Konusunu Oylayın.: İlk mescit ilk kamet ilk hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İlk mescit ilk kamet ilk hutbe
  1. 10.Mayıs.2010, 10:11
    1
    Misafir

    İlk mescit ilk kamet ilk hutbe

  2. 07.Kasım.2013, 18:58
    2
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: ilk mescit ilk kamet ilk hutbe




    İLK MABET İLK CAMİ
    Kuba Mescidi ..

    Rasûlullah (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretlerinde Kuba’ya geldiğinde inşa ettiği İslâm’ın ilk mescidi olan ve takva mescidi olarak Tevbe sûresinde belirtilen Kuba Mescidi 2 Temmuz 622’da inşa edilmiştir. Kuba mescidinin bizzat Efendimiz (s.a.v.)’in Kuba’ya geldiğinde inşa ettirdiği görüşü hâkim olan görüş olmakla beraber, daha önce de yapılmış olduğu ve burada Müslümanların cemaatle namaz kıldıkları görüşünde olanlar da vardır. Ancak birinci görüşün daha kuvvetli olduğu görülmektedir.

    Kuba mescidi yapılmadan önce de Kuba’da Müslümanlar bulunmakta idi ve burada cemaatle namaz kılmakta idiler. Fakat namazı daha çok Medineli ilk Müslümanlardan bazılarının evinde kılıyorlardı. Sad b. Hayseme bunlardan bir tanesidir. Bedir şehitlerinden olan bu sahabe efendimiz bekârdı ve bekâr Müslümanlar özellikle muhacirlerden olanlar onun evinde kalıyordu. Orada ibadetlerini toplu halde yerine getiriyorlardı. Bunun için Sad b. Hayseme’nin evine bekârlar evi manasına gelen Menzilü’l-Uzzab denilmiştir. Nakledildiğine göre burada Efendimiz (s.a.v.) tarafından görevlendirilen Hz. Musab tarafından hicretten önce Cuma namazı kılınmıştır.

    Mekke'den Medine'ye hicret eden ilk muhâcirler Kuba'ya vardıklarında orada Amr b. Avf oğullarının hurma kurutma yerini tesviye ederek, namaz kılmaya başladılar. İçlerinde Hz. Ömer'in de bulunduğu bu ilk muhacirlere en güzel Kur'ân okuyanları olan Ebû Huzeyfe'nin azadlısı Sâlim imamlık yapıyordu. (İbn Sa'd, c. 3, s. 87)

    Hz. Peygamber (s.a.v.), Kuba'ya Rebîulevvel ayının ortalarında bir pazartesi günü ulaştı. Orada, Amr b. Avf oğullarının yurdunda onların himâyesinde bulunan Külsüm b. Hidm'in evinde bir müddet misâfir oldu. Buhârî'nin Hicret'le ilgili bir rivâyetine göre, Rasûlullah (s.a.v.) burada on küsur gece kalmıştır. (Buhârî, Menâkıb, 45) İbn Sa’d ise on dört gün kaldığını rivayet eder. Mescidi Beni Amr b. Avf olarak da bilinen Kuba mescidinin arsasının Külsüm b. Hidm’e ait olduğu arsayı mescid yapılması için bağışladığı rivayet edilir. Başka bir rivayette de mescidin arsası Leyya adında bir kadına ait olduğu belirtilir ve Sa’d b. Hayseme’nin oraya mescid yapılması için öncülük ettiği, münafıkların da; ‘Leyya’nın merkebini bağladığı yere mi secde edeceğiz?’ diyerek bunu Dırar mescidinin yapılışı için bahane saydıkları belirtilir.

    Kuba’lı Müslümanlar, Efendimiz (s.a.v.)’den mescid inşa edilmesini isteyince, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), çökmüş olan devesinin kaldırılıp serbest bırakılmasını ve onun etrafında yürüdüğü arsaya mescidin inşa edilmesini söylemiş, daha sonraları da mescidin ortalarına isabet eden bu mekân mebrekün naka devenin çöktüğü yer olarak anılmıştır.

    Efendimiz (s.a.v.) Kuba’da kaldığı süre içerisinde Külsûm b. Hidm’in evinden çıktıkça Sa´d b. Hayseme´nin evine gider, orada Müslümanlarla oturur, konuşurdu. Yukarıda belirttiğimiz üzere Efendimiz (s.a.v.) Kuba’ya gelmeden önce Müslümanlara açık olan bu ev, Peygamberimizin gelişiyle bu işlevini devam ettirmiştir. İlk başlarda burada toplanan Müslümanlar Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber mescid inşa etmeye karar verince hemen işe koyuldular. Efendimiz (s.a.v.) Kuba Mescidi’nin yapılışında bizzat çalışarak diğer Müslümanları da teşvik etmiştir. Mescidin arsası hazırlandıktan sonra temele ilk taşı Rasûlullah Efendimiz koymuş, ardından sırasıyla Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğerlerinin taş koymalarını istemiştir. (Taberani c.2, s.339) Bu uygulama, devlet başkanlarının ilmi ve dini nitelikteki yapıların temeline ilk harcı koyma geleneğinin de başlangıcı kabul edilir.

    Ensar kadınlarından Şem’us binti Numan'ın bizzat görüp anlattığına göre; Kuba mescidi yapılırken, Peygamberimiz (s.a.v.) güçlükle kaldırabildiği ağır bir taşı veya kaya parçasını alır. Kureyşlilerden veya Ensar'dan bazı kimselerin: "Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Onu bana ver! Senin yerine ben yeteyim, taşıyayım" diyenlere "Hayır! Siz de gidin, bunun gibisini alın ve taşıyın!" buyururdu. (M. Asım Köksal, İslam Tarihi) Peygamberimiz (s.a.v.), mescid yapılıncaya kadar, böylece çalışmaktan geri durmamıştır. Sahabe efendilerimiz de Rasûlullah (s.a.v.)’in teşvikiyle İslâm’ın ilk mescidinin yapılışında büyük gayret göstererek kısa sürede mescidi tamamlamışlardır.

    Mescid'in yapımında en büyük gayreti Ammar b. Yâsir göstermiştir. Bu bakımdan kendisi için "İslâm'da ilk mescid bina edendir" denilmiştir. (İbn Hişâm, Siret, c.2, s. 143) Abdullah b. Revâha da hem çalışıp, hem şiir söylüyor, mü'minlerin yorgunluklarını hafifletiyordu. Abdullah b. Revaha şöyle diyordu: “Mescidin inşasına katılanlar, ayakta olsun oturarak olsun Kur’ân okuyanlar, geceleri uykuyla geçirmeyenler kurtuluşa erdiler.” Her beytin son kelimesinin de Rasûlullah (s.a.v.) tarafından tekrar edildiği rivayet edilir.

    Mescidin ilk hali kare şeklinde bir düzlüğü çevreleyen dört duvardan ibaretti ve ebadları 66 x 66 zira idi (yaklaşık 32 x 32 m). Daha sonraki zamanlarda mescid değişik tadilatlardan geçmiştir. Hz. Osman döneminde başlayan tadilat Velid b. Abdulmelik’le devam etmiştir. Ömer b. Abdulaziz Medine valisi iken mescidin duvarları yontma taş ve kireç kullanılarak yenilendi. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve onları demirle pekiştirtti, nakışlattı ve ona bir de minare yaptırdı. Mescidi sac ağacı ile tavanlattı ve ona kemerler yaptırdı. Mescidin ortasındaki meydanlığın üzerini açık bıraktırdı. Osmanlılarda da Kanuni Sultan Süleyman ve II. Mustafa’nın yaptığı tadilatlardan sonra II. Mahmut döneminde mescidin duvarları yenilenmiş tavanı da düz ahşap tavan ile kaplanmıştır. Mescid 1985 yılında Kral Fahd tarafından tamamen yıkılarak bu günkü şekli ile kubbeli ve çifte minareli olarak yeniden inşa edilmiştir. Bu son halinin imarı Türk mühendis ve işçiler tarafından gerçekleştirilmiştir
    İlk Ezan

    Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.

    Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi. Bu konuda yapılan istişârede, namaz vakitlerinin çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hıristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.

    Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında elinde çan bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu çanı satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:

    -"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezânın sözlerini söylemiş. Abdullah uyanınca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

    -"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl’ın sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o okusun", buyurdu. Bilâl’ın okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti. Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir. Ezân, İslam’ın sembollerindendir ve bütün dünyada aynı şekilde okunur. Ezanın bütün Müslümanları birbirine bağlayan özelliği bulunmaktadır.



  3. 07.Kasım.2013, 18:58
    2
    Devamlı Üye



    İLK MABET İLK CAMİ
    Kuba Mescidi ..

    Rasûlullah (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretlerinde Kuba’ya geldiğinde inşa ettiği İslâm’ın ilk mescidi olan ve takva mescidi olarak Tevbe sûresinde belirtilen Kuba Mescidi 2 Temmuz 622’da inşa edilmiştir. Kuba mescidinin bizzat Efendimiz (s.a.v.)’in Kuba’ya geldiğinde inşa ettirdiği görüşü hâkim olan görüş olmakla beraber, daha önce de yapılmış olduğu ve burada Müslümanların cemaatle namaz kıldıkları görüşünde olanlar da vardır. Ancak birinci görüşün daha kuvvetli olduğu görülmektedir.

    Kuba mescidi yapılmadan önce de Kuba’da Müslümanlar bulunmakta idi ve burada cemaatle namaz kılmakta idiler. Fakat namazı daha çok Medineli ilk Müslümanlardan bazılarının evinde kılıyorlardı. Sad b. Hayseme bunlardan bir tanesidir. Bedir şehitlerinden olan bu sahabe efendimiz bekârdı ve bekâr Müslümanlar özellikle muhacirlerden olanlar onun evinde kalıyordu. Orada ibadetlerini toplu halde yerine getiriyorlardı. Bunun için Sad b. Hayseme’nin evine bekârlar evi manasına gelen Menzilü’l-Uzzab denilmiştir. Nakledildiğine göre burada Efendimiz (s.a.v.) tarafından görevlendirilen Hz. Musab tarafından hicretten önce Cuma namazı kılınmıştır.

    Mekke'den Medine'ye hicret eden ilk muhâcirler Kuba'ya vardıklarında orada Amr b. Avf oğullarının hurma kurutma yerini tesviye ederek, namaz kılmaya başladılar. İçlerinde Hz. Ömer'in de bulunduğu bu ilk muhacirlere en güzel Kur'ân okuyanları olan Ebû Huzeyfe'nin azadlısı Sâlim imamlık yapıyordu. (İbn Sa'd, c. 3, s. 87)

    Hz. Peygamber (s.a.v.), Kuba'ya Rebîulevvel ayının ortalarında bir pazartesi günü ulaştı. Orada, Amr b. Avf oğullarının yurdunda onların himâyesinde bulunan Külsüm b. Hidm'in evinde bir müddet misâfir oldu. Buhârî'nin Hicret'le ilgili bir rivâyetine göre, Rasûlullah (s.a.v.) burada on küsur gece kalmıştır. (Buhârî, Menâkıb, 45) İbn Sa’d ise on dört gün kaldığını rivayet eder. Mescidi Beni Amr b. Avf olarak da bilinen Kuba mescidinin arsasının Külsüm b. Hidm’e ait olduğu arsayı mescid yapılması için bağışladığı rivayet edilir. Başka bir rivayette de mescidin arsası Leyya adında bir kadına ait olduğu belirtilir ve Sa’d b. Hayseme’nin oraya mescid yapılması için öncülük ettiği, münafıkların da; ‘Leyya’nın merkebini bağladığı yere mi secde edeceğiz?’ diyerek bunu Dırar mescidinin yapılışı için bahane saydıkları belirtilir.

    Kuba’lı Müslümanlar, Efendimiz (s.a.v.)’den mescid inşa edilmesini isteyince, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), çökmüş olan devesinin kaldırılıp serbest bırakılmasını ve onun etrafında yürüdüğü arsaya mescidin inşa edilmesini söylemiş, daha sonraları da mescidin ortalarına isabet eden bu mekân mebrekün naka devenin çöktüğü yer olarak anılmıştır.

    Efendimiz (s.a.v.) Kuba’da kaldığı süre içerisinde Külsûm b. Hidm’in evinden çıktıkça Sa´d b. Hayseme´nin evine gider, orada Müslümanlarla oturur, konuşurdu. Yukarıda belirttiğimiz üzere Efendimiz (s.a.v.) Kuba’ya gelmeden önce Müslümanlara açık olan bu ev, Peygamberimizin gelişiyle bu işlevini devam ettirmiştir. İlk başlarda burada toplanan Müslümanlar Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber mescid inşa etmeye karar verince hemen işe koyuldular. Efendimiz (s.a.v.) Kuba Mescidi’nin yapılışında bizzat çalışarak diğer Müslümanları da teşvik etmiştir. Mescidin arsası hazırlandıktan sonra temele ilk taşı Rasûlullah Efendimiz koymuş, ardından sırasıyla Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğerlerinin taş koymalarını istemiştir. (Taberani c.2, s.339) Bu uygulama, devlet başkanlarının ilmi ve dini nitelikteki yapıların temeline ilk harcı koyma geleneğinin de başlangıcı kabul edilir.

    Ensar kadınlarından Şem’us binti Numan'ın bizzat görüp anlattığına göre; Kuba mescidi yapılırken, Peygamberimiz (s.a.v.) güçlükle kaldırabildiği ağır bir taşı veya kaya parçasını alır. Kureyşlilerden veya Ensar'dan bazı kimselerin: "Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Onu bana ver! Senin yerine ben yeteyim, taşıyayım" diyenlere "Hayır! Siz de gidin, bunun gibisini alın ve taşıyın!" buyururdu. (M. Asım Köksal, İslam Tarihi) Peygamberimiz (s.a.v.), mescid yapılıncaya kadar, böylece çalışmaktan geri durmamıştır. Sahabe efendilerimiz de Rasûlullah (s.a.v.)’in teşvikiyle İslâm’ın ilk mescidinin yapılışında büyük gayret göstererek kısa sürede mescidi tamamlamışlardır.

    Mescid'in yapımında en büyük gayreti Ammar b. Yâsir göstermiştir. Bu bakımdan kendisi için "İslâm'da ilk mescid bina edendir" denilmiştir. (İbn Hişâm, Siret, c.2, s. 143) Abdullah b. Revâha da hem çalışıp, hem şiir söylüyor, mü'minlerin yorgunluklarını hafifletiyordu. Abdullah b. Revaha şöyle diyordu: “Mescidin inşasına katılanlar, ayakta olsun oturarak olsun Kur’ân okuyanlar, geceleri uykuyla geçirmeyenler kurtuluşa erdiler.” Her beytin son kelimesinin de Rasûlullah (s.a.v.) tarafından tekrar edildiği rivayet edilir.

    Mescidin ilk hali kare şeklinde bir düzlüğü çevreleyen dört duvardan ibaretti ve ebadları 66 x 66 zira idi (yaklaşık 32 x 32 m). Daha sonraki zamanlarda mescid değişik tadilatlardan geçmiştir. Hz. Osman döneminde başlayan tadilat Velid b. Abdulmelik’le devam etmiştir. Ömer b. Abdulaziz Medine valisi iken mescidin duvarları yontma taş ve kireç kullanılarak yenilendi. Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve onları demirle pekiştirtti, nakışlattı ve ona bir de minare yaptırdı. Mescidi sac ağacı ile tavanlattı ve ona kemerler yaptırdı. Mescidin ortasındaki meydanlığın üzerini açık bıraktırdı. Osmanlılarda da Kanuni Sultan Süleyman ve II. Mustafa’nın yaptığı tadilatlardan sonra II. Mahmut döneminde mescidin duvarları yenilenmiş tavanı da düz ahşap tavan ile kaplanmıştır. Mescid 1985 yılında Kral Fahd tarafından tamamen yıkılarak bu günkü şekli ile kubbeli ve çifte minareli olarak yeniden inşa edilmiştir. Bu son halinin imarı Türk mühendis ve işçiler tarafından gerçekleştirilmiştir
    İlk Ezan

    Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.

    Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbı ile istişâre ederdi. Bu konuda yapılan istişârede, namaz vakitlerinin çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hıristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.

    Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında elinde çan bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu çanı satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:

    -"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ezânın sözlerini söylemiş. Abdullah uyanınca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

    -"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl’ın sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o okusun", buyurdu. Bilâl’ın okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti. Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir. Ezân, İslam’ın sembollerindendir ve bütün dünyada aynı şekilde okunur. Ezanın bütün Müslümanları birbirine bağlayan özelliği bulunmaktadır.






+ Yorum Gönder