Konusunu Oylayın.: İstanbulun fethi hakkında hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İstanbulun fethi hakkında hutbe
  1. 19.Ocak.2010, 21:46
    1
    Misafir

    İstanbulun fethi hakkında hutbe






    İstanbulun fethi hakkında hutbe Mumsema istanbulun fethi


  2. 19.Ocak.2010, 21:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    istanbulun fethi

  3. 20.Ocak.2010, 00:45
    2
    Arsoy
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Şubat.2007
    Üye No: 49
    Mesaj Sayısı: 356
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Bulunduğu yer: ...................

    İstanbul'un Fethi Hakkında Hutbe




    İSTANBUL'UN FETHİ
    Aziz Mü'minler!

    Ezelden ebede kadar devam edecek "Tevhid akidesi", en büyük hakikat, Hira dağında inen "Oku" emri île kemale erdi. Bu aynı zamanda, şerefli bayrağımızın mukaddes Hilalinin de ilk ışığı olmuştur. Çünkü bayrağımızdaki ay yıldız tevhidi ifade eder. Bu nur hamulesi yayılmaya, karanlıklar içinde ışık arayan insanlığa "Onu biz indirdik, biz muhafaza edeceğiz" garantisinde ebedî ışık saçmaya başlamıştır. Bir kol Arabistan, Irak, İran ve Türkistan'a kadar ulaşıp Türklüğe ebedî zafer azmini ve hayat iksirini sunarken, diğer bir kol Mısır, Trablusgarb, Tunus, Cezayir üstünden İspanya'ya geçerek dünya medeniyetinin doğuşunu hazırladı. Anadolu, büyük Türk hakanı Sultan Alparslan ile ebedî bir fethe kavuştu. 1071'den sonra Hilal bir şimşek hızıyla İstanbul kapılarına dayandı ve bayrak elden ele geçerek Ulubatlı onu, küfrün çürümüş taşlarla korunan şehri üstünde dalgalandırdı.

    Muhterem Mü'minler!

    Tarihimiz, fetihler, fatihler, Kahramanlıklar ve zaferler tarihidir. Üç bin yıllık bir geçmişe sahip olan ve dünyanın en büyük ordularını donatan bu milletin kazandığı zaferleri ve gerçekleştirdiği fetihleri saymak mümkün değildir. Ancak fetih denince akla İstanbul'un fethi, Fatih denince de Fatih Sultan Muhammed Han gelir. Bu kutlu hadise Fatih'in şahsiyeti ile öylesine özdeşleşmiştir ki onları birbirinden ayrı düşünmek zaiddir.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ashab-ı Kiram zamanından beri defalarca muhasara edilen İstanbul'u fethetmek, daha başlangıçtan beri münferit ve mücerret bir hadise olmaktan çok, İslarnî bir ideal olmuştu. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): "Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fethedilecektir. Onu
    fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir"[1] buyurmuşlardır.
    Bu ulvî heyecan şeraresini yaradılışındaki istidatlarla, almış olduğu maddi ve kalbi eğitimle birleştirerek, fethi mübine hazırlanan Fatih de şöyle diyordu:
    "Ya Bizans beni alır, ya ben Bizansı alırım." Bu aşk, bu şevk ve bu tefekkürle Sultan Mehmed Han 29 Mayıs 1453 sabahı karadan ve denizden görülmemiş bir azim ve büyük bir hücumla top gürültüleri arasında yükselen kös, davul, mehter sesleri, ve tekbir sedalarıyla askerlerini Peygamber müjdesi rehberliğinde İstanbul'a sel gibi akıtıyordu. Bu sahneyi büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı şöyle tasvir ediyor:
    Vur pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına
    Gülbangi asmam tutan pîr aşkına
    Düşsün çelengi Rum'un eğilsun ser-i firenk
    Vur Türk'ü gönderen yed-i takdir aşkına
    Son savletinle vur ki açılsın bu surlar
    Fecr-i hücum içindeki Tekbir aşkına.

    İşte bu heyecan ve aşkla yapılan hücumla, nihayet surların üzerinde Ulubatlı Hasan'ın diktiği bayrak, dört bir yana dalgalanmaya başladı. Artık Kostantiniyye fethedilmişti.

    Değerli Kardeşlerim!

    29 Mayıs 1453 İslam'ın çağ kapatıp, çağ açan kudretinin bir kerre de Bizans üstünde tecelli ettiği tarihtir. Öyle bir tarih ki, Ezan-ı Muhammedîlerin çan seslerini, nurun zulmeti, ilmin cehaleti, îmanın küfrü, cesaretin cebaneti, Hakkın batılı fethettiği tarihtir. Bu tarih aynı zamanda İslam'ın cihat şuurunun idrak edildiği bir tarihtir.


    [1] Ahmed, Müsned, c.4. sh.335


  4. 20.Ocak.2010, 00:45
    2
    Devamlı Üye



    İSTANBUL'UN FETHİ
    Aziz Mü'minler!

    Ezelden ebede kadar devam edecek "Tevhid akidesi", en büyük hakikat, Hira dağında inen "Oku" emri île kemale erdi. Bu aynı zamanda, şerefli bayrağımızın mukaddes Hilalinin de ilk ışığı olmuştur. Çünkü bayrağımızdaki ay yıldız tevhidi ifade eder. Bu nur hamulesi yayılmaya, karanlıklar içinde ışık arayan insanlığa "Onu biz indirdik, biz muhafaza edeceğiz" garantisinde ebedî ışık saçmaya başlamıştır. Bir kol Arabistan, Irak, İran ve Türkistan'a kadar ulaşıp Türklüğe ebedî zafer azmini ve hayat iksirini sunarken, diğer bir kol Mısır, Trablusgarb, Tunus, Cezayir üstünden İspanya'ya geçerek dünya medeniyetinin doğuşunu hazırladı. Anadolu, büyük Türk hakanı Sultan Alparslan ile ebedî bir fethe kavuştu. 1071'den sonra Hilal bir şimşek hızıyla İstanbul kapılarına dayandı ve bayrak elden ele geçerek Ulubatlı onu, küfrün çürümüş taşlarla korunan şehri üstünde dalgalandırdı.

    Muhterem Mü'minler!

    Tarihimiz, fetihler, fatihler, Kahramanlıklar ve zaferler tarihidir. Üç bin yıllık bir geçmişe sahip olan ve dünyanın en büyük ordularını donatan bu milletin kazandığı zaferleri ve gerçekleştirdiği fetihleri saymak mümkün değildir. Ancak fetih denince akla İstanbul'un fethi, Fatih denince de Fatih Sultan Muhammed Han gelir. Bu kutlu hadise Fatih'in şahsiyeti ile öylesine özdeşleşmiştir ki onları birbirinden ayrı düşünmek zaiddir.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ashab-ı Kiram zamanından beri defalarca muhasara edilen İstanbul'u fethetmek, daha başlangıçtan beri münferit ve mücerret bir hadise olmaktan çok, İslarnî bir ideal olmuştu. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): "Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fethedilecektir. Onu
    fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir"[1] buyurmuşlardır.
    Bu ulvî heyecan şeraresini yaradılışındaki istidatlarla, almış olduğu maddi ve kalbi eğitimle birleştirerek, fethi mübine hazırlanan Fatih de şöyle diyordu:
    "Ya Bizans beni alır, ya ben Bizansı alırım." Bu aşk, bu şevk ve bu tefekkürle Sultan Mehmed Han 29 Mayıs 1453 sabahı karadan ve denizden görülmemiş bir azim ve büyük bir hücumla top gürültüleri arasında yükselen kös, davul, mehter sesleri, ve tekbir sedalarıyla askerlerini Peygamber müjdesi rehberliğinde İstanbul'a sel gibi akıtıyordu. Bu sahneyi büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlı şöyle tasvir ediyor:
    Vur pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına
    Gülbangi asmam tutan pîr aşkına
    Düşsün çelengi Rum'un eğilsun ser-i firenk
    Vur Türk'ü gönderen yed-i takdir aşkına
    Son savletinle vur ki açılsın bu surlar
    Fecr-i hücum içindeki Tekbir aşkına.

    İşte bu heyecan ve aşkla yapılan hücumla, nihayet surların üzerinde Ulubatlı Hasan'ın diktiği bayrak, dört bir yana dalgalanmaya başladı. Artık Kostantiniyye fethedilmişti.

    Değerli Kardeşlerim!

    29 Mayıs 1453 İslam'ın çağ kapatıp, çağ açan kudretinin bir kerre de Bizans üstünde tecelli ettiği tarihtir. Öyle bir tarih ki, Ezan-ı Muhammedîlerin çan seslerini, nurun zulmeti, ilmin cehaleti, îmanın küfrü, cesaretin cebaneti, Hakkın batılı fethettiği tarihtir. Bu tarih aynı zamanda İslam'ın cihat şuurunun idrak edildiği bir tarihtir.


    [1] Ahmed, Müsned, c.4. sh.335




+ Yorum Gönder