Konusunu Oylayın.: Manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek
  1. 04.Mart.2010, 23:22
    1
    Misafir

    Manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek






    Manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek Mumsema manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek


  2. 05.Mart.2010, 18:08
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    --->: manevi sigortamız yetimleri sahiplenmek




    Haklısın kardeşim...
    Bir imtihandır yetim. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan. Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır. Kazanırken herkesin kazandığı, kaybederken ise, yetimden önce öbürlerinin kaybettiği bir imtihan. O, aramızda dolaşan bir test aracıdır. Mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder. İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder.
    İSLAMDA YETİM, YETİMİN HAKLARI ve SORUMLULUKLARI Yetim, Arapçadaki yütm kökünden gelir. Yütm, çocuğun ergenlikten önce babasını kaybetmesi demektir. Diğer canlılarda ise, anasını kaybetmek anlamındadır. Fıkıh dilinde yetîm (çoğulu: yetâmâ, eytâm), babasından yoksun kalan çocuk demektir. Ergenlik yaşına gelmeden babasını kaybeden erkek ya da kız, zengin ya da fakir çocuklara “yetim” denir. Babası ve annesi ölen çocuğa latîm, yalnızca annesi ölen çocuğa, acî (aciyyun) denir. Kocasından yoksun kalan kadın için de “yalnız, dul” anlamında “yetim” kelimesi kullanılır. Yetimler, toplum içindeki boynu büküklerdir. Onlar, topluma Allah’ın emanetidirler. Bunun için, yetimleri himaye ederek eğitip yetiştirmek ve onların topluma yararlı insan olmalarına çalışmak, Müslümanların ahlaki ve hukuki görevidir. “Büluğ çağına ulaştıktan sonra, yetimlik kalkar

    Yetimin Rabbi var Bir imtihandır yetim. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan. Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır. Kazanırken herkesin kazandığı, kaybederken ise, yetimden önce öbürlerinin kaybettiği bir imtihan. O, aramızda dolaşan bir test aracıdır. Mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder. İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder.
    İnsanla başlayan ve onunla devam eden bir imtihanın adıdır o. Yetimlikle iç içeyiz. Kimse bir yetimin torunu olmadığını belgeleyemez.

    Bu ümmetin peygamberi de yetim geldi. Yetimi korudu, yetimi kollamayı vasiyet etti. Rabbi ona emretti, o da ümmetine. Yetimi okşadı. Yetime babalık yapanlara cennet vaat etti. Cennette kendisine iki parmağın yakınlığı kadar yakın bir konum vaat etti.

    Yetim, tek tek tuğlalardan oluşan muhkem bir binanın nasıl kurulduğunun, bir büyük ümmetin tek vücut şuuruna nasıl erdiğinin izlenebileceği bir aynadır. O aynaya bakar, vefamızı ölçeriz. Merhametimizi, insanlıktan neler barındırdığımızı ölçeriz. Yetim olabilirdim, o ezikliği ve eksikliği yaşayabilirdim… Babalı büyümenin şükrü olarak bir yetime kefil olma ve ona yürek açma vefası göstermek, kendini anlamış olmaktır.

    Yetimle sabrımız ölçülür. İnsanların neredeyse kendi çocuklarına tahammül edemedikleri bir zamanda, dinden ve insaniyetten kardeşimiz olan “elin çocuğu”nun yerli yersiz sıkıntılarına ne kadar tahammül edebileceğimiz ölçülür. İman ettiğimiz Rahman Rabbimizin rahmetinden payımıza ne düştüğü ölçülür. Bunun için yetim rahmettir, sabırdır, ispattır, imtihandır. Sadaka vermenin, Allah yolunda infakın en verimli alanlarından birisi yetime bakmak, onun hayatına kefil olmaktır.

    Yetime ilgi ve onu kefalet altına alma, Ramazan ayında annesinin çorbasını, ayağının çorabını teminden ibaret olmamalıdır. Yetimi yedirmekle yetimi sahiplenmek, açıları farklı bakışlardır. Biri zaman zaman hatırlama, belki de baştan savma gibi anlaşılabilen bir tavır; diğeri ise, kendinden görme, sorumluluğunu hissetmedir. Sevap olması açısından bir dilim ekmek dahi şüphesiz Allah katında me’cur bir ameldir. Nihayetinde ecri vardır. Ancak bir babanın boşluğunu doldurmaya çabalamak daha geniş bir alanda gerçekleştirilebilir çaptadır.

    Yetimin ailesine bir poşetlik erzak sunmayı da küçümsemiyoruz elbette. Ancak insanın kaderinde muhtemelliği yüksek bir vakıaya karşı kurumsallaşmış bir yetim babalığı ihtiyacını gözümüzle müşahede ediyoruz. İleri derecede ve oturmuş bir yetim kefaleti, müminlerin himayesinde geliştirilmiş bir kuruma dönüştürülmelidir. Bunun için şu tavsiyeleri öne çıkarıyoruz:

    Yetim için anne, iki kanat yerine tek kanatla uçabileceği en önemli değerdir. Yetimler kadar annelerinin de himaye altına alınmaları önemlidir. Onların, anneli bir yetimlik yaşamaları, onurlu ve iffetli bir anneye sahip olmaları büyük bir nimettir. Yetim anneleri için yetimlerle paralel yürüyen projeler geliştirilmelidir.

    Yetimin ihtiyacı mücerret yiyecek ve giyecekten, okuyup diploma sahibi olmaktan ibaret algılanmamalıdır. Sadece yetime kazandırma değil, aynı zamanda yetimi kazanmayı da ihtiva eden planlarla yola çıkılmalıdır.

    Yetimlik Kur’an’da yer alan bir imtihan vesilesi olarak bilinmelidir. Pek çok ihtimalli bir sonucun bizi beklediğini müdrik olmalıyız. Yetimin horlanmasına sebep verilmemesi gerektiği gibi, aşırı himaye ile, ele avuca sığmaz hale gelmesine de sebep olunmamalıdır. Yetime kol kanat açmayı ona velayet sahibi olmak gibi düşünmek hatalıdır.

    Yetimleri sahiplenmede kurumsallaşma, bilhassa asrın getirdiği ilave sorunlar karşısında zorunlu olmuştur. Yetimlere yönelik çalışmaları yürüten vakıflar ve benzeri kurumlar aslında, birer fert olarak ifa etmemiz gereken bir görevi ifa ettikleri için bizim yükümüzü taşımaktadırlar. Yetimlere karşı hissettiğimiz yükümlülüğü vakıflara ve benzeri kurumlara karşı hissetmek zorundayız.

    Evlat edinme seçeneği ise İslam fıkhı açısından sakıncalıdır. Yetimi eve alma yerine ona ev gibi bir yer sağlama yolu takva açısından daha uygundur.
    http://yetim.ihh.org.tr/islam-ve-yet...rabbi-var.html alıntıdır.



  3. 05.Mart.2010, 18:08
    2
    Moderatör



    Haklısın kardeşim...
    Bir imtihandır yetim. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan. Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır. Kazanırken herkesin kazandığı, kaybederken ise, yetimden önce öbürlerinin kaybettiği bir imtihan. O, aramızda dolaşan bir test aracıdır. Mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder. İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder.
    İSLAMDA YETİM, YETİMİN HAKLARI ve SORUMLULUKLARI Yetim, Arapçadaki yütm kökünden gelir. Yütm, çocuğun ergenlikten önce babasını kaybetmesi demektir. Diğer canlılarda ise, anasını kaybetmek anlamındadır. Fıkıh dilinde yetîm (çoğulu: yetâmâ, eytâm), babasından yoksun kalan çocuk demektir. Ergenlik yaşına gelmeden babasını kaybeden erkek ya da kız, zengin ya da fakir çocuklara “yetim” denir. Babası ve annesi ölen çocuğa latîm, yalnızca annesi ölen çocuğa, acî (aciyyun) denir. Kocasından yoksun kalan kadın için de “yalnız, dul” anlamında “yetim” kelimesi kullanılır. Yetimler, toplum içindeki boynu büküklerdir. Onlar, topluma Allah’ın emanetidirler. Bunun için, yetimleri himaye ederek eğitip yetiştirmek ve onların topluma yararlı insan olmalarına çalışmak, Müslümanların ahlaki ve hukuki görevidir. “Büluğ çağına ulaştıktan sonra, yetimlik kalkar

    Yetimin Rabbi var Bir imtihandır yetim. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan. Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır. Kazanırken herkesin kazandığı, kaybederken ise, yetimden önce öbürlerinin kaybettiği bir imtihan. O, aramızda dolaşan bir test aracıdır. Mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder. İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder.
    İnsanla başlayan ve onunla devam eden bir imtihanın adıdır o. Yetimlikle iç içeyiz. Kimse bir yetimin torunu olmadığını belgeleyemez.

    Bu ümmetin peygamberi de yetim geldi. Yetimi korudu, yetimi kollamayı vasiyet etti. Rabbi ona emretti, o da ümmetine. Yetimi okşadı. Yetime babalık yapanlara cennet vaat etti. Cennette kendisine iki parmağın yakınlığı kadar yakın bir konum vaat etti.

    Yetim, tek tek tuğlalardan oluşan muhkem bir binanın nasıl kurulduğunun, bir büyük ümmetin tek vücut şuuruna nasıl erdiğinin izlenebileceği bir aynadır. O aynaya bakar, vefamızı ölçeriz. Merhametimizi, insanlıktan neler barındırdığımızı ölçeriz. Yetim olabilirdim, o ezikliği ve eksikliği yaşayabilirdim… Babalı büyümenin şükrü olarak bir yetime kefil olma ve ona yürek açma vefası göstermek, kendini anlamış olmaktır.

    Yetimle sabrımız ölçülür. İnsanların neredeyse kendi çocuklarına tahammül edemedikleri bir zamanda, dinden ve insaniyetten kardeşimiz olan “elin çocuğu”nun yerli yersiz sıkıntılarına ne kadar tahammül edebileceğimiz ölçülür. İman ettiğimiz Rahman Rabbimizin rahmetinden payımıza ne düştüğü ölçülür. Bunun için yetim rahmettir, sabırdır, ispattır, imtihandır. Sadaka vermenin, Allah yolunda infakın en verimli alanlarından birisi yetime bakmak, onun hayatına kefil olmaktır.

    Yetime ilgi ve onu kefalet altına alma, Ramazan ayında annesinin çorbasını, ayağının çorabını teminden ibaret olmamalıdır. Yetimi yedirmekle yetimi sahiplenmek, açıları farklı bakışlardır. Biri zaman zaman hatırlama, belki de baştan savma gibi anlaşılabilen bir tavır; diğeri ise, kendinden görme, sorumluluğunu hissetmedir. Sevap olması açısından bir dilim ekmek dahi şüphesiz Allah katında me’cur bir ameldir. Nihayetinde ecri vardır. Ancak bir babanın boşluğunu doldurmaya çabalamak daha geniş bir alanda gerçekleştirilebilir çaptadır.

    Yetimin ailesine bir poşetlik erzak sunmayı da küçümsemiyoruz elbette. Ancak insanın kaderinde muhtemelliği yüksek bir vakıaya karşı kurumsallaşmış bir yetim babalığı ihtiyacını gözümüzle müşahede ediyoruz. İleri derecede ve oturmuş bir yetim kefaleti, müminlerin himayesinde geliştirilmiş bir kuruma dönüştürülmelidir. Bunun için şu tavsiyeleri öne çıkarıyoruz:

    Yetim için anne, iki kanat yerine tek kanatla uçabileceği en önemli değerdir. Yetimler kadar annelerinin de himaye altına alınmaları önemlidir. Onların, anneli bir yetimlik yaşamaları, onurlu ve iffetli bir anneye sahip olmaları büyük bir nimettir. Yetim anneleri için yetimlerle paralel yürüyen projeler geliştirilmelidir.

    Yetimin ihtiyacı mücerret yiyecek ve giyecekten, okuyup diploma sahibi olmaktan ibaret algılanmamalıdır. Sadece yetime kazandırma değil, aynı zamanda yetimi kazanmayı da ihtiva eden planlarla yola çıkılmalıdır.

    Yetimlik Kur’an’da yer alan bir imtihan vesilesi olarak bilinmelidir. Pek çok ihtimalli bir sonucun bizi beklediğini müdrik olmalıyız. Yetimin horlanmasına sebep verilmemesi gerektiği gibi, aşırı himaye ile, ele avuca sığmaz hale gelmesine de sebep olunmamalıdır. Yetime kol kanat açmayı ona velayet sahibi olmak gibi düşünmek hatalıdır.

    Yetimleri sahiplenmede kurumsallaşma, bilhassa asrın getirdiği ilave sorunlar karşısında zorunlu olmuştur. Yetimlere yönelik çalışmaları yürüten vakıflar ve benzeri kurumlar aslında, birer fert olarak ifa etmemiz gereken bir görevi ifa ettikleri için bizim yükümüzü taşımaktadırlar. Yetimlere karşı hissettiğimiz yükümlülüğü vakıflara ve benzeri kurumlara karşı hissetmek zorundayız.

    Evlat edinme seçeneği ise İslam fıkhı açısından sakıncalıdır. Yetimi eve alma yerine ona ev gibi bir yer sağlama yolu takva açısından daha uygundur.
    http://yetim.ihh.org.tr/islam-ve-yet...rabbi-var.html alıntıdır.






+ Yorum Gönder