Konusunu Oylayın.: Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur
  1. 03.Mayıs.2010, 15:03
    1
    Misafir

    Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur






    Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur Mumsema Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur, mealindeki hadis, insanların zorla Müslüman yapılması anlamına mı gelir?



    Allah Sizden Razı Olsun Böyle Bir Program Yaptığınız Için


  2. 03.Mayıs.2010, 15:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur, mealindeki hadis, insanların zorla Müslüman yapılması anlamına mı gelir?



    Allah Sizden Razı Olsun Böyle Bir Program Yaptığınız Için


    Benzer Konular

    - Allah insanların yaptıklarına Göre sadece kızar ve hoşnut olur mu?

    - Allah, iyi kullarından ezelden beri mi hoşnuttur yoksa yarattıktan sonra mı hoşnut oldu?

    - Allah’ı kabul ettikten sonra kâinattaki bütün evrimlerin, O’nun eseri olduğu görülecekti

    - Yetimle ilgilenen kimse de Cennete girenlerden midir?

    - Cennete girenlerden olduğumu gördüm

  3. 03.Mayıs.2010, 19:54
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Allah, esir alınıp zincirlere vurulduktan sonra İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnu




    Değerli Kardeşimiz;


    Konuyla ilgili rivayetler şöyledir:

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Al-i İmran, 3/110) âyetini okudu ve onu şöyle açıkladı: İnsanların diğer kimselere en hayırlı ve faydalı olanları, bazı şahısları boyunlarından zincire vurulmuş olarak (İslâm toplumuna) getiren kimselerdir. Sonra o getirdikleri esirler İslâmiyet’i kabul ederler. (Buhârî, Tefsîru sûre (3), 7)

    Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur.” (Buhârî, Cihâd 144; bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 114)

    Birinci hadîs-i şerîfte Allah rızâsı için cihad ederek insanların hidayetine vesile olmanın önemi, ikincisinde de müslümanlarla yaptıkları savaşta onlara esir düştükten sonra İslâmiyet’in yüceliğini görerek müslüman olmanın değeri ortaya konmaktadır.

    Birinci hadiste, Ebû Hüreyre’nin sözü imiş gibi görünen açıklamanın esasen onun sözü olmadığı; bunun, ikinci hadisteki Resûlullah Efendimiz’in sözünün, Ebû Hüreyre’nin ifadesine bürünmüş şekli olduğu anlaşılmaktadır.

    Ebu Hureyre'nin âyetteki hayırlılığı tefsîri, esirin gaziler eliyle İslâm'a girip saadete erişmesidir, yânî müslümanın bâzı insanların İslâm ve hidâyetine sebep olması yönündendir.

    İkinci hadiste geçen ve “hoşnut olur” şeklinde tercüme edilen "acibe" kelimesi, kıymet verdi, önem verdi, memnun ve hoşnut oldu, onlardan razı olur, onlara çok mükafat verir ve onların Allah yanındaki değeri büyüktür gibi mânâlara gelir.

    Hadîsin manâsı şöyledir: İnsanlar müslümânlarla harb ediyorlar, esîr düşüyorlar, zincirleniyorlar. Sonra müslümânlığın hakikatini öğreniyor ve kendi istekleriyle müslümân oluyor, cennete giriyorlar. Allah da bunların cennetle mükâfatlanmalarından razı oluyor (bk. Kastallânî, İrşâdü’s-Sârî, ilgili hadisin şerhi).

    Câhiliyet devirlerinde esirlerin elleri, ayakları zincirlerle bağlanırdı. İslâm'ın ilk devirlerinde Arab'ın ve bütün beşeriyetin bu eski âdeti üzere esîrler zincirlenmiş, İslâm'ın yükselme devri girince bu kaldırılarak "İslâm medeniyetinde esîr almak, esîr olmak" derecesine yükselmiştir.

    Aliyyü'l-Kârî'nin açıklamasına göre, burada övülen kimselerin nefs-i emmârenin tuzaklarına düşüp elleri ayakları bağlanan, hevasının bataklıklarına saplanıp kalan fakat Allah'ın cezbesiyle hidâyet yoluna sürüklenen, süflî duygulardan kurtulup ulvî duygulara ve dolayısıyla cennete yol bulan kimseler olması ihtimali de vardır. Pranga ve kelepçelerle hastalık, fakirlik, musîbet gibi insanı dünyevi lezzetlerden ve günahlardan koruyup da Allah'a sığınmaya zorlayan haller de kasdedilmiş olabilir. (Aliyyü'1-kâri, Mirkâtü’l-Mefâtih, 4/240)

    İnsanların en faydalısı, insanlara faydalı olandır. Şüphesiz bu böyledir. İyi ama insanlara faydalı olmak için yapılması gereken en iyi şey nedir? İşte birinci hadisimiz bunun cevabını ortaya koymaktadır: Onların hidâyetine yani doğru yolu bulmasına vesile olmaktır. Çünkü hayatın gayesi Allah’a giden yolu bulmak, o yolda yürümek ve böylece Allah’ın rızâsını elde etmektir. Bu en önemli işe vesile olan kimse veya kimseler de şüphesiz en hayırlı ve en faydalı insanlardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Hz. Ali’ye “Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere (dünyanın en değerli şeylerine) sahip olmaktan daha hayırlıdır” (Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Müslim, Fezâliü’s-sahâbe 34) buyurarak verdiği müjdeye göre, insanları Allah yoluna çağıran kimse en faydalı işi yapmış olur.

    “Allah Teâlâ boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur” ifadesi, yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere mecâzî bir anlatımdır. İslâmiyet’i tanımayan, Allah’ın hoşnut olduğu ve kullarının benimsemesini istediği yegâne dinin İslâm olduğunu bilmeyen kimselerin müslümanlarla çarpışması, onlara esir düşüp zincirlere vurulması gayet tabiidir. Sonra kendilerini esir eden kimseler vasıtasıyla hidayete eren, böylece hem Allah’tan başkasına kul köle olmaktan kurtulan hem de dünyayı tanıyarak ona mânen köle olma zilletinden kurtulan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanır ve onun lutfuyla cennete kavuşur. “Boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülmek” şeklindeki mecâzî ifadeyle anlatılmak istenen işte bu gerçek kurtuluştur.

    Bu iki hadiste sergilenen manzara, okula zorla ve ağlayarak giden, fakat daha sonra doğru okumanın verdiği bahtiyarlığı fark edip mutlu olan insanın halini hatırlatmaktadır. Şüphesiz doğru yola ileten sadece Allah’tır. Şayet O dilerse, hidâyet mıknatısıyla kulunu en berbat şartlar altından çekip alır. Ancak, kulun kendi özgür iradesiyle iman etmeye karar vermesi gerekir. Kişi bu kararı alır almaz, Allah iman nurunu onun kalbine koyacaktır.

    İkinci hadise çok farklı mâna veren âlimler de olmuştur. Onlara göre bu hadiste anlatılan kimseler, düşmanla savaşarak onlara esir düşen, zincire vurularak götürülen ve bu durumda iken ölen veya öldürülen müslümanlardır. Allah için savaşıp düşman eline esir düşen ve o durumda ölen veya düşman tarafından öldürülen kimselerden Allah Teâlâ’nın hoşnut olacağı bellidir. (bk. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi; Sahîh-i Buharı ve Tercemesi; Riyâzü’s-Sâlihîn, İmâm Nevevî, (Terc. Heyet), Peygamberimizden Hayat Ölçüleri)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör


  4. 03.Mayıs.2010, 19:54
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Değerli Kardeşimiz;


    Konuyla ilgili rivayetler şöyledir:

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Al-i İmran, 3/110) âyetini okudu ve onu şöyle açıkladı: İnsanların diğer kimselere en hayırlı ve faydalı olanları, bazı şahısları boyunlarından zincire vurulmuş olarak (İslâm toplumuna) getiren kimselerdir. Sonra o getirdikleri esirler İslâmiyet’i kabul ederler. (Buhârî, Tefsîru sûre (3), 7)

    Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur.” (Buhârî, Cihâd 144; bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 114)

    Birinci hadîs-i şerîfte Allah rızâsı için cihad ederek insanların hidayetine vesile olmanın önemi, ikincisinde de müslümanlarla yaptıkları savaşta onlara esir düştükten sonra İslâmiyet’in yüceliğini görerek müslüman olmanın değeri ortaya konmaktadır.

    Birinci hadiste, Ebû Hüreyre’nin sözü imiş gibi görünen açıklamanın esasen onun sözü olmadığı; bunun, ikinci hadisteki Resûlullah Efendimiz’in sözünün, Ebû Hüreyre’nin ifadesine bürünmüş şekli olduğu anlaşılmaktadır.

    Ebu Hureyre'nin âyetteki hayırlılığı tefsîri, esirin gaziler eliyle İslâm'a girip saadete erişmesidir, yânî müslümanın bâzı insanların İslâm ve hidâyetine sebep olması yönündendir.

    İkinci hadiste geçen ve “hoşnut olur” şeklinde tercüme edilen "acibe" kelimesi, kıymet verdi, önem verdi, memnun ve hoşnut oldu, onlardan razı olur, onlara çok mükafat verir ve onların Allah yanındaki değeri büyüktür gibi mânâlara gelir.

    Hadîsin manâsı şöyledir: İnsanlar müslümânlarla harb ediyorlar, esîr düşüyorlar, zincirleniyorlar. Sonra müslümânlığın hakikatini öğreniyor ve kendi istekleriyle müslümân oluyor, cennete giriyorlar. Allah da bunların cennetle mükâfatlanmalarından razı oluyor (bk. Kastallânî, İrşâdü’s-Sârî, ilgili hadisin şerhi).

    Câhiliyet devirlerinde esirlerin elleri, ayakları zincirlerle bağlanırdı. İslâm'ın ilk devirlerinde Arab'ın ve bütün beşeriyetin bu eski âdeti üzere esîrler zincirlenmiş, İslâm'ın yükselme devri girince bu kaldırılarak "İslâm medeniyetinde esîr almak, esîr olmak" derecesine yükselmiştir.

    Aliyyü'l-Kârî'nin açıklamasına göre, burada övülen kimselerin nefs-i emmârenin tuzaklarına düşüp elleri ayakları bağlanan, hevasının bataklıklarına saplanıp kalan fakat Allah'ın cezbesiyle hidâyet yoluna sürüklenen, süflî duygulardan kurtulup ulvî duygulara ve dolayısıyla cennete yol bulan kimseler olması ihtimali de vardır. Pranga ve kelepçelerle hastalık, fakirlik, musîbet gibi insanı dünyevi lezzetlerden ve günahlardan koruyup da Allah'a sığınmaya zorlayan haller de kasdedilmiş olabilir. (Aliyyü'1-kâri, Mirkâtü’l-Mefâtih, 4/240)

    İnsanların en faydalısı, insanlara faydalı olandır. Şüphesiz bu böyledir. İyi ama insanlara faydalı olmak için yapılması gereken en iyi şey nedir? İşte birinci hadisimiz bunun cevabını ortaya koymaktadır: Onların hidâyetine yani doğru yolu bulmasına vesile olmaktır. Çünkü hayatın gayesi Allah’a giden yolu bulmak, o yolda yürümek ve böylece Allah’ın rızâsını elde etmektir. Bu en önemli işe vesile olan kimse veya kimseler de şüphesiz en hayırlı ve en faydalı insanlardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Hz. Ali’ye “Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere (dünyanın en değerli şeylerine) sahip olmaktan daha hayırlıdır” (Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Müslim, Fezâliü’s-sahâbe 34) buyurarak verdiği müjdeye göre, insanları Allah yoluna çağıran kimse en faydalı işi yapmış olur.

    “Allah Teâlâ boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur” ifadesi, yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere mecâzî bir anlatımdır. İslâmiyet’i tanımayan, Allah’ın hoşnut olduğu ve kullarının benimsemesini istediği yegâne dinin İslâm olduğunu bilmeyen kimselerin müslümanlarla çarpışması, onlara esir düşüp zincirlere vurulması gayet tabiidir. Sonra kendilerini esir eden kimseler vasıtasıyla hidayete eren, böylece hem Allah’tan başkasına kul köle olmaktan kurtulan hem de dünyayı tanıyarak ona mânen köle olma zilletinden kurtulan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanır ve onun lutfuyla cennete kavuşur. “Boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülmek” şeklindeki mecâzî ifadeyle anlatılmak istenen işte bu gerçek kurtuluştur.

    Bu iki hadiste sergilenen manzara, okula zorla ve ağlayarak giden, fakat daha sonra doğru okumanın verdiği bahtiyarlığı fark edip mutlu olan insanın halini hatırlatmaktadır. Şüphesiz doğru yola ileten sadece Allah’tır. Şayet O dilerse, hidâyet mıknatısıyla kulunu en berbat şartlar altından çekip alır. Ancak, kulun kendi özgür iradesiyle iman etmeye karar vermesi gerekir. Kişi bu kararı alır almaz, Allah iman nurunu onun kalbine koyacaktır.

    İkinci hadise çok farklı mâna veren âlimler de olmuştur. Onlara göre bu hadiste anlatılan kimseler, düşmanla savaşarak onlara esir düşen, zincire vurularak götürülen ve bu durumda iken ölen veya öldürülen müslümanlardır. Allah için savaşıp düşman eline esir düşen ve o durumda ölen veya düşman tarafından öldürülen kimselerden Allah Teâlâ’nın hoşnut olacağı bellidir. (bk. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi; Sahîh-i Buharı ve Tercemesi; Riyâzü’s-Sâlihîn, İmâm Nevevî, (Terc. Heyet), Peygamberimizden Hayat Ölçüleri)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör





+ Yorum Gönder