olursa olsun Hazreti Peygambere salât ve selâm, saygı ve sevgi, yardım ve destek, inanç ve bağlılık gösteren mü’minlere çeşitli cennet ve nimetler vaat edilmiş, ona çeşitli yollarla eziyet etmek, nefret duymak, ikiyüzlü davranmak suretiyle saygısızlık gösteren kimselere ise çeşitli ceza ve cehennem ateşi tehdidinde bulunulmuştur. Konu ile ilgili bazı ayet ve hadisler şunlardır;
    De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allâh'tan, Rasûlünden ve Allâh yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allâh emrini getirinceye kadar bekleyin. Allâh fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.[39]
    (Yine o münafıklardan: O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır. Rızanızı almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eğer mümin iseler Allah ve Rasûlünü razı etmeleri daha doğrudur. (Hâla) bilmediler mi ki, kim Allah ve Resûlüne karşı koyarsa elbette onun için, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsvaylıktır. Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz. Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir. Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.[40]
    Andolsun Allâh; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allâh’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allâh, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. Ey iman edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allâh’ın Rasûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allâh yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allâh, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. Allâh yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi kat etmezler ki (bunlar), Allâh’ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.[41]
    Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır.[42]
    Şüphesiz Allâh ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin. Şüphesiz Allâh ve Rasûlünü incitenlere, Allâh dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.[43]
    Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Tâ ki (ey müminler!) Allâh'a ve Rasûlüne iman edesiniz, Rasûlüne yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allâh'ı tesbih edesiniz. [44]
    Ey iman edenler! Allâh’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allâh’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allâh hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider. Allâh’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allâh’ın, gönüllerini takvâ (Allâh’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.[45]
    Bilin ki, aranızda Allâh’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allâh, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm’ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir. Allâh, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allâh, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[46]
    Rasûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Nefsim yed-i kudretinde olan Allâh`a yemin ederim ki hiç biriniz beni ana-babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevgili olmadıkça îmân etmiş olmaz.[47]
    Enes b. Malik (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kimde üç şey bulunursa îmânı lezzetini tatmış olur. Allâh ile Rasûlu`llâh kendisine onlardan başka her şeyden daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek, fakat yalnız Allâh için sevmek; (Allâh, onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.[48]
    Abdullah b. Hişam’ın şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Biz bir kere Nebî Salla`llahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Rasûlu`llah, Ömer`in elini tutmuştu. Ömer: "Yâ Rasûla`llah! Sen bana kendi canım dışındaki her şeyden daha çok sevgilisin" dedi. Rasûla`llah: "Hayır (öyle söyleme) hayâtım yed-i kudretinde olan Allâh`a yemîn ederim ki, ben sana canından da daha sevgili olmadıkça (îmânın kemâle ermez)" buyurdu. Bunun üzerine Ömer: "Öyle ise, şu anda yâ Rasûla`llah! Muhakkak ki, Sen canımdan da sevgilisin" dedi. Rasûla`llah da: "ey Ömer! İşte şimdi oldu (Îmânın kemâle erdi!)" buyurdu.[49]

    5-ÖRNEK ALMAK

    İslam dini peygamberlerin taklit edilmesini değil, örnek alınmasını ister. Örnek almada misyon, vizyon, aksiyon uyumlu olacak, ancak zaman, mekan, kişi farklı olabilecektir. Önemli olan uyumsuzluk, aykırılık, zıtlık göstermemek ve misyon, vizyon, aksiyondan sapmamaktır.
    Hazreti Muhammed Allah’ın kulu ve rasülüdür. O bir insandır. İnsan dışında bir varlık değildir ancak kulluk yanında özel görev sahibi bir insandır. İnsanların en hayırlısıdır, en takvalısıdır. O, Rabbine İslam dininin kurallarına göre kulluk etmesi yanında başkalarına İslam’ı anlatma ve öğretme, örnek olma, tebliğ yapma görevleri vardır. Hazreti Muhammed’in şahsiyetini doğru olarak bilip tanımak, iman ve gönül hayatını O’na göre düzenlemek her müslümanın temel görevlerinden biridir, zira Hazreti Muhammed’in Kuran ve Sünnet ile sahih siyer kitaplarında yer alan gerçek şahsiyeti, beşer olması bakımından, uygulanması ve uyulması mümkün olan en güzel örnektir. Hangi zaman ve hangi mekân olursa olsun Hazreti Peygamberin örnek alınması mümkün ve onu örnek alan mü’minlere çeşitli mükâfatlar vaat edilmiş, onu örnek ve model almayan kimselere ise çeşitli mahrumiyetler tehdidinde bulunulmuştur. Konu ile ilgili bazı ayetler şunlardır;
    Andolsun, Allâh’ın Rasûlünde sizin için; Allâh’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.[50]
    İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allâh katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir. Şüphesiz Allâh, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allâh’a ve Rasûl’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.” “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allâh onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allâh katında itibarlı bir kimse idi. Ey iman edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allâh sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allâh’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.[51]
    Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.” “Ey kavmimiz! Allâh’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.” Kim Allâh’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allâh’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allâh’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.[52]
    İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim babasına: "Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler:) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için deneme konusu kılma, bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin. Andolsun, onlar(peygamberler) sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnektir. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde lâyık olandır.[53]
    Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme. İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.[54] [*] Ordu İl Merkez Vaizi Faruk ANA tarafından 07.04.2009 tarihinde hazırlanmıştır.

+ Yorum Gönder