Konusunu Oylayın.: Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 18 kişi
Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir?
  1. 08.Mart.2010, 16:52
    1
    Misafir

    Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir?






    Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir? Mumsema Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir ? Şafiilerin ibadet kuralları hakkında bilgiler verir misiniZ ?


  2. 08.Mart.2010, 16:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir ? Şafiilerin ibadet kuralları hakkında bilgiler verir misiniZ ?


    Benzer Konular

    - Hanefi mezhebinin delilleri kuralları

    - Hanefi Mezhebinin Kuralları

    - Şafi ibadet kuralları

    - Şafii Mezhebinin Kuralları

    - Şafii mezhebinin usulleri nelerdir?

  3. 17.Kasım.2013, 11:19
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Şafilik mezhebinin ibadet kuralları nelerdir?




    Şafii mezhebinde dini kuralların tümünü öğrenmek için "Büyük Şafii İlmihali" adlı eseri alıp okumanız gerekir.
    Biz burda sadece en önemli ibadet olan ŞAFİ MEZHEBİNDE NAMAZ ile ilgili kısaca bilgi vermekle yetineceğiz


    NAMAZ


    Salât lugatta hayır dua'da bulunma anlamını ifade eder.

    Onlar için salât (dua) et. Şüphesiz senin salâtın (duan) onlara huzur verir. (Tevbe/103)

    Yani 'Onların affedilmeleri için Allah'a dua et!'

    Fakihlerin ıstılahında ise, iftitah tekbiriyle başlayıp selâmla sona eren ve kendine mahsus şartları bulunan söz ve fiillere salât denir. Bu söz ve fiillerin tümüne, içinde dua olduğu için salât denilmiştir. Çünkü dua, bunların en önemli kısmını teşkil etmektedir. Böylece kül! (bütün), par*çasının ismini almıştır.



    Namaz'ın Hikmetleri


    Namaz'ın birçok hikmet ve sırları vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

    1. İnsan, namaz vasıtasıyla gerçek şahsiyetini bulur. Bu da Allah'ın kulu olduğunu idrak etmesidir. Dünya zevkleri ve insanlarla meşgul ol*ması, insana bu gerçeği unutturduğu zaman, namaz bu gerçeği tekrar hatırlatır.

    2. Namaz sayesinde insan nefsine, Allah'tan başka hakikî nimet yere*nin ve yardım edenin olmadığı gerçeği yerleşir. Her ne kadar birtakım se*bepler insana yardım ediyor, nimet veriyor görünseler de gerçekte veren Allah'tır. Çünkü o sebepleri insana müsahhar kılan Allah Teâlâ'dır. İnsan zahirî ve dünyevî sebeplerle meşgul olup gaflete daldığında, namaz ger*çek sebebin, yardımcının, nimet, zarar ve fayda verenin, diriltenin ve öl*dürenin Allah olduğunu insana hatırlatır.

    3. İnsan, namaz sayesinde işlediği günahlardan tevbe etmek için bir fırsat ve uygun bir zaman bulur, zira insan gece ve gündüz birçok gü*nahla karşı karşıyadır. Bazen bunların farkına varır, bazen de varmaz. İşte tekrar tekrar gelen namaz vakitleri, insanı günahlardan temizleyecek olan fırsatlardır. Hz. Peygamber bu durumu şöyle ifade etmiştir:

    Beş vakit namazın meseli, sizden birinizin kapısı önünde bol bol akan ve içinde günde beş defa yıkandığı bir nehir gibidir.[1]

    Ravi, Hasan'ın şöyle dediğini de ekliyor: 'Nehir, o kişinin vücudunda kirden birşey bırakır mı?'

    ' Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    [Söyleyin, birinizin kapısının önünden bir nehir aksa, (ev sahibi de) günde beş defa o nehirde yıkansa ne dersiniz; vücudunda kirden, pastan eser kalır mı? Sahabîler 'Hayır, hiçbir şey kalmaz' dediler]. Hz. Peygamber şöyle devam etti: Beş vakit namaz da işte bunun gibidir. Allah Teâlâ onlarla günahları yıkar, siler1.[2]

    4, Namaz, insanın kalbindeki Allah'a iman akidesinin gıdasıdır; zira dünyanın zevkleri ve şeytanın vesveseleri insana o akideyi unutturabilir-ler. O akîde insanın kalbine yerleşmiş olsa bile unutulması mümkündür. Heva ve hevese, yanıltıcı dostlara uyup bu unutkanlığa devam ederse, insan tıpkı suyu kesilen ağaç gibi sonunda inkâra düşer. Suyu kesilen ağaç önce kurur, bir süre böyle kalır, sonra da yıkılır gider. Fakat müslüman namaza devam ederse, namaz onun imanı için gıda olur. Dünya ve dünyanın zevkleri artık o kişinin İmanını zayıflatmaya veya yok etmeye güç yetiremez.



    Namaz'm Teşrî Kılınma Tarihi


    Namaz, bilinen en eski ibadetlerdendir. Allah Teâlâ, Hz. İsmail hakkında şöyle buyurmuştur:

    Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında kendisinden razı olunmuş bir kimseydi. (Meryem/55)

    Namaz, Hz. İbrahim'in dini olan Din-i Hanifte de vardı. Hz. Musa'nın tabileri de namazı bilmekteydiler. Allah Teâlâ, Hz. İsa'nın dilinden şöyle buyurmaktadır:

    (Rabbim) hayatta olduğum sürece bana namazı ve zekâtı emretti. (Meryem/31)

    Hz. Muhammed (s.a) peygamber olarak gönderildiği zaman sabah ve akşam ikişer rekât namaz kılıyordu. Bazı âlimler, Hz. Peygamber'e hitab eden şu ayetle, sabah ve akşam kılınan bu namazların . kastedildiğini söylerler.

    Rabbini hamd ile akşam-sabah (=bi'l-aşiyyi ve'1-ibkâr) teşbih et! .

    (Mü'min/55)



    Farz Namazlar


    Mükellef olan her müslümana farz olan namazlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Bu namazlar, Hz. Peygamber'in Beyt'ül-Makdis'e, oradan da semaya çıkarıldığı gecede farz kılınmıştır. Allah Teâlâ, peygamberine ve diğer müslümanlara bir gün bir gecede elli vakit namaz farz kıldı. Sonra beş vakite düşünceye kadar tahfif etti. Beş vakit namaz kılınır, fakat elli vakit namaz ecri verilir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Ben Mekke'de iken evimin tavanı ayrıldı, Cebrail indi, sonra elimden tutarak beni en yakın semaya götürdü. Allah Teâlâ üm*metime 50 vakit namazı farz kıldı. Bunun üzerine tekrar Allah'a müracaat ettim. Allah 'Onlar beş vakittir ve yine onlar elli vakittir. Benim nezdimde söz değişmez' buyurdu.[3]

    Sahih görüşe göre İsra hâdisesi, Hz. Peygamber Mekke'den Medine'*ye hicret etmeden 18 ay önce olmuştur. Durum böyle olunca beş vakit namaz, Hz. Peygamber'in daha önce sabahları ve akşamları kıldığı iki vakit namazı neshetmiş oluyor.



    Namazın Meşruiyetinin Delilleri


    Namazın meşruiyeti birçok ayet ve hadîsle sabit olmuştur. Bu husus*taki ayetlerden bazıları şunlardır:

    O halde akşama girdiğinizde de sabaha çıktığınızda da Allah'ı teşbih ve tenzih edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde (bulunan tüm varlıkların) hamd(i) Allah'a mahsustur. Gündüzün sonunda da, öğle vakti geldiğinde de (Allah'ı teşbih edin ve ikindi ile öğle namazını kılın!) (Rum/17-18)

    İbn Abbas'a göre 'akşama girdiğinizde' sözünden maksat, akşam ve yatsı namazlarıdır. 'Sabaha çıktığınızda1 sözünden maksat da sabah na*mazıdır. Aşiyyen kelimesinden maksat, ikindi namazıdır. 'Öğle vakti geldiğinde' ibaresinden maksat da öğle namazıdır.

    Şüphesiz ki namaz, mü'minlerin üzerine vakit(leri bel)li bir farzdır. (Nisa/103)

    Hadîsten delili ise, yukarıda geçen İsra Hadîsinden başka şu hadîs*lerdir: Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken şöyle bu*yurmuştur:

    Onları, önce Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Eğer onlar buna itaat ederlerse on*lara şunu bildir: Allah onların üzerine her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır. [4]

    Bir bedevi, Hz. Peygamber'e namaz hususunda sorduğunda, Hz. Peygamber 'Bir gün, bir gecede beş vakit namaz farzdır' dedi. 'Üzerime bundan başkası da olacak mı?' dediğinde, Hz. Peygamber 'Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın' buyurdu.[5]



    Namazın Dindeki Yeri


    Namaz, bedenî ibadetlerin en üstünüdür, bir kişi Hz. Peygamber'e, ibadetlerin en üstününün hangisi olduğunu sorunca, Hz. Peygamber şöyle dedi:

    - İbadetlerin en üstünü namazdır.

    - Sonra hangisi?

    - Namaz.

    - Sonra hangisi?

    - Namaz.[6]

    Bir müslüman iki vakit namazı, güzel bir şekilde eda ederse, o, iki namaz arasındaki günahlara kefaret olur. Hz. Peygamber şöyle bu*yurmuştur:

    Allah Teâlâ beş vakit namaz vasıtasıyla hataları siler.[7]

    Allah'ın emrettiği gibi abdesti tam alıp da şu beş vakit namazı kılan

    hiçbir müslüman yoktur ki bu namazlar, aralarındaki günahlar için

    birer kefaret olmasın.[8]

    Nitekim" tembellik nedeniyle namaz hususunda gevşeklik gösteren bir kimsenin, böyle devam ettiği takdirde küfre girmesi sözkonusu olduğu gibi -daha önce söylediğimiz gibi- namaza devam etmesi de imanını besler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Namazı kasden terketmeyin. Çünkü namazı kasden terkeden bir kim*senin üzerinden Allah ve Rasûlü'nün zimmeti beri olur.[9]



    Namazı Terketmenin Hükmü


    Namazı terkeden bir kimse ya tembelliğinden, ya inkâr ettiğinden veya hafife aldığından ötürü terkeder. Namazı, farziyetini inkâr ederek veya hafife alarak terkeden bir kimse kâfir olur. Hâkimin onu tevbeye davet etmesi farzdır. Eğer tevbe edip namazı kılarsa bir mesele kalmaz, ancak tevbe etmezse; mürted olduğundan ötürü öldürülür. İrtidat nedeniyle öldürülen kişinin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve müslüman mezarlığına defnedilmesi caiz değildir. Çünkü o kişi artık müslü mani ardan kabul edilmemektedir.

    Namazın farziyetine inandığı halde, tembellik nedeniyle namazı ter-keden kimseyi hâkimin, namazlarını kaza etmeye ve terkettiğinden ötürü tevbeye davet etmesi gerekir. Eğer namazlarını kaza etmeye yanaşmazsa öldürülmesi gerekir. Onu öldürmek, asi müslümanları öldürmek için meşru kılman cezaların kapsamına girer. Ayrıca bu, terkedilmesi nede*niyle savaş açılan bir farzı terketmenin cezasıdır. Fakat bu nedenle öldü*rülen bir kimse müslüman kabul edilerek kendisine teçhiz, tekfin, defin ve miras hususunda müslüman muamelesi yapılır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye ve namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâm'ın hakkı hariçtir ve hesaplan da Allah'a aittir.[10]

    Bu hadîs Lâilahe İllallah Muhammed'ur-rasûlullah dediği halde na*maz kılmayan kimselerle savaşılması gerektiğine delâlet eder. Ancak böyle kimseler kâfir sayılmazlar. Bunun delili şu hadîstir:

    Kim Allah'ın kullan üzerine farz kıldığı beş vakit namazı, hakkına ri*ayet ederek kılarsa, Allah onu cennet'e koymaya söz vermiştir. Kim de onları kılmazsa, Allah katında onun hiçbir ahdi yoktur; dilerse azap eder, dilerse cennet'e sokar.[11]

    Bu hadîs, namazı terkeden bir kimsenin kâfir olmadığına delâlet eder. Zira namazı terketmekle kâfir olunsaydı Hz. Peygamber 'Allah di*lerse azap eder, dilerse cennet'e sokar' demezdi. Çünkü kâfir asla cen*net'e giremez. O halde buradaki namazı terketme, tembellik nedeniyle terketmeye hamledilir. Böylece deliller arasında da tenakuz sözkonusu olmaz. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Kişi ile küfür ve şirk arasında namazın terki vardır.[12]

    Buradaki terk, namazın farziyetini inkâr ederek veya namazı hafife alarak terketmedir.


  4. 17.Kasım.2013, 11:19
    2
    Üye



    Şafii mezhebinde dini kuralların tümünü öğrenmek için "Büyük Şafii İlmihali" adlı eseri alıp okumanız gerekir.
    Biz burda sadece en önemli ibadet olan ŞAFİ MEZHEBİNDE NAMAZ ile ilgili kısaca bilgi vermekle yetineceğiz


    NAMAZ


    Salât lugatta hayır dua'da bulunma anlamını ifade eder.

    Onlar için salât (dua) et. Şüphesiz senin salâtın (duan) onlara huzur verir. (Tevbe/103)

    Yani 'Onların affedilmeleri için Allah'a dua et!'

    Fakihlerin ıstılahında ise, iftitah tekbiriyle başlayıp selâmla sona eren ve kendine mahsus şartları bulunan söz ve fiillere salât denir. Bu söz ve fiillerin tümüne, içinde dua olduğu için salât denilmiştir. Çünkü dua, bunların en önemli kısmını teşkil etmektedir. Böylece kül! (bütün), par*çasının ismini almıştır.



    Namaz'ın Hikmetleri


    Namaz'ın birçok hikmet ve sırları vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

    1. İnsan, namaz vasıtasıyla gerçek şahsiyetini bulur. Bu da Allah'ın kulu olduğunu idrak etmesidir. Dünya zevkleri ve insanlarla meşgul ol*ması, insana bu gerçeği unutturduğu zaman, namaz bu gerçeği tekrar hatırlatır.

    2. Namaz sayesinde insan nefsine, Allah'tan başka hakikî nimet yere*nin ve yardım edenin olmadığı gerçeği yerleşir. Her ne kadar birtakım se*bepler insana yardım ediyor, nimet veriyor görünseler de gerçekte veren Allah'tır. Çünkü o sebepleri insana müsahhar kılan Allah Teâlâ'dır. İnsan zahirî ve dünyevî sebeplerle meşgul olup gaflete daldığında, namaz ger*çek sebebin, yardımcının, nimet, zarar ve fayda verenin, diriltenin ve öl*dürenin Allah olduğunu insana hatırlatır.

    3. İnsan, namaz sayesinde işlediği günahlardan tevbe etmek için bir fırsat ve uygun bir zaman bulur, zira insan gece ve gündüz birçok gü*nahla karşı karşıyadır. Bazen bunların farkına varır, bazen de varmaz. İşte tekrar tekrar gelen namaz vakitleri, insanı günahlardan temizleyecek olan fırsatlardır. Hz. Peygamber bu durumu şöyle ifade etmiştir:

    Beş vakit namazın meseli, sizden birinizin kapısı önünde bol bol akan ve içinde günde beş defa yıkandığı bir nehir gibidir.[1]

    Ravi, Hasan'ın şöyle dediğini de ekliyor: 'Nehir, o kişinin vücudunda kirden birşey bırakır mı?'

    ' Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    [Söyleyin, birinizin kapısının önünden bir nehir aksa, (ev sahibi de) günde beş defa o nehirde yıkansa ne dersiniz; vücudunda kirden, pastan eser kalır mı? Sahabîler 'Hayır, hiçbir şey kalmaz' dediler]. Hz. Peygamber şöyle devam etti: Beş vakit namaz da işte bunun gibidir. Allah Teâlâ onlarla günahları yıkar, siler1.[2]

    4, Namaz, insanın kalbindeki Allah'a iman akidesinin gıdasıdır; zira dünyanın zevkleri ve şeytanın vesveseleri insana o akideyi unutturabilir-ler. O akîde insanın kalbine yerleşmiş olsa bile unutulması mümkündür. Heva ve hevese, yanıltıcı dostlara uyup bu unutkanlığa devam ederse, insan tıpkı suyu kesilen ağaç gibi sonunda inkâra düşer. Suyu kesilen ağaç önce kurur, bir süre böyle kalır, sonra da yıkılır gider. Fakat müslüman namaza devam ederse, namaz onun imanı için gıda olur. Dünya ve dünyanın zevkleri artık o kişinin İmanını zayıflatmaya veya yok etmeye güç yetiremez.



    Namaz'm Teşrî Kılınma Tarihi


    Namaz, bilinen en eski ibadetlerdendir. Allah Teâlâ, Hz. İsmail hakkında şöyle buyurmuştur:

    Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında kendisinden razı olunmuş bir kimseydi. (Meryem/55)

    Namaz, Hz. İbrahim'in dini olan Din-i Hanifte de vardı. Hz. Musa'nın tabileri de namazı bilmekteydiler. Allah Teâlâ, Hz. İsa'nın dilinden şöyle buyurmaktadır:

    (Rabbim) hayatta olduğum sürece bana namazı ve zekâtı emretti. (Meryem/31)

    Hz. Muhammed (s.a) peygamber olarak gönderildiği zaman sabah ve akşam ikişer rekât namaz kılıyordu. Bazı âlimler, Hz. Peygamber'e hitab eden şu ayetle, sabah ve akşam kılınan bu namazların . kastedildiğini söylerler.

    Rabbini hamd ile akşam-sabah (=bi'l-aşiyyi ve'1-ibkâr) teşbih et! .

    (Mü'min/55)



    Farz Namazlar


    Mükellef olan her müslümana farz olan namazlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Bu namazlar, Hz. Peygamber'in Beyt'ül-Makdis'e, oradan da semaya çıkarıldığı gecede farz kılınmıştır. Allah Teâlâ, peygamberine ve diğer müslümanlara bir gün bir gecede elli vakit namaz farz kıldı. Sonra beş vakite düşünceye kadar tahfif etti. Beş vakit namaz kılınır, fakat elli vakit namaz ecri verilir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Ben Mekke'de iken evimin tavanı ayrıldı, Cebrail indi, sonra elimden tutarak beni en yakın semaya götürdü. Allah Teâlâ üm*metime 50 vakit namazı farz kıldı. Bunun üzerine tekrar Allah'a müracaat ettim. Allah 'Onlar beş vakittir ve yine onlar elli vakittir. Benim nezdimde söz değişmez' buyurdu.[3]

    Sahih görüşe göre İsra hâdisesi, Hz. Peygamber Mekke'den Medine'*ye hicret etmeden 18 ay önce olmuştur. Durum böyle olunca beş vakit namaz, Hz. Peygamber'in daha önce sabahları ve akşamları kıldığı iki vakit namazı neshetmiş oluyor.



    Namazın Meşruiyetinin Delilleri


    Namazın meşruiyeti birçok ayet ve hadîsle sabit olmuştur. Bu husus*taki ayetlerden bazıları şunlardır:

    O halde akşama girdiğinizde de sabaha çıktığınızda da Allah'ı teşbih ve tenzih edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde (bulunan tüm varlıkların) hamd(i) Allah'a mahsustur. Gündüzün sonunda da, öğle vakti geldiğinde de (Allah'ı teşbih edin ve ikindi ile öğle namazını kılın!) (Rum/17-18)

    İbn Abbas'a göre 'akşama girdiğinizde' sözünden maksat, akşam ve yatsı namazlarıdır. 'Sabaha çıktığınızda1 sözünden maksat da sabah na*mazıdır. Aşiyyen kelimesinden maksat, ikindi namazıdır. 'Öğle vakti geldiğinde' ibaresinden maksat da öğle namazıdır.

    Şüphesiz ki namaz, mü'minlerin üzerine vakit(leri bel)li bir farzdır. (Nisa/103)

    Hadîsten delili ise, yukarıda geçen İsra Hadîsinden başka şu hadîs*lerdir: Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken şöyle bu*yurmuştur:

    Onları, önce Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Eğer onlar buna itaat ederlerse on*lara şunu bildir: Allah onların üzerine her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır. [4]

    Bir bedevi, Hz. Peygamber'e namaz hususunda sorduğunda, Hz. Peygamber 'Bir gün, bir gecede beş vakit namaz farzdır' dedi. 'Üzerime bundan başkası da olacak mı?' dediğinde, Hz. Peygamber 'Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın' buyurdu.[5]



    Namazın Dindeki Yeri


    Namaz, bedenî ibadetlerin en üstünüdür, bir kişi Hz. Peygamber'e, ibadetlerin en üstününün hangisi olduğunu sorunca, Hz. Peygamber şöyle dedi:

    - İbadetlerin en üstünü namazdır.

    - Sonra hangisi?

    - Namaz.

    - Sonra hangisi?

    - Namaz.[6]

    Bir müslüman iki vakit namazı, güzel bir şekilde eda ederse, o, iki namaz arasındaki günahlara kefaret olur. Hz. Peygamber şöyle bu*yurmuştur:

    Allah Teâlâ beş vakit namaz vasıtasıyla hataları siler.[7]

    Allah'ın emrettiği gibi abdesti tam alıp da şu beş vakit namazı kılan

    hiçbir müslüman yoktur ki bu namazlar, aralarındaki günahlar için

    birer kefaret olmasın.[8]

    Nitekim" tembellik nedeniyle namaz hususunda gevşeklik gösteren bir kimsenin, böyle devam ettiği takdirde küfre girmesi sözkonusu olduğu gibi -daha önce söylediğimiz gibi- namaza devam etmesi de imanını besler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Namazı kasden terketmeyin. Çünkü namazı kasden terkeden bir kim*senin üzerinden Allah ve Rasûlü'nün zimmeti beri olur.[9]



    Namazı Terketmenin Hükmü


    Namazı terkeden bir kimse ya tembelliğinden, ya inkâr ettiğinden veya hafife aldığından ötürü terkeder. Namazı, farziyetini inkâr ederek veya hafife alarak terkeden bir kimse kâfir olur. Hâkimin onu tevbeye davet etmesi farzdır. Eğer tevbe edip namazı kılarsa bir mesele kalmaz, ancak tevbe etmezse; mürted olduğundan ötürü öldürülür. İrtidat nedeniyle öldürülen kişinin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve müslüman mezarlığına defnedilmesi caiz değildir. Çünkü o kişi artık müslü mani ardan kabul edilmemektedir.

    Namazın farziyetine inandığı halde, tembellik nedeniyle namazı ter-keden kimseyi hâkimin, namazlarını kaza etmeye ve terkettiğinden ötürü tevbeye davet etmesi gerekir. Eğer namazlarını kaza etmeye yanaşmazsa öldürülmesi gerekir. Onu öldürmek, asi müslümanları öldürmek için meşru kılman cezaların kapsamına girer. Ayrıca bu, terkedilmesi nede*niyle savaş açılan bir farzı terketmenin cezasıdır. Fakat bu nedenle öldü*rülen bir kimse müslüman kabul edilerek kendisine teçhiz, tekfin, defin ve miras hususunda müslüman muamelesi yapılır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye ve namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâm'ın hakkı hariçtir ve hesaplan da Allah'a aittir.[10]

    Bu hadîs Lâilahe İllallah Muhammed'ur-rasûlullah dediği halde na*maz kılmayan kimselerle savaşılması gerektiğine delâlet eder. Ancak böyle kimseler kâfir sayılmazlar. Bunun delili şu hadîstir:

    Kim Allah'ın kullan üzerine farz kıldığı beş vakit namazı, hakkına ri*ayet ederek kılarsa, Allah onu cennet'e koymaya söz vermiştir. Kim de onları kılmazsa, Allah katında onun hiçbir ahdi yoktur; dilerse azap eder, dilerse cennet'e sokar.[11]

    Bu hadîs, namazı terkeden bir kimsenin kâfir olmadığına delâlet eder. Zira namazı terketmekle kâfir olunsaydı Hz. Peygamber 'Allah di*lerse azap eder, dilerse cennet'e sokar' demezdi. Çünkü kâfir asla cen*net'e giremez. O halde buradaki namazı terketme, tembellik nedeniyle terketmeye hamledilir. Böylece deliller arasında da tenakuz sözkonusu olmaz. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Kişi ile küfür ve şirk arasında namazın terki vardır.[12]

    Buradaki terk, namazın farziyetini inkâr ederek veya namazı hafife alarak terketmedir.





+ Yorum Gönder