Konusunu Oylayın.: Hz.Abdulmuttalibin hayatı

5 üzerinden 4.71 | Toplam : 21 kişi
Hz.Abdulmuttalibin hayatı
  1. 03.Nisan.2010, 00:04
    1
    Misafir

    Hz.Abdulmuttalibin hayatı

  2. 03.Nisan.2010, 00:37
    2
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: hz.abdulmuttalibin hayatı




    PEYGAMBERİMİZ DEDESİ ABDÜLMUTTALİB`İN HİMÂYESİNDE

    Altı yaşında iken annesini kaybeden Peygamber Efendimizi yaşlı dedesi Abdülmuttalib himayesine aldı.
    Kureyş`in reisi Abdülmuttalib de nur-u Ahmedî`den nasibini almıştı. O nur kendisine çok üstün meziyet ve sıfatlar kazandırmıştı. Uzun boyu, büyükçe başı ve heybetli görünüşüne; parlak yüzü, tatlı sözü, utangaçlığı, nezaket ve üstün ahlâkı bir başka güzellik katmıştı. Sabırlı, akıllı, anlayışlı, mert ve cömertti. Yoksul insanların karınlarını doyurmaktan büyük zevk alırdı. Hatta bu cömertliğini, bu yardımseverliğini hayvanlardan bile esirgemezdi. Dağ başlarında aç susuz kalan kurdu, kuşu da düşünürdü.
    Cahiliye karanlıkları arasında aydınlık yoldan ayrılmayan bahtiyarlardan biri idi. Allah`a bağlı idi ve âhirete inanırdı. Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirirdi. Nitekim, Cenâb-ı Hakka verdiği sözü yerine getirmek için, en çok sevdiği oğlu Abdullah`ı bıçağın altına yatırmaktan bile çekinmemişti. Kureyşliler müdahale etmeselerdi, onu kurban edecekti.
    Cahiliye devrinin çirkin âdetlerinden uzak durduğu gibi, başkalarını da bunları yapmaktan menederdi. O zamanın zalim bir âdeti olan kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten halkı sakındırırdı. Şaraptan, zinadan her zaman kaçınırdı. Bütün gücüyle Mekke`de zulme, haksızlığa meydan vermemeye çalışırdı.
    Misafir ağırlamaktan da büyük haz duyardı. Akrabalarıyla yakından ilgilenir, onlara şefkat ve merhamet gösterirdi. Bu büyük vasfı sebebiyle Kureyşliler ona "İkinci İbrahim" derlerdi.
    Ramazan ayı girince Hirâ Mağarasında inzivâa çekilip ibadetle meşgul olurdu. Bunu ilk defa âdet eden de kendisi idi.
    Yaşlı dede aynı zamanda çocuk sevgisi, torun sevgisi nedir biliyordu. Hele torunu Kâinatın Efendisi gibi pırıl pırıl bir çocuk olunca, artık sevgisinin sözü mü olurdu?
    Gerçekten Abdülmuttalib, etrafa nur saçan torununu canı gibi seviyor, şefkatli kanatları arasında onu nazlı bir yavru gibi barındırıyordu. Onsuz hiç bir yere gitmek istemiyordu. Bu yaşında bile Peygamber Efendimizin davranışları kâmil bir insanın hareket ve davranışlarından farksızdı. Gittiği her yerde bu fevkalâde durumu herkes tarafından derhal fark ediliyordu. Hatta zaman zaman toplantılar ve sohbetlerde sorulan sorulara Abdülmuttalib, onunla istişâre ettikten sonra cevap veriyordu.

    Dedesinin Minderine Sadece, O Otururdu
    Kâbe duvarının gölgesinde hemen hemen her zaman Kureyş`in reisi Abdülmuttalib için bir minder serili bulunurdu. Çocuklarının hiçbiri bu minderin üstüne çıkmaz, babaları gelinceye kadar etrafında oturup beklerlerdi.
    Abdülmuttalib, çocuklarından hiç birini almazken, Peygamber Efendimizi kucaklayarak yan tarafına minderin üstüne oturturdu. Amcaları tutup onu minderin üstünden indirmek isterlerdi. Fakat, babaları buna mâni olur ve şöyle derdi:
    "Oğlumu serbest bırakın. Vallahi, ileride onun nâmı ve şânı büyük olacaktır."Sonra da muhterem torununu minderin üstüne, yan tarafına oturtur, eliyle sırtını okşayarak ona olan sonsuz sevgisini belirtirdi.65
    Abdülmuttalib uyurken Sevgili Peygamberimizden başkası onu uyandırma cesaretini gösteremezdi. Hususî odasına ondan başkası müsaadesiz giremezdi.Yaşlı dede; nur yüzlü torununu sofrada yanıbaşına, bazan da dizine oturtur, yemeğin en lezzetlisini ona yedirir ve o gelmeden yemeğe başlamaya müsaade etmezdi.
    Kâinatın Efendisini, dedesi bir gün kaybolan devesini aramaya gönderdi. Biraz gecikince, kayboldu endişesiyle büyük bir telâşa kapıldı. Üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Derhal Kâbe`ye vararak ellerini yüce Mevlâ`ya açtı ve
    "Allah`ım, Muhammed`imi bana geri lütfet!" diye dua etti.
    Az sonra Peygamber Efendimiz, deve ile birlikte çıkageldi. Dedesi, kendisini sevinçle kucakladı ve
    "Biricik yavrum," dedi. "Senin için o kadar üzüldüm, o kadar feryad ettim ki, artık bundan sonra seni yanımdan asla ayırmayacağım ve yalnız başına bir yere göndermeyeceğim."
    Hakikaten de Abdülmuttalib, vefatına kadar torununu bir gölge gibi takip etmekten geri durmadı.
    Seyf Bin Zîyezen, Abdülmuttalib`e Neler Söyledi?
    Peygamber Efendimizi candan seven Abdülmuttalib hayatında sadece bir defa kısa bir süre ondan uzak kaldı
    Yemen Hükümdarı Seyf bin Zîyezen, babasının ülkesini Habeşlilerden geri almış ve San`a`nın Gumdan şehrinde tahta oturmuştu Arabistan`ın dört bir tarafından aşiret ve kabile reisleri onu tebrike geliyorlardı
    Mekke`yi temsilen de Abdülmuttalib`in başkanlığında bir heyetin Gumdan`a gitmesi gerekiyordu Böylece Mekke`den ayrılmakla ilk defa Abdülmuttalib peygamberimizden uzak kalıyordu
    Uzun bir yolculuktan sonra Gumdan`a varan Kureyş heyetini Seyf bin Zîyezen kabul etti Abdülmuttalib hükümdardan izin alarak kendisinin üstün meziyetlerinden, babasının hayırlı bir hükümdar olduğundan bahsetti Hangi heyet olduklarını belirtmek için de sözlerini şöyle bağladı:
    "Biz Allah`ın dokunulmaz kıldığı memleketin halkı, Beytullah`ın hizmetkârıyız"
    Bu konuşması hükümdarın dikkatini çektiğinden,
    "Ey tatlı dilli kişi, sen kimsin?" diye sordu
    Abdülmuttalib,
    "Ben Hâşim`in oğlu Abdülmuttalib`im" dedi
    Seyf, biraz daha dikkat kesildi Sevinç ve heyecan karışımı bir sesle,
    "Demek sen kızkardeşimizin oğlusun" dedi
    Abdülmuttalib,
    "Evet" diye karşılık verdi
    Bunun üzerine Seyf, Abdülmuttalib`e daha yakın alâka gösterdi Yanına yaklaşmasını istedi Sonra da şöyle dedi:
    "Akraba olduğumuzu öğrendim Ziyaretinizden de çok memnun oldum Siz gece gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya, ayrılıp giderken de ikram olunmaya lâyık, şerefli ve değerli kimselersiniz" diye konuştu
    Seyf, bu iltifatkâr sözlerle de yetinmedi Söylediklerinde samimi olduğunu Abdulmuttalib`i bir ay sarayında ağırlamakla da ispat etti
    Abdülmuttalib bir yandan Nur Torununu düşünüyordu Ama, hükümdarın isteğini de geri çeviremezdi
    Hükümdarın emriyle misafırler kalacakları yere götürüldüler Yediler, içtiler
    Abdülmuttalib ve arkadaşları bir ay müddetle sarayda kaldılar Bu müddet zarfında âdetâ unutuldular Ne hükümdarla görüşebildiler, ne de Mekke`ye dönmelerine izin verildi
    Sarayda günleri hep sohbetle geçiyordu Mukaddes kitaplardan gelecek Peygamberin sıfatlarını öğrenmiş bulunan Seyf, bu sohbetlerde bazı ip uçları yakalıyordu Nitekim, bir gün kimsenin farkına varamayacağı bir sırada Abdülmuttalib`i gizlice yanına çağırdı Onunla sohbet etmek istiyordu Abdülmuttalib yanına gelince,
    "Ey Abdülmuttalib," dedi, "sana bir sır emanet edeceğim Bu sırrın seninle alâkalı olduğu kanaatını taşıyorum Bu başkalarından gizlediğimiz, bir kitapta bulduğum çok büyük ve mühim bir haberdir"
    Abdülmuttalib meraklandı,
    "Nedir o?" diye sordu
    Seyf sırrını açıkladı:
    "O, bu sıralarda dünyaya gelmiş olması muhtemel bir çocuğa âittir O, sizin taraflarda,Tihâme bölgesinde doğacaktır
    İki kürek kemiği arasında bir ben vardır
    Babası ve annesi ölünce, onu dedesi ve amcası sırasıyla himâyeleri altına alacaktır
    O, dostlarını ve yardımcılarını ağırlayacak, düşmanlarını zillete uğratacaktır
    En şerefli yerleri fethedecek, Kıyâmet gününe kadar insanlara rehber ve önder olacaktır
    Bâtıl dinleri ortadan kaldıracak, putperestliği yok edecek, Rahman olan Allah`a ibadet edecektir
    Onun sözü müşkülleri halledecek, işi ise basiret ve adalet üzere olacaktır
    Dâimâ iyiliği buyuracak, iyilik yapacak ve insanları kötülükten sakındıracaktır"
    Merak ve heyecana kapılan Abdülmuttalib, hükümdarın biraz daha açıklama yapmasını ve sırrını biraz daha açmasını istiyordu
    "Ey hükümdar! Ömrün uzun, saltanatın dâim ve şânın yüce olsun O çocuk hakkında biraz daha açıklama yapar mısın?" dedi
    Hükümdar, diğer alâmet ve işaretleri saydıktan sonra,
    "Ey Abdülmuttalib," dedi
    "Bütün bu işaretlere bakılırsa, bu çocuğun dedesi sen olmalısın"
    Bu sözleri duyan Abdülmuttalib sevincinden derhal secdeye kapandı
    Bu sefer merak ve şaşkınlık sırası Hükümdara gelmişti
    "Ey Abdülmuttalib! Yoksa sen anlattıklarımdan bir şey mi sezdin?" diye sordu
    Gönlüyle birlikte gözlerinin içi de gülen Abdülmuttalib anlattı:
    "Ey Hükümdar," dedi "Benim Abdullah adında üzerinde titrediğim çok sevdiğim bir oğlum vardı Onu kavmimizin eşrafından Vehb bin Abd-i Menâf`ın kızı Âmine ile evlendirmiştim Bir çocuk dünyaya geldi Onun iki kürek kemiği arasında bir ben vardır Saydığın alâmetlerin hepsini de üzerinde taşıyor Babası ve annesi de vefat etti Kendisi şimdi benim himâyemdedir"
    Seyf kanaatinde yanılmamış olmanın sevinci içinde Abdülmuttalib`e,
    "Çocuğunu çok iyi koru Yahudîler ona düşmandırlar Onların kendisine zarar vermesinden sakın Fakat Allah, onun düşmanlarına imkân ve fırsat tanımıyacaktır Benim eski kitaplarda bulup öğrendiğime göre, Yesrip [Medine> onun hicret yeri olacak ve orada çok yardım görecektir" dedi
    Artık hem Hükümdar, hem de Abdülmuttalib büyük bir müşkülü halletmiş olmanın rahatlığı içindeydiler
    Seyf bin Zîyezen âdeta kerametvâri, peygamberliğinden evvel Efendimizin nübüvvetini böylece haber veriyordu
    Bir müddet sonra Hükümdar, Kureyş heyetini büyük ikrâm ve ihsanlarla Mekke`ye uğurladı Abdülmuttalib`e verdiği hediyeler diğerlerinkinden çok daha fazlaydı Uğurlarken de ona, "O çocuğun halinde olan değişiklikleri her yıl bana bildirmeni rica ederim" dedi
    Ne var ki, Seyf bin Zîyezen Peygamberimiz hakkında dedesinden daha başka bir bilgi alamadan, henüz bu konuşmaların üzerinden bir sene bile geçmeden hayata gözlerini yumdu66
    Heyetteki arkadaşları yolda Abdülmuttalib`e neden kendisine daha fazla ikram ve ihsan edildiğini sordular O sadece,
    "Kıskanmayınız:Bunun elbette bir sebebi vardır" demekle iktifa etti
    Bir aylık ayrılıktan sonra Mekke`ye varan Abdulmuttalib Nur torununu hasretle kucaklayarak, firak acısını visalin lezzetiyle gidermeye çalıştı

    Peygamber Efendimiz, "Rahmet" Vesilesi
    Sevgili Peygamberimiz, henüz dedesi Abdülmuttalib`in himâyesinde bulunuyordu Kuraklık yüzünden Mekke ve etrafı dehşetli bir sıkıntı ve kıtlık içinde kıvranıp duruyordu Abdülmuttalib, büyüklüğünü anladığı torunu Efendimizi yanına alarak oğlu Ebû Tâlib ile birlikte Ebû Kubeys Dağına çıktı Onların peşi sıra da Kureyşliler geliyordu
    Abdülmuttalib yüzünü Kâbe`ye çevirdi ve Peygamber Efendimizi üç sefer gökyüzüne doğru kaldırarak, "Allah`ım! Bu çocuk hakkı için, bizi bereketli bir yağmur ile sevindir" diye yalvardı Kâinatın Efendisinin yüzü suyu hürmetine yapılan duâ kabul oldu Ânında yağmur damlalarıyla halkın ve Kureyş eşrafının sevinç gözyaşları birbirine karıştı
    Bütün bu olup bitenler, dedenin torununa karşı içten sevgisi ve bağlılığını kat kat artırıyor, istikbalde büyük bir insan olacağı kanaatını kuvvetlendiriyordu Bunun için de Nûr Torununa büyük bir ihtimam gösteriyordu

    Abdülmuttalib`in Vefâtı
    Yaşı epeyce ilerlemiş bulunan Abdülmuttalib, bir gün âniden rahatsızlandı Rahatsızlığı gittikçe şiddetini arttırıyordu Artık bir başka âleme göçün yakında başlayacağını anlamıştı
    Ancak görmesi gereken bir vazife vardı: Sevgili Peygamberimizi teslim edecek emniyet edilir bir kişiyi seçmek
    Bunun için bütün oğullarını çağırttı Aklına Ebû Leheb geldi Fakat o katı kalbli merhametsizin biri idi "Olmaz" deyiverdi içinden
    Ya Abbas? Hayır o da olamazdı Çünkü, çoluk çocuğu çoktu Ancak onlarla meşgul olabilirdi
    Hamza olabilir miydi? Ona da razı olmadı Zira, Hamza genç ve ava meraklı idi Torunuyla gereği gibi ilgilenemezdi
    Peki, ya Ebû Tâlib! İşte Nûr Torununun hâmisini bulmuştu Gerçi Ebû Tâlib`in serveti azdı, ama merhameti ve şefkati boldu Muhammed`i (asm) himâyeye ancak o lâyık olabilirdi
    Bununla beraber Abdülmuttalib, Peygamber Efendimizin de (asm) görüşünü almayı ihmal etmedi:
    "Amcalarından hangisinin himâyesine girmek istersin?" diye sordu
    Sevgili Peygamberimiz dedesinin sorusuna cevap olarak yerinden kalktı, gidip amcası Ebû Tâlib`in boynuna sarıldı Böylece onun himâyesini kabul ettiğini ifade etmiş oluyordu Abdülmuttalib de tercihinde isabet ettiğine sevindi Sonra Ebû Tâlib`e dönerek şöyle dedi:
    "Onu sana emânet ediyorum O, İlâhi bir emânettir Onu her şeye rağmen, canın ve başın pahasına da olsa koruyacağına dair bana açıkça söz ver ki, gözlerim arkada kalmadan gönlüm rahat etsin"
    Efendimizin kendisine karşı teveccühünden oldukça mütehassis olan Ebû Tâlib, gözleri dolu dolu babasına şu cevabı verdi:
    "Sen hiç merak etme babacığım Onu öz çocuklarıma, hatta kendi canıma bile tercih edeceğimden emin olabilirsin Hayatta bulunduğum müddetçe ona hiç kimsenin zarar vermesine müsaade etmeyeceğime söz veriyorum"
    Oğlunun bu ifadeleri Abdülmuttalib`i fazlasıyla memnun etti Gözleri sevinç gözyaşları ile dolduYakalandığı rahatsızlıktan kurtulamayan Abdülmuttalib, torununun neşesine, sevgisine, tebessümüne doyamadan gözlerini dünyaya seksen yaşını aşkın bir ihtiyar olarak kapadı67
    Tarih: Miladî, 578 Fil Yılından sekiz sene sonra
    Mekke çarşısı Abdülmuttalib`in vefatı dolayısıyla günlerce kapalı tutuldu Kureyşliler, sevdikleri ve hürmet ettikleri bu zâtın ölümü dolayısıyla günlerce yas tuttular, cenazesini el üstünde dolaştırdılar Sonra Hacûn Kabristanına, dedesi Kusay`ın yanına defnettiler
    Sevgili Peygamberimiz, dedesini kaybetmekten derin üzüntü duydu Çünkü bu hâdise, babasının ve annesinin de ebedî âleme göçünü hatırlatıyordu
    Dedesinin cenazesi ve defni sırasında Peygamberimiz, gözyaşlarını tutamadı; bazan hıçkırarak, bazan da sessiz sedasız ağladı
    Seneler sonra bir gün kendilerine, dedesinin ölümünü hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda,
    "Evet, hatırlıyorum Ben, o sırada sekiz yaşında bulunuyordum" cevabını verecekti
    Peygamber Efendimizin saadetli ömrünün ilk sekiz senelik bölümü işte böyle acılarla, üzüntü ve kederle dolu geçmişti Âdeta büyük ruhu ve rikkatli kalbi, tâ o yaşlardan itibaren istikbalde çekeceği meşakkat ve mihnetlere dayanmak için ıztırap ve sıkıntı teknesinde yoğruluyordu


    65. Sîre, 1/178; Tabakât, 1/118, Ensâb, 1/81
    66. İbn-i Hacer, İsâbe, 1/134-135; İnsânü`l-Uyûn, 2/186
    67. Tabakât, 1/119; Ensab, 1/57




    Salih Suruç



  3. 03.Nisan.2010, 00:37
    2
    İsrâ



    PEYGAMBERİMİZ DEDESİ ABDÜLMUTTALİB`İN HİMÂYESİNDE

    Altı yaşında iken annesini kaybeden Peygamber Efendimizi yaşlı dedesi Abdülmuttalib himayesine aldı.
    Kureyş`in reisi Abdülmuttalib de nur-u Ahmedî`den nasibini almıştı. O nur kendisine çok üstün meziyet ve sıfatlar kazandırmıştı. Uzun boyu, büyükçe başı ve heybetli görünüşüne; parlak yüzü, tatlı sözü, utangaçlığı, nezaket ve üstün ahlâkı bir başka güzellik katmıştı. Sabırlı, akıllı, anlayışlı, mert ve cömertti. Yoksul insanların karınlarını doyurmaktan büyük zevk alırdı. Hatta bu cömertliğini, bu yardımseverliğini hayvanlardan bile esirgemezdi. Dağ başlarında aç susuz kalan kurdu, kuşu da düşünürdü.
    Cahiliye karanlıkları arasında aydınlık yoldan ayrılmayan bahtiyarlardan biri idi. Allah`a bağlı idi ve âhirete inanırdı. Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirirdi. Nitekim, Cenâb-ı Hakka verdiği sözü yerine getirmek için, en çok sevdiği oğlu Abdullah`ı bıçağın altına yatırmaktan bile çekinmemişti. Kureyşliler müdahale etmeselerdi, onu kurban edecekti.
    Cahiliye devrinin çirkin âdetlerinden uzak durduğu gibi, başkalarını da bunları yapmaktan menederdi. O zamanın zalim bir âdeti olan kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten halkı sakındırırdı. Şaraptan, zinadan her zaman kaçınırdı. Bütün gücüyle Mekke`de zulme, haksızlığa meydan vermemeye çalışırdı.
    Misafir ağırlamaktan da büyük haz duyardı. Akrabalarıyla yakından ilgilenir, onlara şefkat ve merhamet gösterirdi. Bu büyük vasfı sebebiyle Kureyşliler ona "İkinci İbrahim" derlerdi.
    Ramazan ayı girince Hirâ Mağarasında inzivâa çekilip ibadetle meşgul olurdu. Bunu ilk defa âdet eden de kendisi idi.
    Yaşlı dede aynı zamanda çocuk sevgisi, torun sevgisi nedir biliyordu. Hele torunu Kâinatın Efendisi gibi pırıl pırıl bir çocuk olunca, artık sevgisinin sözü mü olurdu?
    Gerçekten Abdülmuttalib, etrafa nur saçan torununu canı gibi seviyor, şefkatli kanatları arasında onu nazlı bir yavru gibi barındırıyordu. Onsuz hiç bir yere gitmek istemiyordu. Bu yaşında bile Peygamber Efendimizin davranışları kâmil bir insanın hareket ve davranışlarından farksızdı. Gittiği her yerde bu fevkalâde durumu herkes tarafından derhal fark ediliyordu. Hatta zaman zaman toplantılar ve sohbetlerde sorulan sorulara Abdülmuttalib, onunla istişâre ettikten sonra cevap veriyordu.

    Dedesinin Minderine Sadece, O Otururdu
    Kâbe duvarının gölgesinde hemen hemen her zaman Kureyş`in reisi Abdülmuttalib için bir minder serili bulunurdu. Çocuklarının hiçbiri bu minderin üstüne çıkmaz, babaları gelinceye kadar etrafında oturup beklerlerdi.
    Abdülmuttalib, çocuklarından hiç birini almazken, Peygamber Efendimizi kucaklayarak yan tarafına minderin üstüne oturturdu. Amcaları tutup onu minderin üstünden indirmek isterlerdi. Fakat, babaları buna mâni olur ve şöyle derdi:
    "Oğlumu serbest bırakın. Vallahi, ileride onun nâmı ve şânı büyük olacaktır."Sonra da muhterem torununu minderin üstüne, yan tarafına oturtur, eliyle sırtını okşayarak ona olan sonsuz sevgisini belirtirdi.65
    Abdülmuttalib uyurken Sevgili Peygamberimizden başkası onu uyandırma cesaretini gösteremezdi. Hususî odasına ondan başkası müsaadesiz giremezdi.Yaşlı dede; nur yüzlü torununu sofrada yanıbaşına, bazan da dizine oturtur, yemeğin en lezzetlisini ona yedirir ve o gelmeden yemeğe başlamaya müsaade etmezdi.
    Kâinatın Efendisini, dedesi bir gün kaybolan devesini aramaya gönderdi. Biraz gecikince, kayboldu endişesiyle büyük bir telâşa kapıldı. Üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Derhal Kâbe`ye vararak ellerini yüce Mevlâ`ya açtı ve
    "Allah`ım, Muhammed`imi bana geri lütfet!" diye dua etti.
    Az sonra Peygamber Efendimiz, deve ile birlikte çıkageldi. Dedesi, kendisini sevinçle kucakladı ve
    "Biricik yavrum," dedi. "Senin için o kadar üzüldüm, o kadar feryad ettim ki, artık bundan sonra seni yanımdan asla ayırmayacağım ve yalnız başına bir yere göndermeyeceğim."
    Hakikaten de Abdülmuttalib, vefatına kadar torununu bir gölge gibi takip etmekten geri durmadı.
    Seyf Bin Zîyezen, Abdülmuttalib`e Neler Söyledi?
    Peygamber Efendimizi candan seven Abdülmuttalib hayatında sadece bir defa kısa bir süre ondan uzak kaldı
    Yemen Hükümdarı Seyf bin Zîyezen, babasının ülkesini Habeşlilerden geri almış ve San`a`nın Gumdan şehrinde tahta oturmuştu Arabistan`ın dört bir tarafından aşiret ve kabile reisleri onu tebrike geliyorlardı
    Mekke`yi temsilen de Abdülmuttalib`in başkanlığında bir heyetin Gumdan`a gitmesi gerekiyordu Böylece Mekke`den ayrılmakla ilk defa Abdülmuttalib peygamberimizden uzak kalıyordu
    Uzun bir yolculuktan sonra Gumdan`a varan Kureyş heyetini Seyf bin Zîyezen kabul etti Abdülmuttalib hükümdardan izin alarak kendisinin üstün meziyetlerinden, babasının hayırlı bir hükümdar olduğundan bahsetti Hangi heyet olduklarını belirtmek için de sözlerini şöyle bağladı:
    "Biz Allah`ın dokunulmaz kıldığı memleketin halkı, Beytullah`ın hizmetkârıyız"
    Bu konuşması hükümdarın dikkatini çektiğinden,
    "Ey tatlı dilli kişi, sen kimsin?" diye sordu
    Abdülmuttalib,
    "Ben Hâşim`in oğlu Abdülmuttalib`im" dedi
    Seyf, biraz daha dikkat kesildi Sevinç ve heyecan karışımı bir sesle,
    "Demek sen kızkardeşimizin oğlusun" dedi
    Abdülmuttalib,
    "Evet" diye karşılık verdi
    Bunun üzerine Seyf, Abdülmuttalib`e daha yakın alâka gösterdi Yanına yaklaşmasını istedi Sonra da şöyle dedi:
    "Akraba olduğumuzu öğrendim Ziyaretinizden de çok memnun oldum Siz gece gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya, ayrılıp giderken de ikram olunmaya lâyık, şerefli ve değerli kimselersiniz" diye konuştu
    Seyf, bu iltifatkâr sözlerle de yetinmedi Söylediklerinde samimi olduğunu Abdulmuttalib`i bir ay sarayında ağırlamakla da ispat etti
    Abdülmuttalib bir yandan Nur Torununu düşünüyordu Ama, hükümdarın isteğini de geri çeviremezdi
    Hükümdarın emriyle misafırler kalacakları yere götürüldüler Yediler, içtiler
    Abdülmuttalib ve arkadaşları bir ay müddetle sarayda kaldılar Bu müddet zarfında âdetâ unutuldular Ne hükümdarla görüşebildiler, ne de Mekke`ye dönmelerine izin verildi
    Sarayda günleri hep sohbetle geçiyordu Mukaddes kitaplardan gelecek Peygamberin sıfatlarını öğrenmiş bulunan Seyf, bu sohbetlerde bazı ip uçları yakalıyordu Nitekim, bir gün kimsenin farkına varamayacağı bir sırada Abdülmuttalib`i gizlice yanına çağırdı Onunla sohbet etmek istiyordu Abdülmuttalib yanına gelince,
    "Ey Abdülmuttalib," dedi, "sana bir sır emanet edeceğim Bu sırrın seninle alâkalı olduğu kanaatını taşıyorum Bu başkalarından gizlediğimiz, bir kitapta bulduğum çok büyük ve mühim bir haberdir"
    Abdülmuttalib meraklandı,
    "Nedir o?" diye sordu
    Seyf sırrını açıkladı:
    "O, bu sıralarda dünyaya gelmiş olması muhtemel bir çocuğa âittir O, sizin taraflarda,Tihâme bölgesinde doğacaktır
    İki kürek kemiği arasında bir ben vardır
    Babası ve annesi ölünce, onu dedesi ve amcası sırasıyla himâyeleri altına alacaktır
    O, dostlarını ve yardımcılarını ağırlayacak, düşmanlarını zillete uğratacaktır
    En şerefli yerleri fethedecek, Kıyâmet gününe kadar insanlara rehber ve önder olacaktır
    Bâtıl dinleri ortadan kaldıracak, putperestliği yok edecek, Rahman olan Allah`a ibadet edecektir
    Onun sözü müşkülleri halledecek, işi ise basiret ve adalet üzere olacaktır
    Dâimâ iyiliği buyuracak, iyilik yapacak ve insanları kötülükten sakındıracaktır"
    Merak ve heyecana kapılan Abdülmuttalib, hükümdarın biraz daha açıklama yapmasını ve sırrını biraz daha açmasını istiyordu
    "Ey hükümdar! Ömrün uzun, saltanatın dâim ve şânın yüce olsun O çocuk hakkında biraz daha açıklama yapar mısın?" dedi
    Hükümdar, diğer alâmet ve işaretleri saydıktan sonra,
    "Ey Abdülmuttalib," dedi
    "Bütün bu işaretlere bakılırsa, bu çocuğun dedesi sen olmalısın"
    Bu sözleri duyan Abdülmuttalib sevincinden derhal secdeye kapandı
    Bu sefer merak ve şaşkınlık sırası Hükümdara gelmişti
    "Ey Abdülmuttalib! Yoksa sen anlattıklarımdan bir şey mi sezdin?" diye sordu
    Gönlüyle birlikte gözlerinin içi de gülen Abdülmuttalib anlattı:
    "Ey Hükümdar," dedi "Benim Abdullah adında üzerinde titrediğim çok sevdiğim bir oğlum vardı Onu kavmimizin eşrafından Vehb bin Abd-i Menâf`ın kızı Âmine ile evlendirmiştim Bir çocuk dünyaya geldi Onun iki kürek kemiği arasında bir ben vardır Saydığın alâmetlerin hepsini de üzerinde taşıyor Babası ve annesi de vefat etti Kendisi şimdi benim himâyemdedir"
    Seyf kanaatinde yanılmamış olmanın sevinci içinde Abdülmuttalib`e,
    "Çocuğunu çok iyi koru Yahudîler ona düşmandırlar Onların kendisine zarar vermesinden sakın Fakat Allah, onun düşmanlarına imkân ve fırsat tanımıyacaktır Benim eski kitaplarda bulup öğrendiğime göre, Yesrip [Medine> onun hicret yeri olacak ve orada çok yardım görecektir" dedi
    Artık hem Hükümdar, hem de Abdülmuttalib büyük bir müşkülü halletmiş olmanın rahatlığı içindeydiler
    Seyf bin Zîyezen âdeta kerametvâri, peygamberliğinden evvel Efendimizin nübüvvetini böylece haber veriyordu
    Bir müddet sonra Hükümdar, Kureyş heyetini büyük ikrâm ve ihsanlarla Mekke`ye uğurladı Abdülmuttalib`e verdiği hediyeler diğerlerinkinden çok daha fazlaydı Uğurlarken de ona, "O çocuğun halinde olan değişiklikleri her yıl bana bildirmeni rica ederim" dedi
    Ne var ki, Seyf bin Zîyezen Peygamberimiz hakkında dedesinden daha başka bir bilgi alamadan, henüz bu konuşmaların üzerinden bir sene bile geçmeden hayata gözlerini yumdu66
    Heyetteki arkadaşları yolda Abdülmuttalib`e neden kendisine daha fazla ikram ve ihsan edildiğini sordular O sadece,
    "Kıskanmayınız:Bunun elbette bir sebebi vardır" demekle iktifa etti
    Bir aylık ayrılıktan sonra Mekke`ye varan Abdulmuttalib Nur torununu hasretle kucaklayarak, firak acısını visalin lezzetiyle gidermeye çalıştı

    Peygamber Efendimiz, "Rahmet" Vesilesi
    Sevgili Peygamberimiz, henüz dedesi Abdülmuttalib`in himâyesinde bulunuyordu Kuraklık yüzünden Mekke ve etrafı dehşetli bir sıkıntı ve kıtlık içinde kıvranıp duruyordu Abdülmuttalib, büyüklüğünü anladığı torunu Efendimizi yanına alarak oğlu Ebû Tâlib ile birlikte Ebû Kubeys Dağına çıktı Onların peşi sıra da Kureyşliler geliyordu
    Abdülmuttalib yüzünü Kâbe`ye çevirdi ve Peygamber Efendimizi üç sefer gökyüzüne doğru kaldırarak, "Allah`ım! Bu çocuk hakkı için, bizi bereketli bir yağmur ile sevindir" diye yalvardı Kâinatın Efendisinin yüzü suyu hürmetine yapılan duâ kabul oldu Ânında yağmur damlalarıyla halkın ve Kureyş eşrafının sevinç gözyaşları birbirine karıştı
    Bütün bu olup bitenler, dedenin torununa karşı içten sevgisi ve bağlılığını kat kat artırıyor, istikbalde büyük bir insan olacağı kanaatını kuvvetlendiriyordu Bunun için de Nûr Torununa büyük bir ihtimam gösteriyordu

    Abdülmuttalib`in Vefâtı
    Yaşı epeyce ilerlemiş bulunan Abdülmuttalib, bir gün âniden rahatsızlandı Rahatsızlığı gittikçe şiddetini arttırıyordu Artık bir başka âleme göçün yakında başlayacağını anlamıştı
    Ancak görmesi gereken bir vazife vardı: Sevgili Peygamberimizi teslim edecek emniyet edilir bir kişiyi seçmek
    Bunun için bütün oğullarını çağırttı Aklına Ebû Leheb geldi Fakat o katı kalbli merhametsizin biri idi "Olmaz" deyiverdi içinden
    Ya Abbas? Hayır o da olamazdı Çünkü, çoluk çocuğu çoktu Ancak onlarla meşgul olabilirdi
    Hamza olabilir miydi? Ona da razı olmadı Zira, Hamza genç ve ava meraklı idi Torunuyla gereği gibi ilgilenemezdi
    Peki, ya Ebû Tâlib! İşte Nûr Torununun hâmisini bulmuştu Gerçi Ebû Tâlib`in serveti azdı, ama merhameti ve şefkati boldu Muhammed`i (asm) himâyeye ancak o lâyık olabilirdi
    Bununla beraber Abdülmuttalib, Peygamber Efendimizin de (asm) görüşünü almayı ihmal etmedi:
    "Amcalarından hangisinin himâyesine girmek istersin?" diye sordu
    Sevgili Peygamberimiz dedesinin sorusuna cevap olarak yerinden kalktı, gidip amcası Ebû Tâlib`in boynuna sarıldı Böylece onun himâyesini kabul ettiğini ifade etmiş oluyordu Abdülmuttalib de tercihinde isabet ettiğine sevindi Sonra Ebû Tâlib`e dönerek şöyle dedi:
    "Onu sana emânet ediyorum O, İlâhi bir emânettir Onu her şeye rağmen, canın ve başın pahasına da olsa koruyacağına dair bana açıkça söz ver ki, gözlerim arkada kalmadan gönlüm rahat etsin"
    Efendimizin kendisine karşı teveccühünden oldukça mütehassis olan Ebû Tâlib, gözleri dolu dolu babasına şu cevabı verdi:
    "Sen hiç merak etme babacığım Onu öz çocuklarıma, hatta kendi canıma bile tercih edeceğimden emin olabilirsin Hayatta bulunduğum müddetçe ona hiç kimsenin zarar vermesine müsaade etmeyeceğime söz veriyorum"
    Oğlunun bu ifadeleri Abdülmuttalib`i fazlasıyla memnun etti Gözleri sevinç gözyaşları ile dolduYakalandığı rahatsızlıktan kurtulamayan Abdülmuttalib, torununun neşesine, sevgisine, tebessümüne doyamadan gözlerini dünyaya seksen yaşını aşkın bir ihtiyar olarak kapadı67
    Tarih: Miladî, 578 Fil Yılından sekiz sene sonra
    Mekke çarşısı Abdülmuttalib`in vefatı dolayısıyla günlerce kapalı tutuldu Kureyşliler, sevdikleri ve hürmet ettikleri bu zâtın ölümü dolayısıyla günlerce yas tuttular, cenazesini el üstünde dolaştırdılar Sonra Hacûn Kabristanına, dedesi Kusay`ın yanına defnettiler
    Sevgili Peygamberimiz, dedesini kaybetmekten derin üzüntü duydu Çünkü bu hâdise, babasının ve annesinin de ebedî âleme göçünü hatırlatıyordu
    Dedesinin cenazesi ve defni sırasında Peygamberimiz, gözyaşlarını tutamadı; bazan hıçkırarak, bazan da sessiz sedasız ağladı
    Seneler sonra bir gün kendilerine, dedesinin ölümünü hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda,
    "Evet, hatırlıyorum Ben, o sırada sekiz yaşında bulunuyordum" cevabını verecekti
    Peygamber Efendimizin saadetli ömrünün ilk sekiz senelik bölümü işte böyle acılarla, üzüntü ve kederle dolu geçmişti Âdeta büyük ruhu ve rikkatli kalbi, tâ o yaşlardan itibaren istikbalde çekeceği meşakkat ve mihnetlere dayanmak için ıztırap ve sıkıntı teknesinde yoğruluyordu


    65. Sîre, 1/178; Tabakât, 1/118, Ensâb, 1/81
    66. İbn-i Hacer, İsâbe, 1/134-135; İnsânü`l-Uyûn, 2/186
    67. Tabakât, 1/119; Ensab, 1/57




    Salih Suruç



  4. 03.Nisan.2010, 01:08
    3
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: hz.abdulmuttalibin hayatı

    Çok detaylı ve güzel açıklamalar...Allah cc razı olsun İsrâ.


  5. 03.Nisan.2010, 01:08
    3
    Seyirci Üye
    Çok detaylı ve güzel açıklamalar...Allah cc razı olsun İsrâ.


  6. 14.Ocak.2012, 18:19
    4
    Misafir

    Peygamberimiz

    Din dersinde örenmiştik tekrar yaptım teşekürrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.


  7. 14.Ocak.2012, 18:19
    4
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir
    Din dersinde örenmiştik tekrar yaptım teşekürrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.


  8. 26.Şubat.2012, 19:20
    5
    Misafir

    misafir

    İstediğimi bulamadım ama yinede çok güzel bilgiler var . Yeni bilgiler öğrendim


  9. 26.Şubat.2012, 19:20
    5
    misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    misafir
    Misafir
    İstediğimi bulamadım ama yinede çok güzel bilgiler var . Yeni bilgiler öğrendim


  10. 21.Temmuz.2014, 17:41
    6
    Misafir

    Cevap: Hz.Abdulmuttalibin hayatı

    güzel ve uzun olmuş . kim yazdıysa ALLAH RAZI OLSUN


  11. 21.Temmuz.2014, 17:41
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    güzel ve uzun olmuş . kim yazdıysa ALLAH RAZI OLSUN





+ Yorum Gönder