+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Sahabelerden görülen kerametler Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Sahabelerden görülen kerametler






  2. Muhammed
    الله اكبر

    Cevap: Sahabelerden görülen kerametler


    Reklam



    Cevap: Sahaberlerin görünen mucizeleri kaynaklı olarak aşağıya yayınladım.
    SAHABENİN KERAMETLERİ -I-
    *81. Sayı
    *Eylül 2007
    Hayatın içinden bir peygamber ve arkadaşları

    Allah Resûlü’nün (sav) gönderiliş gayelerinin en önemlilerinden biri, şüphesiz insanlığa örnek olmaktır. Bu husus Rabbimiz tarafından açıkça beyan edilmiştir: “Andolsun ki, Allah Resûlü’nde sizin için güzel örnek vardır.”(1)

    Peki o bize nasıl örnek olmuştur? Kalbî hayatını, Rabbi ile olan irtibatını ortaya koyarak mı? Yoksa, Rabbimizin bize olan sonsuz merhametinden dolayı, sosyal hayatın içerisindeki bir insan olarak mı örnek olmuştur? Şu ayeti kerimeler bu konuda bizi tam olarak aydınlatacaktır sanırım:

    “Deki: ‘Ben yalnızca sizin gibi beşerim. Şu kadar var ki bana ilahınızın yalnızca tek bir ilah olduğu vahyolunuyor.”(2) “Şunu söyle: ‘Eğer yeryüzünde yerleşmiş gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette gökten, peygamber olarak bir melek gönderirdik.”(3)

    Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi Allah Resûlü (sav) bize, Rabbimizin bizden nasıl bir insan olmamızı istiyorsa, öyle bir insan olmamız için en güzel örneklik etmiştir. Hem mana aleminin derinliklerine dalan insana, hem sade yaşayan insana örnek olmuştur. İkisi için de sevdiren nefret ettirmeyen bir peygamber. Güçlerinin yetmeyeceği bir yaşam biçimini ortaya koymayan bir peygamber.

    Allah Resûlü (sav) hem birlikte yaşadıkları sahabelere, hem de kıyamete gelecek insanlığa örnek oluyordu. Bu örnekliği tek başına değil, toplum içerisinde yaşayarak sahabeleri ile birlikte sunuyordu. Bu anlamda sahabeler de bize örnek oluyorlar. Hayatın her noktasında örnek olmayı tamamlıyorlardı. Bunun için Allah Resûlü (sav) sahabeler hakkında: “Sahabelerim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” Buyurmuştur.

    Sahabe efendilerimiz de Allah Resûlü’nü (sav) örnek alarak, beşeri yönlerini öne çıkarmış, ruh ve gönül dünyalarını, buradaki tasarruflarını arka plana atmış, hatta gizlemişlerdir. Ancak buna rağmen, onların bu yönlerine talip olan insanlar için de, onları tatmin edecek kadar mana dünyalarını aralamışlardır. Mana insanları (evliyaullah) bu aradan sızan ışıklarla aydınlanarak yollarını bulmuşlardır.

    Onlar kalbî hayatlarını gizledikleri gibi kerametlerini de gizlemişlerdir. Ancak buna rağmen, ortaya çıkan bazı kerametleri görülmüştür. Biz bu kerametlerden bir kaçını sizinle paylaşmak istedik:

    “Sakın kimseye anlatma!”

    Ka’b’ın azad ettiği köle anlatıyor: “Bir gün Mikdad b. Esved, Amr b. Abese ve Şafî b. Habib ile bir yere gitmiştik. Amr b. Abese, sürüsünü kontrol etmek için yanımızdan ayrıldı. Gecikip geri gelmeyince, öğlene doğru ziyaretine gittim. Yanına yaklaştığımda gördüğüm tablo beni şaşkına çevirdi. Amr b. Abese’nin üzerinde, yalnızca onu gölgeleyen bir bulut duruyordu. Hemen yanına varıp, gördüklerimi anlattım. Amr b. Abese:
    -Durumdan haberim var. Gördüklerini sakın kimseye anlatma. Yoksa darılırım, dedi. Bende sözümü tutarak, o ölünceye kadar gördüklerimi kimseye anlatmadım.(4)

    Yemeğin bereketlenmesi

    Allah Resûlü’nün kızı Fatma annemiz (radıyallahu anha) akıllı, alim, abid ve zahid biri olduğu gibi, aynı zamanda keramet sahibi bir hanımdı. Sahabe efendilerimiz, kerametlerini titizlikle gizleseler de, buna rağmen bazen bir hikmete mebni olarak görülürdü.*

    Câbir b. Abdullah’tan rivayet edilir: “Allah Resûlü (sav) günlerdir aç duruyor, ancak sabredip durumunu kimseye bildirmiyordu. Açlığı dayanılmaz hale gelince, hanımlarının yanına gitti. Ancak onlarda da yiyecek bir şey yoktu. Onların yanından ayrılarak Fatma annemizin yanına gitti. Ona:

    - Kızım yiyecek bir şey var mı, karnım çok aç? buyurdu. Annemiz:
    - Hayır, Yâ Resûlallah, yiyecek hiçbir şey yok, dedi. Ancak babasının durumu onu çok üzmüştü.*

    Allah Resûlü (sav) yanından ayrıldıktan bir süre sonra, komşularından biri annemize iki çörek ve biraz da et gönderdi. Yiyecekleri alan annemiz, gelen yiyecekten dolayı çok sevindi. Hepsi açtı. Gelen yiyecek ise ancak bir-iki kişiye yeterdi. Annemiz yiyeceği bir çanağın içine koyarak:
    -Vallahi Allah Resûlünü (sav) kendime ve aileme tercih ederim, diyerek babasını çağırması için Hasan (ra) efendimizi gönderdi. Allah Resûlü (sav) gelince:

    -Komşulardan biri biraz yiyecek göndermişti. Onu senin için sakladım, dedi. Çanağı Allah Resûlü (sav)in yanına götürmek için kapağını açınca, çanağın tamamen dolu olduğunu gördü. Hayretler içinde kaldı. Yemeğin Allah (celle alâ) tarafından bereketlendirildiğini anladı. Hiçbir şey söylemeden yemeği Allah Resûlü (sav)e götürdü. Allah Resûlü (sav) yemeği görünce, tıpkı Zekeriya peygamberin (as), Meryem annemize (r.anha) dediği gibi:

    - Bu sana nereden geldi Ey Fatma? diye sordu. Annemiz de:
    - Allah tarafından gönderildi, “Muhakkak ki Allah dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.”(5) deyince, Allah Resûlü (sav) kızına ihsan ettiği lütuftan dolayı Allah’a hamd etti.*

    Onu Meryem annemize benzeterek:
    - Seni İsrailoğulları kadınlarının hanımefendisinin durumuna getiren Allah’a hamd olsun. O da kendisine rızık verildiğinde “Bu Allah’tandır.” derdi, buyurdu.*

    Annemiz yemeğe başlamadan önce birini Hz. Ali (kerremallahu vechehu)yu çağırmak için gönderdi. Hz. Ali gelince, oturup hep beraber yemek yediler. Artan yemekten, daha sonra Allah Resûlü’nün bütün eşlerine gönderildi. Ancak yemekten hiçbir şey eksilmemiş gibiydi. O, hala aynı şekilde duruyordu. Kalan yemek bütün komşulara dağıtıldı. Allah (celle alâ) yemeği inanılmaz derecede bereketlendirmişti.”(6)

    “Gökyüzünün kapılarının açıldığını gördüm”

    Selmân-ı Fârisî (radiyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü (sav) bana:
    - Fatma’nın yanına git, onun sana ihtiyacı var, buyurdu.*
    Hemen Fatma’nın yanına gittim. İzin alarak içeri girdim. Fatma o sırada evin ortasında oturuyordu. Beni görünce tebessüm etti.

    - Müjdeler olsun ey Selman! dedi. Ben:

    - Allah celle alâ seni de hayırla müjdelesin ey hanımım! Dedim.
    - Dün gece, her zaman kılmayı adet edindiğim namazı kıldıktan sonra yatağıma uzandım. Henüz uykuya geçmeden uyku ile uyanıklık arasında, gökyüzünün kapılarının açıldığını gördüm. O sırada gökten şimdiye kadar kendilerinden daha güzelini görmediğim üç hûri indi. Onlardan birine:*

    - Sen kimsin? diye sordum.
    - Ben Mikdade’yim. Mikdad b. Esved için yaratıldım, dedi. İkinciye:
    - Sen kimsin? diye sordum.
    - Ben Zerre’yim. Ebû Zer el-Gıfârî için yaratıldım, dedi. Üçüncüye:
    - Sen kimsin? diye sordum.
    - Ben Selmâ’yım? Selmân-ı Fârisî için yaratıldım, dedi. Devamla:
    - Güzellikleri beni hayran bıraktı, dedi.(7)

    “Ben şimdi ölüyorum”

    Ümmü Seleme (r.anha) annemizden rivayet edilir: “Allah Resûlü (sav)in kızı Fatma’nın vefat ile sonuçlanan hastalığı sırasında sık sık yanına gidiyor, ona bakıyordum. Bir sabah yanına gittiğimde, her zamankinden daha farklıydı. Ağrıları çok artmıştı. O sıra da Ali (ra) bir iş için dışarı çıkmıştı. Fatma bana:

    - Ey anneciğim! Bana su dök gusül abdesti alayım, dedi. Ben:
    - Olur, dedim. Su hazır olunca ben döktüm, o yıkandı. Gördüğüm en güzel gusül abdestini aldı. Sonra:
    - Ey anneciğim! Bana yeni elbiselerimi ver! dedi. Verdiğim elbiseleri giyince bana:
    - Ey anneciğim! Beni yatağıma götür, dedi. Kolundan tutarak yatağına götürdüm. Yatağa yatırınca, yüzünü kıbleye çevirdi. Ellerini yanaklarının altına koydu. Sonra bana:
    - Ey anneciğim! Ben şimdi ölüyorum. Temizlendim, artık kimse beni açmasın, dedi ve vefat etti. O sırada Hz. Ali geldi. Durumu ona anlattım.(8)
    (devam edecek)

    Notlar: 1- Ahzâb, 33/21. 2- Kehf, 18/110. 3- İsrâ, 17/95. 4- İbn Hacer, İsâbe, 5904. sahabe; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 2/16. 5- Ali İmran, 3/37. 6- İbn Kesir, Tefsir, 2/29.; Yusuf Salihi Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd, 11/47. 7- İbn Manzûr, Muhtasarı Tarihi Dımışk, 25/220. 8- Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd, 11/49.
    ABDULLAH KARA - DR. ELİF HİLAL KARA


+ Yorum Gönder