Konusunu Oylayın.: Hz. Musanın kıssası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Hz. Musanın kıssası
  1. 09.Nisan.2010, 17:39
    1
    Misafir

    Hz. Musanın kıssası






    Hz. Musanın kıssası Mumsema hZ MUSANIN KISSALARINI AÇIKLA


  2. 09.Nisan.2010, 17:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Kasım.2013, 20:26
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz. Musanın kıssası




    Kısaca Musa aleyhisselamın kıssası


    HZ. MÛSÂ (A.S)


    "(Ey Muhammedi Sana indirdiğimiz) Kitap (Kur'an)'da (Firavun ile olan kıssasını, o müşriklere) anlat. Çünkü o, seç*kin kılınmış bir kimse ve (tarafımızdan) gönderilmiş bir pey*gamberdir." (Meryem: 19/51)

    Hz. Mûsâ (a.s)'m, Firavunla olan kıssası[1] Kur'ân-ı Ke-rîm'in bir çok surelerinde çeşitli şekil ve üsluplarla anlatılmış*tır.

    Hz. Mûsâ (a.s)'m, İsrail oğullarıyla olan kıssası[2] ise, keza açık, detaylı ve net bir şekilde geniş olarak, özellikle de A'raf[3] ve Kasas[4] surelerinde; kendine özgü bir şekilde or*taya konulmuş ve açıklanmıştır.

    Hz. Mûsâ (a.s)'m Firavun ile olan kıssası[5] ise; sadece hir şahsın, bir hükümdarla ve bir peygamberin büyük bir zorbayla arasında geçen tek bir kıssadan ibaret olmayıp her zaman ve her mekanda tekerrür edebilecek ve her vakit ile her zamanda ortaya çıkabilecek bir kıssadır. Bu kıssa; zor bir olayın gerçek*te şekillenişi, hak-batıl arasında mücadele edenlerin çatışması ve Rahman'ın ordusu ile şeytanın ordusu arasında alışılmış bir savaşın kıyasıya mücadelesidir. Allah'ın veli kullan ile Al*lah'ın düşmanları arasında geçmekte olan bu savaş, insan var*lığının ortaya çıkışından ve yine davetçilerin, ıslahatçıların, nebilerin ve resullerin hayat sahnesine çıkmasından itibaren kıyamete kadar devam edecektir

    Tağut, batıl davası ve şeytanın ordusundan oluşmuş ço*ğunlukta bulunan bir kesimin yanında durarak; imana, tevhide ve semavi risaletlere karşı meydan okumaktaydı. Hakk ise; hayırlı kimselerin özünden, nebiler, resuller, davetçiler ve ısla*hatçılardan oluşmuş azınlıkta bulunan bir kesimin yanında durmaktaydı. İman ile küfür ve Hak ile tağut arasındaki bu sa*vaş kızışıp şiddetlendi. Sonuçta ise çok yorucu ve zorlu bir mücadelenin sonunda iman, küfre karşı zaferi kazandı ve Hak böylece batıla karşı yücelmiş oldu. Çünkü yardım, iman ordu*sunun yanındaydı. Yüce Allah, bunu destekleyici mahiyette şöyle buyurmaktadır:

    "Doğrusu Biz, (batıla karşı mücadele eden) peygamberle*rimize ve (onların destekçileri olan) müminlere, dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri kıyamet gününde yardım ederiz"[6]

    İşte iman ve hakkın; küfre ve tağuta karşı zafer kazanması, dünya hayatındaki Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde ise bir değişme olmaz. Kötülük, kocaman inatçı bir düşman sure*tinde bulunur. Barışı, selameti, insafı ve vicdanı yoktur. Hal*buki Hak ise Rabbani daveti yerine getirmeyi ister. Hayrı, hedef tutar. Sevgi, kardeşliğe ve insanlığa çağırır. Yeryüzünde 1 yaşayan halklar arasında adaleti ve barışı yerleştirmeyi çalışır!.

    Kötülük; kızgınlığı açıkça belli olan, kirlenmiş, ama sesi kesilmiş ve köpek dişlerini sırıtarak gösteren bir varlığa bü| rünmüş olarak durmaktadır. Bu nedenle de Allah'ın peygaı berleri ile veli kullarında bulunan Rabbani davetin üstün mezif yetini, temizlik ve safiyetini yok etmek istemektedir.

    Buna, Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı kıssalar da tehdit yollu açık seçik örnekler verilir. Çünkü peygamberler, azgın ve taş-km kimseler tarafindan kötülüğe hedef tutulmuşlardır. Yüce Allah bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

    "Kafirler, (kendilerine gönderilmiş) peygamberlerine: 'Ya bizim (mensup olduğumuz şirk) dinine geri dönersiniz ya da sizi, memleketimizden çıkarırız' dediler. Bunun üzerine Rabbleri, peygamberlere: 'Biz, (size ve bana karşı yaptıkları haksızlıklardan dolayı) zalimleri mutlaka helak edeceğiz. On*lardan sonrada yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamım*dan ve tehdidimden korkanlar içindir' diye vahyetti. Peygam*berler de (Allah'tan) yardım istediler. Böylece (Allah'ın yar*dımıyla) her inatçı zorba hüsrana uğradı. "[7]

    İşte bu düşünce, her zaman her vakitte bulunabilen tağutlarm düşünce şeklidir. Bu düşünce şekli, hiçbir zaman delil ve ispat yoluyla anlaşılmaz. Akıl ve mantık ölçüsü yok*tur. Onun yolu ancak; "saldırma", "korkutma", "cezalandırma" ve "azablandırma" şeklindedir.

    Nitekim Yüce Allah, bu yolu, Firavunun ağzından naklen şöyle buyurmaktadır:

    "Onların oğullarını öldürüp kadınlarını da sağ bırakmak suretiyle elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz. "(A'râp 7/127)

    İşte bu düşünce, Hz. Mûsâ (a.s) zamanında yaşayan Fira*vunun düşünce şeklidir. Genel olarak ise, her zamanda ve her mekanda var olabilecek "Firavunluğun" düşünce şeklidir.

    Peygamberlerin düşünce şekli ise; akıl ve hikmet doğrul*tusunda gelişen bir düşünce şeklidir. İşte bu düşünce şekli, kendisine çeşitli eziyetleri ve zulümleri tattırdıktan sonra kav*mine şu sözü söyleyen Hz. Mûsâ (a.s)'m sözünde de şöyle or*taya çıkmaktadır:

    "Mûsâ, (Firavunun sözlerinden ve tehdidinden dehşete ka*pılan) kavmine: 'Allah'tan yardım isteyin ve (başınıza gelebi*lecek olan şeylerde) sabredin. Yeryüzü şüphesiz ki (Firavun değil,) Allah'ındır. Allah, kullarından dilediğini yeryüzüne mirasçı kılar. Sonuç; (Firavun ve onun hanedanının değil,) muttakilerindir' dedi."[8]

    Görüldüğü üzere, bu ayeti kerimede; bütün resullerin ve nebilerin davetlerinde yön ve hedefin bir tek olduğu güzel bir şekilçle bize açıklanmış oluyor. Nitekim aynı şekilde burada sapıklık ehli ile batıl davetçilerin tek gaye ve tek hedefte ittifak etmeleri de ortaya çıkıyor. İşte bu durum, hak ile batıl ve hida*yet ile sapıklık arasındaki mücadelenin her vakit ve her zaman da tekerrür etmiş bir şeklidir. Bunun sonucu ise -daha öncede geçtiği üzere- inanç ashabının ve iman ehlinin zaferi kazanma*sı ve sapık ile zalimler topluluğunun ise hezimete uğratılması şeklinde ortaya çıkmıştır. Yüce Allah, bu sonucu şöyle haber vermektedir:

    "Biz, yeryüzünde muşta zaf olanlara iyilikte bulunmak, onları (yeiyüzünde) önderler kılmak, onları (mülk ve egemen*likte başkalarına) vâris yapmak, onlara yeryüzünde (egemen*lik vennek suretiyle) imkan hazırlayıp yerleştirmek ve onlara Firavun, Haman ve ikisinin askerlerine de (israil oğullarının hakimiyeti altına girmekten) çekinmekte oldukları şeyleri gös*termek istiyorduk."[9]

    İşte bu kıssa, Hz. Mûsâ (a.s)'ın Firavun ile olan kıssasın*dan bir ibret tablosudur. Bu kıssa, sadece Hz. Mûsâ (a.s) ilef smırlanmayıp bütün nebiler ve resullerin kıssaları içinde ge1çerlidir. [10]



    Hz. Mûsâ (a.s)'ın Soyu:


    Tarihçilerin kaydettiğine göre; Hz. Mûsâ (as)'m soyu şu şekildedir: Mûsâ b. İmrân b. Yashur b. Kâhis b. Lâvi b. Ya'k'ûb b. İshâk b. İbrahim.[11]

    Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)'ı, Firavuna, kendi risaletini tebliğ etmek için göndermek istediğinde, Hz. Mûsâ (a.s)'a des*tekçi ve yardımcı olarak kardeşi Hz. Hârûn (a.s)'ı onunla bir*likte Peygamber olarak göndermiştir.[12]

    İşte Hz. Hârûn (a.s)'ın, Hz. Mûsâ (a.s) ile birlikte Firavuna gönderilmesi görevi, Hz. Musa'nın: "Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap" (Tâhâ: 20/30) şeklinde yapmış ol*duğu duadan dolayı idi. [13]



    Hz. Mûsâ (a.s)'ın Doğumu:


    Hz. Mûsâ (a.s), Allah'ın en büyük düşmanlarından biri o-lan tuğyan ve zorbacılığıyla meşhur olan tağut Firavunun za*manında doğdu.

    Firavun, Allah'ın mülkünde O'nunla çekişti. Azgınlığını ve isyanını ilan etti. Rablığmı ve Allah'ın dışında tek tapılacak ilahın kendisi olduğunu iddia etti. İşte bu tağutun ismi, Velid b. Mus'ab idi.[14] Lakabı ise, Firavun idi. Firavun lakabı, Mısır ülkesinde zorbacılığıyla tanınmış her hükümdara verilen bir isimdi. Aynı şekilde Kisra lakabı da, eski Fars şehirlerindeki hükümdarlardan her biri için kullanılan bir lakaptı. Kayser la*kabı da, Rum şehirlerindeki hükümdarlardan her biri için kul*lanılan bir lakaptı.

    Firavun Velid, -Hz. Yûsuf (a.s)'ın İslam'a davet ettiği-kardeşi Kâbûs'un ölümünden sonra onun yerine tahta geçmişti. Kâbus, Hz. Yûsuf (a.s)'m davetinden kaçınıp iman etmemiş*ti.[15] Kâbus, zorbacı ve bilgili bir kimseydi. Hz. Yûsuf (a.s), Kâbus zamanında, Rabbinin komşuluğuna göç etmişti. Kâ*bûs'un saltanatı ise uzun bir müddet sürdü. Kâbûs'un bu salta*natı zamanla daha da şiddetlendiyse de bir müddet sonra hefak olup gitti.

    Firavun Velid, kardeşinin yerine tahta geçince, İsrail oğul*larına karşı olan zalimliği daha da arttı ve onlara, çeşitli zulumleri ve işkenceleri tattırdı. Firavunun İsrail oğullarına karşı giriştiği zulmü neredeyse İsrail oğullarının soyunu bitirecekti. Bu zalim ve zorbacı Firavun, kardeşi Kâbus'dan daha da az-gmlaşmış, daha da kafırleşmiş ve zorbalaşmıştı. Firavunun sal-tanatlık günleri gitgide daha da şiddetlendi. Hz. Yûsuf (a.s)'m ölümünden sonra İsrailoğulları ise, atalarının dini üzerindeydi-ler. Atalarının dini ise, Hz. İbrahim (a.s)'m kolaylık dini olan Haniflik dini idi.

    İsrail oğulları, Hz. Yûsuf (a.s)'m ölümünden sonra kendi*lerine daha önceden ve sonradan hiçbir kimsenin tattırmadığı zulmü ve işkenceyi bu zalim ve zorbacı Firavundan gördüler. Firavunlar içerisinde, bu zorbacı Firavundan daha zalimi ve daha azgını o zamana kadar daha hiç gelmemişti.

    Nitekim Yüce Allah. Kasas Sûresinde, Firavunun bu zul*münü ve azgınlığını şöyle anlatmaktadır:

    "(Ey Muhammedi) İman eden bir topluluk için Mûsâ ve Firavundun kıssasını olduğu gibi sana anlatacağız. Firavun, yeryüzünde (egemen olduğu topraklar üzerinde) zorbalığa yö*neldi. Ve halkını da (istediği şekilde kendisine boyun eğip itaat edecekleri ve hiç kimsenin itaatsizlik edemeyeceği şekilde) fır*kalara ayırdı. İçlerinden bir fırkayı (Israiloğullarını) muşta'zaf bularak onların oğullarını boğazlıyor ve kızlarını da (hizmetçi olmak üzere) sağ bırakıyordu. Şüphesiz ki o, (böyle yaptığından dolayı) fesatçılardandı. Bizde, yeryüzünde (bu) muşta'zaf olanlara iyilikte bulunmak, onları yeıyüzünde ön*derler kılmak, onları (mülk ve egemenlikte başkalarına) varis yapmak, onlara yeıyüzünde (egemenlik vermek suretiyle) im*kan hazırlayıp yerleştirmek ve onlara, Firavun, Haman ve iki*sinin askerlerine de (İsrail oğullarının hakimiyeti altına gir*mekten) çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyordu."[16]



    Firavunun Hükümdarlık Müddeti:


    Firavun, İsrailoğullan içerisinde 400 seneden fazla yaşa*mıştı. Firavun, onları kötü işkencelere maruz bırakıyor, onları zorla emri altına alarak en kötü ve değersiz işlerde hizmetçi olarak iş gördürüyordu. Ayrıca onları, daha iyi emri altına al*mak için çeşitli fırkalara da ayırmıştı.[17] Onlardan bir fırka bi*na inşa etmede, bir fırka ziraatla uğraşmakta, bir fırka insanın pislikleri temizleme yani bugünkü anlamda kanalizasyon işin*de çalışmakta ve çalışmaya ehil görülmeyenden de cizye alın*maktaydı.

    Nitekim Yüce Allah, Kur'an'da bu konuyu şöyle anlat*maktadır:

    "Size işkence eden, kadınlarınızı (hizmetçi olarak kullan*mak için) sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun hane*danından sizi kurtarmıştık..."[18]

    Her türlü şeyden münezzeh Yüce Allah, Israiloğullarını, bu tağut ve zalimin şerrinden kurtarıp ve onun zulüm ile tuğ*yanından İsrailoğullarmı çekip çıkararak feraha kavuşturmak için onlara Hz. Mûsâ (a.s)'ı Peygamber olarak gönderdi.[19]

    Hz. Musa (a. s)'m İsrail oğullarına Peygamber olarak gön*derilişi, hiç kuşkusuz onlara bir rahmet ve onları, bu zalim zorbaci hükümdarın zulmünden kurtarmak içindi. [20]
    Kaynak ve kıssanın devamı: Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları


  4. 15.Kasım.2013, 20:26
    2
    Moderatör



    Kısaca Musa aleyhisselamın kıssası


    HZ. MÛSÂ (A.S)


    "(Ey Muhammedi Sana indirdiğimiz) Kitap (Kur'an)'da (Firavun ile olan kıssasını, o müşriklere) anlat. Çünkü o, seç*kin kılınmış bir kimse ve (tarafımızdan) gönderilmiş bir pey*gamberdir." (Meryem: 19/51)

    Hz. Mûsâ (a.s)'m, Firavunla olan kıssası[1] Kur'ân-ı Ke-rîm'in bir çok surelerinde çeşitli şekil ve üsluplarla anlatılmış*tır.

    Hz. Mûsâ (a.s)'m, İsrail oğullarıyla olan kıssası[2] ise, keza açık, detaylı ve net bir şekilde geniş olarak, özellikle de A'raf[3] ve Kasas[4] surelerinde; kendine özgü bir şekilde or*taya konulmuş ve açıklanmıştır.

    Hz. Mûsâ (a.s)'m Firavun ile olan kıssası[5] ise; sadece hir şahsın, bir hükümdarla ve bir peygamberin büyük bir zorbayla arasında geçen tek bir kıssadan ibaret olmayıp her zaman ve her mekanda tekerrür edebilecek ve her vakit ile her zamanda ortaya çıkabilecek bir kıssadır. Bu kıssa; zor bir olayın gerçek*te şekillenişi, hak-batıl arasında mücadele edenlerin çatışması ve Rahman'ın ordusu ile şeytanın ordusu arasında alışılmış bir savaşın kıyasıya mücadelesidir. Allah'ın veli kullan ile Al*lah'ın düşmanları arasında geçmekte olan bu savaş, insan var*lığının ortaya çıkışından ve yine davetçilerin, ıslahatçıların, nebilerin ve resullerin hayat sahnesine çıkmasından itibaren kıyamete kadar devam edecektir

    Tağut, batıl davası ve şeytanın ordusundan oluşmuş ço*ğunlukta bulunan bir kesimin yanında durarak; imana, tevhide ve semavi risaletlere karşı meydan okumaktaydı. Hakk ise; hayırlı kimselerin özünden, nebiler, resuller, davetçiler ve ısla*hatçılardan oluşmuş azınlıkta bulunan bir kesimin yanında durmaktaydı. İman ile küfür ve Hak ile tağut arasındaki bu sa*vaş kızışıp şiddetlendi. Sonuçta ise çok yorucu ve zorlu bir mücadelenin sonunda iman, küfre karşı zaferi kazandı ve Hak böylece batıla karşı yücelmiş oldu. Çünkü yardım, iman ordu*sunun yanındaydı. Yüce Allah, bunu destekleyici mahiyette şöyle buyurmaktadır:

    "Doğrusu Biz, (batıla karşı mücadele eden) peygamberle*rimize ve (onların destekçileri olan) müminlere, dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri kıyamet gününde yardım ederiz"[6]

    İşte iman ve hakkın; küfre ve tağuta karşı zafer kazanması, dünya hayatındaki Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde ise bir değişme olmaz. Kötülük, kocaman inatçı bir düşman sure*tinde bulunur. Barışı, selameti, insafı ve vicdanı yoktur. Hal*buki Hak ise Rabbani daveti yerine getirmeyi ister. Hayrı, hedef tutar. Sevgi, kardeşliğe ve insanlığa çağırır. Yeryüzünde 1 yaşayan halklar arasında adaleti ve barışı yerleştirmeyi çalışır!.

    Kötülük; kızgınlığı açıkça belli olan, kirlenmiş, ama sesi kesilmiş ve köpek dişlerini sırıtarak gösteren bir varlığa bü| rünmüş olarak durmaktadır. Bu nedenle de Allah'ın peygaı berleri ile veli kullarında bulunan Rabbani davetin üstün mezif yetini, temizlik ve safiyetini yok etmek istemektedir.

    Buna, Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı kıssalar da tehdit yollu açık seçik örnekler verilir. Çünkü peygamberler, azgın ve taş-km kimseler tarafindan kötülüğe hedef tutulmuşlardır. Yüce Allah bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

    "Kafirler, (kendilerine gönderilmiş) peygamberlerine: 'Ya bizim (mensup olduğumuz şirk) dinine geri dönersiniz ya da sizi, memleketimizden çıkarırız' dediler. Bunun üzerine Rabbleri, peygamberlere: 'Biz, (size ve bana karşı yaptıkları haksızlıklardan dolayı) zalimleri mutlaka helak edeceğiz. On*lardan sonrada yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamım*dan ve tehdidimden korkanlar içindir' diye vahyetti. Peygam*berler de (Allah'tan) yardım istediler. Böylece (Allah'ın yar*dımıyla) her inatçı zorba hüsrana uğradı. "[7]

    İşte bu düşünce, her zaman her vakitte bulunabilen tağutlarm düşünce şeklidir. Bu düşünce şekli, hiçbir zaman delil ve ispat yoluyla anlaşılmaz. Akıl ve mantık ölçüsü yok*tur. Onun yolu ancak; "saldırma", "korkutma", "cezalandırma" ve "azablandırma" şeklindedir.

    Nitekim Yüce Allah, bu yolu, Firavunun ağzından naklen şöyle buyurmaktadır:

    "Onların oğullarını öldürüp kadınlarını da sağ bırakmak suretiyle elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz. "(A'râp 7/127)

    İşte bu düşünce, Hz. Mûsâ (a.s) zamanında yaşayan Fira*vunun düşünce şeklidir. Genel olarak ise, her zamanda ve her mekanda var olabilecek "Firavunluğun" düşünce şeklidir.

    Peygamberlerin düşünce şekli ise; akıl ve hikmet doğrul*tusunda gelişen bir düşünce şeklidir. İşte bu düşünce şekli, kendisine çeşitli eziyetleri ve zulümleri tattırdıktan sonra kav*mine şu sözü söyleyen Hz. Mûsâ (a.s)'m sözünde de şöyle or*taya çıkmaktadır:

    "Mûsâ, (Firavunun sözlerinden ve tehdidinden dehşete ka*pılan) kavmine: 'Allah'tan yardım isteyin ve (başınıza gelebi*lecek olan şeylerde) sabredin. Yeryüzü şüphesiz ki (Firavun değil,) Allah'ındır. Allah, kullarından dilediğini yeryüzüne mirasçı kılar. Sonuç; (Firavun ve onun hanedanının değil,) muttakilerindir' dedi."[8]

    Görüldüğü üzere, bu ayeti kerimede; bütün resullerin ve nebilerin davetlerinde yön ve hedefin bir tek olduğu güzel bir şekilçle bize açıklanmış oluyor. Nitekim aynı şekilde burada sapıklık ehli ile batıl davetçilerin tek gaye ve tek hedefte ittifak etmeleri de ortaya çıkıyor. İşte bu durum, hak ile batıl ve hida*yet ile sapıklık arasındaki mücadelenin her vakit ve her zaman da tekerrür etmiş bir şeklidir. Bunun sonucu ise -daha öncede geçtiği üzere- inanç ashabının ve iman ehlinin zaferi kazanma*sı ve sapık ile zalimler topluluğunun ise hezimete uğratılması şeklinde ortaya çıkmıştır. Yüce Allah, bu sonucu şöyle haber vermektedir:

    "Biz, yeryüzünde muşta zaf olanlara iyilikte bulunmak, onları (yeiyüzünde) önderler kılmak, onları (mülk ve egemen*likte başkalarına) vâris yapmak, onlara yeryüzünde (egemen*lik vennek suretiyle) imkan hazırlayıp yerleştirmek ve onlara Firavun, Haman ve ikisinin askerlerine de (israil oğullarının hakimiyeti altına girmekten) çekinmekte oldukları şeyleri gös*termek istiyorduk."[9]

    İşte bu kıssa, Hz. Mûsâ (a.s)'ın Firavun ile olan kıssasın*dan bir ibret tablosudur. Bu kıssa, sadece Hz. Mûsâ (a.s) ilef smırlanmayıp bütün nebiler ve resullerin kıssaları içinde ge1çerlidir. [10]



    Hz. Mûsâ (a.s)'ın Soyu:


    Tarihçilerin kaydettiğine göre; Hz. Mûsâ (as)'m soyu şu şekildedir: Mûsâ b. İmrân b. Yashur b. Kâhis b. Lâvi b. Ya'k'ûb b. İshâk b. İbrahim.[11]

    Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s)'ı, Firavuna, kendi risaletini tebliğ etmek için göndermek istediğinde, Hz. Mûsâ (a.s)'a des*tekçi ve yardımcı olarak kardeşi Hz. Hârûn (a.s)'ı onunla bir*likte Peygamber olarak göndermiştir.[12]

    İşte Hz. Hârûn (a.s)'ın, Hz. Mûsâ (a.s) ile birlikte Firavuna gönderilmesi görevi, Hz. Musa'nın: "Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap" (Tâhâ: 20/30) şeklinde yapmış ol*duğu duadan dolayı idi. [13]



    Hz. Mûsâ (a.s)'ın Doğumu:


    Hz. Mûsâ (a.s), Allah'ın en büyük düşmanlarından biri o-lan tuğyan ve zorbacılığıyla meşhur olan tağut Firavunun za*manında doğdu.

    Firavun, Allah'ın mülkünde O'nunla çekişti. Azgınlığını ve isyanını ilan etti. Rablığmı ve Allah'ın dışında tek tapılacak ilahın kendisi olduğunu iddia etti. İşte bu tağutun ismi, Velid b. Mus'ab idi.[14] Lakabı ise, Firavun idi. Firavun lakabı, Mısır ülkesinde zorbacılığıyla tanınmış her hükümdara verilen bir isimdi. Aynı şekilde Kisra lakabı da, eski Fars şehirlerindeki hükümdarlardan her biri için kullanılan bir lakaptı. Kayser la*kabı da, Rum şehirlerindeki hükümdarlardan her biri için kul*lanılan bir lakaptı.

    Firavun Velid, -Hz. Yûsuf (a.s)'ın İslam'a davet ettiği-kardeşi Kâbûs'un ölümünden sonra onun yerine tahta geçmişti. Kâbus, Hz. Yûsuf (a.s)'m davetinden kaçınıp iman etmemiş*ti.[15] Kâbus, zorbacı ve bilgili bir kimseydi. Hz. Yûsuf (a.s), Kâbus zamanında, Rabbinin komşuluğuna göç etmişti. Kâ*bûs'un saltanatı ise uzun bir müddet sürdü. Kâbûs'un bu salta*natı zamanla daha da şiddetlendiyse de bir müddet sonra hefak olup gitti.

    Firavun Velid, kardeşinin yerine tahta geçince, İsrail oğul*larına karşı olan zalimliği daha da arttı ve onlara, çeşitli zulumleri ve işkenceleri tattırdı. Firavunun İsrail oğullarına karşı giriştiği zulmü neredeyse İsrail oğullarının soyunu bitirecekti. Bu zalim ve zorbacı Firavun, kardeşi Kâbus'dan daha da az-gmlaşmış, daha da kafırleşmiş ve zorbalaşmıştı. Firavunun sal-tanatlık günleri gitgide daha da şiddetlendi. Hz. Yûsuf (a.s)'m ölümünden sonra İsrailoğulları ise, atalarının dini üzerindeydi-ler. Atalarının dini ise, Hz. İbrahim (a.s)'m kolaylık dini olan Haniflik dini idi.

    İsrail oğulları, Hz. Yûsuf (a.s)'m ölümünden sonra kendi*lerine daha önceden ve sonradan hiçbir kimsenin tattırmadığı zulmü ve işkenceyi bu zalim ve zorbacı Firavundan gördüler. Firavunlar içerisinde, bu zorbacı Firavundan daha zalimi ve daha azgını o zamana kadar daha hiç gelmemişti.

    Nitekim Yüce Allah. Kasas Sûresinde, Firavunun bu zul*münü ve azgınlığını şöyle anlatmaktadır:

    "(Ey Muhammedi) İman eden bir topluluk için Mûsâ ve Firavundun kıssasını olduğu gibi sana anlatacağız. Firavun, yeryüzünde (egemen olduğu topraklar üzerinde) zorbalığa yö*neldi. Ve halkını da (istediği şekilde kendisine boyun eğip itaat edecekleri ve hiç kimsenin itaatsizlik edemeyeceği şekilde) fır*kalara ayırdı. İçlerinden bir fırkayı (Israiloğullarını) muşta'zaf bularak onların oğullarını boğazlıyor ve kızlarını da (hizmetçi olmak üzere) sağ bırakıyordu. Şüphesiz ki o, (böyle yaptığından dolayı) fesatçılardandı. Bizde, yeryüzünde (bu) muşta'zaf olanlara iyilikte bulunmak, onları yeıyüzünde ön*derler kılmak, onları (mülk ve egemenlikte başkalarına) varis yapmak, onlara yeıyüzünde (egemenlik vermek suretiyle) im*kan hazırlayıp yerleştirmek ve onlara, Firavun, Haman ve iki*sinin askerlerine de (İsrail oğullarının hakimiyeti altına gir*mekten) çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyordu."[16]



    Firavunun Hükümdarlık Müddeti:


    Firavun, İsrailoğullan içerisinde 400 seneden fazla yaşa*mıştı. Firavun, onları kötü işkencelere maruz bırakıyor, onları zorla emri altına alarak en kötü ve değersiz işlerde hizmetçi olarak iş gördürüyordu. Ayrıca onları, daha iyi emri altına al*mak için çeşitli fırkalara da ayırmıştı.[17] Onlardan bir fırka bi*na inşa etmede, bir fırka ziraatla uğraşmakta, bir fırka insanın pislikleri temizleme yani bugünkü anlamda kanalizasyon işin*de çalışmakta ve çalışmaya ehil görülmeyenden de cizye alın*maktaydı.

    Nitekim Yüce Allah, Kur'an'da bu konuyu şöyle anlat*maktadır:

    "Size işkence eden, kadınlarınızı (hizmetçi olarak kullan*mak için) sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun hane*danından sizi kurtarmıştık..."[18]

    Her türlü şeyden münezzeh Yüce Allah, Israiloğullarını, bu tağut ve zalimin şerrinden kurtarıp ve onun zulüm ile tuğ*yanından İsrailoğullarmı çekip çıkararak feraha kavuşturmak için onlara Hz. Mûsâ (a.s)'ı Peygamber olarak gönderdi.[19]

    Hz. Musa (a. s)'m İsrail oğullarına Peygamber olarak gön*derilişi, hiç kuşkusuz onlara bir rahmet ve onları, bu zalim zorbaci hükümdarın zulmünden kurtarmak içindi. [20]
    Kaynak ve kıssanın devamı: Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları





+ Yorum Gönder