Konusunu Oylayın.: Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum
  1. 17.Mayıs.2010, 15:43
    1
    Misafir

    Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum






    Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum Mumsema şiirin Tatamını Istiyorum


  2. 09.Kasım.2013, 09:29
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Necid çöllerinden Medineye şiirin Tatamını Istiyorum




    Necid Çöllerinden Medine’ye / Mehmet Akif Ersoy



    “Arkadaşlarıyla birlikte kızgın çölleri aşıp Osmanlı Devleti'ne sadık kalan İbnürreşid'le görüşmek üzere Riyad'a kadar giden Akif'in olağanüstü iklim şartlarına nasıl dayandığını Cemal Kutay şöyle anlatıyor:

    "Gündüz elli dereceye kadar yükselen hararet geceleri sıfıra iniyordu. Bu inanılmaz ve havsala kabul etmez iklim farkı, alışmamış bedenleri harab ediyordu. Bu arada Mehmet Akif, inanılmaz bir mukavemet gösteriyordu. Pehlivanlığını unutmuyor, hat,ta iki metreye yaklaşan boyunu, levent endamını ve bilhassa mükemmel ahlak ve terbiyesini takdir ederek 'Eşref Bey'in emireri zenci Musa / Omuz vermiş, göğe çıkmış Nebi İsa' dediği zenci Musa ile güreşiyor, ok atıyor, ata biniyor, Arap usulü kılıç kullanmasını öğreniyordu. Bu arada da Safahat'ın o unutulmaz ve berceste bölümü olan Necid Çöllerinde'yi yazıyordu."

    (Zaman gazetesi 27.12.1999)


    Necid Çöllerinden Medine’ye


    Yâ Nebî, şu hâlime bak!
    Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
    Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
    Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
    Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
    “Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
    Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
    Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
    Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
    Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
    Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
    İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
    Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
    Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
    Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
    Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
    Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
    Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
    Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
    Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
    Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
    Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...

    Mehmet Akif Ersoy





  3. 09.Kasım.2013, 09:29
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Necid Çöllerinden Medine’ye / Mehmet Akif Ersoy



    “Arkadaşlarıyla birlikte kızgın çölleri aşıp Osmanlı Devleti'ne sadık kalan İbnürreşid'le görüşmek üzere Riyad'a kadar giden Akif'in olağanüstü iklim şartlarına nasıl dayandığını Cemal Kutay şöyle anlatıyor:

    "Gündüz elli dereceye kadar yükselen hararet geceleri sıfıra iniyordu. Bu inanılmaz ve havsala kabul etmez iklim farkı, alışmamış bedenleri harab ediyordu. Bu arada Mehmet Akif, inanılmaz bir mukavemet gösteriyordu. Pehlivanlığını unutmuyor, hat,ta iki metreye yaklaşan boyunu, levent endamını ve bilhassa mükemmel ahlak ve terbiyesini takdir ederek 'Eşref Bey'in emireri zenci Musa / Omuz vermiş, göğe çıkmış Nebi İsa' dediği zenci Musa ile güreşiyor, ok atıyor, ata biniyor, Arap usulü kılıç kullanmasını öğreniyordu. Bu arada da Safahat'ın o unutulmaz ve berceste bölümü olan Necid Çöllerinde'yi yazıyordu."

    (Zaman gazetesi 27.12.1999)


    Necid Çöllerinden Medine’ye


    Yâ Nebî, şu hâlime bak!
    Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
    Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
    Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
    Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
    “Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
    Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
    Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
    Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
    Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
    Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
    İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
    Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
    Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
    Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
    Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
    Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
    Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
    Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
    Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
    Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
    Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...

    Mehmet Akif Ersoy








+ Yorum Gönder