Konusunu Oylayın.: Herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir
  1. 13.Mart.2010, 22:09
    1
    Misafir

    Herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir






    Herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir Mumsema Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez. (Maide, 5/105), ayeti ile herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir?

    “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez.”(Maide,5/105) mealindeki ayetten “iyiliği emretme ve kötülüklerden sakındırma”nın bir görev olmadığı manasını çıkarmak yanlıştır. Çünkü, “doğru yolda olmak”, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına riayet etmekle mümkündür. Zira, iyiliği emretmek ve kötülüklerden sakındırmak da Allah’ın bir emridir. Nitekim Kur’an’da bu husus açıkça belirtilmiştir:

    “(Ey Ümmet-i Muhammed!) Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız…” (Ali İmran, 3/110).

    Bu âyetin, müminlerin, iman çağrısına olumlu karşılık vermemekte direnen ve kötülükler içinde yüzmeye devam eden inkarcıların durumuna üzülmeleri üzerine nazil olduğu rivayet edilmiştir. Zamanla bazı Müslümanların bu âyeti, neme lazımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını görünce, Hz. Ebû Bekir (ra) onları uyarıp özetle şunları söylemiştir:

    "Siz bu âyeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Resûlllah (asv)'ın 'İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse, Allah'ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır.' buyurduğunu duydum." (Tirmizî, tefsir, 6; Ebû Dâvûd, Melahım, 27; İbn Mâce, Fiten, 17)

    Gerçekten, Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber (asv)'in sünneti incelendiğinde, İslâm'da katı bir ferdiyetçilik anlayışının asla onaylanmadığı görülür. Aksine İslâm'ın bu iki temel kaynağı, bir taraftan kişiyi din kardeşinin sevinç ve kederini paylaşmaya özendirmiş, hatta "onun mutluluğunu kendisininkine tercih etmesi" anlamına gelen îsâr kavramına ayrı bir değer vermiş (bk. Haşr, 59/9 ), diğer tarftan da toplumda dirlik ve düzenliğin sağlanması ve korunması için bireylere birtakım ödevler yüklemiştir.

    Fakat unutmamak gerekir ki, toplumları meydana getiren fertlerdir ve sağlıklı bir toplumsal yapı ancak görev bilincine sahip, önce kendisini düzeltmeye çalışan bireylerin baskın öğe ve bu anlamda bir kişilik haline gelebilmesiyle mümkündür. Şu halde bu âyeti şöyle anlamak uygun olur:

    Kişinin başkalarına yardımcı olabilmesi, topluma olumlu katkılarda bulunabilmesi her şeyden önce kendi sorumluluklarına dikkat etmesine bağlıdır. Bu konuda üzerine düşeni yapan ve kendisini sürekli kontrol eden bir kimse de, yanlış yollara düşmüş insanlardan zarar gelebileceği kuruntusuna kapılarak aydınlık yola çağrıda bulunma görevini ihmal veya terketmemelidir. (Emir bi'1-ma'rûf nehiy anİİ-mün-ker için bk. Âli İmrân 3/104; Mâide 5/79)

    Diğer bir rivâyete göre, Ebû Umeyye eş-Şa’banî ’den şöyle demiştir: Ebû Sa’lebe el- Huşenî’ye geldim "şu ayet hakkında ne diyorsun" diye sordum. Ebû Sa’lebe "Hangi ayet" dedi. Ben de “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez.” ayeti hakkında, dedim. O da “Vallahi, sen bu soruyu tam bilen birisinden sormuş bulundun.” dedi ve devam etti; "Ben de aynı şekilde bu ayeti Rasûlullah (a.s.m)’a sormuştum şöyle buyurmuştu:"

    “Hayır! (sadece kendinizi düzeltmekle kalmayın). Birbirlerinize iyilikleri emredin, kötülüklerden sakındırın. Ancak ne zaman kendisine boyun eğilen bir hırsı/mal düşkünlüğünü, insanların peşinde gittikleri bir heva ve hevesi, dine tercih edilen bir dünya ve herkesin kendi görüşünü beğendiği bir dönemi gördüğünde, o zaman sadece kendi nefsinin çaresine bak ve halkı bırak! Ondan sonra öyle günler gelecek ki o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara, bu günkü sizin elli kişinin amelini isteyen kimselerin sevâbı kadar sevap yazılacaktır.”(Tirmizî, tefsir, 6).

    İnsanlıktan yana en hayırlı ümmet olarak ortaya çıkarılan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ümmetinin hakkı temsil ettiğinde, hemen her devirde mutlaka karşısına bâtılın çıkacağına işaret ediliyor. Gerçek bu olduğuna ve bâtılı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığına göre, müminlerin bâtıla karşı tutumları ne ölçüde olmalıdır? İşte bunun cevabını Kur'ân veriyor:

    “Ey imân edenler! Kendinize sahip olun, kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, (doğru) yoldan sapan size zarar veremez.”

    Mü'minler İslâmı gerçek anlamıyla yaşadıkları, imân aksiyonunu taşıdıkları takdirde, kendilerine düşeni yapmış olurlar. Çünkü böyle bir tavır ve tutumda birlik ve beraberlik ruhu üstün gelir. Küfür ehlinin zararı ise, yarı yolda kalır. O halde her fert İslâm'ı yaşadığı, toplum da ahlâkî ve sosyal meselelerini İslâmî doğrultuda çözmeğe çalıştığı gün, korku ve endişe kalkmış sayılır.

    O halde ortada insanlara ışık tutan, yol gösteren bir gerçek vardır; o da Müslümanların İslâm'ı dosdoğru yaşamalarıdır.




    Sorularla İslamiyet



  2. 13.Mart.2010, 22:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez. (Maide, 5/105), ayeti ile herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak gerekir?

    “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez.”(Maide,5/105) mealindeki ayetten “iyiliği emretme ve kötülüklerden sakındırma”nın bir görev olmadığı manasını çıkarmak yanlıştır. Çünkü, “doğru yolda olmak”, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına riayet etmekle mümkündür. Zira, iyiliği emretmek ve kötülüklerden sakındırmak da Allah’ın bir emridir. Nitekim Kur’an’da bu husus açıkça belirtilmiştir:

    “(Ey Ümmet-i Muhammed!) Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız…” (Ali İmran, 3/110).

    Bu âyetin, müminlerin, iman çağrısına olumlu karşılık vermemekte direnen ve kötülükler içinde yüzmeye devam eden inkarcıların durumuna üzülmeleri üzerine nazil olduğu rivayet edilmiştir. Zamanla bazı Müslümanların bu âyeti, neme lazımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını görünce, Hz. Ebû Bekir (ra) onları uyarıp özetle şunları söylemiştir:

    "Siz bu âyeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Resûlllah (asv)'ın 'İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse, Allah'ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır.' buyurduğunu duydum." (Tirmizî, tefsir, 6; Ebû Dâvûd, Melahım, 27; İbn Mâce, Fiten, 17)

    Gerçekten, Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber (asv)'in sünneti incelendiğinde, İslâm'da katı bir ferdiyetçilik anlayışının asla onaylanmadığı görülür. Aksine İslâm'ın bu iki temel kaynağı, bir taraftan kişiyi din kardeşinin sevinç ve kederini paylaşmaya özendirmiş, hatta "onun mutluluğunu kendisininkine tercih etmesi" anlamına gelen îsâr kavramına ayrı bir değer vermiş (bk. Haşr, 59/9 ), diğer tarftan da toplumda dirlik ve düzenliğin sağlanması ve korunması için bireylere birtakım ödevler yüklemiştir.

    Fakat unutmamak gerekir ki, toplumları meydana getiren fertlerdir ve sağlıklı bir toplumsal yapı ancak görev bilincine sahip, önce kendisini düzeltmeye çalışan bireylerin baskın öğe ve bu anlamda bir kişilik haline gelebilmesiyle mümkündür. Şu halde bu âyeti şöyle anlamak uygun olur:

    Kişinin başkalarına yardımcı olabilmesi, topluma olumlu katkılarda bulunabilmesi her şeyden önce kendi sorumluluklarına dikkat etmesine bağlıdır. Bu konuda üzerine düşeni yapan ve kendisini sürekli kontrol eden bir kimse de, yanlış yollara düşmüş insanlardan zarar gelebileceği kuruntusuna kapılarak aydınlık yola çağrıda bulunma görevini ihmal veya terketmemelidir. (Emir bi'1-ma'rûf nehiy anİİ-mün-ker için bk. Âli İmrân 3/104; Mâide 5/79)

    Diğer bir rivâyete göre, Ebû Umeyye eş-Şa’banî ’den şöyle demiştir: Ebû Sa’lebe el- Huşenî’ye geldim "şu ayet hakkında ne diyorsun" diye sordum. Ebû Sa’lebe "Hangi ayet" dedi. Ben de “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar vermez.” ayeti hakkında, dedim. O da “Vallahi, sen bu soruyu tam bilen birisinden sormuş bulundun.” dedi ve devam etti; "Ben de aynı şekilde bu ayeti Rasûlullah (a.s.m)’a sormuştum şöyle buyurmuştu:"

    “Hayır! (sadece kendinizi düzeltmekle kalmayın). Birbirlerinize iyilikleri emredin, kötülüklerden sakındırın. Ancak ne zaman kendisine boyun eğilen bir hırsı/mal düşkünlüğünü, insanların peşinde gittikleri bir heva ve hevesi, dine tercih edilen bir dünya ve herkesin kendi görüşünü beğendiği bir dönemi gördüğünde, o zaman sadece kendi nefsinin çaresine bak ve halkı bırak! Ondan sonra öyle günler gelecek ki o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara, bu günkü sizin elli kişinin amelini isteyen kimselerin sevâbı kadar sevap yazılacaktır.”(Tirmizî, tefsir, 6).

    İnsanlıktan yana en hayırlı ümmet olarak ortaya çıkarılan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ümmetinin hakkı temsil ettiğinde, hemen her devirde mutlaka karşısına bâtılın çıkacağına işaret ediliyor. Gerçek bu olduğuna ve bâtılı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığına göre, müminlerin bâtıla karşı tutumları ne ölçüde olmalıdır? İşte bunun cevabını Kur'ân veriyor:

    “Ey imân edenler! Kendinize sahip olun, kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, (doğru) yoldan sapan size zarar veremez.”

    Mü'minler İslâmı gerçek anlamıyla yaşadıkları, imân aksiyonunu taşıdıkları takdirde, kendilerine düşeni yapmış olurlar. Çünkü böyle bir tavır ve tutumda birlik ve beraberlik ruhu üstün gelir. Küfür ehlinin zararı ise, yarı yolda kalır. O halde her fert İslâm'ı yaşadığı, toplum da ahlâkî ve sosyal meselelerini İslâmî doğrultuda çözmeğe çalıştığı gün, korku ve endişe kalkmış sayılır.

    O halde ortada insanlara ışık tutan, yol gösteren bir gerçek vardır; o da Müslümanların İslâm'ı dosdoğru yaşamalarıdır.




    Sorularla İslamiyet



    Benzer Konular

    - Mümin müminin aynasıdır hadisini nasıl anlamak gerekiyor?

    - “Rızkı, yerin derinliklerinde arayın.” Hadisini nasıl anlamak gerekir?

    - Şu altı şey gelmeden önce (ibadet sayılan iyi) amelleri işlemeye acele ediniz hadisini açıklayabilir

    - Allah senin kalbinden merhameti çıkarmışsa ben ne yapabilirim, hadisini nasıl anlamak gerekir?

    - Cezanın verilmesinin nedeni suçluyu ıslah etmek, caydırmak içinse sonsuz cehennem azabı nasıl ıslah

  3. 14.Mart.2010, 12:31
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: herkesin kendi görüşünü beğendiği bir zamanda kendinizi ıslah ediniz, hadisini nasıl anlamak g




    bu güzel konu için teşekkürler Kayıtsız Üye / Misafir


  4. 14.Mart.2010, 12:31
    2
    Administrator



    bu güzel konu için teşekkürler Kayıtsız Üye / Misafir





+ Yorum Gönder