Konusunu Oylayın.: Peygamber efendimizin mucuzeleri varmıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber efendimizin mucuzeleri varmıdır
  1. 13.Mart.2010, 01:18
    1
    Misafir

    Peygamber efendimizin mucuzeleri varmıdır

  2. 13.Mart.2010, 10:02
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: peygamber efendimizin mucuzeleri varmıdır




    Peygamberlerin mucizeleri

    Peygamberimizin mucizelerini müslümanların yanı sıra gayr-i müslimler de görmüş ve bu vesile ile bir çok kişi imana gelmiştir.
    Peygamberimizin bazı mucizeleri şöyledir:
    1- Düşmanlara karşı kazanılan zaferleri ve fetihleri müjdelemesi
    İşte, nakl-i sahih-i kat’î ile, Ashabına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem feth-i Mekke (1), hem feth-i Hayber (2), hem feth-i Şam, hem feth-i Irak (3), hem feth-i İran, hem feth-i Beytü’l-Makdise (4) muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz.” (5) Haber vermiş. Hem “Tahminim böyle” veya “Zannederim” dememiş. Belki, görür gibi kat’î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş, Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.
    2- Ümmeti hakkında bilgi vermesi
    Hem ferman etmiş ki: "Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır. (Yani şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiç bir ümmet o kadar mülk zaptetmemiştir.) Müslim, Fiten, 19,20. deyip, “şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş.” Haber verdiği gibi çıkmış.
    3- Habeş Meliki Necâşî'nin ölüm haberi gelmeden cenaze namazının kılınması
    Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, imana gelen Habeş Meliki olan Necâşî hicretin yedinci senesinde vefat ettiği gün Ashabına haber vermiş, hattâ cenaze namazını kılmış. Bir hafta sonra cevap geldi ki, aynı günde vefat etmiş. (Buharî, Cenâiz: 57, Menâkıbü’l-Ensâr: 38; Müslim, Ferâiz: 14; Ebû Dâvud, Cihad: 133; Büyû’: 9; Tirmizî, Cenâiz: 69; Nesâî, Cenâiz: 66, 67; İbni Mâce, Sadakat: 9, 13.)
    4- İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını müjdelemesi
    Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, "İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur." (el-Hakim, el-Müstedrek, 4,422)
    5- Bir yahudinin sihrini bozması
    Muzır bir sâhir olan Lebid-i Yahudi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı rencide etmek için acip ve müessir bir sihir yapmış. Bir tarağa saçları sarmış, üstünde sihir yapmış, bir kuyuya atmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali’ye ve Sahabelere ferman etmiş: “Gidiniz, filân kuyuda bu çeşit sihir âletlerini bulup getiriniz.” Gitmişler, aynen öyle bulup getirmişler. Herbir ipi açıldıkça, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dahi rahatsızlığından hiffet buluyordu.
    6- Beytü´l-Makdis in fethinde büyük bir tâun çıkması
    Hem, nakl-i sahih ile, “ Beytü´l-Makdis in fethinde büyük bir tâun çıkacak ” ferman etmişti. Hazret-i Ömer zamanında Beytü´l-Makdis fetholundu. Ve öyle bir tâun çıktı ki, üç günde yetmiş bin vefiyat oldu.
    (Buharî, Tıb: 30, Hıyel: 13; Müslim, Selâm: 98, 100; Muvatta’, Medine: 22, 24; Müsned, 4:195-196; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:383; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 2:477-478.)
    7- Basra ve Bağdat´ın vücud a geleceklerini haber vermiş
    Hem, nakl-i sahih ile, o zamanda vücud u olmayan Basra ve Bağdat´ın vücud a geleceklerini ve Bağdad´a dünya hazinelerinin gireceğini ve Türkler ve Bahr-i Hazar etrafındaki milletlerle Araplar muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecek, Araplara, Araplar içinde hâkim olacaklarını haber vermiş. Demiş ki: "İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve her şeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar."(el-Elbânî, Sahîhu´l-Câmi´i´s-Sağîr, 6:268, no. 7736; Tebrîzî, Mişkâtü´l-Mesâbîh, no. 5433.)
    8- Eğer ehl-i arz gelse, onlara dahi kâfi gelecek bir bereket!
    Hazret-i Ömer ibnü`l-Hattab ve Ebu Hüreyre ve Selemetübnü`l-Ekvâ ve Ebu Amrate`l-Ensarî gibi, müteaddit tariklerle diyorlar ki:
    Bir gazvede ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm a müracaat ettiler. ferman etti ki: “Heybelerinizde kalan bakıye-i erzak ı toplayınız.” Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren, dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular.
    Seleme der ki: “Mecmu unu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı.” Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip ferman etti : “Herkes kabını getirsin.” Koşuştular, geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı.
    Sahabeden bir râvi demiş: “O bereketin gidişatından anladım: Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”
    (Buharî, Şerike: 1; Cihad: 123; Müslim , İman: 44, 45; Müsned, 3:11, 418.)
    9- Hendek Savaşı`ndaki bereket
    Kütüb-ü sahiha kat`iyetle beyan ediyorlar ki:
    Gazve-i Garra-i Ahzabda, meşhur Yevmü`l-Hendek `te, Hazret-i Câbiru`l-Ensârî kasem le ilân ediyor: O günde, dört avuç olan bir sâ` arpa ekmeğinden, bir senelik bir keçi oğlağından bin adam yediler ve öylece kaldı.
    Hazret-i Câbir der ki: O gün yemek, hane mde pişirildi. Bütün bin adam o sâ`dan, o oğlaktan yediler, gittiler. Daha tenceremiz dolu kaynıyor, daha hamurumuz ekmek yapılıyor. O hamura, o tencereye mübarek ağzının suyunu koyup bereketle dua etmişti.
    İşte, şu mu`cize-i bereket i, bin zâtın huzurunda, onları ona alâkadar göstererek Hazret-i Câbir kasem le ilân ediyor. Demek şu hâdise, bin adam rivayet etmiş gibi kat`î denilebilir.
    (Buharî, Mağâzî: 29; Müslim, Eşribe: 141; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:31; Ali el-Kari, eş-Şifâ, 1:290; Kenzü’l-Ummal, 12:409, 424.)
    10- Yüz otuz Sahabenin bereket ile tok olması
    Başta Buharî ve Müslim , kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki:
    Abdurrahman ibn-i Ebî Bekr-i Sıddık der: Biz yüz otuz Sahabe , bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Dört avuç miktarı olan bir sâ` ekmek için hamur yapıldı. Bir keçi dahi kesildi, pişirildi; yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı. Kasem ederim, o kebaptan, yüz otuz Sahabe den herbirisine bir parça kesti, verdi. Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm pişmiş eti iki kâseye koydu. Biz umum umuz tok oluncaya kadar yedik; fazla kaldı. Ben fazlasını deveye yükledim.
    (Buharî, Hibe: 28, Et’ıme: 6; Müslim , Eşribe: 175; Müsned: 1:197, 198; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî: 22:55.)


  3. 13.Mart.2010, 10:02
    2
    Administrator



    Peygamberlerin mucizeleri

    Peygamberimizin mucizelerini müslümanların yanı sıra gayr-i müslimler de görmüş ve bu vesile ile bir çok kişi imana gelmiştir.
    Peygamberimizin bazı mucizeleri şöyledir:
    1- Düşmanlara karşı kazanılan zaferleri ve fetihleri müjdelemesi
    İşte, nakl-i sahih-i kat’î ile, Ashabına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem feth-i Mekke (1), hem feth-i Hayber (2), hem feth-i Şam, hem feth-i Irak (3), hem feth-i İran, hem feth-i Beytü’l-Makdise (4) muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz.” (5) Haber vermiş. Hem “Tahminim böyle” veya “Zannederim” dememiş. Belki, görür gibi kat’î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş, Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.
    2- Ümmeti hakkında bilgi vermesi
    Hem ferman etmiş ki: "Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır. (Yani şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiç bir ümmet o kadar mülk zaptetmemiştir.) Müslim, Fiten, 19,20. deyip, “şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş.” Haber verdiği gibi çıkmış.
    3- Habeş Meliki Necâşî'nin ölüm haberi gelmeden cenaze namazının kılınması
    Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, imana gelen Habeş Meliki olan Necâşî hicretin yedinci senesinde vefat ettiği gün Ashabına haber vermiş, hattâ cenaze namazını kılmış. Bir hafta sonra cevap geldi ki, aynı günde vefat etmiş. (Buharî, Cenâiz: 57, Menâkıbü’l-Ensâr: 38; Müslim, Ferâiz: 14; Ebû Dâvud, Cihad: 133; Büyû’: 9; Tirmizî, Cenâiz: 69; Nesâî, Cenâiz: 66, 67; İbni Mâce, Sadakat: 9, 13.)
    4- İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını müjdelemesi
    Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, "İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur." (el-Hakim, el-Müstedrek, 4,422)
    5- Bir yahudinin sihrini bozması
    Muzır bir sâhir olan Lebid-i Yahudi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı rencide etmek için acip ve müessir bir sihir yapmış. Bir tarağa saçları sarmış, üstünde sihir yapmış, bir kuyuya atmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali’ye ve Sahabelere ferman etmiş: “Gidiniz, filân kuyuda bu çeşit sihir âletlerini bulup getiriniz.” Gitmişler, aynen öyle bulup getirmişler. Herbir ipi açıldıkça, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dahi rahatsızlığından hiffet buluyordu.
    6- Beytü´l-Makdis in fethinde büyük bir tâun çıkması
    Hem, nakl-i sahih ile, “ Beytü´l-Makdis in fethinde büyük bir tâun çıkacak ” ferman etmişti. Hazret-i Ömer zamanında Beytü´l-Makdis fetholundu. Ve öyle bir tâun çıktı ki, üç günde yetmiş bin vefiyat oldu.
    (Buharî, Tıb: 30, Hıyel: 13; Müslim, Selâm: 98, 100; Muvatta’, Medine: 22, 24; Müsned, 4:195-196; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:383; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 2:477-478.)
    7- Basra ve Bağdat´ın vücud a geleceklerini haber vermiş
    Hem, nakl-i sahih ile, o zamanda vücud u olmayan Basra ve Bağdat´ın vücud a geleceklerini ve Bağdad´a dünya hazinelerinin gireceğini ve Türkler ve Bahr-i Hazar etrafındaki milletlerle Araplar muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecek, Araplara, Araplar içinde hâkim olacaklarını haber vermiş. Demiş ki: "İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve her şeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar."(el-Elbânî, Sahîhu´l-Câmi´i´s-Sağîr, 6:268, no. 7736; Tebrîzî, Mişkâtü´l-Mesâbîh, no. 5433.)
    8- Eğer ehl-i arz gelse, onlara dahi kâfi gelecek bir bereket!
    Hazret-i Ömer ibnü`l-Hattab ve Ebu Hüreyre ve Selemetübnü`l-Ekvâ ve Ebu Amrate`l-Ensarî gibi, müteaddit tariklerle diyorlar ki:
    Bir gazvede ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm a müracaat ettiler. ferman etti ki: “Heybelerinizde kalan bakıye-i erzak ı toplayınız.” Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren, dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular.
    Seleme der ki: “Mecmu unu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı.” Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip ferman etti : “Herkes kabını getirsin.” Koşuştular, geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı.
    Sahabeden bir râvi demiş: “O bereketin gidişatından anladım: Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”
    (Buharî, Şerike: 1; Cihad: 123; Müslim , İman: 44, 45; Müsned, 3:11, 418.)
    9- Hendek Savaşı`ndaki bereket
    Kütüb-ü sahiha kat`iyetle beyan ediyorlar ki:
    Gazve-i Garra-i Ahzabda, meşhur Yevmü`l-Hendek `te, Hazret-i Câbiru`l-Ensârî kasem le ilân ediyor: O günde, dört avuç olan bir sâ` arpa ekmeğinden, bir senelik bir keçi oğlağından bin adam yediler ve öylece kaldı.
    Hazret-i Câbir der ki: O gün yemek, hane mde pişirildi. Bütün bin adam o sâ`dan, o oğlaktan yediler, gittiler. Daha tenceremiz dolu kaynıyor, daha hamurumuz ekmek yapılıyor. O hamura, o tencereye mübarek ağzının suyunu koyup bereketle dua etmişti.
    İşte, şu mu`cize-i bereket i, bin zâtın huzurunda, onları ona alâkadar göstererek Hazret-i Câbir kasem le ilân ediyor. Demek şu hâdise, bin adam rivayet etmiş gibi kat`î denilebilir.
    (Buharî, Mağâzî: 29; Müslim, Eşribe: 141; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:31; Ali el-Kari, eş-Şifâ, 1:290; Kenzü’l-Ummal, 12:409, 424.)
    10- Yüz otuz Sahabenin bereket ile tok olması
    Başta Buharî ve Müslim , kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki:
    Abdurrahman ibn-i Ebî Bekr-i Sıddık der: Biz yüz otuz Sahabe , bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Dört avuç miktarı olan bir sâ` ekmek için hamur yapıldı. Bir keçi dahi kesildi, pişirildi; yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı. Kasem ederim, o kebaptan, yüz otuz Sahabe den herbirisine bir parça kesti, verdi. Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm pişmiş eti iki kâseye koydu. Biz umum umuz tok oluncaya kadar yedik; fazla kaldı. Ben fazlasını deveye yükledim.
    (Buharî, Hibe: 28, Et’ıme: 6; Müslim , Eşribe: 175; Müsned: 1:197, 198; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî: 22:55.)





+ Yorum Gönder