Konusunu Oylayın.: Abbasi devleti ve abbasilerin medeniyeti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Abbasi devleti ve abbasilerin medeniyeti
  1. 25.Mart.2010, 15:30
    1
    Misafir

    Abbasi devleti ve abbasilerin medeniyeti

  2. 25.Mart.2010, 15:54
    2
    Sedanur
    Sedanur

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2008
    Üye No: 12019
    Mesaj Sayısı: 1,540
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20

    --->: abbasi devleti ve abbasilerin medeniyeti




    Abbasiler Döneminde Medeniyetin Maddi Görüntüleri ( islam medeniyetine kısa bir bakış )

    Vaktiyle Arap Yanmadası'nm çoğu yerinde insanlar göçebe yaşıyorlardı. Kabileler arası baskınlar ve ardı arkası kesilmeyen sa­vaşlar sebebiyle kimsenin ne canı ne de malı güven içindeydi. O devirde bir kimse göçebe hayatı terkedip bir şehre yerleşince ona "artık medenileşti" (yani şehirleşti) derlerdi. Dolayısıyla hayatta istikrar bulmak, yani yerleşik hayata geçmek medeniyetin başlan­gıcı oldu. İslam doğup îslamın ilk devleti Hz. Peygamber (sav)'in hayatında kurulunca her tarafa güven hakim olmaya başladı, kor­ku ortadan kalktı, insanlar canlarını, mal ve namuslarını bir güven ortamı içinde buldular, adalet ve eşitlik bulunduğu için herkes hakkına nail oldu ve temel ihtiyaç maddelerini elde etti. Bundan sonra müslümanlar fikir ve inançlarını yaymak için insanlığı hak­ka davet etmeye çıktılar. Böylece bu dünyadaki görevlerini bir yandan ibadetle, diğer yandan insanları zulmetten nura çıkar­makla yerine getirmeye çalışıyorlardı.

    İşte bu sebepledir ki Arap Yarımadası onların karşısında dize geldi ve ondan sonra da görevlerini tamamlamak üzere bu sefer de Arap Yanmadası'nm dışına hareket ettiler. Onlar bu çağrıyla ve bu fetihlerle gerçekten mutlu oldular. Öyle ki Hz. Peygamber (sav) 'in ve Hulefa-i Raşidin'in devirlerinde İslam Devleti'nin sınırları içinde hayat mükemmel bir saadete ulaşmış oldu. Binaenaleyh müslüman kişi, zamanın şartlarına göre sahip bulunduğu temel ihti­yaç maddeleri bakımından ve sahip olduğu derin inanç, yerine ge­tirmekte olduğu ibadet ve cihad hizmetleri sebebiyle doyuma ulaşmıştı. Elde ettiğinin fazlasını artık istemiyordu. îşte bu devrin medeniyeti, insanın bütün arzu ve temennilerini gerçekleştirdiği için de zirveye ulaşmış bir medeniyetti

    Emevi Devri'nde ise fetihler birbirini izledi. Müslümanların ihtiyaçları ancak cihadla temin edilebiliyordu. Bu, zayıflamaya yüz tutunca yavaş yavaş maddi ölçülere dayalı bir medeniyet ku­rulmaya başlandı. Bununla da cahiliyet devrinin kavmiyetçilik (ırkçılık, milliyetçilik ve kabilecilik) gibi belirtileri ortaya çıktı. Eşit­lik zayıfladı, halife Beytülmal (devlet hazinesi) üzerinde şahsi ta­sarruflarda bulunmaya başladı. Bu hal Emevi İktidarı'nm son dö­nemlerinde daha da arttı ve Abbasiler'in ilk dönemlerinde devam etti. Sonra Fetihler durdu ve cihad faaliyetleri geriledi. Fakat vak­tiyle gerçekleştirilmiş olan fetihler sırasında ele geçirilmiş servet­ler ve gerek zenginlik sebebiyle satın alınarak, gerekse cihad ve fe­tihlerin bir ürünü olarak ülkeye giren kalabalık sayılardaki kölele­rin hayat üzerinde yarattıkları etkiyle İslam medeniyeti yeni bir çı­ğıra girdi. Bu gelişmeyle birlikte (İslama dayalı sağlam ve) sağlıklı medeniyetin prensiplerine bağlı kalanlar kendilerini ilme verdiler ve bu alanda eserler meydana getirdiler.

    Toplumun diğer kesimleri ise lüks içinde yaşamaya baktılar. Medeniyetin tamamlayıcı yanı olan yapılar inşa etmeye, bayındır­lık faaliyetlerinde bulunmaya, kanallar açmaya, tarım ve ticaretle uğraşmaya önem verdiler. Her ne kadar bu faaliyetler ülkenin asli yerlilerinin bizzat elleriyle değil de çalıştırdıkları köle ve zenciler tarafından gerçekleştiriliyor idiyse de hakikat buydu. Toplumun bir diğer kısmı ise kendilerini medeniyetin lüksüne kaptırdılar. Varlık, içki ve eğlence içinde hayat geçirmeye çalıştılar. Bu lüks ha­yatın neticesi olarak medeniyet tedricen gerilemeye başladı ve ni­hayet Abbasi Devletinin ortadan kalkmasına sebep oldu. Çünkü medeniyetin güvenlik, adalet, eşitlik ve insana saygı konusundaki kuralları bu gidişatla artık geri saymaya başlamıştı. Sonuçta köklerin zeval bulması, dal ve budakların çürümesini, meyvaların dö­külmesini davet etti. Ne varki bu meyvaların bir kısmı henüz ol­gunlaşmamıştı bile. Bir kısmı ise köklerden gelen damarların ke­silmesiyle kurumuştu.

    Aslında diyebiliriz ki İslam medeniyetinin temel unsurları Hz. Peygamber (sav)'in ve Hulefa-i Raşidin'in devirlerinde en mü­kemmel seviyesine ulaşmıştı. Nitekim ürünleri fetih faaliyetlerin­den hemen sonra ortaya çıkmaya başladı. Ne çare ki kısa bir süre sonra İslam toplumunda baş gösteren israf ve lüks hayat, bir takım lüks sonuçların ortaya çıkmasına neden oldu ki bunların etkisiyle medeniyetin görüntüleri daha belirmeye başladığı andan itibaren yıkılmaya yüz tuttu. Çünkü aslında medeniyetin bizzat temelleri yıkılıyordu.

    İşte bu aşamada Abbasi Tarihi, halifelere ilişkin gerçekleri çar­pıtan Şiilerin etkisi altında kaldı. Bu dönemin çehresini kalemle­riyle değiştirenler ve nihayet Moğollarla gizlice işbirliği yapan ve Bağdat'ı onlara teslim eden, Halife'nin Şii Başveziri Müeyyid'ül-Dîn El-AIkamî'nin haince tertipleri sonucu Devlet Merkezi Bağ­dat düştü. Gerçek şudur ki: Kavmiyetçilik (yani ırkçılık, milliyetçi­lik ve kabilecilik) tesiriyle devlet parçalandı, organları kesildi. O devrin askeri diktasıdır ki hem Halife'yi hem vatandaşı ezdi. Diğer yandan lüks ve israf içinde geçen hayat da halkı gerçek amaçların­dan uzaklaştırdı.

    Özet olarak şiilik, kavmiyetçilik, askeri dikta, lüks ve israf, dün Abbasi Devleti'nin, bugünse bizim başımızın belası olmuştur.[1]


  3. 25.Mart.2010, 15:54
    2
    Sedanur



    Abbasiler Döneminde Medeniyetin Maddi Görüntüleri ( islam medeniyetine kısa bir bakış )

    Vaktiyle Arap Yanmadası'nm çoğu yerinde insanlar göçebe yaşıyorlardı. Kabileler arası baskınlar ve ardı arkası kesilmeyen sa­vaşlar sebebiyle kimsenin ne canı ne de malı güven içindeydi. O devirde bir kimse göçebe hayatı terkedip bir şehre yerleşince ona "artık medenileşti" (yani şehirleşti) derlerdi. Dolayısıyla hayatta istikrar bulmak, yani yerleşik hayata geçmek medeniyetin başlan­gıcı oldu. İslam doğup îslamın ilk devleti Hz. Peygamber (sav)'in hayatında kurulunca her tarafa güven hakim olmaya başladı, kor­ku ortadan kalktı, insanlar canlarını, mal ve namuslarını bir güven ortamı içinde buldular, adalet ve eşitlik bulunduğu için herkes hakkına nail oldu ve temel ihtiyaç maddelerini elde etti. Bundan sonra müslümanlar fikir ve inançlarını yaymak için insanlığı hak­ka davet etmeye çıktılar. Böylece bu dünyadaki görevlerini bir yandan ibadetle, diğer yandan insanları zulmetten nura çıkar­makla yerine getirmeye çalışıyorlardı.

    İşte bu sebepledir ki Arap Yarımadası onların karşısında dize geldi ve ondan sonra da görevlerini tamamlamak üzere bu sefer de Arap Yanmadası'nm dışına hareket ettiler. Onlar bu çağrıyla ve bu fetihlerle gerçekten mutlu oldular. Öyle ki Hz. Peygamber (sav) 'in ve Hulefa-i Raşidin'in devirlerinde İslam Devleti'nin sınırları içinde hayat mükemmel bir saadete ulaşmış oldu. Binaenaleyh müslüman kişi, zamanın şartlarına göre sahip bulunduğu temel ihti­yaç maddeleri bakımından ve sahip olduğu derin inanç, yerine ge­tirmekte olduğu ibadet ve cihad hizmetleri sebebiyle doyuma ulaşmıştı. Elde ettiğinin fazlasını artık istemiyordu. îşte bu devrin medeniyeti, insanın bütün arzu ve temennilerini gerçekleştirdiği için de zirveye ulaşmış bir medeniyetti

    Emevi Devri'nde ise fetihler birbirini izledi. Müslümanların ihtiyaçları ancak cihadla temin edilebiliyordu. Bu, zayıflamaya yüz tutunca yavaş yavaş maddi ölçülere dayalı bir medeniyet ku­rulmaya başlandı. Bununla da cahiliyet devrinin kavmiyetçilik (ırkçılık, milliyetçilik ve kabilecilik) gibi belirtileri ortaya çıktı. Eşit­lik zayıfladı, halife Beytülmal (devlet hazinesi) üzerinde şahsi ta­sarruflarda bulunmaya başladı. Bu hal Emevi İktidarı'nm son dö­nemlerinde daha da arttı ve Abbasiler'in ilk dönemlerinde devam etti. Sonra Fetihler durdu ve cihad faaliyetleri geriledi. Fakat vak­tiyle gerçekleştirilmiş olan fetihler sırasında ele geçirilmiş servet­ler ve gerek zenginlik sebebiyle satın alınarak, gerekse cihad ve fe­tihlerin bir ürünü olarak ülkeye giren kalabalık sayılardaki kölele­rin hayat üzerinde yarattıkları etkiyle İslam medeniyeti yeni bir çı­ğıra girdi. Bu gelişmeyle birlikte (İslama dayalı sağlam ve) sağlıklı medeniyetin prensiplerine bağlı kalanlar kendilerini ilme verdiler ve bu alanda eserler meydana getirdiler.

    Toplumun diğer kesimleri ise lüks içinde yaşamaya baktılar. Medeniyetin tamamlayıcı yanı olan yapılar inşa etmeye, bayındır­lık faaliyetlerinde bulunmaya, kanallar açmaya, tarım ve ticaretle uğraşmaya önem verdiler. Her ne kadar bu faaliyetler ülkenin asli yerlilerinin bizzat elleriyle değil de çalıştırdıkları köle ve zenciler tarafından gerçekleştiriliyor idiyse de hakikat buydu. Toplumun bir diğer kısmı ise kendilerini medeniyetin lüksüne kaptırdılar. Varlık, içki ve eğlence içinde hayat geçirmeye çalıştılar. Bu lüks ha­yatın neticesi olarak medeniyet tedricen gerilemeye başladı ve ni­hayet Abbasi Devletinin ortadan kalkmasına sebep oldu. Çünkü medeniyetin güvenlik, adalet, eşitlik ve insana saygı konusundaki kuralları bu gidişatla artık geri saymaya başlamıştı. Sonuçta köklerin zeval bulması, dal ve budakların çürümesini, meyvaların dö­külmesini davet etti. Ne varki bu meyvaların bir kısmı henüz ol­gunlaşmamıştı bile. Bir kısmı ise köklerden gelen damarların ke­silmesiyle kurumuştu.

    Aslında diyebiliriz ki İslam medeniyetinin temel unsurları Hz. Peygamber (sav)'in ve Hulefa-i Raşidin'in devirlerinde en mü­kemmel seviyesine ulaşmıştı. Nitekim ürünleri fetih faaliyetlerin­den hemen sonra ortaya çıkmaya başladı. Ne çare ki kısa bir süre sonra İslam toplumunda baş gösteren israf ve lüks hayat, bir takım lüks sonuçların ortaya çıkmasına neden oldu ki bunların etkisiyle medeniyetin görüntüleri daha belirmeye başladığı andan itibaren yıkılmaya yüz tuttu. Çünkü aslında medeniyetin bizzat temelleri yıkılıyordu.

    İşte bu aşamada Abbasi Tarihi, halifelere ilişkin gerçekleri çar­pıtan Şiilerin etkisi altında kaldı. Bu dönemin çehresini kalemle­riyle değiştirenler ve nihayet Moğollarla gizlice işbirliği yapan ve Bağdat'ı onlara teslim eden, Halife'nin Şii Başveziri Müeyyid'ül-Dîn El-AIkamî'nin haince tertipleri sonucu Devlet Merkezi Bağ­dat düştü. Gerçek şudur ki: Kavmiyetçilik (yani ırkçılık, milliyetçi­lik ve kabilecilik) tesiriyle devlet parçalandı, organları kesildi. O devrin askeri diktasıdır ki hem Halife'yi hem vatandaşı ezdi. Diğer yandan lüks ve israf içinde geçen hayat da halkı gerçek amaçların­dan uzaklaştırdı.

    Özet olarak şiilik, kavmiyetçilik, askeri dikta, lüks ve israf, dün Abbasi Devleti'nin, bugünse bizim başımızın belası olmuştur.[1]





+ Yorum Gönder