Konusunu Oylayın.: Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?
  1. 30.Nisan.2010, 09:25
    1
    Misafir

    Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?






    Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı? Mumsema Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?
    Bu ümmete verilen üç şeyden birinin cennetliklerin selamı olduğu doğru mudur?


  2. 30.Nisan.2010, 09:25
    1
    gercek474747 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    gercek474747
    Misafir



    Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?
    Bu ümmete verilen üç şeyden birinin cennetliklerin selamı olduğu doğru mudur?


    Benzer Konular

    - Diğer dinlerde boşanma

    - Eski dinlerde idam cezası var mıydı?

    - Diğer Semavî Dinlerde Oruç

    - Selam vermek sünnet almak farz olduğu halde, selam vermek nasıl daha faziletli olabilir? Bu gibi baş

    - Diğer dinlerde namaz ibadeti var mıydı?

  3. 30.Nisan.2010, 17:34
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Selam vermek diğer dinlerde de var mıydı?




    Bir rivayete göre Peygamberimiz(a.s.m) şöyle buyurdu: “…Yahudîlerin Müslümanlara en fazla haset ettiği şu üç şeydir: Selamlaşmak, namazda safları düzgün tutmak ve imam arakasında farz namazları kılarken(fatihadan sonra) “Âmin” demeleridir”(bk. Zevaid, 2/113).

    Bu ifadelerde selamın bu ümmete mahsus olduğu anlamı çıkmaz. Çünkü, Ehl-i kitabın da “âmen” dedikleri bilinmekte ve buna rağmen Müslümanların “âmin”lerinden rahatsız olmaktadır. Bunun gibi selamlaşmaları bizim gibi olsa bile yine bu husus, onların Müslümanların selamına hasetle bakmalarına engel değildir. Hasetleri Müslümanların da kendileri gibi bu önemli simgeleri kullanmalarından kaynaklanmaktadır.

    “Melekler İbrahime’e selam dediler, o da selam dedi”(Hud, 11/69; Zariyat, 50/25) manasına gelen ayet, ta Hz. İbrahim’den beri “selamlaşma” nın olduğunu gösteriyor.

    Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadiste, Yahudiler peygamberimize “selamun aleykum” yerine -akıllarınca ona fark ettirmeden beddua etmek için, “sana ölüm olsun” manasına gelen “sam aleykum” demişler efendimiz de “ve aleykum=sizin üzerinize olsun” diye cevap vermiştir. Ancak Hz. Aişe dayanamayıp gereken cevabı onlara vermiş, daha sonra da Resulullah’a onlara neden aynı şekilde cevap vermediğini söyleyerek serzenişte bulunmuştur. Efendimiz, hani ben de “aleykum= sizin üzerinize olsun” dedim ya, diye cevap vermiştir”(bk. Zevaid, 2/113).

    Bu olay da gösteriyor ki, selam alıp vermek onlarda da bir gelenek idi.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

    SELÂM

    Barış, rahatlık, esenlik; müslümanların birbirleriyle karşılaştıkları zaman, karşılıklı olarak sağlık ve esenlik dileklerini sunmaları, yani birinin diğerine "Selâmün aleyküm" (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah her türlü kazâdan ve beladan korusun!) demesi; diğerinin ise: "Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekatüh" (Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de Üzerinize olsun!) şeklinde cevap vermesi anlamına gelen bir İslam ahlakı terimi.

    Müslümanlar arasında, bir dostluk ve iyi niyet işareti olan selâmı vermek sünnet; almak ise farzdır.

    Hz. Peygamber (s.a.s)'in selâm ile ilgili hüküm ve talimatı şöyledir: Küçükler büyüklere, binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara, yürüyenler, oturanlara; arkadan gelenler yetişince öndekilere; iki grup karşılaştığı zaman, az olanlar çok olanlara önce selam verirler" (Buhârî, İsti'zân, 4-7; Müslim, Selâm, I). Gruplar arası selâmlaşmada ise, grubun birinden bir kişinin selâm vermesi, diğer gruptan da bir kişinin alması yeterlidir (Ebu Dâvud, Edeb, 141). Şayet gruptan hiç kimse selâmı almazsa, o grupta bulunan herkes günahkâr olur.

    İslâmî âdâba göre bir gruptan ayrılırken ayrılan kişi tarafından da selâm verilmesi gerekmektedir (Ebu Dâvud, Edeb, 139).

    Bir kimseden selam getiren birisine:

    "Aleyhi ve aleyke's-selam!" şeklinde cevap verilir. Bir mektuba yazılmış bir selâm için ise: "Ve aleyke's-selam" denilir yahut; cevabı mektupta bu ifade yazılır.

    Selâm verirken veya alırken, eğilmek doğru değildir. Selâm verildiği takdirde alamayacak durumda olanlara ise, selam vermek doğru değildir. Meselâ, namaz kılanlara, Kur'an-ı Kerîm okuyanlara, hutbe dinleyenlere, ilimle meşgul olanlara, yemek yiyenlere selam verilmez. Dolayısıyla bu durumda iken verilen selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur.

    Aynı şekilde müslüman olmayanlara selâm verilmez. Ehl-i Kitaptan birisi selâm verdiği takdirde ise, yalnızca "Ve aleyküm!" denilir, (Riyazü's-Sâlihîn Tercümesi, II, 242-243).

    İslam toplumu içinde selâmı yaymak, hem Allah'ın istihbabi bir emri ve hem de Hz. Peygamberin sünnetidir. Bir âyette yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu, sizin için daha iyidir" (en-Nûr, 24/27). Bir başka âyette de yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya aynıyla karşılık verin..." (en-Nisa, 4/86). Bu âyetlerden selâmı yaymanınönemli bir sünnet olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

    Hz. Peygamber (s.a.s) de, birçok hadislerinde selamın önemi ve yaygınlaştırılmasının gereği üzerinde durmuştur. Bir sahabi Hz. Peygamber (s.a.s)'e: "İslamın hangi işi daha hayırlıdır" diye sorduğunda, Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir" (Buhari, İman, 6-20). Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır: "İman etmedikçe Cennete giremezsiniz: birbirinizi sevmedikçe, olgun bir îmana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!..." (Müslim, Îman, 93). "Şüphesiz ki, Allah katında insanların en iyisi, önce selâm verendir" (Ebû Davûd, Edeb, 133) hadîsinden ise, selâm vermede acele etmenin daha sevap olduğu anlaşılmaktadır.

    Gerek âyetlerden ve gerekse hadîslerden anlaşıldığına göre selâmı yaymak, insanlar arasında dostluk, sevgi ve barışın yaygınlaştırılması, müslümanların kalplerinin birbirlerine ısındırılması bakımından son derece önemlidir. O halde, İslâm toplumunda dost ve ahbaplarla, arkadaş, tanıdık kısaca bütün müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selâm verip-almak gereklidir. Selâm, yalnızca dışarıda, sokakta, iş yerlerinde verilip-alınmaz; evde de selâm verilip-alınmalıdır. Peygamber Efendimiz bu konuda da, yanında büyüttüğü Enes (r.a)'e şöyle buyurmuştur:

    "Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun" (Tirmizî, İstizân, 20). O halde, kendi evimize geldiğimizde, kendimize ve evdekilere selâm vermemiz gerekiyor (en-Nûr, 24/61). Akşam yatıp, sabahleyin kalkıldığında da, evde bulunan herkese karşılıklı selâm verip-almak gerekmektedir. Böyle davranmakla, karşılıklı olarak müslümanların birbirlerine sağlık, huzur, barış ve esenlik dilemesi gerçekleşmiş olur. Bir aile ve toplum fertlerinin, birbirlerine bundan daha iyi dilekte bulunmaları düşünülemez.

    Mustafa ÖCAL


  4. 30.Nisan.2010, 17:34
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Bir rivayete göre Peygamberimiz(a.s.m) şöyle buyurdu: “…Yahudîlerin Müslümanlara en fazla haset ettiği şu üç şeydir: Selamlaşmak, namazda safları düzgün tutmak ve imam arakasında farz namazları kılarken(fatihadan sonra) “Âmin” demeleridir”(bk. Zevaid, 2/113).

    Bu ifadelerde selamın bu ümmete mahsus olduğu anlamı çıkmaz. Çünkü, Ehl-i kitabın da “âmen” dedikleri bilinmekte ve buna rağmen Müslümanların “âmin”lerinden rahatsız olmaktadır. Bunun gibi selamlaşmaları bizim gibi olsa bile yine bu husus, onların Müslümanların selamına hasetle bakmalarına engel değildir. Hasetleri Müslümanların da kendileri gibi bu önemli simgeleri kullanmalarından kaynaklanmaktadır.

    “Melekler İbrahime’e selam dediler, o da selam dedi”(Hud, 11/69; Zariyat, 50/25) manasına gelen ayet, ta Hz. İbrahim’den beri “selamlaşma” nın olduğunu gösteriyor.

    Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadiste, Yahudiler peygamberimize “selamun aleykum” yerine -akıllarınca ona fark ettirmeden beddua etmek için, “sana ölüm olsun” manasına gelen “sam aleykum” demişler efendimiz de “ve aleykum=sizin üzerinize olsun” diye cevap vermiştir. Ancak Hz. Aişe dayanamayıp gereken cevabı onlara vermiş, daha sonra da Resulullah’a onlara neden aynı şekilde cevap vermediğini söyleyerek serzenişte bulunmuştur. Efendimiz, hani ben de “aleykum= sizin üzerinize olsun” dedim ya, diye cevap vermiştir”(bk. Zevaid, 2/113).

    Bu olay da gösteriyor ki, selam alıp vermek onlarda da bir gelenek idi.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

    SELÂM

    Barış, rahatlık, esenlik; müslümanların birbirleriyle karşılaştıkları zaman, karşılıklı olarak sağlık ve esenlik dileklerini sunmaları, yani birinin diğerine "Selâmün aleyküm" (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah her türlü kazâdan ve beladan korusun!) demesi; diğerinin ise: "Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekatüh" (Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de Üzerinize olsun!) şeklinde cevap vermesi anlamına gelen bir İslam ahlakı terimi.

    Müslümanlar arasında, bir dostluk ve iyi niyet işareti olan selâmı vermek sünnet; almak ise farzdır.

    Hz. Peygamber (s.a.s)'in selâm ile ilgili hüküm ve talimatı şöyledir: Küçükler büyüklere, binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara, yürüyenler, oturanlara; arkadan gelenler yetişince öndekilere; iki grup karşılaştığı zaman, az olanlar çok olanlara önce selam verirler" (Buhârî, İsti'zân, 4-7; Müslim, Selâm, I). Gruplar arası selâmlaşmada ise, grubun birinden bir kişinin selâm vermesi, diğer gruptan da bir kişinin alması yeterlidir (Ebu Dâvud, Edeb, 141). Şayet gruptan hiç kimse selâmı almazsa, o grupta bulunan herkes günahkâr olur.

    İslâmî âdâba göre bir gruptan ayrılırken ayrılan kişi tarafından da selâm verilmesi gerekmektedir (Ebu Dâvud, Edeb, 139).

    Bir kimseden selam getiren birisine:

    "Aleyhi ve aleyke's-selam!" şeklinde cevap verilir. Bir mektuba yazılmış bir selâm için ise: "Ve aleyke's-selam" denilir yahut; cevabı mektupta bu ifade yazılır.

    Selâm verirken veya alırken, eğilmek doğru değildir. Selâm verildiği takdirde alamayacak durumda olanlara ise, selam vermek doğru değildir. Meselâ, namaz kılanlara, Kur'an-ı Kerîm okuyanlara, hutbe dinleyenlere, ilimle meşgul olanlara, yemek yiyenlere selam verilmez. Dolayısıyla bu durumda iken verilen selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur.

    Aynı şekilde müslüman olmayanlara selâm verilmez. Ehl-i Kitaptan birisi selâm verdiği takdirde ise, yalnızca "Ve aleyküm!" denilir, (Riyazü's-Sâlihîn Tercümesi, II, 242-243).

    İslam toplumu içinde selâmı yaymak, hem Allah'ın istihbabi bir emri ve hem de Hz. Peygamberin sünnetidir. Bir âyette yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu, sizin için daha iyidir" (en-Nûr, 24/27). Bir başka âyette de yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya aynıyla karşılık verin..." (en-Nisa, 4/86). Bu âyetlerden selâmı yaymanınönemli bir sünnet olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

    Hz. Peygamber (s.a.s) de, birçok hadislerinde selamın önemi ve yaygınlaştırılmasının gereği üzerinde durmuştur. Bir sahabi Hz. Peygamber (s.a.s)'e: "İslamın hangi işi daha hayırlıdır" diye sorduğunda, Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir" (Buhari, İman, 6-20). Yine Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır: "İman etmedikçe Cennete giremezsiniz: birbirinizi sevmedikçe, olgun bir îmana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!..." (Müslim, Îman, 93). "Şüphesiz ki, Allah katında insanların en iyisi, önce selâm verendir" (Ebû Davûd, Edeb, 133) hadîsinden ise, selâm vermede acele etmenin daha sevap olduğu anlaşılmaktadır.

    Gerek âyetlerden ve gerekse hadîslerden anlaşıldığına göre selâmı yaymak, insanlar arasında dostluk, sevgi ve barışın yaygınlaştırılması, müslümanların kalplerinin birbirlerine ısındırılması bakımından son derece önemlidir. O halde, İslâm toplumunda dost ve ahbaplarla, arkadaş, tanıdık kısaca bütün müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selâm verip-almak gereklidir. Selâm, yalnızca dışarıda, sokakta, iş yerlerinde verilip-alınmaz; evde de selâm verilip-alınmalıdır. Peygamber Efendimiz bu konuda da, yanında büyüttüğü Enes (r.a)'e şöyle buyurmuştur:

    "Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun" (Tirmizî, İstizân, 20). O halde, kendi evimize geldiğimizde, kendimize ve evdekilere selâm vermemiz gerekiyor (en-Nûr, 24/61). Akşam yatıp, sabahleyin kalkıldığında da, evde bulunan herkese karşılıklı selâm verip-almak gerekmektedir. Böyle davranmakla, karşılıklı olarak müslümanların birbirlerine sağlık, huzur, barış ve esenlik dilemesi gerçekleşmiş olur. Bir aile ve toplum fertlerinin, birbirlerine bundan daha iyi dilekte bulunmaları düşünülemez.

    Mustafa ÖCAL





+ Yorum Gönder