Konusunu Oylayın.: Rebi bin hayseme

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Rebi bin hayseme
  1. 18.Şubat.2010, 17:05
    1
    Misafir

    Rebi bin hayseme






    Rebi bin hayseme Mumsema rebi bin haysemenin hayatı ve


    katıldığı savaşlar


  2. 18.Şubat.2010, 17:05
    1
    alıu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    alıu
    Misafir



  3. 18.Şubat.2010, 21:41
    2
    Dünya Güzeli
    Rütbesiz

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Temmuz.2009
    Üye No: 49301
    Mesaj Sayısı: 185
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 32
    Bulunduğu yer: dünya

    --->: rebi bin hayseme




    Rebi Bin Hayseme ile ilgili bu kadar bilgi bulabildim


    Rebî b. Hayseme´ye felç isabet etti. Kendisine denildi ki: ´Keşke tedavi olsaydın!´ Rebî ´Ben tedavi olmayı istedim. Sonra Ad, Semûd ve Ress kavmini hatırladım. Onların arasında gelip geçen birçok nesilleri hatırladım. Onların içinde doktorlar olduğu halde hem tedavi edilen, hem de tedavi eden helâk oldu. Afsun yapmak ve te-davi etmek onları kurtaramadı´.

    Ahmed b. Hanbel derdi ki: ´Tevekküle inanıp bu yolun yolcusu olan bir kimsenin tedavi olmayı terketmesini, tedavi olmaktan daha iyi görürüm´.
    Oysa Ahmed b. Hanbel´de de birçok hastalık vardı. O hastalıklardan tedavi olan bir kimse kendisine sorduğu zaman habervermezdi.

    Sehl et-Tüsterî´ye şöyle denildi: ´Kul için tevekkül etmek ne zaman sıhhatli olur´. Sehl et-Tüsteri ´Bedeninde zarar, malında eksiklik olduğunda haliyle meşgul olup onlara iltifat etmediğinde ve Allah´ın kendisini murakâbe ettiğine dikkat ettiğinde´ diye cevap verdi.
    Durum bu olduğu halde, seleften bazıları tedavi olup bu usulü bir yol olarak bırakmıştır. Bazıları da tedavi olmayı çirkin görmüştür. Hz. Peygamber ile onların fiilini birleştirmenin yolu insanı tedaviden uzaklaştıran mânilerin kontrol altına
    alınmasıyla mümkündür. Bu bakımdan tedaviyi terketmenin birçok sebepleri vardır:
    1. Hasta ehl-i keşiften olup keşif âleminde ecelinin geldiğini ve tedavinin fayda vermeyeceğini görmelidir. Bu da bazen salih rüyalarla, bazen de tahmin ve zan ile, bazen de kesin bir keşf ile malum olur.

    Bu Hz. Ebubekir´in (r.a) tedavi olmayı terketmesine benziyor; zira o ehli keşiftendi. Çünkü Hz, Âişe´ye mirası hakkında ´Onlar senin iki kız kardeşindir!´ dedi. Oysa o zaman Hz. Âişe´nin bir tek kızkardeşi vardı. Fakat Hz. Ebubekir´in hanımı o zaman gebeydi. Ölümünden sonra bir kız çocuğu doğurdu. Böylece anlaşıldı ki hanımının kız çocuğu doğuracağı Hz. Ebubekir´e keşfolunmuştu. Öyleyse ecelinin sona erdiğini de keşif yoluyla bilmesi uzak bir ihtimal değildir. Eğer böyle olmasa Hz. Peygamber´in tedavi olduğunu ve tedavi olmayı emrettiğini bildiği halde nasıl tedaviden kaçınırdı?

    2. Hastanın kendi haliyle, sonucunun korkusuyla ve Allah´ın hâline muttali olduğunu bilmesiyle meşgul olmasıdır. Bu meşguliyet hastalık elemini ona unutturur. Bu bakımdan haliyle meşgul olduğundan dolayı kalbi tedaviyle meşgul olmaz.

    Ebu Zer Gıfârî´nin konuşması da buna delâlet eder; zira şöyle demiştir: ´Ben iki gözümle ilgilenmekten meşgulüm´.

    Ebu Derdâ´nın sözü de buna delâlet eder, zira o ´Ben ancak gü-nahlarımdan şikayet ederim!´ demiştir.

    Bu bakımdan günah korkusundan dolayı kalben hissettiği elem, hastalıktan dolayı bedenen hissettiği elemden daha fazla görünür. O halde bu kimse azizlerinden birinin ölümüyle musibettar olan veya öldürülmek için sultanlardan birinin huzuruna götürülen korkak bir kimse gibidir. Kendisine ´Sen acıkmışsın, yemek yemiyor musun?´ denildiğinde, cevap olarak ´Ben açlığın elemini duymaktan meşgulüm´ demiştir.
    Onun böyle söylemesi yemeğin açlığı gidermeye yaradığı´ haikatini inkâr etmek ve yemek yiyene ta´netmek değildir.

    Sehl´in meşguliyeti buna yakındır. Nitekim kendisine şöyle soruldu:
    - Kut (gıda) nedir?
    -Kut, Hayy ve Kayyûm olanın zikridir!
    - Biz bedenin ayakta durmasını sağlayan gıdayı soruyoruz!
    - O, ilmin ta kendisidir!
    - Biz senden gıdayı sorduk!
    - Gıda zikrin ta kendisidir!
    -Biz senden bedenin yemeğini sorduk!
    - Senin bedenle ne ilgin var? Başlangıçta bedeni koruyan, sonunda da onu korur. O halde bedenin yakasını bırak! Bedene bir illet geldiğinde onu yaratıcısına götür. Görmez misin, sanatkârın yaptığı şeyde bir kusur görüldüğünde, o düzeltilmek için ustasına geri götürülür.

    3.İlletin müzmin olmasıdır. O illete nisbeten kullanılan ilâcın fayda vermesi mevhum ve dağlama ile efsun etmenin yerine geçmesidir. Bu bakımdan tevekkül sahibi bir kimse bu şekildeki bir tedaviyi terkeder.

    Rebî b. Hayseme´nin sözü buna işaret eder; zira o şöyle demiştir: ´Ad ve Semûd kavmini hatırladım! Oysa onların içeri-sinde dokorlar vardı. Tedavi eden de edilen de helâk oldu!´
    Yani tedaviye güven olmaz. Bu da bazen esasında, bazen de hastanın gözünde böyledir. Çünkü tıp ile olan ilgisi ve denemesi azdır. Bu bakımdan faydalı olacağı zannî galip gelmez. Şüphe yok-tur ki ilaçları denemiş olan doktor, ilâçlar hakkında başkasından daha fazla inanç sahibidir. Öyleyse, güvenmek ve zannetmek inanç nisbetindedir. İnanç da deneme nisbetindedir. Âbid ve zâhidlerden tedaviyi terkedenlerin çoğunun dayanağı bu noktadır. Çünkü deva onun yanında asılsız ve mevhum birşey olarak kalmaktadır. Bu zan ise tıp ilmini bilen kimseler nezdinde bazı ilâçlar hakkında geçerli, bazısında da geçersizdir. Fakat´ doktor olmayan bir kimse bü-tün ilâçlara aynı nazarla bakar. Tedavi olmayı, dağlamak ve efsunlamak gibi şeylere dalmak olarak kabul eder. Böylece tevekkül ederek tedaviyi terkeder.


  4. 18.Şubat.2010, 21:41
    2
    Rütbesiz



    Rebi Bin Hayseme ile ilgili bu kadar bilgi bulabildim


    Rebî b. Hayseme´ye felç isabet etti. Kendisine denildi ki: ´Keşke tedavi olsaydın!´ Rebî ´Ben tedavi olmayı istedim. Sonra Ad, Semûd ve Ress kavmini hatırladım. Onların arasında gelip geçen birçok nesilleri hatırladım. Onların içinde doktorlar olduğu halde hem tedavi edilen, hem de tedavi eden helâk oldu. Afsun yapmak ve te-davi etmek onları kurtaramadı´.

    Ahmed b. Hanbel derdi ki: ´Tevekküle inanıp bu yolun yolcusu olan bir kimsenin tedavi olmayı terketmesini, tedavi olmaktan daha iyi görürüm´.
    Oysa Ahmed b. Hanbel´de de birçok hastalık vardı. O hastalıklardan tedavi olan bir kimse kendisine sorduğu zaman habervermezdi.

    Sehl et-Tüsterî´ye şöyle denildi: ´Kul için tevekkül etmek ne zaman sıhhatli olur´. Sehl et-Tüsteri ´Bedeninde zarar, malında eksiklik olduğunda haliyle meşgul olup onlara iltifat etmediğinde ve Allah´ın kendisini murakâbe ettiğine dikkat ettiğinde´ diye cevap verdi.
    Durum bu olduğu halde, seleften bazıları tedavi olup bu usulü bir yol olarak bırakmıştır. Bazıları da tedavi olmayı çirkin görmüştür. Hz. Peygamber ile onların fiilini birleştirmenin yolu insanı tedaviden uzaklaştıran mânilerin kontrol altına
    alınmasıyla mümkündür. Bu bakımdan tedaviyi terketmenin birçok sebepleri vardır:
    1. Hasta ehl-i keşiften olup keşif âleminde ecelinin geldiğini ve tedavinin fayda vermeyeceğini görmelidir. Bu da bazen salih rüyalarla, bazen de tahmin ve zan ile, bazen de kesin bir keşf ile malum olur.

    Bu Hz. Ebubekir´in (r.a) tedavi olmayı terketmesine benziyor; zira o ehli keşiftendi. Çünkü Hz, Âişe´ye mirası hakkında ´Onlar senin iki kız kardeşindir!´ dedi. Oysa o zaman Hz. Âişe´nin bir tek kızkardeşi vardı. Fakat Hz. Ebubekir´in hanımı o zaman gebeydi. Ölümünden sonra bir kız çocuğu doğurdu. Böylece anlaşıldı ki hanımının kız çocuğu doğuracağı Hz. Ebubekir´e keşfolunmuştu. Öyleyse ecelinin sona erdiğini de keşif yoluyla bilmesi uzak bir ihtimal değildir. Eğer böyle olmasa Hz. Peygamber´in tedavi olduğunu ve tedavi olmayı emrettiğini bildiği halde nasıl tedaviden kaçınırdı?

    2. Hastanın kendi haliyle, sonucunun korkusuyla ve Allah´ın hâline muttali olduğunu bilmesiyle meşgul olmasıdır. Bu meşguliyet hastalık elemini ona unutturur. Bu bakımdan haliyle meşgul olduğundan dolayı kalbi tedaviyle meşgul olmaz.

    Ebu Zer Gıfârî´nin konuşması da buna delâlet eder; zira şöyle demiştir: ´Ben iki gözümle ilgilenmekten meşgulüm´.

    Ebu Derdâ´nın sözü de buna delâlet eder, zira o ´Ben ancak gü-nahlarımdan şikayet ederim!´ demiştir.

    Bu bakımdan günah korkusundan dolayı kalben hissettiği elem, hastalıktan dolayı bedenen hissettiği elemden daha fazla görünür. O halde bu kimse azizlerinden birinin ölümüyle musibettar olan veya öldürülmek için sultanlardan birinin huzuruna götürülen korkak bir kimse gibidir. Kendisine ´Sen acıkmışsın, yemek yemiyor musun?´ denildiğinde, cevap olarak ´Ben açlığın elemini duymaktan meşgulüm´ demiştir.
    Onun böyle söylemesi yemeğin açlığı gidermeye yaradığı´ haikatini inkâr etmek ve yemek yiyene ta´netmek değildir.

    Sehl´in meşguliyeti buna yakındır. Nitekim kendisine şöyle soruldu:
    - Kut (gıda) nedir?
    -Kut, Hayy ve Kayyûm olanın zikridir!
    - Biz bedenin ayakta durmasını sağlayan gıdayı soruyoruz!
    - O, ilmin ta kendisidir!
    - Biz senden gıdayı sorduk!
    - Gıda zikrin ta kendisidir!
    -Biz senden bedenin yemeğini sorduk!
    - Senin bedenle ne ilgin var? Başlangıçta bedeni koruyan, sonunda da onu korur. O halde bedenin yakasını bırak! Bedene bir illet geldiğinde onu yaratıcısına götür. Görmez misin, sanatkârın yaptığı şeyde bir kusur görüldüğünde, o düzeltilmek için ustasına geri götürülür.

    3.İlletin müzmin olmasıdır. O illete nisbeten kullanılan ilâcın fayda vermesi mevhum ve dağlama ile efsun etmenin yerine geçmesidir. Bu bakımdan tevekkül sahibi bir kimse bu şekildeki bir tedaviyi terkeder.

    Rebî b. Hayseme´nin sözü buna işaret eder; zira o şöyle demiştir: ´Ad ve Semûd kavmini hatırladım! Oysa onların içeri-sinde dokorlar vardı. Tedavi eden de edilen de helâk oldu!´
    Yani tedaviye güven olmaz. Bu da bazen esasında, bazen de hastanın gözünde böyledir. Çünkü tıp ile olan ilgisi ve denemesi azdır. Bu bakımdan faydalı olacağı zannî galip gelmez. Şüphe yok-tur ki ilaçları denemiş olan doktor, ilâçlar hakkında başkasından daha fazla inanç sahibidir. Öyleyse, güvenmek ve zannetmek inanç nisbetindedir. İnanç da deneme nisbetindedir. Âbid ve zâhidlerden tedaviyi terkedenlerin çoğunun dayanağı bu noktadır. Çünkü deva onun yanında asılsız ve mevhum birşey olarak kalmaktadır. Bu zan ise tıp ilmini bilen kimseler nezdinde bazı ilâçlar hakkında geçerli, bazısında da geçersizdir. Fakat´ doktor olmayan bir kimse bü-tün ilâçlara aynı nazarla bakar. Tedavi olmayı, dağlamak ve efsunlamak gibi şeylere dalmak olarak kabul eder. Böylece tevekkül ederek tedaviyi terkeder.





+ Yorum Gönder