Konusunu Oylayın.: Kaç Çeşit kıssa vardır? Kıssa türleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Kaç Çeşit kıssa vardır? Kıssa türleri nelerdir?
  1. 11.Mart.2010, 23:13
    1
    Misafir

    Kaç Çeşit kıssa vardır? Kıssa türleri nelerdir?

  2. 12.Mart.2010, 16:39
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: Kaç Çeşit kıssa vardır? Kıssa türleri nelerdir?




    "Kur'an'ı Kerim içerisinde yer alan kıssalar, oransal olarak ne kadardır ve neden bu kadar büyük oranda Kur'an'da yer almıştır?"

    Kur'an kıssaları, Kur'an'ın azımsanmayacak kadar büyük bir kısmını teşkil etmektedir. Ancak bu sorunun net bir cevabı yoktur. Kur'an kıssalarının, Kur'an'ın ne kadarını kapladığının sorusuna Hicri üçüncü asırda yaşamış olan Taberi'nin cevabı; Kur'an'ın üçte biri şeklindedir. Yakın dönem tefsir âlimlerinden M. Reşit Rıza'ya göre bu miktar, Kur'an'ın dörtte üçü kadardır.

    Bu görüşlerin yanı sıra Kur'an'da yer alan Hz. Muhammed dönemindeki bazı olayların da kadim kıssalara eklenmesiyle, Kur'an'ın yarısının, kıssalardan oluştuğu yorumları da vardır. Şayet Hz. Peygamber dönemi olaylarının anlatıldığı ayetler baz alınmazsa bu miktar yaklaşık 1700 ayeti yani yaklaşık olarak Kur'an'ın üçte birini kapsadığı yorumları da yapılmaktadır.

    Görüldüğü gibi Kur'an muhtevası içerisinde çok mühim bir yer kapsadığı yorumlandığı halde kıssalara yeterince önem verilmemiştir ki, Kur'an'ın ne kadarının kıssalardan müteşekkil olduğu sorusunun cevabı bile tam değil nisbî olarak verilebilmektedir. Buna rağmen kesin olan bir durum vardır ki, o da kıssaların, Kur'an'ı Kerim'in gene muhtevası içerisinde çok büyük bir alan kapsadığıdır.

    Kur'an anlatımında kıssa yöntemli anlatımın ne kadar önemli olduğu Kur'an muhtevası içerisinde kıssaların yer aldığı yoğunluktan belli olmaktadır. Buna rağmen ne yazık ki, Kur'an'ın anlaşılmasında kıssaları özellikle inceleyen bağımsız bir ilim dalı yoktur.

    Tefsir ilmi içerisine sıkışan bir anlatım yöntemi ile kıssaların anlaşılmasında gerekli açılım sağlanamamış hatta geçmişten günümüze aktarıldığı gibi "israiliyat"la dolmasının önünü açmıştır. Bu olumsuz duruma itiraz edenler ise kıssaların mecazi ve rasyonel yorumlarına yönelerek bir başka aşırılığa neden olmuşlardır.

    Kıssaların anlaşılmasındaki bu kaotik durum; kıssaları tefsir eden tefsir âlimlerinin, tarih, coğrafya, astronomi, arkeoloji gibi ilim veya disiplinlerden ya yoksun veya cüzi bilgi sahibi olmalarından kaynaklanmaktadır. Oysa kıssaların mufassal anlaşılmasında bu ilim veya disiplinlerin yardımı gereklidir. Bu yüzden tefsir, kelam, fıkıh, v.s gibi ilim dalları yanında bağımsız olarak kıssa ana ilim dalı kurulması elzemdir.

    Kurulacak bu ilim dalı; tarih, coğrafya, biyografi, arkeoloji, antropoloji, astronomi, etimoloji v.s gibi yan dal ve disiplinler eşliğinde Kur'an, Tevrat, İncil ve diğer malumatlar nezdinde Kur'an kıssalarının anlaşılması açısından yeni anlayışlar sunmalıdır.

    2- Kur'an kıssalarının mufassallaştırılması

    Kur'an kıssalarının anlaşılmasında hemen her zaman şu olgunun göz ardı edildiğini gözlemlemekteyiz. Kur'an, kendisinden önce nazil olan Tevrat, Zebur ve İncil gibi Semavî/Sami/İlahi menşeli kitaplar üzerine vahyedilmeye başlanmıştır. Bilindiği gibi Kur'an 23 yıllık bir süreç içerisinde aşama aşama nazil olmuştur. Gerektikçe, ihtiyaç hâsıl olduğunda, sorular sorulduğunda v.b durumlara binaen inmiştir. Dolayısıyla öncelikle Kur'an nazil olurken cahiliye Arap toplumunun; kültürel ve tecrübî bir arka planı mevcuttu. Yani Kur'an "sıfır" bilgi seviyesinde bir topluma inmemiştir.

    İşte Kur'an kıssaları da cahiliye Araplarının bu arka planı yani bilgi birikimleri üzerine nazil olmuştur. Bu birikim, atalarından intikal eden tevatürleri kapsadığı gibi gerek Mekke ve Medine de yaşayan gerekse ticaret yolları üzerindeki Yahudi ve Hıristiyan toplumlardan edindikleri yazılı vesikalara ve bunların temsilcilerinin bilgilerine dayanmaktaydı.

    Bundan dolayı Kur'an kendinden evvel inen Tevrat ve İncil'de bulunan kıssaların onlardaki detaylarını aktarmamıştır. Kur'an muharref olan bu kitaplardaki tevhid ve hidayet içeriği muharref hale gelmiş yönlerini tashih ederek kısmi olarak beyanlarda bulunmuştur. Müfessirler Kur'an'daki kıssalar hakkındaki bu önemli olguyu "mücmel" olarak vasıflandırmışlardır. Ancak kıssalardaki bu mücmelliği açıklamakta zorlanmışlar ve kâmil manada izah edememişlerdir.

    Kur'an kıssalarının mücmel vasfı, kendinden evvel nazil olan kitaplarda da bu kıssaların hem de detaylarıyla bulunması dolayısıyladır. Kur'an onlardaki muharref yönleri tashih ederek, mucize oluşuna delalet eden; fesahat, belagat ve icazât yüklü bir mücmellikle bu kıssaları, muhataplara aktarmıştır.

    Bundan dolayı Kur'an'da "mücmel" kısa olarak vazedilen kıssalar Tevrat ve İncil kıssaları ile mufassallaştırarak anlaşılmalıdır. Kadim tefsirlerde yer alan İsrailiyat olgusu da bu yüzden tefsir ve tarih kitaplarında yer almıştır. Çünkü kadim İslam kaynaklarının müellifi âlimler Kur'an kıssalarının mufassallaştırılması gereğine inanmışlar ve de bunu Tevrat, İncil anlatımlarıyla gerçekleştirmişlerdir. Bu olguda olumsuz olan taraf ise mufassallaştırmanın metodunun oluşturulamamasıdır ki, bu yüzden olumsuzluk arz eden İsrailiyat denen zararlı olgu ortaya çıkmıştır.

    Cengiz Duman - haksozhaber


  3. 12.Mart.2010, 16:39
    2
    Hüvel Baki..



    "Kur'an'ı Kerim içerisinde yer alan kıssalar, oransal olarak ne kadardır ve neden bu kadar büyük oranda Kur'an'da yer almıştır?"

    Kur'an kıssaları, Kur'an'ın azımsanmayacak kadar büyük bir kısmını teşkil etmektedir. Ancak bu sorunun net bir cevabı yoktur. Kur'an kıssalarının, Kur'an'ın ne kadarını kapladığının sorusuna Hicri üçüncü asırda yaşamış olan Taberi'nin cevabı; Kur'an'ın üçte biri şeklindedir. Yakın dönem tefsir âlimlerinden M. Reşit Rıza'ya göre bu miktar, Kur'an'ın dörtte üçü kadardır.

    Bu görüşlerin yanı sıra Kur'an'da yer alan Hz. Muhammed dönemindeki bazı olayların da kadim kıssalara eklenmesiyle, Kur'an'ın yarısının, kıssalardan oluştuğu yorumları da vardır. Şayet Hz. Peygamber dönemi olaylarının anlatıldığı ayetler baz alınmazsa bu miktar yaklaşık 1700 ayeti yani yaklaşık olarak Kur'an'ın üçte birini kapsadığı yorumları da yapılmaktadır.

    Görüldüğü gibi Kur'an muhtevası içerisinde çok mühim bir yer kapsadığı yorumlandığı halde kıssalara yeterince önem verilmemiştir ki, Kur'an'ın ne kadarının kıssalardan müteşekkil olduğu sorusunun cevabı bile tam değil nisbî olarak verilebilmektedir. Buna rağmen kesin olan bir durum vardır ki, o da kıssaların, Kur'an'ı Kerim'in gene muhtevası içerisinde çok büyük bir alan kapsadığıdır.

    Kur'an anlatımında kıssa yöntemli anlatımın ne kadar önemli olduğu Kur'an muhtevası içerisinde kıssaların yer aldığı yoğunluktan belli olmaktadır. Buna rağmen ne yazık ki, Kur'an'ın anlaşılmasında kıssaları özellikle inceleyen bağımsız bir ilim dalı yoktur.

    Tefsir ilmi içerisine sıkışan bir anlatım yöntemi ile kıssaların anlaşılmasında gerekli açılım sağlanamamış hatta geçmişten günümüze aktarıldığı gibi "israiliyat"la dolmasının önünü açmıştır. Bu olumsuz duruma itiraz edenler ise kıssaların mecazi ve rasyonel yorumlarına yönelerek bir başka aşırılığa neden olmuşlardır.

    Kıssaların anlaşılmasındaki bu kaotik durum; kıssaları tefsir eden tefsir âlimlerinin, tarih, coğrafya, astronomi, arkeoloji gibi ilim veya disiplinlerden ya yoksun veya cüzi bilgi sahibi olmalarından kaynaklanmaktadır. Oysa kıssaların mufassal anlaşılmasında bu ilim veya disiplinlerin yardımı gereklidir. Bu yüzden tefsir, kelam, fıkıh, v.s gibi ilim dalları yanında bağımsız olarak kıssa ana ilim dalı kurulması elzemdir.

    Kurulacak bu ilim dalı; tarih, coğrafya, biyografi, arkeoloji, antropoloji, astronomi, etimoloji v.s gibi yan dal ve disiplinler eşliğinde Kur'an, Tevrat, İncil ve diğer malumatlar nezdinde Kur'an kıssalarının anlaşılması açısından yeni anlayışlar sunmalıdır.

    2- Kur'an kıssalarının mufassallaştırılması

    Kur'an kıssalarının anlaşılmasında hemen her zaman şu olgunun göz ardı edildiğini gözlemlemekteyiz. Kur'an, kendisinden önce nazil olan Tevrat, Zebur ve İncil gibi Semavî/Sami/İlahi menşeli kitaplar üzerine vahyedilmeye başlanmıştır. Bilindiği gibi Kur'an 23 yıllık bir süreç içerisinde aşama aşama nazil olmuştur. Gerektikçe, ihtiyaç hâsıl olduğunda, sorular sorulduğunda v.b durumlara binaen inmiştir. Dolayısıyla öncelikle Kur'an nazil olurken cahiliye Arap toplumunun; kültürel ve tecrübî bir arka planı mevcuttu. Yani Kur'an "sıfır" bilgi seviyesinde bir topluma inmemiştir.

    İşte Kur'an kıssaları da cahiliye Araplarının bu arka planı yani bilgi birikimleri üzerine nazil olmuştur. Bu birikim, atalarından intikal eden tevatürleri kapsadığı gibi gerek Mekke ve Medine de yaşayan gerekse ticaret yolları üzerindeki Yahudi ve Hıristiyan toplumlardan edindikleri yazılı vesikalara ve bunların temsilcilerinin bilgilerine dayanmaktaydı.

    Bundan dolayı Kur'an kendinden evvel inen Tevrat ve İncil'de bulunan kıssaların onlardaki detaylarını aktarmamıştır. Kur'an muharref olan bu kitaplardaki tevhid ve hidayet içeriği muharref hale gelmiş yönlerini tashih ederek kısmi olarak beyanlarda bulunmuştur. Müfessirler Kur'an'daki kıssalar hakkındaki bu önemli olguyu "mücmel" olarak vasıflandırmışlardır. Ancak kıssalardaki bu mücmelliği açıklamakta zorlanmışlar ve kâmil manada izah edememişlerdir.

    Kur'an kıssalarının mücmel vasfı, kendinden evvel nazil olan kitaplarda da bu kıssaların hem de detaylarıyla bulunması dolayısıyladır. Kur'an onlardaki muharref yönleri tashih ederek, mucize oluşuna delalet eden; fesahat, belagat ve icazât yüklü bir mücmellikle bu kıssaları, muhataplara aktarmıştır.

    Bundan dolayı Kur'an'da "mücmel" kısa olarak vazedilen kıssalar Tevrat ve İncil kıssaları ile mufassallaştırarak anlaşılmalıdır. Kadim tefsirlerde yer alan İsrailiyat olgusu da bu yüzden tefsir ve tarih kitaplarında yer almıştır. Çünkü kadim İslam kaynaklarının müellifi âlimler Kur'an kıssalarının mufassallaştırılması gereğine inanmışlar ve de bunu Tevrat, İncil anlatımlarıyla gerçekleştirmişlerdir. Bu olguda olumsuz olan taraf ise mufassallaştırmanın metodunun oluşturulamamasıdır ki, bu yüzden olumsuzluk arz eden İsrailiyat denen zararlı olgu ortaya çıkmıştır.

    Cengiz Duman - haksozhaber





+ Yorum Gönder