Konusunu Oylayın.: Muhammed Aleyhisselamın Ailesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Muhammed Aleyhisselamın Ailesi
  1. 31.Ocak.2010, 22:12
    1
    Misafir

    Muhammed Aleyhisselamın Ailesi






    Muhammed Aleyhisselamın Ailesi Mumsema Muhammed A.s Mın Anne Ve Babasının Haniflik Dini üzerine Itikadı Ve Vefatlarından Sonraki Ahiret Durumları Nedir.varsa Bu Konu üzerine Hadisleri öğrenmek Istiyorum Cevaplarmısınız


  2. 31.Ocak.2010, 22:12
    1
    cıngıldak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    cıngıldak
    Misafir



  3. 30.Aralık.2012, 18:21
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Muhammed Aleyhisselamın Ailesi




    Peygamberimizin anne-babasının iman durumu nedir?


    Resulûllah (a.s.m)’ın muhterem peder ve validelerinin uhrevi durumları çokça münakaşa edilmiş bir mevzudur. Sadedinde olduğumuz rivayete göre cehennemliktirler. Ama mü'min gönüller, Aleyhissalâtü vesselam'ın peder ve validelerinin ateşte olmasına razı olmuyor, dilleri bunu söylemeye varmıyor. Üstelik, onlar hakkında "ehl-i necattır, cennetliktir" demeye imkân veren kuvvetli karineler var. Bu karineleri esas alanlar onların ehl-i cennet olduğuna hükmetmişlerdir. Bu hususta en ziyade söz söyleyen Celaleddin Suyutî hazretleridir. O, bu mesele üzerine bazısı nazım, bazısı nesir muhtelif risaleler telif etmiş, orada deliller ve delillerle ilgili bazı yorumları kaydederek Resûlullah'ın ebeveynlerinin ehl-i cennet olduklarını kesin olarak beyan etmiştir. Bu risalelerden birinin adı: et-Ta'zîm ve'l-Minne fi enne
    Ebeveyni Resûlillah fi'l-Cenne'dir.

    Onların imanını teyid eden deliller şöyle özetlenir:

    1) Daha önceki dinler ve peygamberler sadece kendi kavimlerine ve bölgelerine gönderilirdi. Bu nedenle aynı anda çok peygamber beraber olmuş ve sadece kendi insanlarına karşı sorumlu olmuşlardır. İşte Amine validemiz ile muhterem kocası Hz. Abdullah Hıristiyanlıktan sorumlu değillerdi ve sadece hanif dininden geriye kalanlarla amel ediyorlardı.
    Onlar Hz. ibrahim ve Hz. İsmail'den intikal eden ve haniflik adıyla bilinen dinî bir ananeye tâbi idiler, bu dinin mü'mini idiler.

    2) "Fetret devri mü'mini" İdiler. Fetret devri demek, iki peygamber arasında geçen ve peygambersiz olan ara devredir. Bu durumda, İslâm'dan önce her kavme müstakil peygamber gelme esasına binaen iki peygamberin gönderilme müddetleri içinde yaşasa bile, önceki peygamber kendilerine Resul olarak gönderilmeyen, yeni gelene de yetişemeyen kimse fetret devri insanı sayılır. Resûlullahın ebeveyni, Hazret-i Isa Araplara gönderilmediği ve Resûlullah'ın nübüvvetine de yetişmedikleri için fetret devri insanı sayılırlar. Ayet-i kerîme'de kendilerine resul gelmeyen hiçbir kavmin sorumlu tutulmayacağı belirtilmiştir: "Peygamber göndermedikçe de biz kimseye azab edici değiliz" (İsra 15). Kaldı ki, Hz. İbrahim'den bakiye kalan dinî bir an'ane cahiliye devri Araplarında mevcut idi.

    Bu meselenin münakaşasına girmeden, mevzu üzerine Bediüzzaman'ın bir cevabını kaydedeceğiz:

    "Resul-u Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'ın peder ve valideleri, ehl-i necattır ve ehl-i cennettir ve ehl-i imândır. Cenab-ı Hak, Habib-i Ekrem'inin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendâne şefkatini, elbette rencide etmez. Eğer denilse: Madem öyledir, neden onlar Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'a imana muvaffak olamadılar? Neden bi'setine yetişemediler?

    Elcevap: Cenab-ı Hak, Habib-i Ekreminin peder ve validesini, kendi keremiyle, Resul-u Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'm ferzendâne hissini memnun etmek için, valideynini minnet altında bulundurmuyor. Valideynlik mertebesinden, manevi evlad mertebesine getirmemek için, hâlis kendi Minnet-i Rububiyeti altına alıp, onları mesut etmek ve Habib-i Ekremini de memnun etmekliği rahmeti iktiza etmiş ki. valideynini ve ceddini, ona zahiri ümmet etmemiş. Fakat ümmetin meziyetini, faziletini, saadetini onlara ihsan etmiştir. Evet, âli bir müşirin, yüzbaşı rütbesinde olan pederi huzuruna girmesi, birbirine zıd iki hissin taht-ı tesirinde bulunur. Padişah, o müşir olan Yaver-i Ekremine merhameten, pederini onun maiyetine vermiyor."
    ________________________

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) her yönden olduğu gibi, aile, asalet ve nesep bakımından da insanların en üstünü, en faziletlisi, en muhteremi ve en seçkini idi.
    Bir seferinde Sahabe-i Kiram, kendisine nesebini sordular. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şu cevabı verdi:

    “Cenab-ı Hak mahlûkatı yarattı ve beni en hayırlılarından kıldı. Sonra iki milletten (Arap ve Arap olmayan) en hayırlısından kıldı. Sonra kabileleri ayırdı ve beni en hayırlı kabileden (Kureyş’ten) kıldı. Sonra aileleri ayırdı, beni de en hayırlı aileden kıldı. Ben şahıs olarak da, aile olarak da insanların en hayırlısıyım.”1
    Bu hususta Sahih-i Buharî’de şu hadis-i şerif kayıtlıdır:

    “Ben devirden devire, aileden aileye intikal ile seçilerek Âdemoğulları soyunun en temizinden naklolundum. Sonunda şu içinde bulunduğum Hâşimî câmiasından neş’et ettim (dünyaya geldim).”2

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ecdat ve atalarının hepsi de asil, temiz ahlâklı, dürüst kimselerdi, Tevhid dinine bağlı insanlardı. Peygamberimizin (a.s.m.) hayatını ve mücadelesini anlatan siyer kitaplarında genişçe kaydedildiği gibi, Peygamberimizin (a.s.m.) nurunun intikal şekli Hz. İsmail’den başlar, sonra Kinâne’den Kureyş’e, Kureyş’ten Haşimoğullarına kadar gelir. Bu tertibin uzaktan yakına doğru geldikçe terakki ettiği görülür.

    Tabakatü’l-Kübrâ sahibi İbni Sa’d, Peygamberimizin (a.s.m.) anneleri hakkında da şu bilgiyi verir:

    “Resul-i Ekremin (a.s.m.) beş yüz kadar büyükannesini tespit ettim. Bunların hiçbirisinde Cahiliye devri ahlâksızlıklarından ne bir zinaya, ne de başka bir kötülüğe rastlamadım.”3

    Yine siyer kitaplarında yer aldığına göre, peygamber Efendimizin (a.s.m.) dedelerinin ve büyükannelerinin İbrahim Aleyhisselâmın dini olan Hanîf dini üzerinde bulundukları rivayet edilir ki, hiçbirisinin şirkin çirkinliklerine bulaşmadıkları bildirilir. Çünkü Cenab-ı Hak insanların içinden seçtiği, kendine dost ve elçi olarak kabul ettiği bir insanın neslini her türlü kötülüklerden koruyacak, ona hususi lütuf ve keremini ihsan buyuracaktır.
    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) büyük annelerine gelince; babaannesinin ismi Fâtıma, anneannesinin ismi de Berre idi. Dayılarına Adiy bin Neccaroğulları denmektedir. Peygamberimizin (a.s.m.) büyükanneleri, onun peygamberlik zamanına yetişemediler, dolayısıyla İslâmiyetle müşerref olamadılar. Fakat onlar Hanîf dini üzerinde yaşamışlar, Mekke müşriklerinin düştüğü putperestliğe bulaşmamışlardır.
    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) annesi Âmine, babası Abdullah ve dedesi Abdülmuttalib’in imanı hakkında kendisine sorulan bir sual vesilesiyle, Bediüzzaman şu kısa izahı getirir.

    “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın peder ve valideleri ehl-i necattır ve ehl-i Cennettir ve ehl-i îmandır. Cenab-ı Hak, Habib-i Ekreminin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendâne şefkatini elbette rencide etmez.”4
    Yani: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) baba ve anneleri kurtuluş ehlidir, Cennet ehlidir ve iman ehlidir. Cenab-ı Hak Sevgili Habibinin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı şefkati elbette rencide etmez.

    1 Tirmizî, Menâkıb: 1.
    2 Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 9: 272.
    3 İbni Sa’d. Tabakat, 1: 60.
    4 Mektubat, s. 361.

    Mehmed Paksu
    Aileye Özel Fetvalar


  4. 30.Aralık.2012, 18:21
    2
    Moderatör



    Peygamberimizin anne-babasının iman durumu nedir?


    Resulûllah (a.s.m)’ın muhterem peder ve validelerinin uhrevi durumları çokça münakaşa edilmiş bir mevzudur. Sadedinde olduğumuz rivayete göre cehennemliktirler. Ama mü'min gönüller, Aleyhissalâtü vesselam'ın peder ve validelerinin ateşte olmasına razı olmuyor, dilleri bunu söylemeye varmıyor. Üstelik, onlar hakkında "ehl-i necattır, cennetliktir" demeye imkân veren kuvvetli karineler var. Bu karineleri esas alanlar onların ehl-i cennet olduğuna hükmetmişlerdir. Bu hususta en ziyade söz söyleyen Celaleddin Suyutî hazretleridir. O, bu mesele üzerine bazısı nazım, bazısı nesir muhtelif risaleler telif etmiş, orada deliller ve delillerle ilgili bazı yorumları kaydederek Resûlullah'ın ebeveynlerinin ehl-i cennet olduklarını kesin olarak beyan etmiştir. Bu risalelerden birinin adı: et-Ta'zîm ve'l-Minne fi enne
    Ebeveyni Resûlillah fi'l-Cenne'dir.

    Onların imanını teyid eden deliller şöyle özetlenir:

    1) Daha önceki dinler ve peygamberler sadece kendi kavimlerine ve bölgelerine gönderilirdi. Bu nedenle aynı anda çok peygamber beraber olmuş ve sadece kendi insanlarına karşı sorumlu olmuşlardır. İşte Amine validemiz ile muhterem kocası Hz. Abdullah Hıristiyanlıktan sorumlu değillerdi ve sadece hanif dininden geriye kalanlarla amel ediyorlardı.
    Onlar Hz. ibrahim ve Hz. İsmail'den intikal eden ve haniflik adıyla bilinen dinî bir ananeye tâbi idiler, bu dinin mü'mini idiler.

    2) "Fetret devri mü'mini" İdiler. Fetret devri demek, iki peygamber arasında geçen ve peygambersiz olan ara devredir. Bu durumda, İslâm'dan önce her kavme müstakil peygamber gelme esasına binaen iki peygamberin gönderilme müddetleri içinde yaşasa bile, önceki peygamber kendilerine Resul olarak gönderilmeyen, yeni gelene de yetişemeyen kimse fetret devri insanı sayılır. Resûlullahın ebeveyni, Hazret-i Isa Araplara gönderilmediği ve Resûlullah'ın nübüvvetine de yetişmedikleri için fetret devri insanı sayılırlar. Ayet-i kerîme'de kendilerine resul gelmeyen hiçbir kavmin sorumlu tutulmayacağı belirtilmiştir: "Peygamber göndermedikçe de biz kimseye azab edici değiliz" (İsra 15). Kaldı ki, Hz. İbrahim'den bakiye kalan dinî bir an'ane cahiliye devri Araplarında mevcut idi.

    Bu meselenin münakaşasına girmeden, mevzu üzerine Bediüzzaman'ın bir cevabını kaydedeceğiz:

    "Resul-u Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'ın peder ve valideleri, ehl-i necattır ve ehl-i cennettir ve ehl-i imândır. Cenab-ı Hak, Habib-i Ekrem'inin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendâne şefkatini, elbette rencide etmez. Eğer denilse: Madem öyledir, neden onlar Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'a imana muvaffak olamadılar? Neden bi'setine yetişemediler?

    Elcevap: Cenab-ı Hak, Habib-i Ekreminin peder ve validesini, kendi keremiyle, Resul-u Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm'm ferzendâne hissini memnun etmek için, valideynini minnet altında bulundurmuyor. Valideynlik mertebesinden, manevi evlad mertebesine getirmemek için, hâlis kendi Minnet-i Rububiyeti altına alıp, onları mesut etmek ve Habib-i Ekremini de memnun etmekliği rahmeti iktiza etmiş ki. valideynini ve ceddini, ona zahiri ümmet etmemiş. Fakat ümmetin meziyetini, faziletini, saadetini onlara ihsan etmiştir. Evet, âli bir müşirin, yüzbaşı rütbesinde olan pederi huzuruna girmesi, birbirine zıd iki hissin taht-ı tesirinde bulunur. Padişah, o müşir olan Yaver-i Ekremine merhameten, pederini onun maiyetine vermiyor."
    ________________________

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) her yönden olduğu gibi, aile, asalet ve nesep bakımından da insanların en üstünü, en faziletlisi, en muhteremi ve en seçkini idi.
    Bir seferinde Sahabe-i Kiram, kendisine nesebini sordular. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şu cevabı verdi:

    “Cenab-ı Hak mahlûkatı yarattı ve beni en hayırlılarından kıldı. Sonra iki milletten (Arap ve Arap olmayan) en hayırlısından kıldı. Sonra kabileleri ayırdı ve beni en hayırlı kabileden (Kureyş’ten) kıldı. Sonra aileleri ayırdı, beni de en hayırlı aileden kıldı. Ben şahıs olarak da, aile olarak da insanların en hayırlısıyım.”1
    Bu hususta Sahih-i Buharî’de şu hadis-i şerif kayıtlıdır:

    “Ben devirden devire, aileden aileye intikal ile seçilerek Âdemoğulları soyunun en temizinden naklolundum. Sonunda şu içinde bulunduğum Hâşimî câmiasından neş’et ettim (dünyaya geldim).”2

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ecdat ve atalarının hepsi de asil, temiz ahlâklı, dürüst kimselerdi, Tevhid dinine bağlı insanlardı. Peygamberimizin (a.s.m.) hayatını ve mücadelesini anlatan siyer kitaplarında genişçe kaydedildiği gibi, Peygamberimizin (a.s.m.) nurunun intikal şekli Hz. İsmail’den başlar, sonra Kinâne’den Kureyş’e, Kureyş’ten Haşimoğullarına kadar gelir. Bu tertibin uzaktan yakına doğru geldikçe terakki ettiği görülür.

    Tabakatü’l-Kübrâ sahibi İbni Sa’d, Peygamberimizin (a.s.m.) anneleri hakkında da şu bilgiyi verir:

    “Resul-i Ekremin (a.s.m.) beş yüz kadar büyükannesini tespit ettim. Bunların hiçbirisinde Cahiliye devri ahlâksızlıklarından ne bir zinaya, ne de başka bir kötülüğe rastlamadım.”3

    Yine siyer kitaplarında yer aldığına göre, peygamber Efendimizin (a.s.m.) dedelerinin ve büyükannelerinin İbrahim Aleyhisselâmın dini olan Hanîf dini üzerinde bulundukları rivayet edilir ki, hiçbirisinin şirkin çirkinliklerine bulaşmadıkları bildirilir. Çünkü Cenab-ı Hak insanların içinden seçtiği, kendine dost ve elçi olarak kabul ettiği bir insanın neslini her türlü kötülüklerden koruyacak, ona hususi lütuf ve keremini ihsan buyuracaktır.
    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) büyük annelerine gelince; babaannesinin ismi Fâtıma, anneannesinin ismi de Berre idi. Dayılarına Adiy bin Neccaroğulları denmektedir. Peygamberimizin (a.s.m.) büyükanneleri, onun peygamberlik zamanına yetişemediler, dolayısıyla İslâmiyetle müşerref olamadılar. Fakat onlar Hanîf dini üzerinde yaşamışlar, Mekke müşriklerinin düştüğü putperestliğe bulaşmamışlardır.
    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) annesi Âmine, babası Abdullah ve dedesi Abdülmuttalib’in imanı hakkında kendisine sorulan bir sual vesilesiyle, Bediüzzaman şu kısa izahı getirir.

    “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın peder ve valideleri ehl-i necattır ve ehl-i Cennettir ve ehl-i îmandır. Cenab-ı Hak, Habib-i Ekreminin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendâne şefkatini elbette rencide etmez.”4
    Yani: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) baba ve anneleri kurtuluş ehlidir, Cennet ehlidir ve iman ehlidir. Cenab-ı Hak Sevgili Habibinin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı şefkati elbette rencide etmez.

    1 Tirmizî, Menâkıb: 1.
    2 Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 9: 272.
    3 İbni Sa’d. Tabakat, 1: 60.
    4 Mektubat, s. 361.

    Mehmed Paksu
    Aileye Özel Fetvalar





+ Yorum Gönder