Konusunu Oylayın.: Kâfirleri dost edinen kimseler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kâfirleri dost edinen kimseler
  1. 29.Nisan.2010, 00:18
    1
    Misafir

    Kâfirleri dost edinen kimseler






    Kâfirleri dost edinen kimseler Mumsema .
    NISA Suresi 139 Ayet:
    Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
    .
    Bu ayetin manasi nedir.?
    .


  2. 29.Nisan.2010, 00:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    .
    NISA Suresi 139 Ayet:
    Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
    .
    Bu ayetin manasi nedir.?
    .


    Benzer Konular

    - Kafirleri dost edinmek ile ilgili ayetler

    - Kafirleri dost edinme ölçüsü nedir?

    - Kâfirleri Veli (Dost) Edinmekten Sakındırmak

    - Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin!

    - Kafirleri Dost Edinmeyin...

  3. 29.Nisan.2010, 05:33
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: kâfirleri dost edinen kimseler




    “Onlar, inananları bırakıp da kâfirleri dost edinirler; onla­rın tarafında bir şeref ve kudret mi arıyor-lar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.”

    Bunlar Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost ve velî edinen kim­selerdir. Mü’minlerle değil kâfirlerle birlikte hareket eden insanlar­dır bunlar. Kâfirlerle birlik bir hayat yaşayan insanlar. Kâfirlerle ortak yönleri mü’minlerden daha çok olan insanlar. Aleyhlerine çevirdikleri entrikalarla mü’minleri aldatmada, fitnelere düşürerek Müslümanları dinden çıkarmada, mü’minlerin dinlerini eğitimlerini bozmada ve mü’-minleri fırsatını bulup öldürmede kâfirlerle birlikte hareket eden in­sanlardır bunlar. Müslümanların karşısına sapık yolar, sapık dinler çı­karma konusunda, Müslümanların çocuklarını propagandalarla ana rahimlerde öldürme konusunda, doğanları da kâfirce, müşrikçe bir eğitime tabi tutarak telef etme konusunda kâfirlerle birlik hareket eden insanlardır bunlar. Müslümanların lokmalarını ellerinden alma, eko­nomik güçlerini sömürme konusunda, Müslümanların köylerini, kentle­rini kan gölüne çevirme konusunda kâfirlerle işbirliği yapan, kâfirlerin yanında yer alan insanlar.

    Kâfirlerle el ele vererek, kafa kafaya vererek Müslümanların kalplerine, kafalarına küfrü ve şirki empoze etme konusunda kâfirden daha kâfir davranan insanlardır onlar. Müslümanların içinde onlar­danmış gibi görünüp tüm İslâmî gelişmeleri yok etmek isteyen alçak­lardır onlar. Müslümanların evlerine, Müslümanların hayatlarına, Müslümanların hukuklarına, Müslümanların eğitimlerine, Müslümanla­rın ekonomilerine, Müslümanların kılık kıyafetlerine kâfir mührü vur­maya çalışan kâfirlerdir onlar. Müslümanların içinde oldukları halde kalpleri hep kâfirlerden yana atan, kendi kardeşlerine, kendi halkla­rına düşman olup hep kâfirlerden yana bir tavır sergileyen insanlar. Müslümanlara hep kâfirce bir yönetim uygulamadan yana olanlardır onlar. Ağızları Müslümanlardan yana ama kafaları, kalpleri ve fiilleri hep küfürden, kâfirlerden yana olan insanlar. Bunlar Müslümanların arasında kâfirlerin sözcüsü ve temsilcisidirler. Çıkarları söz konusu olduğu zaman Müslümanlıktan, dinden, imandan dem vururlar. Böy­lece Müslümanları aldatmak isterler. Bu yüzden onlara hem dünyada hem de âhirette çok büyük bir azap vardır.


    Ne oluyor? Yoksa bu münâfıklar izzeti, şerefi kâfirlerin yanında mı arıyorlar? İzzet ve şerefi kâfirlerin yanında gördükleri için mi böyle yapıyorlar? Bunun için mi? Kâfirleri aziz, Müslümanları zelil gördükleri için mi Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost ediniyorlar? Öyle ya şu garibanlar neye yarardı onların gözünde? Şu gariban Müslümanlar ne işe yarayacaktı? Şu yeryüzünün mus’taz’af Müslümanlarının dünya üzerinde ne ekonomik güçleri vardı, ne siyasal güçleri vardı, ne salta­natları vardı, ne devletleri vardı, ne servetleri, ne silahları, ne atom reaktörleri, ne dev holdingleri, ne tröstleri vardı. Hiçbir şeyleri yoktu Müslümanların. Şimdi böyle gariban Müslümanlarla beraber olmaları, Müslümanlarla birlikte hareket etmeleri ne sağlayabilecekti kendile­rine?

    Eğer bu garibanlarla birlikte hareket ederlerse elbette o zaman güçlü olamayacaklardı, zengin olamayacaklardı. Zira akıllarınca dün­yada güçlü olmanın, zengin olmanın tek yolu güçlülerle, kâfirlerle be­raber olmaktı. Dün bu âyetlerin geldiği dönemde münâfıklar hep böyle düşünüyorlardı. Bugün de bizim içimizdeki münâfıklar aynı şeyleri dü­şünüyorlar. Şu içimizde Müslüman göründükleri halde müşrik dün­yayla, hıristiyan ve yahudi dünyayla, kâfirlerle birlikte hareket edenler, kâfirlerle birlikte İslâm’ı ve Müslümanları yok etme planlarını uygula­maya koymaya çalışanlar izzet ve şerefi kâfir dünyada gören insan­lardır. Kâfirlerle birlikte oldukları zaman, kâfirlerin safında bulundukları zaman aziz ve şerefli olacaklarını zanneden insanlardır. Halbuki:


    İzzet ve şeref tümüyle Allah’a aittir. İzzet ve şeref sadece Al­lah’ındır. İzzet ve şeref sadece Allah’a aittir. Münâfıklar İslâm’ın dı­şında yol arıyor. İslâm’ın dışında izzet ve şeref peşine düşmüşler, ayrı ayrı yollarda dostluk arıyorlar, ayrı yollarla Allah’a dost olabilecekle­rine inanıyorlar, ayrı ayrı usullerle Allah’a yaklaşabileceklerine inanı­yorlar, ayrı ayrı yollarla şeref kazanacaklarına, izzet bulacaklarına inanıyorlar.

    Rabbimiz kitabı ve elçisiyle izzet ve şerefin sadece kendi­sinde olduğunu, kendisine kullukta olduğunu ortaya koydu ama in­sanlardan kimileri buna itiraz ettiler, bu dâveti kabullenmediler. Bizim başka yollarımız var, bizim başka kutsadıklarımız var, bizim reisleri­miz var, ekonomi reislerimiz, hukuk uzmanlarımız, efendilerimiz, şeyhlerimiz, hocalarımız, hacılarımız var diyerek herkes başka başka yerlerde izzet ve şeref aramaya yöneliyorlardı. Halbuki Allah buyuru­yor izzet ve şeref tümüyle Allah’a aittir, Allah’tadır.

    Evet izzet ve şeref Allah’a aittir. Kitabımızın başka bir âyetin­den öğreniyoruz ki izzet ve şeref peygamberdedir, izzet ve şeref mü'-minlerdedir, ama münâfıklar böyle bilmezler.

    Peki bugün kimler izzet ve şerefli? Hoca olanlar, malı olanlar, serveti olanlar, arabasının modeli şöyle olanlar, omuzu kalabalık olanlar, evi eşyası şöyle şöyle olanlar, villası, köşkü, sarayı olanlar, maka-mı mevkisi olanlar. Rabbimiz buyurur ki varsın münâfıklar böyle bilsinler peygamberim, sen bil ki izzet ve şeref Allah’tadır, Allah’la beraber olandadır, pey­gamberle ilgi ve irtibat Kur’an’dadır. İzzet ve şeref Allah’ın kitabından haberdar olmadadır, izzet ve şeref peygamberin sünnetinden haber­dar olmadadır. İzzet ve şeref iman ehli olanlardadır.

    Evet Müslüman şereflidir. Allah’a inanan, Allah’la beraber olan, peygambere inanan, peygamber safında olanlar azizdir, üstündür, galiptir.

    İzzeti ve şerefi Allah’tan, Allah’a kulluktan, Allah’la beraber ol­maktan başka yerlerde arayanlar izzetsiz ve -------- insanlardır. Malda, makamda, parada, arabada, ekonomik ve siyasal güce sahip olmakta izzet ve şeref görenler bunları kaybettikleri anda izzetsiz ve -------- hale gelmişlerdir. Müslüman asla cahili değer yargılarına iti­bar etmez. Müslüman Müslümanlıkla şeref kazanır. Müslüman Allah’a kulluğuyla izzet kazanır. Çünkü:


    Güç kuvvet bütünüyle Allah’a aittir. Ama münâfıklar böyle bil-miyorlar, böyle inanmıyorlar. Bugüne kadar yeryüzünde hangi güç te-petaklak gelmedi ki? Hangi güç sahibi yıkılmadı ki? Hangi devlet, hangi saltanat, hangi imparator çökmedi ki? Kim koruyabilmiş gü­cünü? Kim kurtulabilmiş yıkılmaktan? Âd mı? Semûd mu? Nuh kavmi mi?Lût kavmi mi? Medyen’liler, Eykeliler? Firavunlar, Nemrutlar mı? Bizanslılar, Romalılar, İranlılar mı? Söyleyin, yeryüzünde hangi güç ve kuvvet sahibi çökmedi? Hangi kıralar yıkılmadı? Hangi devletler yıkılmadı? Hangi kâfir, hangi zalim ebedîlik kazandı? Hayır hayır, yer­yüzünde hiçbir gücün, hiçbir güçlünün izzet ve şeref hakkı yoktur.

    İzzet ve şeref Allah’a aittir. Ebedîlik, ölümsüzlük ancak Allah’ın hakkıdır. Eğer münâfıklar yeryüzünde kendilerinde güç kuvvet gör­dükleri, ebedîlik gördükleri, izzet ve şeref gördükleri kâfirlerle beraber olup Allah’la savaşa tutuşmaya yönelirlerse, kesinlikle bilsinler ki izzet ve şerefi Allah’ta değil de başkalarında görenler hem dünyada hem de âhirette en acı bir azapla burunları sürtülecek, dünyada da âhirette de izzetsiz ve -------- bir hayatın adamı olacaklardır. İzzeti ve şerefi Allah’ta bilen Müslümanlar hem dünyada hem de âhirette izzetli ve şerefli bir hayat yaşarlarken münâfıklar izzetsiz ve -------- olacaklar­dır.


  4. 29.Nisan.2010, 05:33
    2
    Moderatör



    “Onlar, inananları bırakıp da kâfirleri dost edinirler; onla­rın tarafında bir şeref ve kudret mi arıyor-lar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.”

    Bunlar Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost ve velî edinen kim­selerdir. Mü’minlerle değil kâfirlerle birlikte hareket eden insanlar­dır bunlar. Kâfirlerle birlik bir hayat yaşayan insanlar. Kâfirlerle ortak yönleri mü’minlerden daha çok olan insanlar. Aleyhlerine çevirdikleri entrikalarla mü’minleri aldatmada, fitnelere düşürerek Müslümanları dinden çıkarmada, mü’minlerin dinlerini eğitimlerini bozmada ve mü’-minleri fırsatını bulup öldürmede kâfirlerle birlikte hareket eden in­sanlardır bunlar. Müslümanların karşısına sapık yolar, sapık dinler çı­karma konusunda, Müslümanların çocuklarını propagandalarla ana rahimlerde öldürme konusunda, doğanları da kâfirce, müşrikçe bir eğitime tabi tutarak telef etme konusunda kâfirlerle birlik hareket eden insanlardır bunlar. Müslümanların lokmalarını ellerinden alma, eko­nomik güçlerini sömürme konusunda, Müslümanların köylerini, kentle­rini kan gölüne çevirme konusunda kâfirlerle işbirliği yapan, kâfirlerin yanında yer alan insanlar.

    Kâfirlerle el ele vererek, kafa kafaya vererek Müslümanların kalplerine, kafalarına küfrü ve şirki empoze etme konusunda kâfirden daha kâfir davranan insanlardır onlar. Müslümanların içinde onlar­danmış gibi görünüp tüm İslâmî gelişmeleri yok etmek isteyen alçak­lardır onlar. Müslümanların evlerine, Müslümanların hayatlarına, Müslümanların hukuklarına, Müslümanların eğitimlerine, Müslümanla­rın ekonomilerine, Müslümanların kılık kıyafetlerine kâfir mührü vur­maya çalışan kâfirlerdir onlar. Müslümanların içinde oldukları halde kalpleri hep kâfirlerden yana atan, kendi kardeşlerine, kendi halkla­rına düşman olup hep kâfirlerden yana bir tavır sergileyen insanlar. Müslümanlara hep kâfirce bir yönetim uygulamadan yana olanlardır onlar. Ağızları Müslümanlardan yana ama kafaları, kalpleri ve fiilleri hep küfürden, kâfirlerden yana olan insanlar. Bunlar Müslümanların arasında kâfirlerin sözcüsü ve temsilcisidirler. Çıkarları söz konusu olduğu zaman Müslümanlıktan, dinden, imandan dem vururlar. Böy­lece Müslümanları aldatmak isterler. Bu yüzden onlara hem dünyada hem de âhirette çok büyük bir azap vardır.


    Ne oluyor? Yoksa bu münâfıklar izzeti, şerefi kâfirlerin yanında mı arıyorlar? İzzet ve şerefi kâfirlerin yanında gördükleri için mi böyle yapıyorlar? Bunun için mi? Kâfirleri aziz, Müslümanları zelil gördükleri için mi Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost ediniyorlar? Öyle ya şu garibanlar neye yarardı onların gözünde? Şu gariban Müslümanlar ne işe yarayacaktı? Şu yeryüzünün mus’taz’af Müslümanlarının dünya üzerinde ne ekonomik güçleri vardı, ne siyasal güçleri vardı, ne salta­natları vardı, ne devletleri vardı, ne servetleri, ne silahları, ne atom reaktörleri, ne dev holdingleri, ne tröstleri vardı. Hiçbir şeyleri yoktu Müslümanların. Şimdi böyle gariban Müslümanlarla beraber olmaları, Müslümanlarla birlikte hareket etmeleri ne sağlayabilecekti kendile­rine?

    Eğer bu garibanlarla birlikte hareket ederlerse elbette o zaman güçlü olamayacaklardı, zengin olamayacaklardı. Zira akıllarınca dün­yada güçlü olmanın, zengin olmanın tek yolu güçlülerle, kâfirlerle be­raber olmaktı. Dün bu âyetlerin geldiği dönemde münâfıklar hep böyle düşünüyorlardı. Bugün de bizim içimizdeki münâfıklar aynı şeyleri dü­şünüyorlar. Şu içimizde Müslüman göründükleri halde müşrik dün­yayla, hıristiyan ve yahudi dünyayla, kâfirlerle birlikte hareket edenler, kâfirlerle birlikte İslâm’ı ve Müslümanları yok etme planlarını uygula­maya koymaya çalışanlar izzet ve şerefi kâfir dünyada gören insan­lardır. Kâfirlerle birlikte oldukları zaman, kâfirlerin safında bulundukları zaman aziz ve şerefli olacaklarını zanneden insanlardır. Halbuki:


    İzzet ve şeref tümüyle Allah’a aittir. İzzet ve şeref sadece Al­lah’ındır. İzzet ve şeref sadece Allah’a aittir. Münâfıklar İslâm’ın dı­şında yol arıyor. İslâm’ın dışında izzet ve şeref peşine düşmüşler, ayrı ayrı yollarda dostluk arıyorlar, ayrı yollarla Allah’a dost olabilecekle­rine inanıyorlar, ayrı ayrı usullerle Allah’a yaklaşabileceklerine inanı­yorlar, ayrı ayrı yollarla şeref kazanacaklarına, izzet bulacaklarına inanıyorlar.

    Rabbimiz kitabı ve elçisiyle izzet ve şerefin sadece kendi­sinde olduğunu, kendisine kullukta olduğunu ortaya koydu ama in­sanlardan kimileri buna itiraz ettiler, bu dâveti kabullenmediler. Bizim başka yollarımız var, bizim başka kutsadıklarımız var, bizim reisleri­miz var, ekonomi reislerimiz, hukuk uzmanlarımız, efendilerimiz, şeyhlerimiz, hocalarımız, hacılarımız var diyerek herkes başka başka yerlerde izzet ve şeref aramaya yöneliyorlardı. Halbuki Allah buyuru­yor izzet ve şeref tümüyle Allah’a aittir, Allah’tadır.

    Evet izzet ve şeref Allah’a aittir. Kitabımızın başka bir âyetin­den öğreniyoruz ki izzet ve şeref peygamberdedir, izzet ve şeref mü'-minlerdedir, ama münâfıklar böyle bilmezler.

    Peki bugün kimler izzet ve şerefli? Hoca olanlar, malı olanlar, serveti olanlar, arabasının modeli şöyle olanlar, omuzu kalabalık olanlar, evi eşyası şöyle şöyle olanlar, villası, köşkü, sarayı olanlar, maka-mı mevkisi olanlar. Rabbimiz buyurur ki varsın münâfıklar böyle bilsinler peygamberim, sen bil ki izzet ve şeref Allah’tadır, Allah’la beraber olandadır, pey­gamberle ilgi ve irtibat Kur’an’dadır. İzzet ve şeref Allah’ın kitabından haberdar olmadadır, izzet ve şeref peygamberin sünnetinden haber­dar olmadadır. İzzet ve şeref iman ehli olanlardadır.

    Evet Müslüman şereflidir. Allah’a inanan, Allah’la beraber olan, peygambere inanan, peygamber safında olanlar azizdir, üstündür, galiptir.

    İzzeti ve şerefi Allah’tan, Allah’a kulluktan, Allah’la beraber ol­maktan başka yerlerde arayanlar izzetsiz ve -------- insanlardır. Malda, makamda, parada, arabada, ekonomik ve siyasal güce sahip olmakta izzet ve şeref görenler bunları kaybettikleri anda izzetsiz ve -------- hale gelmişlerdir. Müslüman asla cahili değer yargılarına iti­bar etmez. Müslüman Müslümanlıkla şeref kazanır. Müslüman Allah’a kulluğuyla izzet kazanır. Çünkü:


    Güç kuvvet bütünüyle Allah’a aittir. Ama münâfıklar böyle bil-miyorlar, böyle inanmıyorlar. Bugüne kadar yeryüzünde hangi güç te-petaklak gelmedi ki? Hangi güç sahibi yıkılmadı ki? Hangi devlet, hangi saltanat, hangi imparator çökmedi ki? Kim koruyabilmiş gü­cünü? Kim kurtulabilmiş yıkılmaktan? Âd mı? Semûd mu? Nuh kavmi mi?Lût kavmi mi? Medyen’liler, Eykeliler? Firavunlar, Nemrutlar mı? Bizanslılar, Romalılar, İranlılar mı? Söyleyin, yeryüzünde hangi güç ve kuvvet sahibi çökmedi? Hangi kıralar yıkılmadı? Hangi devletler yıkılmadı? Hangi kâfir, hangi zalim ebedîlik kazandı? Hayır hayır, yer­yüzünde hiçbir gücün, hiçbir güçlünün izzet ve şeref hakkı yoktur.

    İzzet ve şeref Allah’a aittir. Ebedîlik, ölümsüzlük ancak Allah’ın hakkıdır. Eğer münâfıklar yeryüzünde kendilerinde güç kuvvet gör­dükleri, ebedîlik gördükleri, izzet ve şeref gördükleri kâfirlerle beraber olup Allah’la savaşa tutuşmaya yönelirlerse, kesinlikle bilsinler ki izzet ve şerefi Allah’ta değil de başkalarında görenler hem dünyada hem de âhirette en acı bir azapla burunları sürtülecek, dünyada da âhirette de izzetsiz ve -------- bir hayatın adamı olacaklardır. İzzeti ve şerefi Allah’ta bilen Müslümanlar hem dünyada hem de âhirette izzetli ve şerefli bir hayat yaşarlarken münâfıklar izzetsiz ve -------- olacaklar­dır.





+ Yorum Gönder