Konusunu Oylayın.: Hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi
  1. 01.Mart.2010, 16:32
    1
    Misafir

    Hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi






    Hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi Mumsema hadis ve sünnetlerin hayatımızda maddi ve manevi önemi nedir bize dünyada faydaları nelerdir dünyalık hikmetleri nedir


  2. 01.Mart.2010, 16:32
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    hadis ve sünnetlerin hayatımızda maddi ve manevi önemi nedir bize dünyada faydaları nelerdir dünyalık hikmetleri nedir


    Benzer Konular

    - Hutbe : Maddi ve Manevi Temizlik

    - Maddi ve manevi sıkıntı

    - Abdestin maddi ve manevi yararları

    - İslamda maddi ve manevi temizlik nasıl olur ayet ve hadis mealleri istiyorum

    - İslamda Maddî ve Manevî Temizlik

  3. 18.Haziran.2013, 13:59
    2
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi




    hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi
    Hadis ve sünnet kavramları, peygamber efendimizin bütün söz, fiil ve yaşantısını içine alan oldukça geniş kavramlardır (Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, 148). Toplumumuzda hadis ile peygamberimizin sözleri, sünnet kavramıyla da onun fiilleri kastedilmektedir. Yüce Allah Kur’an-ı kerim’de peygamberimize hem Kur’an’ı insanlara iletmek hem de onu açıklamak görevi vermiştir. İşte peygamberimizin söz ve fiillerinin değerinin kaynağı budur. Yani peygamberimize verilen açıklama görevi, onun değerini ve konumunu da eşsiz bir duruma getirmiştir. Bilindiği gibi, peygamber efendimiz henüz peygamberlikle görevlendirilmeden önce, içinde yaşadığı Arap toplumu tarafından son derece ahlaklı, dürüst ve güvenilir bir insan olarak kabul edilmekteydi. Öyle ki Mekkeli Araplar peygamberimize “güvenilir Muhammed” anlamında “Muhammedu’l-Emin” lakabını vermişlerdir. Peygamberimiz bu kırk yıllık süre zarfında kendini topluma kabul ettirmiş, ahlaki vasıflarıyla olsun akli yetenekleriyle olsun örnek bir konuma gelmiştir.
    Peygamberimizin daha peygamberlikle görevlendirilmeden önce Mekkeliler arasında ahlaki bakımdan önemli bir mevkii olduğu şu örnekle açıkça anlaşılmaktadır: “Yağmurların sebep olduğu sel nedeniyle, Kâbe’nin duvarları hasar görmüştü. Mekkeliler Kâbe duvarlarının onarılması gerektiğini düşünerek duvarların onarımına başlamışlardı. Duvarların onarımı bittikten sonra sıra Haceru’l-Esved’in yerine konmasına geldi. Haceru’l-Esved Mekkeliler tarafından kutsal kabul edilmiş bir taştır. Bu taşın yerine konması onlar için şeref ve üstünlük teşkil ettiğinden, her kabile Haceru’l-Esved’i kendisinin yerine koymasını istiyordu. Bu nedenle aralarında bir tartışma başlamış, hatta bu tartışma tarafların birbirine silah çekmelerine kadar varmıştı. Durum ciddi bir hal almıştı ki, oradakilerden biri, Kâbe avlusuna ilk gelecek kişiyi hakem tayin etme teklifinde bulundu. Bu teklif taraflarca kabul edildi. Bir süre beklendikten sonra, Kâbe avlusuna Hz. Peygamber’in geldiği görüldü. Mekkeliler ona Muhammedu’l-Emin dedikleri ve onun güvenilir bir insan olduğuna inandıkları için, ilk gelenin o olmasına sevinmişlerdi. Durumu peygamberimize anlattılar; peygamberimiz de onlar arasında hakemlik yapmayı kabul etti. Peygamberimiz elbisesini çıkarıp yere yaydı, Haceru’l-Esved’i elbisesinin üzerine koydu. Her kabilenin temsilcileri elbisenin bir ucundan tutarak yukarı kaldırdı. Peygamberimiz taşı oradan alıp yerine yerleştirdi (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Mekke Dönemi, 104).
    Bu ve daha birçok örnek, peygamberimizin söz ve fiilleriyle nasıl önemli bir kişiliğe ve konuma sahip olduğunu göstermektedir. Daha peygamber olmadan önce bu niteliklere sahip olan peygamberimizin hadis ve sünneti, elbette ki peygamberliğinden sonra daha da önem kazanmış, tüm müslümanlar onun davranışlarını izlemeye başlamışlardır. O zamana kadar bireysel davranışlar olarak kabul edilen bu söz ve fiiller, peygamberlik göreviyle beraber artık sıradan davranışlar olmaktan çıkmış, tüm inananların örnek almaları gereken davranışlar özelliğini kazanmıştır.
    Kur’an-ı Kerim peygamberimiz için, “ey Muhammed! Şüphesiz ki sen büyük bir yaratılış, yüce bir ahlak üzeresin” (68-Kalem-4) diyerek onun üstün ahlaki yaratılışına dikkat çekmektedir. Yine Kur’an-ı Kerim, sevgili peygamberimizi bizlere örnek alınması gerekli bir şahsiyet olarak tanıtmakta ve şöyle demektedir: “And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah’ın peygamberi en güzel örnektir” (33-Ahzab-21).
    Bu iki ayete dikkat edecek olursak, peygamberimizin ahlâki kişiliğinin ön plana çıkarıldığını, inananların peygamberin ahlâkı ile ahlâklanmaları gerektiğini görmekteyiz. Nitekim peygamberimiz İslâm’ı Mekkelilere ilk defa tebliğ ederken onlara şöyle demişti: “Size şu tepenin ardında şehri istilâya hazırlanan bir düşman kuvvetinin varlığından bahsetsem, bana inanır mısınız? Mekkeliler şu cevabı vermiştir: “Bu güne kadar asla yalan söylemedin. Söyleyeceğin her şeye inanırız” (Hamidullah, İslâm Peygamberi, 97). Görüldüğü gibi, peygamberimizin ahlâkı tüm hayatı boyunca insanlar tarafından takdirle karşılanmıştır.
    Hadis ve sünnet Kur’an’ın mücmel ayetlerini açıklamaktadır. Mesela yüce Allah namaz kılmamızı emretmiş ama namazın nasıl kılınması gerektiğine dair Kur’an’da bilgi vermemiştir. Bu ve benzeri hususlar peygamberimiz tarafından açıklanmış ve müslümanlar da namazı peygamberimizden öğrendikleri şekilde kılmışlardır. Hadis ve sünnetin bu fonksiyonu yanında Kur’an’ın müteşabih ayetlerinin muhkem hale getirilmesi bulunmaktadır. Müteşabih ayetler, anlamları ilk okunduklarında hemen belirmeyen, doğru anlaşılmaları için bir takım araştırmalara ihtiyaç gösteren ayetlerdir. Muhkem ayetler ise, bunun aksine manası hemen beliren ve anlaşılmasında bir tereddüt bulunmayan ayetlerdir. Mesela biraz önce belirttiğimiz namaz emri son derece acık ve net ayetlerle, anlaşılmasında hiçbir tereddüt bulunmayan ifadelerle emredilmiştir. Buna karşılık bazı ayetler vardır ki bunları peygamberimiz açıklamış, tevil etmiş ve bizim onları yanlış anlamamızı engellemiştir. Mesela, Kur’an’da müminlerin ahirette rablerine nazar etmesinden bahsedilmektedir (75-Kıyame-23). Bu ayetteki nazar etmek fiili Arapça’da beklemek, ummak gibi anlamlara da gelmektedir. Peygamberimiz bu ayetle ilgili olarak, müminlerin kıyamette rablerini açıkça göreceklerini söyleyerek, ayetin anlaşılmasındaki güçlükleri gidermiştir. Hadis ve sünnet bunların yanı sıra Kur’an’da temas edilmeyen bazı hususlarda yeni bilgi ve hükümler getirmiştir. Mesela, İki kız kardeşin bir nikâh altında toplanmaları peygamberimiz tarafından haram kılınmıştır.
    Hadis ve sünnet müslümanlığın doğru ve sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için son derece önemlidir. Peygamberimiz geldiği zaman, müslümanlar onun davranışlarını örnek alıyorlar, bilemedikleri hususları ona sorup öğreniyorlardı. Bu bakımdan peygamber asrındaki müslümanlar şanslı kabul edilebilirler. Günümüz müslümanlarının her hangi bir sorunlarını doğrudan peygamberimize sorma, ondan fikir alma imkânları bulunmamaktadır. Kur’an’da müslümanlara hitaben, “bir meselede ayrılığa düşerseniz, onu Allah’a ve peygamberine arz edin” (4-Nisa-59) buyurulmaktadır. Kur’an elimizde mevcuttur. Peygambere arzın da ondan nakledilen sahih ve doğru hadis ve sünnetlere arz etmek olduğunda hiç şüphe yoktur.


  4. 18.Haziran.2013, 13:59
    2
    Devamlı Üye



    hadis ve sünnetlerin maddi ve manevi önemi
    Hadis ve sünnet kavramları, peygamber efendimizin bütün söz, fiil ve yaşantısını içine alan oldukça geniş kavramlardır (Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, 148). Toplumumuzda hadis ile peygamberimizin sözleri, sünnet kavramıyla da onun fiilleri kastedilmektedir. Yüce Allah Kur’an-ı kerim’de peygamberimize hem Kur’an’ı insanlara iletmek hem de onu açıklamak görevi vermiştir. İşte peygamberimizin söz ve fiillerinin değerinin kaynağı budur. Yani peygamberimize verilen açıklama görevi, onun değerini ve konumunu da eşsiz bir duruma getirmiştir. Bilindiği gibi, peygamber efendimiz henüz peygamberlikle görevlendirilmeden önce, içinde yaşadığı Arap toplumu tarafından son derece ahlaklı, dürüst ve güvenilir bir insan olarak kabul edilmekteydi. Öyle ki Mekkeli Araplar peygamberimize “güvenilir Muhammed” anlamında “Muhammedu’l-Emin” lakabını vermişlerdir. Peygamberimiz bu kırk yıllık süre zarfında kendini topluma kabul ettirmiş, ahlaki vasıflarıyla olsun akli yetenekleriyle olsun örnek bir konuma gelmiştir.
    Peygamberimizin daha peygamberlikle görevlendirilmeden önce Mekkeliler arasında ahlaki bakımdan önemli bir mevkii olduğu şu örnekle açıkça anlaşılmaktadır: “Yağmurların sebep olduğu sel nedeniyle, Kâbe’nin duvarları hasar görmüştü. Mekkeliler Kâbe duvarlarının onarılması gerektiğini düşünerek duvarların onarımına başlamışlardı. Duvarların onarımı bittikten sonra sıra Haceru’l-Esved’in yerine konmasına geldi. Haceru’l-Esved Mekkeliler tarafından kutsal kabul edilmiş bir taştır. Bu taşın yerine konması onlar için şeref ve üstünlük teşkil ettiğinden, her kabile Haceru’l-Esved’i kendisinin yerine koymasını istiyordu. Bu nedenle aralarında bir tartışma başlamış, hatta bu tartışma tarafların birbirine silah çekmelerine kadar varmıştı. Durum ciddi bir hal almıştı ki, oradakilerden biri, Kâbe avlusuna ilk gelecek kişiyi hakem tayin etme teklifinde bulundu. Bu teklif taraflarca kabul edildi. Bir süre beklendikten sonra, Kâbe avlusuna Hz. Peygamber’in geldiği görüldü. Mekkeliler ona Muhammedu’l-Emin dedikleri ve onun güvenilir bir insan olduğuna inandıkları için, ilk gelenin o olmasına sevinmişlerdi. Durumu peygamberimize anlattılar; peygamberimiz de onlar arasında hakemlik yapmayı kabul etti. Peygamberimiz elbisesini çıkarıp yere yaydı, Haceru’l-Esved’i elbisesinin üzerine koydu. Her kabilenin temsilcileri elbisenin bir ucundan tutarak yukarı kaldırdı. Peygamberimiz taşı oradan alıp yerine yerleştirdi (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Mekke Dönemi, 104).
    Bu ve daha birçok örnek, peygamberimizin söz ve fiilleriyle nasıl önemli bir kişiliğe ve konuma sahip olduğunu göstermektedir. Daha peygamber olmadan önce bu niteliklere sahip olan peygamberimizin hadis ve sünneti, elbette ki peygamberliğinden sonra daha da önem kazanmış, tüm müslümanlar onun davranışlarını izlemeye başlamışlardır. O zamana kadar bireysel davranışlar olarak kabul edilen bu söz ve fiiller, peygamberlik göreviyle beraber artık sıradan davranışlar olmaktan çıkmış, tüm inananların örnek almaları gereken davranışlar özelliğini kazanmıştır.
    Kur’an-ı Kerim peygamberimiz için, “ey Muhammed! Şüphesiz ki sen büyük bir yaratılış, yüce bir ahlak üzeresin” (68-Kalem-4) diyerek onun üstün ahlaki yaratılışına dikkat çekmektedir. Yine Kur’an-ı Kerim, sevgili peygamberimizi bizlere örnek alınması gerekli bir şahsiyet olarak tanıtmakta ve şöyle demektedir: “And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah’ın peygamberi en güzel örnektir” (33-Ahzab-21).
    Bu iki ayete dikkat edecek olursak, peygamberimizin ahlâki kişiliğinin ön plana çıkarıldığını, inananların peygamberin ahlâkı ile ahlâklanmaları gerektiğini görmekteyiz. Nitekim peygamberimiz İslâm’ı Mekkelilere ilk defa tebliğ ederken onlara şöyle demişti: “Size şu tepenin ardında şehri istilâya hazırlanan bir düşman kuvvetinin varlığından bahsetsem, bana inanır mısınız? Mekkeliler şu cevabı vermiştir: “Bu güne kadar asla yalan söylemedin. Söyleyeceğin her şeye inanırız” (Hamidullah, İslâm Peygamberi, 97). Görüldüğü gibi, peygamberimizin ahlâkı tüm hayatı boyunca insanlar tarafından takdirle karşılanmıştır.
    Hadis ve sünnet Kur’an’ın mücmel ayetlerini açıklamaktadır. Mesela yüce Allah namaz kılmamızı emretmiş ama namazın nasıl kılınması gerektiğine dair Kur’an’da bilgi vermemiştir. Bu ve benzeri hususlar peygamberimiz tarafından açıklanmış ve müslümanlar da namazı peygamberimizden öğrendikleri şekilde kılmışlardır. Hadis ve sünnetin bu fonksiyonu yanında Kur’an’ın müteşabih ayetlerinin muhkem hale getirilmesi bulunmaktadır. Müteşabih ayetler, anlamları ilk okunduklarında hemen belirmeyen, doğru anlaşılmaları için bir takım araştırmalara ihtiyaç gösteren ayetlerdir. Muhkem ayetler ise, bunun aksine manası hemen beliren ve anlaşılmasında bir tereddüt bulunmayan ayetlerdir. Mesela biraz önce belirttiğimiz namaz emri son derece acık ve net ayetlerle, anlaşılmasında hiçbir tereddüt bulunmayan ifadelerle emredilmiştir. Buna karşılık bazı ayetler vardır ki bunları peygamberimiz açıklamış, tevil etmiş ve bizim onları yanlış anlamamızı engellemiştir. Mesela, Kur’an’da müminlerin ahirette rablerine nazar etmesinden bahsedilmektedir (75-Kıyame-23). Bu ayetteki nazar etmek fiili Arapça’da beklemek, ummak gibi anlamlara da gelmektedir. Peygamberimiz bu ayetle ilgili olarak, müminlerin kıyamette rablerini açıkça göreceklerini söyleyerek, ayetin anlaşılmasındaki güçlükleri gidermiştir. Hadis ve sünnet bunların yanı sıra Kur’an’da temas edilmeyen bazı hususlarda yeni bilgi ve hükümler getirmiştir. Mesela, İki kız kardeşin bir nikâh altında toplanmaları peygamberimiz tarafından haram kılınmıştır.
    Hadis ve sünnet müslümanlığın doğru ve sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için son derece önemlidir. Peygamberimiz geldiği zaman, müslümanlar onun davranışlarını örnek alıyorlar, bilemedikleri hususları ona sorup öğreniyorlardı. Bu bakımdan peygamber asrındaki müslümanlar şanslı kabul edilebilirler. Günümüz müslümanlarının her hangi bir sorunlarını doğrudan peygamberimize sorma, ondan fikir alma imkânları bulunmamaktadır. Kur’an’da müslümanlara hitaben, “bir meselede ayrılığa düşerseniz, onu Allah’a ve peygamberine arz edin” (4-Nisa-59) buyurulmaktadır. Kur’an elimizde mevcuttur. Peygambere arzın da ondan nakledilen sahih ve doğru hadis ve sünnetlere arz etmek olduğunda hiç şüphe yoktur.





+ Yorum Gönder