Konusunu Oylayın.: Hz.musa'nın, Hz.davut'un, Hz.isa'nın kıssaları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Hz.musa'nın, Hz.davut'un, Hz.isa'nın kıssaları
  1. 17.Mart.2010, 20:12
    1
    Misafir

    Hz.musa'nın, Hz.davut'un, Hz.isa'nın kıssaları

  2. 20.Kasım.2013, 09:53
    2
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: Hz.musa'nın, Hz.davut'un, Hz.isa'nın kıssaları




    HZ.MUSA,HZ.DAVUT.HZ. İSA A.S KISSASI
    HZ.MUSA A.S KISSASI
    Hazireti Musa (Aleyhisselam), İmran'ın oğludur, Onun babası Yâhser, onunda babası Kahes'dir. Musa peygamber (Aleyhisselam) ailesiyle iyi bir şekilde geçinirdi. Onları severdi. Levi kabilesindendir, Yakup (Aleyhisselam)'ın soyundan gelir ve Annesi Yocheveddir. Kız kardeşi Meryem, erkek kardeşinin adı ise Hârundur.

    Allah'u Azze ve celle'nin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip ve hâkim kılması için gönderdiği Ulu'l-Azm peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın soyundan olup, İsrail oğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Yüce Allah'a dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmiştir. Küfürle mücadelesi Kur'an-ı Kerim'de uzun şekilde anlatılır.

    Hz. Adem (Aleyhisselam)'dan, Resulullah (Aleyhisselam)'a kadar pek çok peygamber gelmiştir ve bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah'u Azze ve celle'ye iman etmeye çağırmışlar: bu yolda kâfirlerle savaşmışlar ve de yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar: ezilmişler, hor görülmüşler ve de hatta öldürülmüşlerdir.

    Mûsa (Aleyhisselam) da, Allah Azze ve celle tarafından İsrail oğullarına gönderilmiş bir Resul idi ve O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah'u Teala'ya iman etmeye çağırıyordu. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavuna karşı tevhit yolunda mücadele etmiştir. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, onun da karşısına çıkmıştı. Doğup büyüdüğü topraklardan çıkarıldı, kâfirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah'u Azze ve celle Kur’an-ı Kerim'de bir ayette Hz. Musa (aleyhisselam)'dan şöyle bahsediyor:

    "Kur’an’da Musa'yı da an. Çünkü o ihlas sahibi idi ve İsrail oğullarına gönderilmiş bir Peygamber idi."(Meryem, 19/51).

    Hz. Musa (Aleyhisselam)'ın Firavun ile olan kıssası, Kur'an- Kerim'de bazı surelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmaktadır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de boğulmaları olayından sonra, İsrail oğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir.

    Sapıklık ve bâtıl, daima İblis ve de onun ordusu tarafından temsil edilmiş; imana, tevhide ve peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Ancak kazanan daima Hak olmuştur. Allah'u Azze ve celle şöyle buyuruyor:

    "Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahit olacağı günde muzaffer kılacağız." (Mü'min, 40/51).
    Hz. Musa (Aleyhisselam)'da gönderildiği kavmi cehalet ve de sapıklık içerisinde bulunmuşdu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Yüce Allah'ın izniyle kazandı.

    * Hz. DAVUD (A.S.)
    Hz. Musa'nin vefatindan sonra, yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah, onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti.
    israilogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. israilogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar.
    israilogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar,
    Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250)
    Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd, daha küçük yasta bir delikanli iken, hak davanin amansiz düsmani, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir.
    Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar, darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk, Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi.
    Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; ".Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona, sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz, sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80) israilogullari, Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis, kendisine baskent yapmisti.
    Hz. Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O, israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.

    HZ.İSA AS

    İsa aleyhisselâm, Hazret-i Meryem'in oğludur. Onun doğuşu büyük bir mucize olmuştur. Yahudiler bunu anlayamadılar. Kötü zanna düşerek Hazret-i Meryem'i cezalandırmak istediler. Fakat Hazret-i İsa daha beşikte yatan bir çocuk iken, Yüce Allah'ın kudreti ile konuşmaya başladı: "Ben Allah'ın kuluyum, bana kitab verdi, bana peygamberlik verdi. Beni, her nerede bulunursam bulunayım mübarek kıldı," dedi. Bu mucizeyi gören Yahudiler, Hazret-i Meryem'i cezalandırmaktan el çektiler. Rivayete göre Hazret-i İsa, Beyt-i Makdis'e birkaç kilometre uzaklıkta bulunan "Beyt-i Lahm" köyünde aralık ayının yirmi dördüne raslayan çarşamba gecesi doğmuştur.

    Hazret-i Meryem kocaya varmamış olan ve melekler kadar temiz ve iffetli bir halde bulunan bir hal içinde yaşarken, sadece Allah'ın kudreti ile İsa'ya gebe kalmıştı. Kur'ân-ı Kerîm bunu açıkça beyan buyurmaktadır. Bütün rnüslümanlar bu inancı taşımaktadır. Yüce Allah'ımızın büyük kudretini düşünenler, O'nun nice mucizeler gösterdiğini hatırlayanlar, Hazret-i Âdem'in anasız-babasız yaratıldığını düşünenler, artık Hazret-i İsa'nın bu yaratılışını uzak göremezler. Bunu hiç bir zaman inkâr edemezler. Hazret-i İsa'nın böyle bir mucize olarak yaratılışını inkâr etmek, Kur'ân-ı Kerîm'in şahidliğini yalanlamak demektir. Bunu ise, hiç bir mü'min yapamaz; çünkü imandan çıkmış olur.

    Hazret-i İsa'nın öyle babasız yaratılmış olduğunu inkâr etmek, Yüce Allah'ın kudretini hudutlandırmak, Kur'ân'ın açık ifadesini değiştirmek, milyonlarca müslümanın asırlardan beri devam eden gerçek inancını bozmak demektir ki, böyle yanlış bir düşünceden Yüce Allah'a sığınırız.

    İsa aleyhisselâm otuz yaşına erince, mübarek İncil'e ve peygamberlik görevine kavuştu. Yahudileri doğru yola çağırdı, kendilerine güzel öğütler verdi. Onlara büyük mucizeler gösterdi. Fakat kendisine pek az insan iman etmişti. Onlara "Havarî'ler" denilir. Rivayete göre bunlar on iki kişiden ibaretti.

    Hazret-i İsa, bir süre annesi ile beraber Ürdün'e bağlı "Nasıre" köyünde oturdu. Bundan dolayı kendisine bağlı olanlara "Nasara" ve dinlerine de "Nasraniyet" denilmiştir. Böyle rivayet edilmektedir.

    Yahudiler nihayet Hazret-i İsa'yı öldürmeye karar verdiler. Ona benzettikleri bir adamı tutup Kudüs'de siyaset meydanında darağacına astılar. İsa aleyhisselâm ise, Allah'ın emri ve kudreti ile göğe yükseltildi. Orada melek şekline büründü. Kendisine "Ruhullah" denir. Babasız olarak bir kudret ilhamı ile meydana gelmiş olduğu için bu seçkin ünvana sahib olmuştur.

    Nasara'nın inançlarına göre Hazret-i İsa, İskender'in Babil'e üstün gelmesinden üç yüz altmış sene sonra doğmuştur. Hazret-i İsa doğduğunda annesi Meryem henüz on üçon beş veya yirmi yaşında bulunuyordu. Hazret-i İsa otuz yaşında peygamber olmuş, doğduğundan otuz iki sene ve birkaç gün sonra göğe kaldırılmıştır. Hazret-i Meryem de, bundan sonra altı yıl daha yaşamıştır.

    Fakat İslâm âlimlerinden bir kısmına göre, İsa aleyhisselâm kırk yaşında iken peygamber olmuş, yüz yirmi yaşında iken de göğe yükselmiştir.


  3. 20.Kasım.2013, 09:53
    2
    Devamlı Üye



    HZ.MUSA,HZ.DAVUT.HZ. İSA A.S KISSASI
    HZ.MUSA A.S KISSASI
    Hazireti Musa (Aleyhisselam), İmran'ın oğludur, Onun babası Yâhser, onunda babası Kahes'dir. Musa peygamber (Aleyhisselam) ailesiyle iyi bir şekilde geçinirdi. Onları severdi. Levi kabilesindendir, Yakup (Aleyhisselam)'ın soyundan gelir ve Annesi Yocheveddir. Kız kardeşi Meryem, erkek kardeşinin adı ise Hârundur.

    Allah'u Azze ve celle'nin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip ve hâkim kılması için gönderdiği Ulu'l-Azm peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın soyundan olup, İsrail oğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Yüce Allah'a dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmiştir. Küfürle mücadelesi Kur'an-ı Kerim'de uzun şekilde anlatılır.

    Hz. Adem (Aleyhisselam)'dan, Resulullah (Aleyhisselam)'a kadar pek çok peygamber gelmiştir ve bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah'u Azze ve celle'ye iman etmeye çağırmışlar: bu yolda kâfirlerle savaşmışlar ve de yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar: ezilmişler, hor görülmüşler ve de hatta öldürülmüşlerdir.

    Mûsa (Aleyhisselam) da, Allah Azze ve celle tarafından İsrail oğullarına gönderilmiş bir Resul idi ve O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah'u Teala'ya iman etmeye çağırıyordu. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavuna karşı tevhit yolunda mücadele etmiştir. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, onun da karşısına çıkmıştı. Doğup büyüdüğü topraklardan çıkarıldı, kâfirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah'u Azze ve celle Kur’an-ı Kerim'de bir ayette Hz. Musa (aleyhisselam)'dan şöyle bahsediyor:

    "Kur’an’da Musa'yı da an. Çünkü o ihlas sahibi idi ve İsrail oğullarına gönderilmiş bir Peygamber idi."(Meryem, 19/51).

    Hz. Musa (Aleyhisselam)'ın Firavun ile olan kıssası, Kur'an- Kerim'de bazı surelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmaktadır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de boğulmaları olayından sonra, İsrail oğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir.

    Sapıklık ve bâtıl, daima İblis ve de onun ordusu tarafından temsil edilmiş; imana, tevhide ve peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Ancak kazanan daima Hak olmuştur. Allah'u Azze ve celle şöyle buyuruyor:

    "Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahit olacağı günde muzaffer kılacağız." (Mü'min, 40/51).
    Hz. Musa (Aleyhisselam)'da gönderildiği kavmi cehalet ve de sapıklık içerisinde bulunmuşdu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Yüce Allah'ın izniyle kazandı.

    * Hz. DAVUD (A.S.)
    Hz. Musa'nin vefatindan sonra, yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah, onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti.
    israilogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. israilogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar.
    israilogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar,
    Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250)
    Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd, daha küçük yasta bir delikanli iken, hak davanin amansiz düsmani, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir.
    Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar, darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk, Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi.
    Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; ".Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona, sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz, sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80) israilogullari, Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis, kendisine baskent yapmisti.
    Hz. Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O, israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.

    HZ.İSA AS

    İsa aleyhisselâm, Hazret-i Meryem'in oğludur. Onun doğuşu büyük bir mucize olmuştur. Yahudiler bunu anlayamadılar. Kötü zanna düşerek Hazret-i Meryem'i cezalandırmak istediler. Fakat Hazret-i İsa daha beşikte yatan bir çocuk iken, Yüce Allah'ın kudreti ile konuşmaya başladı: "Ben Allah'ın kuluyum, bana kitab verdi, bana peygamberlik verdi. Beni, her nerede bulunursam bulunayım mübarek kıldı," dedi. Bu mucizeyi gören Yahudiler, Hazret-i Meryem'i cezalandırmaktan el çektiler. Rivayete göre Hazret-i İsa, Beyt-i Makdis'e birkaç kilometre uzaklıkta bulunan "Beyt-i Lahm" köyünde aralık ayının yirmi dördüne raslayan çarşamba gecesi doğmuştur.

    Hazret-i Meryem kocaya varmamış olan ve melekler kadar temiz ve iffetli bir halde bulunan bir hal içinde yaşarken, sadece Allah'ın kudreti ile İsa'ya gebe kalmıştı. Kur'ân-ı Kerîm bunu açıkça beyan buyurmaktadır. Bütün rnüslümanlar bu inancı taşımaktadır. Yüce Allah'ımızın büyük kudretini düşünenler, O'nun nice mucizeler gösterdiğini hatırlayanlar, Hazret-i Âdem'in anasız-babasız yaratıldığını düşünenler, artık Hazret-i İsa'nın bu yaratılışını uzak göremezler. Bunu hiç bir zaman inkâr edemezler. Hazret-i İsa'nın böyle bir mucize olarak yaratılışını inkâr etmek, Kur'ân-ı Kerîm'in şahidliğini yalanlamak demektir. Bunu ise, hiç bir mü'min yapamaz; çünkü imandan çıkmış olur.

    Hazret-i İsa'nın öyle babasız yaratılmış olduğunu inkâr etmek, Yüce Allah'ın kudretini hudutlandırmak, Kur'ân'ın açık ifadesini değiştirmek, milyonlarca müslümanın asırlardan beri devam eden gerçek inancını bozmak demektir ki, böyle yanlış bir düşünceden Yüce Allah'a sığınırız.

    İsa aleyhisselâm otuz yaşına erince, mübarek İncil'e ve peygamberlik görevine kavuştu. Yahudileri doğru yola çağırdı, kendilerine güzel öğütler verdi. Onlara büyük mucizeler gösterdi. Fakat kendisine pek az insan iman etmişti. Onlara "Havarî'ler" denilir. Rivayete göre bunlar on iki kişiden ibaretti.

    Hazret-i İsa, bir süre annesi ile beraber Ürdün'e bağlı "Nasıre" köyünde oturdu. Bundan dolayı kendisine bağlı olanlara "Nasara" ve dinlerine de "Nasraniyet" denilmiştir. Böyle rivayet edilmektedir.

    Yahudiler nihayet Hazret-i İsa'yı öldürmeye karar verdiler. Ona benzettikleri bir adamı tutup Kudüs'de siyaset meydanında darağacına astılar. İsa aleyhisselâm ise, Allah'ın emri ve kudreti ile göğe yükseltildi. Orada melek şekline büründü. Kendisine "Ruhullah" denir. Babasız olarak bir kudret ilhamı ile meydana gelmiş olduğu için bu seçkin ünvana sahib olmuştur.

    Nasara'nın inançlarına göre Hazret-i İsa, İskender'in Babil'e üstün gelmesinden üç yüz altmış sene sonra doğmuştur. Hazret-i İsa doğduğunda annesi Meryem henüz on üçon beş veya yirmi yaşında bulunuyordu. Hazret-i İsa otuz yaşında peygamber olmuş, doğduğundan otuz iki sene ve birkaç gün sonra göğe kaldırılmıştır. Hazret-i Meryem de, bundan sonra altı yıl daha yaşamıştır.

    Fakat İslâm âlimlerinden bir kısmına göre, İsa aleyhisselâm kırk yaşında iken peygamber olmuş, yüz yirmi yaşında iken de göğe yükselmiştir.





+ Yorum Gönder