Konusunu Oylayın.: Bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?
  1. 10.Mart.2010, 21:32
    1
    Misafir

    Bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?






    Bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir? Mumsema bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?


  2. 11.Mart.2010, 01:37
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    --->: bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?




    HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER VE PEYGAMBERİMİZİN HİCRETİ


    Hicret hadisesi, İslâm tarihinde dinin tebliğ ve talimindeki önemi, Müslümanların dinî hayatlarını idamede yeni bir dönemin açılması
    bakımından bir dönüm noktası olma niteliği taşır. İslâm dini hicret sayesinde, hür bir ortamda gelişme, yayılma; fert, aile ve toplum hayatında uygulanma imkanına kavuştu. Medine'de on yıllık bir süre zarfında tamamlanarak, İslâm toplumunun inşasında başlangıç olması yönüyle de ayrı bir öneme haizdir. Genel anlamının dışında hicret, Hz Peygamber ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü ifade ettiği gibi, hicri takvimin de başlangıcı olmuştur. Hicret terimine yüklenen bu anlamların dışında "Allah'ın yasakladığı kötülük ve günahları terketme" şeklinde tarif edildiği de olmuştur. Hicretin ahlâk ve zühdle olan yönüne işaret eden ayet ve hadisleri gözönüne alan bir kısım mutasavvıflar ise hicrete "Nefsi terbiye etmek maksadıyla manevî yolculuğa çıkmak; kalben ve zihnen masivayı terk etmek" demişlerdir. (1)

    Tarihte Hicret

    Tarihin muhtelif devirlerinden Peygamberimize kadar farklı zaman dilimlerinde, dinleri ve inançları sebebiyle hicrete mecbur edilen peygamberler ve onlara bağlılıklarını samimiyetle gösteren ümmetlerinin olduğunu Kuran-ı Kerim, bize sarih olarak haber vermektedir. İbrahim (as), Allah (cc) tarafından Peygamberlikle görevlendirildiği zaman kendisine inzal buyrulan hakikati "tevhid"i anlatmaya başlamıştı. Bunun üzerine etrafındaki kimselerden sert bir karşılık görmüş ve söylediklerinden derhal vazgeçmesi istenmişti Aksi takdirde ateşte yakılmak gibi bir sonuçla karşılaşacağı kendisine ihtar edilmişti Ama her şeye rağmen Hz İbrahim tebliğini yapmış; ateşe atılmak gibi bir durumla karşılaşmıştı. Neticede Hz İbrahim, "Doğrusu ben, Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum" demek durumunda kalmıştı.(2) Büyük Peygamber, şirkin karanlığından yolunu
    kaybedenleri vahyin aydınlığına çağırmıştı Akabinde, önce Filistin'e, oradan Mısır'a daha sonra da Kenan ülkesine yerleşmeyi tercih etmişti.
    İbrahim (as)'la aynı dönemde başka bir kavmi irşadla görevli Lut (as) da toplumunu düştükleri iğrenç ahlâksızlık batağından çıkarmak istemiş; netice alamayınca da bir gece vakti yaşadığı topraklardan arkasına bakmadan ayrılıp gitmişti. Şuayp (as) ise, tebliğ buyurduğu ilahî mesajlar yüzünden, kendine inananlarla beraber terki diyar ettirilenlerdendi Kavminin elebaşları, "Ey Şuayb! Seni ve sana iman edenleri mutlaka memleketimizden çıkaracağız; yahut dininizden döneceksiniz". (3) diyerek tehditlerini ortaya koymuşlardı Hz Musa (as) da diğer peygamberlere benzer kaderi paylaşmıştı Firavunun zülmüne maruz kalmış olan İsrailoğullarını bir gece yola çıkaran Hz Musa, kavmiyle sahili selamete çıkarken, Firavun ve askerleri suda boğulmuştu. (4)

    Peygamberimiz ve Hicret

    Peygamber Efendimiz ve ashabı, önceki peygamberler ve ümmetlerinin başına gelenlerin aynısıyla karşılaştı. Mekke müşrikleri Rasülü Ekrem Efendimize karşı İslâmiyeti tebliğ etmeye başladığı andan itibaren menfî bir tutum içine girdiler. Öyle ki bu tutum zaman zaman sertlik derecesinde kendini gösterdi. Müşrikler, sadece İslâm'ı reddetmekle kalmadılar; Hz Peygamber ve arkadaşlarını küçümseyip alaya aldılar. İslamiyet Mekke hududları dahilinde insanlar nezdinde kabul edilip yayılmaya başlayınca, baskılar, işkence ve kötü muamele olarak şekil değiştirdi. Hatta bu işkenceler o dereceye vardırıldı ki, dayanamayıp hayatını kaybedenler bile oldu İslam'ın ilk şehidleri Sümeyye ve kocası Yasir bu devrede dayanılmaz işkenceler altında şehid düşenlerdendi. Amcası Ebu Talib'in himayesinde bulunan Allah Rasülü, cereyan eden bu olaylardan son derece müteessir olmaktaydı. Ancak Müslümanların bu yapılan mezalime karşı koyabilecek güçleri de henüz yoktu.

    Hüzün Yılı

    Rasülü Ekrem Efendimiz, nübüvvetinin onuncu yılında (621) yardım ve desteklerini kendisinden hiç eksik etmeyen sâdık eşi Hz Hatice (rah) ve amcası Ebû Talib'i kaybetmenin derin acısını yaşadı O, Hatice ki, en zor zamanda Hz Peygambere iman ederek en büyük desteği vermiş, eşini hiç bir zaman yalnız bırakmamıştır Ebû Talipse en kritik durumlarda yeğeni Hz Muhammed'i (as), Kureyşin tüm baskı ve tazyiklerine kulak asmadan korumuştu. Eşi ve amcasının kaybından doğan acının yaşandığı yıla "hüzün" yılı denir. (5)

    Müşriklerin Dayanılmaz Saldırıları

    Müşrikleri, müminler üzerine insanlık dışı yöntemlerle saldırıya sevk eden sebeblerin başta geleni, İslamiyetin, putperestlerin atalarından kendilerine geçen yanlış din telakkilerini reddetmesi ve Mekke'de uzun yıllar hüküm süren zulüm ve haksızlık temeline dayalı yapıyı değiştirmek istemesiydi. Hz Peygamberin getirdiği bu yeni din, insanların kabul edilemez bir takım kategorilere ayrılarak köle-efendi, fakir zengin, soylu soysuz, kadın erkek gibi ayırımcı muamelelere tabi tutulmasını onaylamıyor; temelde bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan ediyor ve herkesin doğuştan gelen insan haklarının olduğu ilkesini getiriyordu. Kendilerini imtiyazlı görmeye alışmış, müşrik toplumun elebaşları eşit muamele görmeye rıza göstermiyor; gayr-i âdil yollarla elegeçirdikleri makam ve mevkilerin mütemadiyen kendi ellerinde kalmasını ısrarla istiyorlardı. Kısacası, İslâmiyeti kabul etmemelerinin temelinde; dini, sosyal, iktisâdî, idarî ve nefsânî sebepler vardı. (6)

    Habeşistan'a Yapılan İlk Hicret

    Ashab-ı Kiramın, müşriklerden gördüğü takat getirilemez eziyet ve işkence karşısında Peygamber Efendimizin fazlasıyla üzüntü duyduğunu belirtmiştik İşte bu sebeple, Hz Peygamber, risaletinin beşinci yılında (615) müslümanların dinlerini daha kolay uygulayabilmeleri, rahat bir nefes alabilmeleri için Habeşistan'a gitmelerine (hicret) izin verdi İçlerinde Hz Osman ve Peygamberimizin kızı Hz Rukiye'nin de bulunduğu bir grup müslüman adı geçen ülkeye hicret ettiler Habeşistan hükümdarı Necâşî'nin semavî bir dine inanması; adaletle hükmetmekte oluşu ve ayrıca da Arapça bilmesi hicret için Habeşistan'ın tercih edilmesinde önemli bir sebep teşkil etmişti Biri kadın altı kişiden müteşekkil bu kafilenin hicreti, aynı zamanda Peygamberimizin Afrikay'a temasa geçmesinde önemli rol üstlenmiş oldu İslamiyet'in Mekke dışında duyulup yayılmasına dahi tahammülleri bulunmayan Küffar-ı Mekke, Habeşistan'a giden müslümanların kendilerine iadesini temin maksadıyla bir heyeti bu ülkeye gönderdilerse de, istediklerini elde edemeden heyet Mekke'ye geri döndü Varoluşun hikmet ve anlamını kavramaktan uzak bulunan müşrikler, "Rabbim Allah" dedi diye müslümanları akıl dışı yollarla ezmeye ve sindirmeye çalışıyorlardı.

    Hüzünlü Yıllarda Taife Gidiş

    Ebû Talib'in ölümünün ardından büyük bir destekcisini kaybeden ve kabilesinin de kendisine yardımcı olamayacağının anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, tabii olarak yeni bir çevre arayışına girdi İlk planda uygun bir mekan olarak Taif'i düşünmüştü Burasını seçerken Taif'in ileri gelen ailelerinden Abdi Yelil ailesinin Peygamberimizin anne tarafından akraba olmasının önemli rolü vardı. (7)

    Böylece davasını rahatlıkla duyurabileceği insanlarla karşılaşabileceğini düşünmüştü. Amcası Hz Abbas da, Taifliler nezdinde itibarlı, sevilen, sayılan biriydi Taif'in yakın oluşu da yolculuk için tercih unsuru olmuştu. Ne yazık ki, Kainatın Efendisi Hz Muhammed (as), burada da kendisini dinleyecek, anlatılanlara kulak verecek muhataplar bulamadı. Hatta o kadar çirkin bir durumla karşılaştı ki Taif'in ileri gelenleri sokak serserilerini geçeceği yolun iki kenarına dizmişler, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bu kutlu insanı taşlatmışlar; yara-bere ve kanlar içinde bırakmışlardı. (8) O, bütün bu yapılanlar karşısında dahi ümitsizliğe kapılmıyor, sebat ve metanet içinde üzerine tevdi edilen vazifeyi ifaya gayret ediyordu.

    Hicret Hazırlıkları ve Akabe Biatları

    Taift'e karşılaşılanlar ve Mekkelilerin inkardaki inatçı tutumlarının anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, dini duyurmak gayesiyle yeni seçenekler araştırmaya başladı Peygamberliğinin onbirinci senesinde, Hac gayesiyle Mekke'ye gelen Hazreç kabilesinden bir grup insanla karşılaştı Kendisinin son peygamber olduğunu, getirdiği dinin esaslarını birer birer izah etti. Toplantıya iştirak edenlerden altı tanesi İslamiyetle şereflendi Bu buluşmanın bir yıl sonrasında, Akabe mevkiinde yeniden bir araya gelindi. Biri kadın toplam on iki müslüman Rasülü Ekreme bağlılıklarını göstererek biatta bulundu Gerçekleşen bu biata "Birinci Akabe Biatı" denir. (9) "Allah'a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, çocuklarını öldürmeyeceklerine, yalana baş vurarak kimseye iftirada bulunmayacaklarına ve Rasülüllah'a hiç bir hayırlı işte karşı gelmeyeceklerine" (10) dair söz verdiler.


  3. 11.Mart.2010, 01:37
    2
    Moderatör



    HİCRETİ HAZIRLAYAN SEBEPLER VE PEYGAMBERİMİZİN HİCRETİ


    Hicret hadisesi, İslâm tarihinde dinin tebliğ ve talimindeki önemi, Müslümanların dinî hayatlarını idamede yeni bir dönemin açılması
    bakımından bir dönüm noktası olma niteliği taşır. İslâm dini hicret sayesinde, hür bir ortamda gelişme, yayılma; fert, aile ve toplum hayatında uygulanma imkanına kavuştu. Medine'de on yıllık bir süre zarfında tamamlanarak, İslâm toplumunun inşasında başlangıç olması yönüyle de ayrı bir öneme haizdir. Genel anlamının dışında hicret, Hz Peygamber ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü ifade ettiği gibi, hicri takvimin de başlangıcı olmuştur. Hicret terimine yüklenen bu anlamların dışında "Allah'ın yasakladığı kötülük ve günahları terketme" şeklinde tarif edildiği de olmuştur. Hicretin ahlâk ve zühdle olan yönüne işaret eden ayet ve hadisleri gözönüne alan bir kısım mutasavvıflar ise hicrete "Nefsi terbiye etmek maksadıyla manevî yolculuğa çıkmak; kalben ve zihnen masivayı terk etmek" demişlerdir. (1)

    Tarihte Hicret

    Tarihin muhtelif devirlerinden Peygamberimize kadar farklı zaman dilimlerinde, dinleri ve inançları sebebiyle hicrete mecbur edilen peygamberler ve onlara bağlılıklarını samimiyetle gösteren ümmetlerinin olduğunu Kuran-ı Kerim, bize sarih olarak haber vermektedir. İbrahim (as), Allah (cc) tarafından Peygamberlikle görevlendirildiği zaman kendisine inzal buyrulan hakikati "tevhid"i anlatmaya başlamıştı. Bunun üzerine etrafındaki kimselerden sert bir karşılık görmüş ve söylediklerinden derhal vazgeçmesi istenmişti Aksi takdirde ateşte yakılmak gibi bir sonuçla karşılaşacağı kendisine ihtar edilmişti Ama her şeye rağmen Hz İbrahim tebliğini yapmış; ateşe atılmak gibi bir durumla karşılaşmıştı. Neticede Hz İbrahim, "Doğrusu ben, Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum" demek durumunda kalmıştı.(2) Büyük Peygamber, şirkin karanlığından yolunu
    kaybedenleri vahyin aydınlığına çağırmıştı Akabinde, önce Filistin'e, oradan Mısır'a daha sonra da Kenan ülkesine yerleşmeyi tercih etmişti.
    İbrahim (as)'la aynı dönemde başka bir kavmi irşadla görevli Lut (as) da toplumunu düştükleri iğrenç ahlâksızlık batağından çıkarmak istemiş; netice alamayınca da bir gece vakti yaşadığı topraklardan arkasına bakmadan ayrılıp gitmişti. Şuayp (as) ise, tebliğ buyurduğu ilahî mesajlar yüzünden, kendine inananlarla beraber terki diyar ettirilenlerdendi Kavminin elebaşları, "Ey Şuayb! Seni ve sana iman edenleri mutlaka memleketimizden çıkaracağız; yahut dininizden döneceksiniz". (3) diyerek tehditlerini ortaya koymuşlardı Hz Musa (as) da diğer peygamberlere benzer kaderi paylaşmıştı Firavunun zülmüne maruz kalmış olan İsrailoğullarını bir gece yola çıkaran Hz Musa, kavmiyle sahili selamete çıkarken, Firavun ve askerleri suda boğulmuştu. (4)

    Peygamberimiz ve Hicret

    Peygamber Efendimiz ve ashabı, önceki peygamberler ve ümmetlerinin başına gelenlerin aynısıyla karşılaştı. Mekke müşrikleri Rasülü Ekrem Efendimize karşı İslâmiyeti tebliğ etmeye başladığı andan itibaren menfî bir tutum içine girdiler. Öyle ki bu tutum zaman zaman sertlik derecesinde kendini gösterdi. Müşrikler, sadece İslâm'ı reddetmekle kalmadılar; Hz Peygamber ve arkadaşlarını küçümseyip alaya aldılar. İslamiyet Mekke hududları dahilinde insanlar nezdinde kabul edilip yayılmaya başlayınca, baskılar, işkence ve kötü muamele olarak şekil değiştirdi. Hatta bu işkenceler o dereceye vardırıldı ki, dayanamayıp hayatını kaybedenler bile oldu İslam'ın ilk şehidleri Sümeyye ve kocası Yasir bu devrede dayanılmaz işkenceler altında şehid düşenlerdendi. Amcası Ebu Talib'in himayesinde bulunan Allah Rasülü, cereyan eden bu olaylardan son derece müteessir olmaktaydı. Ancak Müslümanların bu yapılan mezalime karşı koyabilecek güçleri de henüz yoktu.

    Hüzün Yılı

    Rasülü Ekrem Efendimiz, nübüvvetinin onuncu yılında (621) yardım ve desteklerini kendisinden hiç eksik etmeyen sâdık eşi Hz Hatice (rah) ve amcası Ebû Talib'i kaybetmenin derin acısını yaşadı O, Hatice ki, en zor zamanda Hz Peygambere iman ederek en büyük desteği vermiş, eşini hiç bir zaman yalnız bırakmamıştır Ebû Talipse en kritik durumlarda yeğeni Hz Muhammed'i (as), Kureyşin tüm baskı ve tazyiklerine kulak asmadan korumuştu. Eşi ve amcasının kaybından doğan acının yaşandığı yıla "hüzün" yılı denir. (5)

    Müşriklerin Dayanılmaz Saldırıları

    Müşrikleri, müminler üzerine insanlık dışı yöntemlerle saldırıya sevk eden sebeblerin başta geleni, İslamiyetin, putperestlerin atalarından kendilerine geçen yanlış din telakkilerini reddetmesi ve Mekke'de uzun yıllar hüküm süren zulüm ve haksızlık temeline dayalı yapıyı değiştirmek istemesiydi. Hz Peygamberin getirdiği bu yeni din, insanların kabul edilemez bir takım kategorilere ayrılarak köle-efendi, fakir zengin, soylu soysuz, kadın erkek gibi ayırımcı muamelelere tabi tutulmasını onaylamıyor; temelde bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan ediyor ve herkesin doğuştan gelen insan haklarının olduğu ilkesini getiriyordu. Kendilerini imtiyazlı görmeye alışmış, müşrik toplumun elebaşları eşit muamele görmeye rıza göstermiyor; gayr-i âdil yollarla elegeçirdikleri makam ve mevkilerin mütemadiyen kendi ellerinde kalmasını ısrarla istiyorlardı. Kısacası, İslâmiyeti kabul etmemelerinin temelinde; dini, sosyal, iktisâdî, idarî ve nefsânî sebepler vardı. (6)

    Habeşistan'a Yapılan İlk Hicret

    Ashab-ı Kiramın, müşriklerden gördüğü takat getirilemez eziyet ve işkence karşısında Peygamber Efendimizin fazlasıyla üzüntü duyduğunu belirtmiştik İşte bu sebeple, Hz Peygamber, risaletinin beşinci yılında (615) müslümanların dinlerini daha kolay uygulayabilmeleri, rahat bir nefes alabilmeleri için Habeşistan'a gitmelerine (hicret) izin verdi İçlerinde Hz Osman ve Peygamberimizin kızı Hz Rukiye'nin de bulunduğu bir grup müslüman adı geçen ülkeye hicret ettiler Habeşistan hükümdarı Necâşî'nin semavî bir dine inanması; adaletle hükmetmekte oluşu ve ayrıca da Arapça bilmesi hicret için Habeşistan'ın tercih edilmesinde önemli bir sebep teşkil etmişti Biri kadın altı kişiden müteşekkil bu kafilenin hicreti, aynı zamanda Peygamberimizin Afrikay'a temasa geçmesinde önemli rol üstlenmiş oldu İslamiyet'in Mekke dışında duyulup yayılmasına dahi tahammülleri bulunmayan Küffar-ı Mekke, Habeşistan'a giden müslümanların kendilerine iadesini temin maksadıyla bir heyeti bu ülkeye gönderdilerse de, istediklerini elde edemeden heyet Mekke'ye geri döndü Varoluşun hikmet ve anlamını kavramaktan uzak bulunan müşrikler, "Rabbim Allah" dedi diye müslümanları akıl dışı yollarla ezmeye ve sindirmeye çalışıyorlardı.

    Hüzünlü Yıllarda Taife Gidiş

    Ebû Talib'in ölümünün ardından büyük bir destekcisini kaybeden ve kabilesinin de kendisine yardımcı olamayacağının anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, tabii olarak yeni bir çevre arayışına girdi İlk planda uygun bir mekan olarak Taif'i düşünmüştü Burasını seçerken Taif'in ileri gelen ailelerinden Abdi Yelil ailesinin Peygamberimizin anne tarafından akraba olmasının önemli rolü vardı. (7)

    Böylece davasını rahatlıkla duyurabileceği insanlarla karşılaşabileceğini düşünmüştü. Amcası Hz Abbas da, Taifliler nezdinde itibarlı, sevilen, sayılan biriydi Taif'in yakın oluşu da yolculuk için tercih unsuru olmuştu. Ne yazık ki, Kainatın Efendisi Hz Muhammed (as), burada da kendisini dinleyecek, anlatılanlara kulak verecek muhataplar bulamadı. Hatta o kadar çirkin bir durumla karşılaştı ki Taif'in ileri gelenleri sokak serserilerini geçeceği yolun iki kenarına dizmişler, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bu kutlu insanı taşlatmışlar; yara-bere ve kanlar içinde bırakmışlardı. (8) O, bütün bu yapılanlar karşısında dahi ümitsizliğe kapılmıyor, sebat ve metanet içinde üzerine tevdi edilen vazifeyi ifaya gayret ediyordu.

    Hicret Hazırlıkları ve Akabe Biatları

    Taift'e karşılaşılanlar ve Mekkelilerin inkardaki inatçı tutumlarının anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz, dini duyurmak gayesiyle yeni seçenekler araştırmaya başladı Peygamberliğinin onbirinci senesinde, Hac gayesiyle Mekke'ye gelen Hazreç kabilesinden bir grup insanla karşılaştı Kendisinin son peygamber olduğunu, getirdiği dinin esaslarını birer birer izah etti. Toplantıya iştirak edenlerden altı tanesi İslamiyetle şereflendi Bu buluşmanın bir yıl sonrasında, Akabe mevkiinde yeniden bir araya gelindi. Biri kadın toplam on iki müslüman Rasülü Ekreme bağlılıklarını göstererek biatta bulundu Gerçekleşen bu biata "Birinci Akabe Biatı" denir. (9) "Allah'a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, çocuklarını öldürmeyeceklerine, yalana baş vurarak kimseye iftirada bulunmayacaklarına ve Rasülüllah'a hiç bir hayırlı işte karşı gelmeyeceklerine" (10) dair söz verdiler.


  4. 21.Şubat.2014, 23:01
    3
    Misafir

    Cevap: bizi hicrete zorlayan nedenler nelerdir?

    çok teşekkür ederim çok güzel bilgiler paylaştınız


  5. 21.Şubat.2014, 23:01
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok teşekkür ederim çok güzel bilgiler paylaştınız





+ Yorum Gönder