Konusunu Oylayın.: Sabır öyküsü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sabır öyküsü
  1. 09.Mart.2010, 14:53
    1
    Misafir

    Sabır öyküsü

  2. 12.Mart.2010, 13:03
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü




    Sabı Öyküsü

    Fatma hanım yatan yavrusuna baktı bir kez daha.Belki de bu onu son
    seyredişi,son görüşüydü.Hayatta en çok değer verdiği,çok fazla

    önemsediği,hatta onun için herkesi kırıp, öz oğlunu Yavuzunu bile hiçe
    saydığı,geleceğinin teminatı gözüyle baktığı küçük oğlu Fatih’ti bu köhne
    hastanede yatan.Yaşlı gözleri ağlamaktan kızarmış,titrek ellerini kaldırarak
    dua ediyordu Yaradanına.Aslında hiç yüzü yoktu dua etmeye.Yaptığı
    adaletsizliği,haksızlığı,tüm insanların onları uyarmalarına rağmen dikkate
    almamalarının hesabını nasıl verecekti Rabbine?Ne kadar dua da etse,tövbe
    de etse yinede telafi edemezdi hatasını.Ya büyük oğlu Yavuz.Onun yüzüne
    her baktığında,her yanına gelip halini hatırını sorduğunda yerin dibine
    giriyor,utançtan bakamıyordu yüzüne.Her yemekte kendinden önce anne ve
    babasının yemeğiyle ilgilenen bir zamanlar hiçe saydıkları oğullarına nasıl
    affettireceklerdi kendilerini? Hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranacaklardı?
    Onun yüzüne her baktığında hatasını düşünüyor,keşkeler zihninde dönüp
    duruyordu sürekli.Gelecekte keşke dememek için yaptığımız her
    davranışı,söylediğimiz her sözü düşünerek söylenmesi gerektiğini anlamıştı
    ama geç kalmıştı biraz.Yavuzun sürekli kullandığı bir söz geldi aklına.
    ‘Söz ağızdan çıkmadan biz ona hükmederiz.Ama ağzımızdan çıktığı anda o
    bize hükmeder’
    Aslında geçmişimiz geleceğimizi yönlendirir.
    Evet böyle derdi Yavuz.Neye yatırım yaparsak günü geldiğinde o bizi
    karşılar.Bu dünyada da Ahirette de.Geçmişimiz bir nevi geleceğimizin
    aynasıdır aslında.Fatma hanım bunları düşündükçe utancı daha fazla
    artıyor pişmanlığını ifade edece söz bulamıyordu.Çok geç kalmıştı,hem de
    fazlasıyla.Geçmişi bir bir geldi gözünün önüne.Buruşmuş göz kapakları
    kapanmış,yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşünmeye
    koyuldu.
    İstanbul’un köhne bir ilçesinde gecekonduda iki oğlu ve kocasıyla yaşam
    mücadelesi veren sıradan bir kadındı o.Sıradan bir Anne yani.Onu diğer
    annelerden ayıran tek farkı ise şimdi ayırt edebiliyordu.Onun pişmanlığı da
    bu yüzden di zaten.Akşam geç vakte kadar çalışan kocası,büyük oğlu
    Yavuz,küçük oğlu Fatih.İki oğlundan en çok Fatihi seviyordu.Çünkü o,
    hasta olduğu için sürekli korunmaya muhtaç bir haldeydi.Ağabeyi Yavuz
    sağlıklı ve işinde gücündeydi. Fatma hanım yatmakta olan oğlunu baştan
    aşağı süzdü.Bebeklik hali geldi gözünün önüne.O doğduğunda da
    çelimsizdi.Hastalığı daha doğduğu yıllarda başlamıştı.Onun hastalığı ile
    uğraşırlarken Yavuz ilk okula gidiyor gayet sağlıklı bir şekilde devam
    ediyordu yaşamına.Fatih’le hastanelerde koştururken Yavuz okuldan eve
    döndüğü zaman genelde anne ve babasını evde bulamıyor onlar gelene
    kadar dış kapıda bekliyordu ailesini.Çoğu zaman açlıktan ve soğuktan
    üşüyen minicik ellerini zor çıkan nefesiyle ısıtmaya çalışıyor, aç olan
    midesine bastırarak başka şeyler düşünmeye çalışıyordu.İleriden anne ve
    babasını hasta kardeşiyle beraber geldiklerini görünce dünyalar onun
    oluyordu.Koşarak annesinin sıcaklığını duyabilmek için bacaklarına
    sarılıyor ve her defasında da sinirli annesinin onu ayağıyla itmesiyle zoraki
    uzaklaştırılıyordu.Evlerine girer girmez annesi söylenmeye başlıyordu bıkıp
    usanmadan.
    - Yinemi üstünü başını kirlettin.Sen ne biçim bir insansın anlamadım ki?
    Biz hasta kardeşinle uğraşıyoruz sen bize yardım edeceğine daha fazla
    yoruyorsun.
    Yavuz korkudan bir köşeye siniyor açlığını bile annesine söylemeye cesaret
    edemiyordu.Akmaması için zor tuttuğu gözyaşlarını içine akıtarak
    annesinin kardeşine şefkatle sarılıp
    - Ne yemek istersin yavrum.Canın ne istiyorsa söyle onu pişireyim.Aslan
    yavrum benin.İyileşecek ve bize o bakacak.Bizim onu taşıdığımız gibi o da
    bizi sırtında taşıyacak diyerek yanağına sıcacık bir öpücük kondurmasını
    seyrederdi çoğu zaman.Kardeşini o da çok seviyordu ama anne ve babası
    sanki kardeşinin hastalığının intikamını ondan alıyormuş casına kötü
    davranmalarına bir anlam veremiyor,kardeşine her yaklaştığında annesinin
    hışımla parmağını ona doğru sallayarak
    - Sakına çocuğu ağlatma yoksa seni pişman ederim.
    Sözlerinden sonra içten içe kardeşine de kızıyordu.
    Annesi yemek hazırlarken oda kırık dökük bir oyuncak arabayla oynamaya
    başladı.Çocuk aklı en ufacık bir şeyle avunuyor,en ufacık bir şey onu mutlu
    edebiliyordu.Babası da televizyonda haberleri dinlemeye
    koyulmuştu.Kardeşi yattığı yerden ona bakıp arabasını istedi.Yavuz:
    - Olmaz o benim arabam.
    - Ver dedim arabayı bak anneme söylerim.
    - Az ben oynayayım sonra sana vereyim tamam mı kardeşim demesiyle
    kardeşinin çığlığıyla irkildi.
    - Anne abim arabayı bana vermiyor.
    Anne koşar adımlarla gelerek bir yandan söyleniyor bir yandan da Yavuzun
    elindeki arabayı hızla çekti.Hem acıyan eli, hem de arabasının gittiği için
    Yavuz da ağlamaya başlamıştı ki oturan babası öfkeden kıpkırmızı olmuş
    vaziyette Yavuza tekme tokat vurmaya başladı.Tekmelerin bir biri ardına
    suratında ve tüm vücudunda patladığından Yavuz minik elleriyle yüzünü
    saklamaya çalışırken bir yandan da yalvarıyordu.
    - Babacığım ne olur yapma sonra çok acıyor.Anne ne olur kurtar beni söz
    veriyorum bir daha kardeşimi hiç üzmeyeceğim.Oyuncaklarımın hepsini
    ona vereceğim.Ne olur babacığım yapma ne olur!
    Babanın gözü dönmüş hasta olan çocuğunun intikamını alırcasına yerde
    zavallı bir şekilde yatan minik bedeni tekmelemeye devam ediyor onun
    haykırışlarını hiç duymuyordu bile.Anne hissiz sadece seyrediyor Fatihe
    sarılmış öylece bakıyordu.Taki baba Yavuzu duvara savurup kafasından
    kan gelene kadar.Yavuzun artık takati kalmamış yalvaramıyordu bile.Bu
    sesler ve bağırışmalar oturdukları gecekondunun dışına taşmış komşular
    toplanmıştı bile.Zaten alışıklardı bu duruma.Bu ne ilkti ne de son.Yan
    komşularından Hatice ana yaşlı haliyle koşarak girdi içeriye yerde yarı
    baygın kanlar içinde yatan minik yavruya bakıp, söylenmeye başladı;
    - Siz insan olamazsınız.Ne istediniz yine bu yavrudan? Bu kaçıncı?
    Korkarım bir gün öldüreceksiniz bu yavruyu.
    Hiç mi Allah korkusu,Anne baba sevgisi,hiç mi merhamet yok siz de?
    Bir yandan söyleniyor diğer yandan eline geçirdiği bir bez parçasıyla
    pansuman yapıyordu.Ama kanamayı bir türlü durduramayınca Yavuzu yaşlı
    haline bakmadan kucaklayarak dışarı çıkardı.Kapının önünde ki merakla
    olayı seyredenlere bağırarak;
    - Görmüyor musunuz çocuk kötü durumda ambulansı çağırın hadii!
    Baba içeriden hala söylenmeye devam ediyordu.
    - Oda Fatihi ağlatmasaydı.O hasta bilmiyor mu? Kendi sağlıklı diye bu
    çocuğu niye ağlatıyor? Fatih kendini koruyamıyor onun yerine ben korurum
    oğlumu.


  3. 12.Mart.2010, 13:03
    2
    Hüvel Baki..



    Sabı Öyküsü

    Fatma hanım yatan yavrusuna baktı bir kez daha.Belki de bu onu son
    seyredişi,son görüşüydü.Hayatta en çok değer verdiği,çok fazla

    önemsediği,hatta onun için herkesi kırıp, öz oğlunu Yavuzunu bile hiçe
    saydığı,geleceğinin teminatı gözüyle baktığı küçük oğlu Fatih’ti bu köhne
    hastanede yatan.Yaşlı gözleri ağlamaktan kızarmış,titrek ellerini kaldırarak
    dua ediyordu Yaradanına.Aslında hiç yüzü yoktu dua etmeye.Yaptığı
    adaletsizliği,haksızlığı,tüm insanların onları uyarmalarına rağmen dikkate
    almamalarının hesabını nasıl verecekti Rabbine?Ne kadar dua da etse,tövbe
    de etse yinede telafi edemezdi hatasını.Ya büyük oğlu Yavuz.Onun yüzüne
    her baktığında,her yanına gelip halini hatırını sorduğunda yerin dibine
    giriyor,utançtan bakamıyordu yüzüne.Her yemekte kendinden önce anne ve
    babasının yemeğiyle ilgilenen bir zamanlar hiçe saydıkları oğullarına nasıl
    affettireceklerdi kendilerini? Hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranacaklardı?
    Onun yüzüne her baktığında hatasını düşünüyor,keşkeler zihninde dönüp
    duruyordu sürekli.Gelecekte keşke dememek için yaptığımız her
    davranışı,söylediğimiz her sözü düşünerek söylenmesi gerektiğini anlamıştı
    ama geç kalmıştı biraz.Yavuzun sürekli kullandığı bir söz geldi aklına.
    ‘Söz ağızdan çıkmadan biz ona hükmederiz.Ama ağzımızdan çıktığı anda o
    bize hükmeder’
    Aslında geçmişimiz geleceğimizi yönlendirir.
    Evet böyle derdi Yavuz.Neye yatırım yaparsak günü geldiğinde o bizi
    karşılar.Bu dünyada da Ahirette de.Geçmişimiz bir nevi geleceğimizin
    aynasıdır aslında.Fatma hanım bunları düşündükçe utancı daha fazla
    artıyor pişmanlığını ifade edece söz bulamıyordu.Çok geç kalmıştı,hem de
    fazlasıyla.Geçmişi bir bir geldi gözünün önüne.Buruşmuş göz kapakları
    kapanmış,yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşünmeye
    koyuldu.
    İstanbul’un köhne bir ilçesinde gecekonduda iki oğlu ve kocasıyla yaşam
    mücadelesi veren sıradan bir kadındı o.Sıradan bir Anne yani.Onu diğer
    annelerden ayıran tek farkı ise şimdi ayırt edebiliyordu.Onun pişmanlığı da
    bu yüzden di zaten.Akşam geç vakte kadar çalışan kocası,büyük oğlu
    Yavuz,küçük oğlu Fatih.İki oğlundan en çok Fatihi seviyordu.Çünkü o,
    hasta olduğu için sürekli korunmaya muhtaç bir haldeydi.Ağabeyi Yavuz
    sağlıklı ve işinde gücündeydi. Fatma hanım yatmakta olan oğlunu baştan
    aşağı süzdü.Bebeklik hali geldi gözünün önüne.O doğduğunda da
    çelimsizdi.Hastalığı daha doğduğu yıllarda başlamıştı.Onun hastalığı ile
    uğraşırlarken Yavuz ilk okula gidiyor gayet sağlıklı bir şekilde devam
    ediyordu yaşamına.Fatih’le hastanelerde koştururken Yavuz okuldan eve
    döndüğü zaman genelde anne ve babasını evde bulamıyor onlar gelene
    kadar dış kapıda bekliyordu ailesini.Çoğu zaman açlıktan ve soğuktan
    üşüyen minicik ellerini zor çıkan nefesiyle ısıtmaya çalışıyor, aç olan
    midesine bastırarak başka şeyler düşünmeye çalışıyordu.İleriden anne ve
    babasını hasta kardeşiyle beraber geldiklerini görünce dünyalar onun
    oluyordu.Koşarak annesinin sıcaklığını duyabilmek için bacaklarına
    sarılıyor ve her defasında da sinirli annesinin onu ayağıyla itmesiyle zoraki
    uzaklaştırılıyordu.Evlerine girer girmez annesi söylenmeye başlıyordu bıkıp
    usanmadan.
    - Yinemi üstünü başını kirlettin.Sen ne biçim bir insansın anlamadım ki?
    Biz hasta kardeşinle uğraşıyoruz sen bize yardım edeceğine daha fazla
    yoruyorsun.
    Yavuz korkudan bir köşeye siniyor açlığını bile annesine söylemeye cesaret
    edemiyordu.Akmaması için zor tuttuğu gözyaşlarını içine akıtarak
    annesinin kardeşine şefkatle sarılıp
    - Ne yemek istersin yavrum.Canın ne istiyorsa söyle onu pişireyim.Aslan
    yavrum benin.İyileşecek ve bize o bakacak.Bizim onu taşıdığımız gibi o da
    bizi sırtında taşıyacak diyerek yanağına sıcacık bir öpücük kondurmasını
    seyrederdi çoğu zaman.Kardeşini o da çok seviyordu ama anne ve babası
    sanki kardeşinin hastalığının intikamını ondan alıyormuş casına kötü
    davranmalarına bir anlam veremiyor,kardeşine her yaklaştığında annesinin
    hışımla parmağını ona doğru sallayarak
    - Sakına çocuğu ağlatma yoksa seni pişman ederim.
    Sözlerinden sonra içten içe kardeşine de kızıyordu.
    Annesi yemek hazırlarken oda kırık dökük bir oyuncak arabayla oynamaya
    başladı.Çocuk aklı en ufacık bir şeyle avunuyor,en ufacık bir şey onu mutlu
    edebiliyordu.Babası da televizyonda haberleri dinlemeye
    koyulmuştu.Kardeşi yattığı yerden ona bakıp arabasını istedi.Yavuz:
    - Olmaz o benim arabam.
    - Ver dedim arabayı bak anneme söylerim.
    - Az ben oynayayım sonra sana vereyim tamam mı kardeşim demesiyle
    kardeşinin çığlığıyla irkildi.
    - Anne abim arabayı bana vermiyor.
    Anne koşar adımlarla gelerek bir yandan söyleniyor bir yandan da Yavuzun
    elindeki arabayı hızla çekti.Hem acıyan eli, hem de arabasının gittiği için
    Yavuz da ağlamaya başlamıştı ki oturan babası öfkeden kıpkırmızı olmuş
    vaziyette Yavuza tekme tokat vurmaya başladı.Tekmelerin bir biri ardına
    suratında ve tüm vücudunda patladığından Yavuz minik elleriyle yüzünü
    saklamaya çalışırken bir yandan da yalvarıyordu.
    - Babacığım ne olur yapma sonra çok acıyor.Anne ne olur kurtar beni söz
    veriyorum bir daha kardeşimi hiç üzmeyeceğim.Oyuncaklarımın hepsini
    ona vereceğim.Ne olur babacığım yapma ne olur!
    Babanın gözü dönmüş hasta olan çocuğunun intikamını alırcasına yerde
    zavallı bir şekilde yatan minik bedeni tekmelemeye devam ediyor onun
    haykırışlarını hiç duymuyordu bile.Anne hissiz sadece seyrediyor Fatihe
    sarılmış öylece bakıyordu.Taki baba Yavuzu duvara savurup kafasından
    kan gelene kadar.Yavuzun artık takati kalmamış yalvaramıyordu bile.Bu
    sesler ve bağırışmalar oturdukları gecekondunun dışına taşmış komşular
    toplanmıştı bile.Zaten alışıklardı bu duruma.Bu ne ilkti ne de son.Yan
    komşularından Hatice ana yaşlı haliyle koşarak girdi içeriye yerde yarı
    baygın kanlar içinde yatan minik yavruya bakıp, söylenmeye başladı;
    - Siz insan olamazsınız.Ne istediniz yine bu yavrudan? Bu kaçıncı?
    Korkarım bir gün öldüreceksiniz bu yavruyu.
    Hiç mi Allah korkusu,Anne baba sevgisi,hiç mi merhamet yok siz de?
    Bir yandan söyleniyor diğer yandan eline geçirdiği bir bez parçasıyla
    pansuman yapıyordu.Ama kanamayı bir türlü durduramayınca Yavuzu yaşlı
    haline bakmadan kucaklayarak dışarı çıkardı.Kapının önünde ki merakla
    olayı seyredenlere bağırarak;
    - Görmüyor musunuz çocuk kötü durumda ambulansı çağırın hadii!
    Baba içeriden hala söylenmeye devam ediyordu.
    - Oda Fatihi ağlatmasaydı.O hasta bilmiyor mu? Kendi sağlıklı diye bu
    çocuğu niye ağlatıyor? Fatih kendini koruyamıyor onun yerine ben korurum
    oğlumu.


  4. 12.Mart.2010, 13:03
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü

    Fatma hanım hala Fatih’e sarılmış başını okşuyordu oğlunun.Oysa diğer
    oğlu yarı baygın Anne Anne diye mırıldanıyordu.

    Hatice ana gözyaşları içinde bir yandan dua ediyor diğer yandan da
    Yavuz’un yaralı vücudunu okşuyordu.Her kafadan bir ses çıkıyordu.
    - Hastaneye gerek yok aslında çocuk bu toparlar kendini
    - Nerde kaldı bu ambulans?
    - Neden dövmüşler yine bu çocuğu? En sonunda öldürecekler bu biçareyi.
    - Bunlarda insaf yok canım.Hiç insan kendi evladına bunu yapar mı? Zavallı
    çocuğun haline bak.Vicdansız bunlar vallahi vicdansız.
    - Öz değildir belki de ne biliyoruz ki? Bak diğerine yapmıyor.
    - Öz canım ben biliyorum.Senelerdir komşuyuz.Ama Fatih’i hasta ,Yavuz da
    sağlıklı ya sanki onun intikamını alıyorlar bu zavallıdan.
    - Bu çocuk ne yapsın canım? Bumu hasta yaptı diğer evlatlarını?
    Kaç senedir komşularıyım bu çocuğa bir kere sarıldıklarını görmedim
    ikisinin de.Ama Fatih’i şımartıyorlar.Oda gün gelir başlarına bela olur.Belli
    mi olur hayat bu belki de dövdükleri bu zavallıya muhtaç kalırlar.Diğeri
    hasta diye tepelerine çıkarıyorlar.Ya bu çocuk sakat kalsa şimdi ne olacak?
    Hatice ana konuşanlara sinirli bir şekilde bakıp söylenmeye başladı;
    - Bırakın dedikoduyu telefon açın da çabuk gelsin şu ambulans.
    Hatice ana şefkatle baktı gözleri yarı aralanmış bitkin bedene.Çok kısık bir
    şekilde hala mırıldanıyordu.
    - Anne beni kurtar.Anneciğim çok canım acıyor.Baba ne olur yapma.Bunları
    duydukça Hatice ananın gözyaşları kucağındaki yaralı bedene doğru
    akmaya başladı.Aradan birkaç dakika geçmişti ki ambulansın sireni acı acı
    çalarak yanlarına kadar gelmişti.Görevliler araçtan hızla inip yerde kanlar
    içerisinde yatan Yavuzu sedyeyle ambulansa bindirerek yine aynı acı sesle
    uzaklaştılar oradan.Yavuz’un yanında ne kurtarması için hala yalvardığı
    Annesi vardı,ne de onu bu hale gelene kadar döven babası. Hiç biri yoktu
    yanında. Onu defalarca bu şekilde dayaktan kurtaran Hatice ana vardı
    yanında.Yaşlı kadının eli minik,ürkek ve titreyen eli kavramış ona güç
    veriyordu.
    - Tamam yavrum geçti.Hastaneye gidiyoruz.İyileşeceksin merak etme.


  5. 12.Mart.2010, 13:03
    3
    Hüvel Baki..
    Fatma hanım hala Fatih’e sarılmış başını okşuyordu oğlunun.Oysa diğer
    oğlu yarı baygın Anne Anne diye mırıldanıyordu.

    Hatice ana gözyaşları içinde bir yandan dua ediyor diğer yandan da
    Yavuz’un yaralı vücudunu okşuyordu.Her kafadan bir ses çıkıyordu.
    - Hastaneye gerek yok aslında çocuk bu toparlar kendini
    - Nerde kaldı bu ambulans?
    - Neden dövmüşler yine bu çocuğu? En sonunda öldürecekler bu biçareyi.
    - Bunlarda insaf yok canım.Hiç insan kendi evladına bunu yapar mı? Zavallı
    çocuğun haline bak.Vicdansız bunlar vallahi vicdansız.
    - Öz değildir belki de ne biliyoruz ki? Bak diğerine yapmıyor.
    - Öz canım ben biliyorum.Senelerdir komşuyuz.Ama Fatih’i hasta ,Yavuz da
    sağlıklı ya sanki onun intikamını alıyorlar bu zavallıdan.
    - Bu çocuk ne yapsın canım? Bumu hasta yaptı diğer evlatlarını?
    Kaç senedir komşularıyım bu çocuğa bir kere sarıldıklarını görmedim
    ikisinin de.Ama Fatih’i şımartıyorlar.Oda gün gelir başlarına bela olur.Belli
    mi olur hayat bu belki de dövdükleri bu zavallıya muhtaç kalırlar.Diğeri
    hasta diye tepelerine çıkarıyorlar.Ya bu çocuk sakat kalsa şimdi ne olacak?
    Hatice ana konuşanlara sinirli bir şekilde bakıp söylenmeye başladı;
    - Bırakın dedikoduyu telefon açın da çabuk gelsin şu ambulans.
    Hatice ana şefkatle baktı gözleri yarı aralanmış bitkin bedene.Çok kısık bir
    şekilde hala mırıldanıyordu.
    - Anne beni kurtar.Anneciğim çok canım acıyor.Baba ne olur yapma.Bunları
    duydukça Hatice ananın gözyaşları kucağındaki yaralı bedene doğru
    akmaya başladı.Aradan birkaç dakika geçmişti ki ambulansın sireni acı acı
    çalarak yanlarına kadar gelmişti.Görevliler araçtan hızla inip yerde kanlar
    içerisinde yatan Yavuzu sedyeyle ambulansa bindirerek yine aynı acı sesle
    uzaklaştılar oradan.Yavuz’un yanında ne kurtarması için hala yalvardığı
    Annesi vardı,ne de onu bu hale gelene kadar döven babası. Hiç biri yoktu
    yanında. Onu defalarca bu şekilde dayaktan kurtaran Hatice ana vardı
    yanında.Yaşlı kadının eli minik,ürkek ve titreyen eli kavramış ona güç
    veriyordu.
    - Tamam yavrum geçti.Hastaneye gidiyoruz.İyileşeceksin merak etme.


  6. 12.Mart.2010, 13:04
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü

    Ambulansın içinde doktor yarayı temizlerken Yavuz gözlerini hafifçe
    araladı.Karşısında müşfik bir şekilde ona bakan Hatice anayı görünce

    buruk bir tebessüm kondurdu kan içinde kalan yüzüne.Güvende olduğunu
    anlamış minik eli yaşlı kadının elini daha bir güvenle sımsıkı kavramıştı.Bu
    halde hastaneye gelmişler o geceyi orada geçirmişlerdi.Kendine
    geldiğindeyse doktor sordu.
    - Oğlum seni bu hale kim getirdi anlat bakalım.Olayı polise bildirmeliyiz.
    Yavuz’un sesi titriyor onu bu hale getirse de Babasının polisle karakolla
    uğraşmasına gönlü razı olmuyordu.Hem söylese bile eve geri döndüğünde
    daha kötü dayak yiyeceğini de biliyordu.Daha önce de bu şekilde olmuş
    babası ona sıkı sıkı tembih etmişti;
    - Sakın benim dövdüğümü söyleme.Yoksa beni hapse atarlar.kardeşin de
    sen de babasız kalırsınız.Sonra size kim bakar? Sana sorarlarsa çatıdan
    düştüm de tamam mı?
    Doktorun ısrarla sorusuna kısık bir şekilde cevap verdi.
    - Çatıdan düştüm doktor amca.Topum oraya kaçmıştı da.
    Hatice ananın gözleri doldu.Yüreğinde müthiş bir sızı hissediyor doğruyu
    söylemek istese de daha sonrasını düşünerek dudağını morartana kadar
    ısırarak sessiz kaldı.Bir ara Yavuz’la göz göze geldiler.Yavuz’un ona
    yalvaran gözlerle bakması onun yüreğini daha da fazla yakıyor bir şey
    yapamamanın verdiği çaresizlik onu helak ediyordu.
    Doktor çok inanmasa da çocuğu daha fazla üzmek istemiyordu.
    - Peki Annen baban yok mu yavrum senin?
    - Var efendim.
    - Neden yanında değiller peki?
    - Kardeşim hasta olduğu için onu yalnız bırakamadılar.Ben de Hatice ana ile
    geldim.
    Doktor’un kafası iyice karışmış vaziyette Hatice ana ya döndü.Hatice ana
    müşfik bir şekilde bir doktora bir de Yavuz’a bakarken gözyaşları sel
    olmuştu yine. Keşke anlatabilseydi.Keşke küçücük çocuğun vücudundaki
    morlukların mimarı olan kişiyi ele verebilseydi.Keşke yüreğinden geçeni
    açıklayabilseydi.Keşke yapabilseydi tüm bunları.Boğazında düğümlenen bu
    keşkelere daha fazla dayanamadı.Gözlerini doktordan hızla kaçırırken
    gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönerek çıktı odadan.Kapıda
    doktorun çıkmasını beklerken hala tereddüt içindeydi.Söylese daha kötü
    olur muydu acaba? Söylemediğinde de yine aynı şekilde davranması
    kaçınılmazdı.Gel-git ler içerisindeyken doktor da Yavuzu muayene edip
    odadan çıkmıştı.
    Hatice ananın yanına gelip yavaşça mırıldandı;
    - Çocuğu muayene ettim.Vücudun da morarmamış bir yer kalmamış. Bunlar
    kesinlikle düşme izi değil. Şiddete maruz kalmış bu çocuk.Kim yaptı bunu?
    Bunu yapan insan olamaz.
    - Ne olur doktor bey kimseye söylemeyin.Size yalvarıyorum.Yoksa daha
    kötü vaziyette geri gelir buraya Belki de mezara gider Allah korusun.Zoraki
    sadece bunları söyleyebildi.Kelimeler boğazında düğümlenip
    kalmıştı.Yüreğinin bir tarafı
    - Söyle de cezasını çeksin insafsız adam. Derken bir tarafı da;
    - Sakına eve geri geldiğinde kesinlikle çocuğu yaşatmaz.Belki de
    akıllanmıştır.
    Bir daha yapmaz.Korkmuşsa bir daha dövmez belki de. Diyordu.Ama bu
    söylediklerine o da inanmıyordu aslında.
    Doktor daha da fazla hiddetlenmiş sıktığı yumruğunu diğer eline vurarak
    söylenmeye başladı;
    - Bu minik bedeni bu hale getirenler aramızda
    dolaşıyor.İnanamıyorum.Vallahi aklım almıyor.Allah cezalarını versin
    böylelerinin.Çocuk kendinde çıkarabilirsiniz.Ama emniyette olduğundan ve
    başına bir daha böyle bir şey gelmeyeceğinden eminseniz alın götürün evine.


  7. 12.Mart.2010, 13:04
    4
    Hüvel Baki..
    Ambulansın içinde doktor yarayı temizlerken Yavuz gözlerini hafifçe
    araladı.Karşısında müşfik bir şekilde ona bakan Hatice anayı görünce

    buruk bir tebessüm kondurdu kan içinde kalan yüzüne.Güvende olduğunu
    anlamış minik eli yaşlı kadının elini daha bir güvenle sımsıkı kavramıştı.Bu
    halde hastaneye gelmişler o geceyi orada geçirmişlerdi.Kendine
    geldiğindeyse doktor sordu.
    - Oğlum seni bu hale kim getirdi anlat bakalım.Olayı polise bildirmeliyiz.
    Yavuz’un sesi titriyor onu bu hale getirse de Babasının polisle karakolla
    uğraşmasına gönlü razı olmuyordu.Hem söylese bile eve geri döndüğünde
    daha kötü dayak yiyeceğini de biliyordu.Daha önce de bu şekilde olmuş
    babası ona sıkı sıkı tembih etmişti;
    - Sakın benim dövdüğümü söyleme.Yoksa beni hapse atarlar.kardeşin de
    sen de babasız kalırsınız.Sonra size kim bakar? Sana sorarlarsa çatıdan
    düştüm de tamam mı?
    Doktorun ısrarla sorusuna kısık bir şekilde cevap verdi.
    - Çatıdan düştüm doktor amca.Topum oraya kaçmıştı da.
    Hatice ananın gözleri doldu.Yüreğinde müthiş bir sızı hissediyor doğruyu
    söylemek istese de daha sonrasını düşünerek dudağını morartana kadar
    ısırarak sessiz kaldı.Bir ara Yavuz’la göz göze geldiler.Yavuz’un ona
    yalvaran gözlerle bakması onun yüreğini daha da fazla yakıyor bir şey
    yapamamanın verdiği çaresizlik onu helak ediyordu.
    Doktor çok inanmasa da çocuğu daha fazla üzmek istemiyordu.
    - Peki Annen baban yok mu yavrum senin?
    - Var efendim.
    - Neden yanında değiller peki?
    - Kardeşim hasta olduğu için onu yalnız bırakamadılar.Ben de Hatice ana ile
    geldim.
    Doktor’un kafası iyice karışmış vaziyette Hatice ana ya döndü.Hatice ana
    müşfik bir şekilde bir doktora bir de Yavuz’a bakarken gözyaşları sel
    olmuştu yine. Keşke anlatabilseydi.Keşke küçücük çocuğun vücudundaki
    morlukların mimarı olan kişiyi ele verebilseydi.Keşke yüreğinden geçeni
    açıklayabilseydi.Keşke yapabilseydi tüm bunları.Boğazında düğümlenen bu
    keşkelere daha fazla dayanamadı.Gözlerini doktordan hızla kaçırırken
    gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönerek çıktı odadan.Kapıda
    doktorun çıkmasını beklerken hala tereddüt içindeydi.Söylese daha kötü
    olur muydu acaba? Söylemediğinde de yine aynı şekilde davranması
    kaçınılmazdı.Gel-git ler içerisindeyken doktor da Yavuzu muayene edip
    odadan çıkmıştı.
    Hatice ananın yanına gelip yavaşça mırıldandı;
    - Çocuğu muayene ettim.Vücudun da morarmamış bir yer kalmamış. Bunlar
    kesinlikle düşme izi değil. Şiddete maruz kalmış bu çocuk.Kim yaptı bunu?
    Bunu yapan insan olamaz.
    - Ne olur doktor bey kimseye söylemeyin.Size yalvarıyorum.Yoksa daha
    kötü vaziyette geri gelir buraya Belki de mezara gider Allah korusun.Zoraki
    sadece bunları söyleyebildi.Kelimeler boğazında düğümlenip
    kalmıştı.Yüreğinin bir tarafı
    - Söyle de cezasını çeksin insafsız adam. Derken bir tarafı da;
    - Sakına eve geri geldiğinde kesinlikle çocuğu yaşatmaz.Belki de
    akıllanmıştır.
    Bir daha yapmaz.Korkmuşsa bir daha dövmez belki de. Diyordu.Ama bu
    söylediklerine o da inanmıyordu aslında.
    Doktor daha da fazla hiddetlenmiş sıktığı yumruğunu diğer eline vurarak
    söylenmeye başladı;
    - Bu minik bedeni bu hale getirenler aramızda
    dolaşıyor.İnanamıyorum.Vallahi aklım almıyor.Allah cezalarını versin
    böylelerinin.Çocuk kendinde çıkarabilirsiniz.Ama emniyette olduğundan ve
    başına bir daha böyle bir şey gelmeyeceğinden eminseniz alın götürün evine.


  8. 12.Mart.2010, 13:04
    5
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü

    Hatice ana üzerine bir kat daha fazla yük binmiş,ağırlığı kaldıramayacağını
    düşünürken kapı aralığından çelimsiz elleriyle onu çağıran Yavuza bakıp;

    - Tamam götüreyim.İnşallah bir daha bunu yapmaz.Yaparsa da biz
    mahalleli olarak ona dersini veririz inşallah.
    - Peki siz bilirsiniz.Size geçmiş olsun.
    - Sağ olun doktor bey oğlum.Allah sizden razı olsun.Siz kim bilir daha
    nelerini görüyorsunuzdur?
    - Evet çok olayla karşılaşıyoruz.Ama pek çoğu kaza,yaralanma vesaire.Ben
    en çok kendinden küçük ve korumasız yavruların bu şekilde hayvanca
    hırpalanmasını hazmedemiyorum.
    - Hiç kimse hazmedemiyor evladım.Kim hazmedebilir ki? İnsan olanın
    yüreği kaldırır mı böyle bir şeyi? Güçsüzlük ifadesi aslında bu.Kendinden
    küçük birini dövmek,hırpalamak. Zavallılığın bir ifadesi bence.
    - Evet teyzeciğim haklısınız.Zavallıların işidir bu.Ama Allah er geç kim
    zavallı kim güçlü gösterir.Allah büyüktür teyzeciğim,Allah en büyüktür...
    - Amenna oğlum amenna...
    Hatice ana doktora teşekkür ederek ayrıldı yanından.Yavuzun yanına
    geldi.Tebessüm ederek başladı konuşmaya;
    - Hadi bakalım bu kadar yatmak yeter dedi doktor bey.Artık eve gitme vakti
    geldi.Yavaş yavaş çıkalım mı?
    Yavuz’un ışıldayan gözleri bir anda karardı.Eve dönmek, bu ifade ne kadar
    soğuk ne kadar kötü ve ne kadar canını acıtıyordu onun.Vücudundaki
    ağrılara aldırmadan yavaşça doğruldu.Güvendiği el yine imdadına yetişmiş
    onu yataktan düşmekten kurtarmıştı.Yatağa oturup karşı ki camdan
    dışarıya baktı Yavuz. Hava pırıl pırıl aydınlıktı.Ama onun yüreği kapkara
    vaziyette gidiyordu evine.Hırpalandığı,dövüldüğü,horlandığı,itilip kakıldığı
    yere dönüyordu.Titrek bir sesle başladı konuşmaya;
    - Hatice ana sen olmasaydın ben ne yapardım.
    Gerisini söyleyemedi.Sesi kısılmış,boğazında düğümlenip kalmıştı
    sözcükler.Daha çok şeyler söylemek istese de ağlamaktan
    konuşamayacağını anladı.Bir süre öylece sessiz baktı bu yüreği kocaman
    kadına.Bu nur yüzlü kadını imanı mı böyle yapmıştı? Gıpta ile baktı
    yüzünde ki çizgileri derin ama imanın verdiği nurla parlayan bu kadına.O da
    büyüyünce tıpkı onun gibi olmaya yemin etti o gün.Onun gibi müşfik,onun
    gibi sevecen, onun gibi yardım sever,onun gibi imanlı.
    Hatice ana eşyaları toparlamış Yavuzun koluna girerek çıktılar
    odadan.Koridorda ilerlerken akşam onun halini görenler acıyarak bir
    birlerine gösteriyorlardı zor yürüyen bu çocuğu.Kapıya kadar gelmişlerdi
    ki,Hatice ana;
    - Bir dakika bekle.Ben taksi çağırayım yavrum sen şurada otur. Yavuz
    mahcup olmuştu.Emekli maaşıyla zar zor geçinen kadına daha fazla yük
    olmamak için;
    - Gerek yok Hatice ana ben yürürüm.
    Yaşlı kadın onun neden böyle dediğini anlamıştı.Tebessüm ederek karşılık
    verdi;
    - Sen yürürsünde yavrum ben yaşlı bir kadınım.Ben yürüyemem.
    Onlar kendi aralarında konuşurlarken taksi yanaşmıştı bile
    yanlarına.Taksiye binerek hızla uzaklaştılar oradan.Yavuz eve gidince neler
    olacağını düşünüyor,bir taraftan da ağrılarını düşünmemeye çalışıyordu.Ve
    nihayet kapının önüne geldiklerinde arabadan inerek yavaş adımlarla eve
    yöneldiğinde arkasına dönüp Hatice ana ya baktı.O gelmiyordu.Kendisine
    baktığını fark edince;
    - Sen yalnız git oğlum.Yine bir şey yaparlarsa sakın orada durma koş bize
    gel tamam mı?Ben seni kurtarırım.Hadi yavrum Allah yardımcın olsun.
    - Her şey için teşekkürler Hatice ana.Sen bana öz annemden daha fazla
    annelik yaptın hakkını helal et.
    - Helal olsun yavrum.Helal olsun.
    Eve iyice yaklaştığında içeri girip girmemekte tereddüt etti.Titreyen eli zile
    değmiş kısa bir süre sonra da kapı açılmıştı.Kapıyı açan annesiydi.
    - Gel bakalım.İyileştin demek.Sen sağlıklısın zaten sana bir şey olmaz.Turp
    gibisin sen.Hadi bakalım geç kardeşini oyala bende yemek
    hazırlayayım.Birazdan baban da gelir işten.
    Ürkek adımlarla içeri girdi Yavuz.Kardeşi yine televizyonun karşısındaki
    koltuğa oturmuş önünde meyve tabağı kumanda diğer elinde,keyfi
    yerindeydi.
    Yıllar bu şekilde akıp gitmiş,Kardeşi hasta olduğu gerekçesiyle hep el
    üstünde tutulmuş,şımartılmış,o ise sağlıklı olduğu için azarlanan,dayak
    yiyen horlanan,hatta çoğu zaman kardeşinin yapmış olduğu yaramazlıklar
    yüzünden bile cezalandırılan ikinci sınıf muamelesi gören bir kişilik olarak
    hayatını devam ettirmişti.Ama sürekli acı çekerek büyümüş okula parasız
    başkalarının verdiği kıyafetler ve kitaplarla,kar,kış demeden yürüyerek
    gidip gelmişti.Acılarla yoğrulmuştu yani.
    Orta okul ve lisede hem çalışıp hem okumuş,okul ihtiyaçlarını kendisi
    çıkardığı gibi eve de katkıda bulunuyordu.Kardeşi ise iyileşmesine rağmen
    çelimsiz olduğu için yine el üstüde tutularak servisle gidiyordu okula.Yavuz
    asla kıskançlık duymuyor,aksine kardeşine çok üzülüyordu.Onun
    iyileşmesi için sürekli dua ediyor Hatice ana dan ona miras kalan dua yı
    dilinden düşürmüyordu.Onu kızdıran tek şey anne ve babasının kardeşi ve
    ona farklı davranmalarıydı.O kadar farklı davranıyorlardı ki,bunu herkes
    hissediyor çoğu zaman etrafındaki insanların ona acıdıklarını fark ettiğinde
    ise fazlasıyla üzüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu.Bu hal o askere
    gittiğinde de devam etti.Onu bir kere bile aramadılar.O ise Allah inancı
    sayesinde onları asla terk etmeyip sürekli hal hatırlarını sordu.
    Asker arkadaşları Yavuzun anne abasının yaşadığını bile
    bilmiyorlardı.Akşamları arkadaşlarına ailelerinden gelen telefonlar anons
    ediliyor,her konuşanda müthiş bir sevinçle geri gelerek, ballandırarak
    anlatıyorlardı aileleriyle konuştuklarını. O ise bunu bir kere bile
    yaşayamadı.Geceleri sessizce ağlayarak geçirir,gündüz arkadaşlarına bir
    şey hissettirmezdi.Tek sırdaşı Rabbiydi.Sadece ona derdini açar ailesinin
    doğru yolu bulmaları için dualar ederek geçiriyordu gecelerini.Çünkü
    çarenin sadece onu yoktan var eden de olduğunu biliyordu.Arkadaşları
    gayet rahat para harcarlarken ona hiç para gelmediği için bir şey
    alamıyordu ama o buna aldırmıyordu.Ailesinden istediği tek şey sadece onu
    arayıp sormalarıydı.Fakat bir kere bile aramadılar.


  9. 12.Mart.2010, 13:04
    5
    Hüvel Baki..
    Hatice ana üzerine bir kat daha fazla yük binmiş,ağırlığı kaldıramayacağını
    düşünürken kapı aralığından çelimsiz elleriyle onu çağıran Yavuza bakıp;

    - Tamam götüreyim.İnşallah bir daha bunu yapmaz.Yaparsa da biz
    mahalleli olarak ona dersini veririz inşallah.
    - Peki siz bilirsiniz.Size geçmiş olsun.
    - Sağ olun doktor bey oğlum.Allah sizden razı olsun.Siz kim bilir daha
    nelerini görüyorsunuzdur?
    - Evet çok olayla karşılaşıyoruz.Ama pek çoğu kaza,yaralanma vesaire.Ben
    en çok kendinden küçük ve korumasız yavruların bu şekilde hayvanca
    hırpalanmasını hazmedemiyorum.
    - Hiç kimse hazmedemiyor evladım.Kim hazmedebilir ki? İnsan olanın
    yüreği kaldırır mı böyle bir şeyi? Güçsüzlük ifadesi aslında bu.Kendinden
    küçük birini dövmek,hırpalamak. Zavallılığın bir ifadesi bence.
    - Evet teyzeciğim haklısınız.Zavallıların işidir bu.Ama Allah er geç kim
    zavallı kim güçlü gösterir.Allah büyüktür teyzeciğim,Allah en büyüktür...
    - Amenna oğlum amenna...
    Hatice ana doktora teşekkür ederek ayrıldı yanından.Yavuzun yanına
    geldi.Tebessüm ederek başladı konuşmaya;
    - Hadi bakalım bu kadar yatmak yeter dedi doktor bey.Artık eve gitme vakti
    geldi.Yavaş yavaş çıkalım mı?
    Yavuz’un ışıldayan gözleri bir anda karardı.Eve dönmek, bu ifade ne kadar
    soğuk ne kadar kötü ve ne kadar canını acıtıyordu onun.Vücudundaki
    ağrılara aldırmadan yavaşça doğruldu.Güvendiği el yine imdadına yetişmiş
    onu yataktan düşmekten kurtarmıştı.Yatağa oturup karşı ki camdan
    dışarıya baktı Yavuz. Hava pırıl pırıl aydınlıktı.Ama onun yüreği kapkara
    vaziyette gidiyordu evine.Hırpalandığı,dövüldüğü,horlandığı,itilip kakıldığı
    yere dönüyordu.Titrek bir sesle başladı konuşmaya;
    - Hatice ana sen olmasaydın ben ne yapardım.
    Gerisini söyleyemedi.Sesi kısılmış,boğazında düğümlenip kalmıştı
    sözcükler.Daha çok şeyler söylemek istese de ağlamaktan
    konuşamayacağını anladı.Bir süre öylece sessiz baktı bu yüreği kocaman
    kadına.Bu nur yüzlü kadını imanı mı böyle yapmıştı? Gıpta ile baktı
    yüzünde ki çizgileri derin ama imanın verdiği nurla parlayan bu kadına.O da
    büyüyünce tıpkı onun gibi olmaya yemin etti o gün.Onun gibi müşfik,onun
    gibi sevecen, onun gibi yardım sever,onun gibi imanlı.
    Hatice ana eşyaları toparlamış Yavuzun koluna girerek çıktılar
    odadan.Koridorda ilerlerken akşam onun halini görenler acıyarak bir
    birlerine gösteriyorlardı zor yürüyen bu çocuğu.Kapıya kadar gelmişlerdi
    ki,Hatice ana;
    - Bir dakika bekle.Ben taksi çağırayım yavrum sen şurada otur. Yavuz
    mahcup olmuştu.Emekli maaşıyla zar zor geçinen kadına daha fazla yük
    olmamak için;
    - Gerek yok Hatice ana ben yürürüm.
    Yaşlı kadın onun neden böyle dediğini anlamıştı.Tebessüm ederek karşılık
    verdi;
    - Sen yürürsünde yavrum ben yaşlı bir kadınım.Ben yürüyemem.
    Onlar kendi aralarında konuşurlarken taksi yanaşmıştı bile
    yanlarına.Taksiye binerek hızla uzaklaştılar oradan.Yavuz eve gidince neler
    olacağını düşünüyor,bir taraftan da ağrılarını düşünmemeye çalışıyordu.Ve
    nihayet kapının önüne geldiklerinde arabadan inerek yavaş adımlarla eve
    yöneldiğinde arkasına dönüp Hatice ana ya baktı.O gelmiyordu.Kendisine
    baktığını fark edince;
    - Sen yalnız git oğlum.Yine bir şey yaparlarsa sakın orada durma koş bize
    gel tamam mı?Ben seni kurtarırım.Hadi yavrum Allah yardımcın olsun.
    - Her şey için teşekkürler Hatice ana.Sen bana öz annemden daha fazla
    annelik yaptın hakkını helal et.
    - Helal olsun yavrum.Helal olsun.
    Eve iyice yaklaştığında içeri girip girmemekte tereddüt etti.Titreyen eli zile
    değmiş kısa bir süre sonra da kapı açılmıştı.Kapıyı açan annesiydi.
    - Gel bakalım.İyileştin demek.Sen sağlıklısın zaten sana bir şey olmaz.Turp
    gibisin sen.Hadi bakalım geç kardeşini oyala bende yemek
    hazırlayayım.Birazdan baban da gelir işten.
    Ürkek adımlarla içeri girdi Yavuz.Kardeşi yine televizyonun karşısındaki
    koltuğa oturmuş önünde meyve tabağı kumanda diğer elinde,keyfi
    yerindeydi.
    Yıllar bu şekilde akıp gitmiş,Kardeşi hasta olduğu gerekçesiyle hep el
    üstünde tutulmuş,şımartılmış,o ise sağlıklı olduğu için azarlanan,dayak
    yiyen horlanan,hatta çoğu zaman kardeşinin yapmış olduğu yaramazlıklar
    yüzünden bile cezalandırılan ikinci sınıf muamelesi gören bir kişilik olarak
    hayatını devam ettirmişti.Ama sürekli acı çekerek büyümüş okula parasız
    başkalarının verdiği kıyafetler ve kitaplarla,kar,kış demeden yürüyerek
    gidip gelmişti.Acılarla yoğrulmuştu yani.
    Orta okul ve lisede hem çalışıp hem okumuş,okul ihtiyaçlarını kendisi
    çıkardığı gibi eve de katkıda bulunuyordu.Kardeşi ise iyileşmesine rağmen
    çelimsiz olduğu için yine el üstüde tutularak servisle gidiyordu okula.Yavuz
    asla kıskançlık duymuyor,aksine kardeşine çok üzülüyordu.Onun
    iyileşmesi için sürekli dua ediyor Hatice ana dan ona miras kalan dua yı
    dilinden düşürmüyordu.Onu kızdıran tek şey anne ve babasının kardeşi ve
    ona farklı davranmalarıydı.O kadar farklı davranıyorlardı ki,bunu herkes
    hissediyor çoğu zaman etrafındaki insanların ona acıdıklarını fark ettiğinde
    ise fazlasıyla üzüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu.Bu hal o askere
    gittiğinde de devam etti.Onu bir kere bile aramadılar.O ise Allah inancı
    sayesinde onları asla terk etmeyip sürekli hal hatırlarını sordu.
    Asker arkadaşları Yavuzun anne abasının yaşadığını bile
    bilmiyorlardı.Akşamları arkadaşlarına ailelerinden gelen telefonlar anons
    ediliyor,her konuşanda müthiş bir sevinçle geri gelerek, ballandırarak
    anlatıyorlardı aileleriyle konuştuklarını. O ise bunu bir kere bile
    yaşayamadı.Geceleri sessizce ağlayarak geçirir,gündüz arkadaşlarına bir
    şey hissettirmezdi.Tek sırdaşı Rabbiydi.Sadece ona derdini açar ailesinin
    doğru yolu bulmaları için dualar ederek geçiriyordu gecelerini.Çünkü
    çarenin sadece onu yoktan var eden de olduğunu biliyordu.Arkadaşları
    gayet rahat para harcarlarken ona hiç para gelmediği için bir şey
    alamıyordu ama o buna aldırmıyordu.Ailesinden istediği tek şey sadece onu
    arayıp sormalarıydı.Fakat bir kere bile aramadılar.


  10. 12.Mart.2010, 13:05
    6
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü

    Tezkere aldığına sevinememişti bile Yavuz.Bölükten toplanan parayla
    İstanbul’a zar zor gelmiş, Yaşadığı mahalleye girince de ilk işi Hatice ana nın

    mezarını ziyaret etmek olmuştu.Saatlerce dua etti orada.Ona çok şey
    öğretmişti çünkü.Vicdanlı olmayı,müşfik olmayı,merhameti,sabrı,imanı ve
    insan olmayı ondan öğrenmişti.Hayatına değer katmıştı onun.Neden
    dünyaya geldiğini,ne yapması gerektiğini hep o öğretmişti ona.O,öldüğü
    zaman da en çok üzülen de Yavuz olmuştu tabi.Koruyucusunu
    kaybetmişti,onunda değerli olduğunu hissettiren tek kişiyi
    kaybetmişti,yiyen,içen,gezen et yığını değil de Allaha ibadetle emrolunan bir
    kul olduğunu ondan öğrenmişti.Uzun uzun dua etti bu unutamadığı gerçek
    ana şefkatini hissettiği tek kişinin mezarında.
    Sonra ayakları ister istemez eve yöneldi.Kapıyı komşu gibi çaldı.Annesi açtı
    kapıyı.Yaşlanmış,saçlarına aklar düşmüş bu kadın onu doğuran ama şefkat
    göstermeyen bu kadın,dövülmelerinde sessiz kalan bu kadın için ne
    hissediyor olabilirdi? Koca bir boşluk. Sadece bu.Annesi herhangi bir
    komşu gibi sarıldı oğluna.Fatih büyümüş yine her zaman ki gibi şımarık bir
    edayla abisine hoş geldin dedi.Aynı anne babaya sahip olduklarına,kan
    bağının bulunduğuna inanamıyordu.Bu soğuk buz dağı onun kardeşimiydi?
    Kardeş neydi? Ne yapardı aslında? Ya anne baba neydi? Onlar ne
    yaparlardı? Doğurmakla mı sınırlıydı görevleri?Yanağındaki ize baktı.Bu
    yine bir dayak seansında meydana gelmişti ve bir ömür boyu taşıyacaktı
    onu.Taşımak zorundaydı.Her aynaya baktığında yanağını kaplayan o
    kapanmaz yarayı gördüğünde ne hissedecekti?Çocukları sorduğunda ne
    cevap verecekti onlara? Babasını nasıl anlatacaktı? Ya tepkisiz kalan
    annesini? Ahiret’te ne cevap vereceklerdi peki Allah’a? Nasıl savunacaklardı
    kendilerini? Adaletsiz davranan bu insanlar Allah’tan nasıl adalet
    umacaklardı? Evet Allah adildir.Hem de hiç kimsenin olmadığı
    kadar.Nihayet akşam olmuş baba da gelmişti işten.Öylesine sarıldı
    vücudunun pek çok yerinde imzası bulunan oğluna.Yavuz da ona
    yönelirken ürkekti,titrekti.Aniden dövmeye başlamasından korkan bir hali
    vardı ama artık imkansızdı bu.
    Yavuz o gün hep gözlemledi.Yaşadığı bu ev,onun isteği dışında anne-baba ve
    kardeşi olan bu insanlara baktı uzun uzun.Fatihin anne-babasına
    davranışlarına baktı.Hakaret ediyor,küfrediyordu.Emirler yağdırıyordu
    onun için çırpınan bu insanlara.Oysa o bir kere bile karşı çıkmamıştı
    onlara.Bir kere bile saygısızlık göstermemiş, sürekli saygılı davranmıştı
    onlara.Oysa Fatih annesine emirler yağdırıyordu sürekli.Yavuz annesine
    sofra kurarken yardım etti.Yaşlanmış ve bezgin haline dayanamadı.Sofraya
    oturmuşlardı ki Fatih bağırmaya başlamıştı.
    - Neden bir bardak getirdin? Ne biçim sofra bu? İnsan ol biraz ya.Git bir
    bardak daha getir.
    Yavuz şaşırmıştı.Yutkundu.Bir şeyler söylemek istese de sabretmek daha
    iyidir dedi.Kabahat onda değil,onu bu hale getirenlerdeydi.Hastalığından
    eser kalmamasına rağmen yine onu kullanarak anne babasına hükmeden
    bu insanda tıpkı babasını hatırlattı ona.O gece pek bir şey konuşmadan
    yattılar.Aslında hesap sormak istiyordu onlara.
    - Neden beni hiç aramadınız? Neden hiç para göndermediniz? Hasta olup
    olmadığımı hiç merak etmediniz mi? Neden? Neden?
    Hiç birini soramadı.Gerek duymadı belki de.Ne yararı olurdu ki
    sormasının? Zamanı geri alamayacağına göre ne işe yarardı ki hesap
    sormak?
    - Sessiz kalmak en doğrusu.Sessiz kalıp uygun bir şekilde burayı terk edip
    gitmek. Diye geçirdi içinden.


  11. 12.Mart.2010, 13:05
    6
    Hüvel Baki..
    Tezkere aldığına sevinememişti bile Yavuz.Bölükten toplanan parayla
    İstanbul’a zar zor gelmiş, Yaşadığı mahalleye girince de ilk işi Hatice ana nın

    mezarını ziyaret etmek olmuştu.Saatlerce dua etti orada.Ona çok şey
    öğretmişti çünkü.Vicdanlı olmayı,müşfik olmayı,merhameti,sabrı,imanı ve
    insan olmayı ondan öğrenmişti.Hayatına değer katmıştı onun.Neden
    dünyaya geldiğini,ne yapması gerektiğini hep o öğretmişti ona.O,öldüğü
    zaman da en çok üzülen de Yavuz olmuştu tabi.Koruyucusunu
    kaybetmişti,onunda değerli olduğunu hissettiren tek kişiyi
    kaybetmişti,yiyen,içen,gezen et yığını değil de Allaha ibadetle emrolunan bir
    kul olduğunu ondan öğrenmişti.Uzun uzun dua etti bu unutamadığı gerçek
    ana şefkatini hissettiği tek kişinin mezarında.
    Sonra ayakları ister istemez eve yöneldi.Kapıyı komşu gibi çaldı.Annesi açtı
    kapıyı.Yaşlanmış,saçlarına aklar düşmüş bu kadın onu doğuran ama şefkat
    göstermeyen bu kadın,dövülmelerinde sessiz kalan bu kadın için ne
    hissediyor olabilirdi? Koca bir boşluk. Sadece bu.Annesi herhangi bir
    komşu gibi sarıldı oğluna.Fatih büyümüş yine her zaman ki gibi şımarık bir
    edayla abisine hoş geldin dedi.Aynı anne babaya sahip olduklarına,kan
    bağının bulunduğuna inanamıyordu.Bu soğuk buz dağı onun kardeşimiydi?
    Kardeş neydi? Ne yapardı aslında? Ya anne baba neydi? Onlar ne
    yaparlardı? Doğurmakla mı sınırlıydı görevleri?Yanağındaki ize baktı.Bu
    yine bir dayak seansında meydana gelmişti ve bir ömür boyu taşıyacaktı
    onu.Taşımak zorundaydı.Her aynaya baktığında yanağını kaplayan o
    kapanmaz yarayı gördüğünde ne hissedecekti?Çocukları sorduğunda ne
    cevap verecekti onlara? Babasını nasıl anlatacaktı? Ya tepkisiz kalan
    annesini? Ahiret’te ne cevap vereceklerdi peki Allah’a? Nasıl savunacaklardı
    kendilerini? Adaletsiz davranan bu insanlar Allah’tan nasıl adalet
    umacaklardı? Evet Allah adildir.Hem de hiç kimsenin olmadığı
    kadar.Nihayet akşam olmuş baba da gelmişti işten.Öylesine sarıldı
    vücudunun pek çok yerinde imzası bulunan oğluna.Yavuz da ona
    yönelirken ürkekti,titrekti.Aniden dövmeye başlamasından korkan bir hali
    vardı ama artık imkansızdı bu.
    Yavuz o gün hep gözlemledi.Yaşadığı bu ev,onun isteği dışında anne-baba ve
    kardeşi olan bu insanlara baktı uzun uzun.Fatihin anne-babasına
    davranışlarına baktı.Hakaret ediyor,küfrediyordu.Emirler yağdırıyordu
    onun için çırpınan bu insanlara.Oysa o bir kere bile karşı çıkmamıştı
    onlara.Bir kere bile saygısızlık göstermemiş, sürekli saygılı davranmıştı
    onlara.Oysa Fatih annesine emirler yağdırıyordu sürekli.Yavuz annesine
    sofra kurarken yardım etti.Yaşlanmış ve bezgin haline dayanamadı.Sofraya
    oturmuşlardı ki Fatih bağırmaya başlamıştı.
    - Neden bir bardak getirdin? Ne biçim sofra bu? İnsan ol biraz ya.Git bir
    bardak daha getir.
    Yavuz şaşırmıştı.Yutkundu.Bir şeyler söylemek istese de sabretmek daha
    iyidir dedi.Kabahat onda değil,onu bu hale getirenlerdeydi.Hastalığından
    eser kalmamasına rağmen yine onu kullanarak anne babasına hükmeden
    bu insanda tıpkı babasını hatırlattı ona.O gece pek bir şey konuşmadan
    yattılar.Aslında hesap sormak istiyordu onlara.
    - Neden beni hiç aramadınız? Neden hiç para göndermediniz? Hasta olup
    olmadığımı hiç merak etmediniz mi? Neden? Neden?
    Hiç birini soramadı.Gerek duymadı belki de.Ne yararı olurdu ki
    sormasının? Zamanı geri alamayacağına göre ne işe yarardı ki hesap
    sormak?
    - Sessiz kalmak en doğrusu.Sessiz kalıp uygun bir şekilde burayı terk edip
    gitmek. Diye geçirdi içinden.


  12. 12.Mart.2010, 13:05
    7
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: sabır öyküsü

    Sabah olunca ilk olarak iş bulmaya karar verdi.Ama bu o kadar zordu
    ki.Böylece haftalar geçmiş o çok aramasına rağmen hala bir iş

    bulamamış,anne ve babasının hakaretleri yavaş yavaş başlamıştı.Ve Allahın
    izniyle çalışabileceği bir iş bulmuş genellikle işe yürüyerek gidip geliyor yol
    parasına kadar biriktiriyordu.Evlenme yaşının geldiğini düşünse de
    ailesinin yardım etmeyeceğini bildiğinden dolayı kendi çabasıyla bir şeyler
    yapabilmek için sürekli gece gündüz çalışıyordu.Eve de para veriyordu ama
    annesi onun biriktirdiği paraya göz dikmişti.Bir gün yine işten geldiğinde
    Yavuzu bir kenara çekerek nasihate başladı;
    - Bak oğlum bu paraları bu şekilde biriktirmen iyi değil.Değer kaybediyor
    bunlar.İstersen sen onları bilezik yaptır.Ben takarım.Hem evden
    çalınmamış olur.Hem de düğünün olacağı zaman onları bozdurarak
    ihtiyaçlarını giderirsin.
    Yavuz çaresiz kabul etti.Kendisine nasihat verecek,doğruyu
    gösterecek,onun yanında olan birilerinin olmasını çok istediğinden, bu
    teklifin de onun için hayırlı olduğunu düşünmüştü.Ertesi gün,canını dişine
    takarak biriktirdiği geleceğine yaptığı yatırımı bilezik olmuş,onu
    döven,hırpalayan,azarlayan,kıyaslayan annesinin kolundaki yerini
    almıştı.Dirseğine kadar gelmişti bu bilezikler.
    Yavuz bu arada hem çalışıyor,hem de kendini geliştirmek için kitaplar
    okuyor,bir şeyleri doğru yerden öğrenmek adına sürekli koşturuyordu.Ve
    nihayet seneler sonra kendi gibi düşünen birini tavsiye etti bir
    arkadaşı.Görüşmeler sonunda evlenmek üzere anlaştılar.Fakat ailesini ikna
    etmesi gereken Yavuz bunu bir türlü yapamıyor sürekli onlarla karşı
    karşıya geliyordu.Çok fazla dindar buldukları gelin adayını istemeye gitmek
    imkansızdı.Ve son gün Yavuz senelerdir yapmak isteyip te yapamadığını
    başardı.Onlarla konuşmaya karar verdi.Akşam yemeğinden sonra anne ve
    babasını karşısına alarak başladı konuşmaya;
    - Anne-baba.Ben sizden şimdiye kadar kendi adıma bir şey istemedim.Her
    ihtiyaç duyduğumda yanımda değildiniz.İhtiyaçlarımı hep başkaları
    karşıladı.En zor anlarım da bile,size en fazla ihtiyaç duyduğum anlarda bile
    hiç yanımda olmadınız.Beni dünyaya getirmeye vesile olan iki insan olarak
    sizden ilk ve son kez bir şey istiyorum.Emin olun bunu ben yapabilseydim
    veya bir başkasına yaptırabilseydim sizden asla istemezdim.İlk kez bana
    analık babalık yapın bu sizden son isteğim.Anne ve babası uzun süre
    düşündükten sonra bir kere kızın evine gidip istemeyi kabul ettiler.Ama
    babanın bir şartı vardı, hışımla söze atıldı;
    - Bak ama sadece bir kere giderim.Bir daha asla gitmem.Ne halin varsa
    gör.Yavuz ailesiyle ilk kez gidip isteme işlemini yaptılar,kızın ailesi olgun
    insanlardı ve zorluk çıkarmadan;
    - Onlar istiyorsa bize laf düşmez.Haklarında hayırlı olur inşallah.Gelin
    adayı içeri girip bir şeyler ikram ettiğinde baba sinirli bir şekilde baktı
    oğluna.Örtülü bir gelin istemiyorlardı.Hele birde bu şekilde fazla örtülü
    olunca iyice sinirlenmişti.Anne aslında Namaz kılmasına rağmen oda çok
    hoşnut değildi bu işten.Yavuz kendi çabasıyla evi tutup,birkaç eşya
    aldı.Kendilerini zorlamadan basit bir düğün yapacaklardı.Ailesi Yavuz’u bir
    kez daha şoka sokup ihtiyaç duyduğu zaman vereceklerini söyledikleri
    bilezikleri vermemişti.Kız, Yavuz’un durumunu bildiği ve onun üzülmesini
    istemediği için kendi bilezik takmaktan hoşlanmadığını söyleyerek onları
    almamasını, annesine hibe etmesizi istedi Yavuzdan.Yavuz hayran olmuştu
    bu olaya.Şimdiye kadar ailesi ondan ne koparabilirlerse kar sayarlarken
    karşısında evlenmeyi düşündüğü kız,hiçbir şeyin önemli olmadığından
    Allah’ın ileride daha fazlasını verebileceğinden bu dünya malının gelip geçici
    olduğundan söz ediyordu.Hatta daha da ileri giderek Ebu zerin sözü gibi
    diyordu.
    - Biz en güzel eşyalarımızı gerçek dünyamıza göndeririz - Çok sevindi
    Yavuz.Hayatı boyunca ilk kez birileri onu kişiliğinden dolayı takdir
    ediyor,dünya menfaatini boş gördüğünü önemli olanın sadece Kurani bir
    yaşam olduğundan söz ediyordu.
    Zor şartlarda evlenip yuvalarını kurmuşlardı bile.Yavuzun ailesi yine
    onunla ilgilenmiyor sadece Fatihle ilgileniyordu..Nihayet Fatihte biriyle
    tanışmış ve eve getirmişti.Bu Yavuzun babasının istediği gibi yarı çıplak
    dolaşan birini buldu Fatih ve aniden düğünsüz bir şekilde getirdi eve.Uzun
    bir süre beraber yaşadılar.Tabi Fatihin hakaretleri ve karısına bile iş
    yaptırmaması ipleri iyice koparmıştı ki,Fatih evin tapusunu bir şekilde
    üzerine alarak iyice yaşlanan anne babasını evden kovmuş bir daha da asla
    onların yüzüne bile bakmamıştı.Ve aylar sonra evi sattıklarını karısının da
    ev parasıyla beraber kaçtığı haberi şok etkisi yarattı Fatma hanımda.
    O biricik oğlu,kıyamadığı,hiçbir kötülüğü konduramadığı oğlu hastaneye
    kaldırılmıştı.Yavuz,hem anne ve babasına bakıyor hem de hastanedeki
    kardeşiyle ilgileniyordu.Ama bir kere bile onların yüzüne vurmadan bir
    görev olarak adletmişti bu işi.Çünkü o,sabrı kaynağından
    öğrenmişti,insanlığı,şefkati,yardıma koşmayı,karşılıksız,hiçbir şey
    ummadan sadece Allah rızası için mücadele etmeyi inandığı dinden
    öğrenmişti.Hayat o kadar farklı gelişiyordu ki, bir anda belki de kendisi hiç
    ummadığı bir insana muhtaç kalabilirdi. Hayat bu, her an her şey
    olabilir.Allah her birimizi farklı şekillerde imtihan ediyor.Bunu bu şekilde
    bilmek ve bu şekilde inanmak ne büyük lütuf...


  13. 12.Mart.2010, 13:05
    7
    Hüvel Baki..
    Sabah olunca ilk olarak iş bulmaya karar verdi.Ama bu o kadar zordu
    ki.Böylece haftalar geçmiş o çok aramasına rağmen hala bir iş

    bulamamış,anne ve babasının hakaretleri yavaş yavaş başlamıştı.Ve Allahın
    izniyle çalışabileceği bir iş bulmuş genellikle işe yürüyerek gidip geliyor yol
    parasına kadar biriktiriyordu.Evlenme yaşının geldiğini düşünse de
    ailesinin yardım etmeyeceğini bildiğinden dolayı kendi çabasıyla bir şeyler
    yapabilmek için sürekli gece gündüz çalışıyordu.Eve de para veriyordu ama
    annesi onun biriktirdiği paraya göz dikmişti.Bir gün yine işten geldiğinde
    Yavuzu bir kenara çekerek nasihate başladı;
    - Bak oğlum bu paraları bu şekilde biriktirmen iyi değil.Değer kaybediyor
    bunlar.İstersen sen onları bilezik yaptır.Ben takarım.Hem evden
    çalınmamış olur.Hem de düğünün olacağı zaman onları bozdurarak
    ihtiyaçlarını giderirsin.
    Yavuz çaresiz kabul etti.Kendisine nasihat verecek,doğruyu
    gösterecek,onun yanında olan birilerinin olmasını çok istediğinden, bu
    teklifin de onun için hayırlı olduğunu düşünmüştü.Ertesi gün,canını dişine
    takarak biriktirdiği geleceğine yaptığı yatırımı bilezik olmuş,onu
    döven,hırpalayan,azarlayan,kıyaslayan annesinin kolundaki yerini
    almıştı.Dirseğine kadar gelmişti bu bilezikler.
    Yavuz bu arada hem çalışıyor,hem de kendini geliştirmek için kitaplar
    okuyor,bir şeyleri doğru yerden öğrenmek adına sürekli koşturuyordu.Ve
    nihayet seneler sonra kendi gibi düşünen birini tavsiye etti bir
    arkadaşı.Görüşmeler sonunda evlenmek üzere anlaştılar.Fakat ailesini ikna
    etmesi gereken Yavuz bunu bir türlü yapamıyor sürekli onlarla karşı
    karşıya geliyordu.Çok fazla dindar buldukları gelin adayını istemeye gitmek
    imkansızdı.Ve son gün Yavuz senelerdir yapmak isteyip te yapamadığını
    başardı.Onlarla konuşmaya karar verdi.Akşam yemeğinden sonra anne ve
    babasını karşısına alarak başladı konuşmaya;
    - Anne-baba.Ben sizden şimdiye kadar kendi adıma bir şey istemedim.Her
    ihtiyaç duyduğumda yanımda değildiniz.İhtiyaçlarımı hep başkaları
    karşıladı.En zor anlarım da bile,size en fazla ihtiyaç duyduğum anlarda bile
    hiç yanımda olmadınız.Beni dünyaya getirmeye vesile olan iki insan olarak
    sizden ilk ve son kez bir şey istiyorum.Emin olun bunu ben yapabilseydim
    veya bir başkasına yaptırabilseydim sizden asla istemezdim.İlk kez bana
    analık babalık yapın bu sizden son isteğim.Anne ve babası uzun süre
    düşündükten sonra bir kere kızın evine gidip istemeyi kabul ettiler.Ama
    babanın bir şartı vardı, hışımla söze atıldı;
    - Bak ama sadece bir kere giderim.Bir daha asla gitmem.Ne halin varsa
    gör.Yavuz ailesiyle ilk kez gidip isteme işlemini yaptılar,kızın ailesi olgun
    insanlardı ve zorluk çıkarmadan;
    - Onlar istiyorsa bize laf düşmez.Haklarında hayırlı olur inşallah.Gelin
    adayı içeri girip bir şeyler ikram ettiğinde baba sinirli bir şekilde baktı
    oğluna.Örtülü bir gelin istemiyorlardı.Hele birde bu şekilde fazla örtülü
    olunca iyice sinirlenmişti.Anne aslında Namaz kılmasına rağmen oda çok
    hoşnut değildi bu işten.Yavuz kendi çabasıyla evi tutup,birkaç eşya
    aldı.Kendilerini zorlamadan basit bir düğün yapacaklardı.Ailesi Yavuz’u bir
    kez daha şoka sokup ihtiyaç duyduğu zaman vereceklerini söyledikleri
    bilezikleri vermemişti.Kız, Yavuz’un durumunu bildiği ve onun üzülmesini
    istemediği için kendi bilezik takmaktan hoşlanmadığını söyleyerek onları
    almamasını, annesine hibe etmesizi istedi Yavuzdan.Yavuz hayran olmuştu
    bu olaya.Şimdiye kadar ailesi ondan ne koparabilirlerse kar sayarlarken
    karşısında evlenmeyi düşündüğü kız,hiçbir şeyin önemli olmadığından
    Allah’ın ileride daha fazlasını verebileceğinden bu dünya malının gelip geçici
    olduğundan söz ediyordu.Hatta daha da ileri giderek Ebu zerin sözü gibi
    diyordu.
    - Biz en güzel eşyalarımızı gerçek dünyamıza göndeririz - Çok sevindi
    Yavuz.Hayatı boyunca ilk kez birileri onu kişiliğinden dolayı takdir
    ediyor,dünya menfaatini boş gördüğünü önemli olanın sadece Kurani bir
    yaşam olduğundan söz ediyordu.
    Zor şartlarda evlenip yuvalarını kurmuşlardı bile.Yavuzun ailesi yine
    onunla ilgilenmiyor sadece Fatihle ilgileniyordu..Nihayet Fatihte biriyle
    tanışmış ve eve getirmişti.Bu Yavuzun babasının istediği gibi yarı çıplak
    dolaşan birini buldu Fatih ve aniden düğünsüz bir şekilde getirdi eve.Uzun
    bir süre beraber yaşadılar.Tabi Fatihin hakaretleri ve karısına bile iş
    yaptırmaması ipleri iyice koparmıştı ki,Fatih evin tapusunu bir şekilde
    üzerine alarak iyice yaşlanan anne babasını evden kovmuş bir daha da asla
    onların yüzüne bile bakmamıştı.Ve aylar sonra evi sattıklarını karısının da
    ev parasıyla beraber kaçtığı haberi şok etkisi yarattı Fatma hanımda.
    O biricik oğlu,kıyamadığı,hiçbir kötülüğü konduramadığı oğlu hastaneye
    kaldırılmıştı.Yavuz,hem anne ve babasına bakıyor hem de hastanedeki
    kardeşiyle ilgileniyordu.Ama bir kere bile onların yüzüne vurmadan bir
    görev olarak adletmişti bu işi.Çünkü o,sabrı kaynağından
    öğrenmişti,insanlığı,şefkati,yardıma koşmayı,karşılıksız,hiçbir şey
    ummadan sadece Allah rızası için mücadele etmeyi inandığı dinden
    öğrenmişti.Hayat o kadar farklı gelişiyordu ki, bir anda belki de kendisi hiç
    ummadığı bir insana muhtaç kalabilirdi. Hayat bu, her an her şey
    olabilir.Allah her birimizi farklı şekillerde imtihan ediyor.Bunu bu şekilde
    bilmek ve bu şekilde inanmak ne büyük lütuf...





+ Yorum Gönder