Konusunu Oylayın.: Nasreddin hocanın hayatı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
Nasreddin hocanın hayatı
  1. 04.Mayıs.2010, 21:15
    1
    Misafir

    Nasreddin hocanın hayatı






    Nasreddin hocanın hayatı Mumsema çk kolay aramak isterseniz siz de deneyin ve gülün eğlenin!!!!!!!!!!
    siz de görün
    okuyun!!


  2. 04.Mayıs.2010, 21:15
    1
    ceren321 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ceren321
    Misafir



  3. 05.Mayıs.2010, 00:50
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: nasreddin hocanın hayatı




    Nasrettin Hoca (1208-1284)
    Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır
    Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur

    Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır
    Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir
    Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir
    Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir Akşehir, Nasreddin Hoca ile adını Dünya'ya duyurmuştur 1208-1284 yıllarında Akşehir'de yaşayan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısına yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir
    Nasreddin Hoca'nın Kişiliği
    Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir Ayrıca, Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir
    Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir
    Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur

    Nasreddin Hoca Hakkında Söylenenler
    İlhan Başgöz "En az 500 yildan beri onun fikralarini dinleyerek, beslenerek buyumusuz Bu etki cocuk coluk, genc ihtiyar hepimize islemis Boylece Nasreddin Hoca'yi Turk halki yarattigi kadar, Turk halkini da Nasreddin Hoca yaratmistir"
    Adnan Binyazar "Nasreddin Hoca, her kesim halkin; koylunun kentlinin, varsilin yoksulun celiskilerini, dusuncelerini, elestirilerini dile getirir Fikralarda yerellik, sinifsallik ozelligi onemli bir ayrilik yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu gorulmez Basta komsu ulkeler olmak uzere, butun dunyada taninmasinin, yayginlasmasinin nedenini, onun bu evrensel yonunde aramak gerekir"
    Toramirzo Cabbarov "Nasreddin Hoca Turk milletinin yukunu yeniledecek, her bir evde beklenecek, misafirdir Onun kartviziti kahkahadir O Dogu ve Bati memleketlerinde faal olan vatandastir Ulke sinirlarindan esegine binip gecer Onun pasaportunu sinir erleri yoklamiyorlar Cunku o dunyanin buyuk insanidir O yildan yila genclesiyor Omuzundaki gomlegi eskisiyor, ama gulusu daima yenilesiyor"
    Ahmet Caferoğlu "Bu aziz halk evladinin sariginda sehir, yani yerlesik, kucuk eseginde ise gocebe Turk yasayisinin bagdastirilmak istendigini sezmekteyim Bu yolla Hoca'miz keçe medeniyeti ile balçik medeniyetini kendi şahsinda kaynaştirmis bir şovalyedir"
    Ziya Gökalp "Nasreddin Hoca, Turk nekregullugunun en yuksek simasidir" [Nekre: hosa giden, gulunc, ince bir alay iceren soz]
    Abdulbaki Gölpınarlı "Halk Hoca'dirHoca, halkin muhayyilesinde; halk, icap edince oz nefsine bile onun nuktesiyle catiyor, onun diliyle sozler sarfediyor Bedri Rahmi Eyuboglu'nun dedigi gibi yakin zamanda bir gun Hoca, otobuse, dolmusa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka"
    Rostislav Holthoer "Hoca'nin dunyanin baska yorelerindeki fikralarda ve masallarda yasamasi pek muhtemeldir Ortadogunun pek cok ulkesi Hoca'yi kendi mali yapmak istiyor Ama turbesi Turkiye'de Aksehir'de bulunuyor Ne var ki, kisiligi ve unu bu kentle sinirli degildir Kendisi kozmopolit olup zamanlarin otesinde bulunmaktadir"
    Fuat Köprülü "O, bizim en asli mahsullerimizden biridir" [Fuat Koprulu, Nasreddin Hoca'nin tarihi kisiligiyle ilgili arastirmalara ilk onculuk eden kisidir A Kabacali, 1991]
    Şükrü Kurgan "Anadolu Turk mizahi, yorgun bir zihnin dusuncelerini bosaltan, dilimizin guclu bir deyimi ile "lala-pasa eglendiren" basibos bir mizah degildir Nasreddin Hoca mizahi, Turk halkinin sorunlari ile beraber yuruyen, toplum egitimine yonelmis, yapici bir mizahtir Turk halki, yuzyillar boyunca dertlerini bu mizahla avutmus, sevinebildigi mutlu gunlerde de, bu mizahin sevinci ile yasamistirBu 'Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, isleri sakaya almak demek degildir, sadece guler yuzu ciddilige engel saymamak, yani Turk halki gibi 'guler yuzle ciddi olmak' demektir"
    Anna Masala "Nasreddin'in vucudu turbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hicbir zaman olmemistir Hatta gercek mucize sudur: Butun dunya ondan bahsetmekte, edebiyatcilar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanimakta ve hikayeleri ruzgar gibi yayilip, ekmek gibi kabarmaktadir Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri suphesizdir"
    Aziz Nesin "Dogumundan once de, olumunden sonra da yasamis insan Nasreddin Hoca'dir Olumunden sonra yasamis baska tarihsel ve toplumsal kisiler vardir, ama olumunden once de yasamis olan dunyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dir" "Nazım Hikmet, Hoca'yi gulen degil, aglayan insan sembolu olarak gostermistir Nasreddin Hoca fikralarinin ozunde gozyasi vardir Turk halki bu fikralara, aglamanin yerine, gulmustur Cunku Nasreddin Hoca yalniz alay etmekle yetinmemis, ezilen halkin da kaltabanligi, o curumus toplumdaki korkakligi, ikiyuzlulugu, yureksizligi, sahteciligiyle de alay etmistir Aslinda Nasreddin Hoca derken, Turk halkinin kendisini anlamaktayiz Boylece Türk halkı, kendi kendisiyle alay edebilme olgunlugunu gostermistir Goethe, 'Kendikendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der Turk halki, yuzyillar boyunca yarattigi Nasreddin Hoca'nin toplumsal kisiliginde, biyandan ezenlerle alay ederken, biyandan da kendikendisiyle alay ederek, cokuntu nedeninde kendisinin de sorumlu oldugunu, payi bulundugunu gostermistir
    Cahit Tanyol "bu fikralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mumkun degildir Hoca'da belli bir aptal kisi degil, belli bir aptalligimiz ve bonlugumuz hicvedilir"
    Fikret Türkmen "Karsimiza, Turkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Turklerin ayak bastigi her yerde Nasreddin Hoca cikmaktadir"

    NASREDDİN HOCA FIKRALARI...

    Bilenler
    Hoca kürsüye çıkar çıkmaz:
    - “Ey cemaat ne anlatacağımı biliyor musunuz?” der fakat cemaatin ancak küçük bir kısmı “bilmiyoruz” der.
    Hoca:
    - “O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın” der ve vaaz etmeden kürsüden hemen iner.

    Kasatura
    Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca...
    - Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der.
    - İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi?
    Hocada : - “Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?”

    Şunu baştan söylesene
    Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
    - “Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş.
    Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış: ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
    - “Evlat, gel!” dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
    - “Sen tam üç saatte oraya varırsın,” demiş. Adam sinirli bir şekilde
    - “Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene,” deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
    - “İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki.”

    Adam Olmak
    Hocaya bir gün:
    - “Adam olmanın yolu nedir?” Diye sormuşlar. Hoca şu cevabı vermiş:
    - “Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli!

    Her Duyduğuna İnanma
    Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
    - “Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim.
    Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
    - “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
    - “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”

    Cimri
    Cimrinin biri çaya düşmüş. “Elini ver, elini ver” diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
    - “Yahu! o vermeyi bilmez.’Elimi al’ diye bağırsanıza.”

    Alıntılar:
    1. İsa ÖZKAN:Nasreddin Hoca Fıkraları, Ankara 1999. s. 4.
    2. İbrahim Hakkı KONYALI, Akşehir,İstanbul 1945. s. 731-732.
    3. FahirİZ, Türk Edebiyatında Nesir (Dua kısmen sadeleştirilmiştir) C. l, s. l7.
    4. Şükrü KURGAN:Nasrettin Hoca,İstanbul 1996. S. 23
    5. Alpay KABACALI:Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca,İstanbul 2000, s. 59.
    6. Şükrü KURGAN: Nasreddin Hoca, Ankara 1999. s. 78. s
    7. Dursun YILDIRIM:Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Ankara 1999.s. 26.
    8. Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin Şerhiİzmir 1999.
    9. Feyzi HALICI: Şair Burhaneddin’in Nasreddin Hoca’nın Fıkralarını Şerhe den Eseri, Ankara 1994.
    10. Abdurrahman GÜZEL: Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara 2000.


  4. 05.Mayıs.2010, 00:50
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Nasrettin Hoca (1208-1284)
    Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır
    Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur

    Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır
    Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir
    Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir
    Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir Akşehir, Nasreddin Hoca ile adını Dünya'ya duyurmuştur 1208-1284 yıllarında Akşehir'de yaşayan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısına yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir
    Nasreddin Hoca'nın Kişiliği
    Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir Ayrıca, Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir
    Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir
    Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur

    Nasreddin Hoca Hakkında Söylenenler
    İlhan Başgöz "En az 500 yildan beri onun fikralarini dinleyerek, beslenerek buyumusuz Bu etki cocuk coluk, genc ihtiyar hepimize islemis Boylece Nasreddin Hoca'yi Turk halki yarattigi kadar, Turk halkini da Nasreddin Hoca yaratmistir"
    Adnan Binyazar "Nasreddin Hoca, her kesim halkin; koylunun kentlinin, varsilin yoksulun celiskilerini, dusuncelerini, elestirilerini dile getirir Fikralarda yerellik, sinifsallik ozelligi onemli bir ayrilik yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu gorulmez Basta komsu ulkeler olmak uzere, butun dunyada taninmasinin, yayginlasmasinin nedenini, onun bu evrensel yonunde aramak gerekir"
    Toramirzo Cabbarov "Nasreddin Hoca Turk milletinin yukunu yeniledecek, her bir evde beklenecek, misafirdir Onun kartviziti kahkahadir O Dogu ve Bati memleketlerinde faal olan vatandastir Ulke sinirlarindan esegine binip gecer Onun pasaportunu sinir erleri yoklamiyorlar Cunku o dunyanin buyuk insanidir O yildan yila genclesiyor Omuzundaki gomlegi eskisiyor, ama gulusu daima yenilesiyor"
    Ahmet Caferoğlu "Bu aziz halk evladinin sariginda sehir, yani yerlesik, kucuk eseginde ise gocebe Turk yasayisinin bagdastirilmak istendigini sezmekteyim Bu yolla Hoca'miz keçe medeniyeti ile balçik medeniyetini kendi şahsinda kaynaştirmis bir şovalyedir"
    Ziya Gökalp "Nasreddin Hoca, Turk nekregullugunun en yuksek simasidir" [Nekre: hosa giden, gulunc, ince bir alay iceren soz]
    Abdulbaki Gölpınarlı "Halk Hoca'dirHoca, halkin muhayyilesinde; halk, icap edince oz nefsine bile onun nuktesiyle catiyor, onun diliyle sozler sarfediyor Bedri Rahmi Eyuboglu'nun dedigi gibi yakin zamanda bir gun Hoca, otobuse, dolmusa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka"
    Rostislav Holthoer "Hoca'nin dunyanin baska yorelerindeki fikralarda ve masallarda yasamasi pek muhtemeldir Ortadogunun pek cok ulkesi Hoca'yi kendi mali yapmak istiyor Ama turbesi Turkiye'de Aksehir'de bulunuyor Ne var ki, kisiligi ve unu bu kentle sinirli degildir Kendisi kozmopolit olup zamanlarin otesinde bulunmaktadir"
    Fuat Köprülü "O, bizim en asli mahsullerimizden biridir" [Fuat Koprulu, Nasreddin Hoca'nin tarihi kisiligiyle ilgili arastirmalara ilk onculuk eden kisidir A Kabacali, 1991]
    Şükrü Kurgan "Anadolu Turk mizahi, yorgun bir zihnin dusuncelerini bosaltan, dilimizin guclu bir deyimi ile "lala-pasa eglendiren" basibos bir mizah degildir Nasreddin Hoca mizahi, Turk halkinin sorunlari ile beraber yuruyen, toplum egitimine yonelmis, yapici bir mizahtir Turk halki, yuzyillar boyunca dertlerini bu mizahla avutmus, sevinebildigi mutlu gunlerde de, bu mizahin sevinci ile yasamistirBu 'Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, isleri sakaya almak demek degildir, sadece guler yuzu ciddilige engel saymamak, yani Turk halki gibi 'guler yuzle ciddi olmak' demektir"
    Anna Masala "Nasreddin'in vucudu turbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hicbir zaman olmemistir Hatta gercek mucize sudur: Butun dunya ondan bahsetmekte, edebiyatcilar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanimakta ve hikayeleri ruzgar gibi yayilip, ekmek gibi kabarmaktadir Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri suphesizdir"
    Aziz Nesin "Dogumundan once de, olumunden sonra da yasamis insan Nasreddin Hoca'dir Olumunden sonra yasamis baska tarihsel ve toplumsal kisiler vardir, ama olumunden once de yasamis olan dunyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dir" "Nazım Hikmet, Hoca'yi gulen degil, aglayan insan sembolu olarak gostermistir Nasreddin Hoca fikralarinin ozunde gozyasi vardir Turk halki bu fikralara, aglamanin yerine, gulmustur Cunku Nasreddin Hoca yalniz alay etmekle yetinmemis, ezilen halkin da kaltabanligi, o curumus toplumdaki korkakligi, ikiyuzlulugu, yureksizligi, sahteciligiyle de alay etmistir Aslinda Nasreddin Hoca derken, Turk halkinin kendisini anlamaktayiz Boylece Türk halkı, kendi kendisiyle alay edebilme olgunlugunu gostermistir Goethe, 'Kendikendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der Turk halki, yuzyillar boyunca yarattigi Nasreddin Hoca'nin toplumsal kisiliginde, biyandan ezenlerle alay ederken, biyandan da kendikendisiyle alay ederek, cokuntu nedeninde kendisinin de sorumlu oldugunu, payi bulundugunu gostermistir
    Cahit Tanyol "bu fikralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mumkun degildir Hoca'da belli bir aptal kisi degil, belli bir aptalligimiz ve bonlugumuz hicvedilir"
    Fikret Türkmen "Karsimiza, Turkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Turklerin ayak bastigi her yerde Nasreddin Hoca cikmaktadir"

    NASREDDİN HOCA FIKRALARI...

    Bilenler
    Hoca kürsüye çıkar çıkmaz:
    - “Ey cemaat ne anlatacağımı biliyor musunuz?” der fakat cemaatin ancak küçük bir kısmı “bilmiyoruz” der.
    Hoca:
    - “O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın” der ve vaaz etmeden kürsüden hemen iner.

    Kasatura
    Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca...
    - Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der.
    - İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi?
    Hocada : - “Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?”

    Şunu baştan söylesene
    Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
    - “Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş.
    Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış: ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
    - “Evlat, gel!” dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
    - “Sen tam üç saatte oraya varırsın,” demiş. Adam sinirli bir şekilde
    - “Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene,” deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
    - “İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki.”

    Adam Olmak
    Hocaya bir gün:
    - “Adam olmanın yolu nedir?” Diye sormuşlar. Hoca şu cevabı vermiş:
    - “Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli!

    Her Duyduğuna İnanma
    Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
    - “Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim.
    Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
    - “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
    - “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”

    Cimri
    Cimrinin biri çaya düşmüş. “Elini ver, elini ver” diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
    - “Yahu! o vermeyi bilmez.’Elimi al’ diye bağırsanıza.”

    Alıntılar:
    1. İsa ÖZKAN:Nasreddin Hoca Fıkraları, Ankara 1999. s. 4.
    2. İbrahim Hakkı KONYALI, Akşehir,İstanbul 1945. s. 731-732.
    3. FahirİZ, Türk Edebiyatında Nesir (Dua kısmen sadeleştirilmiştir) C. l, s. l7.
    4. Şükrü KURGAN:Nasrettin Hoca,İstanbul 1996. S. 23
    5. Alpay KABACALI:Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca,İstanbul 2000, s. 59.
    6. Şükrü KURGAN: Nasreddin Hoca, Ankara 1999. s. 78. s
    7. Dursun YILDIRIM:Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Ankara 1999.s. 26.
    8. Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin Şerhiİzmir 1999.
    9. Feyzi HALICI: Şair Burhaneddin’in Nasreddin Hoca’nın Fıkralarını Şerhe den Eseri, Ankara 1994.
    10. Abdurrahman GÜZEL: Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara 2000.





+ Yorum Gönder